izmir'de kimya bölümü okuyan bir üniversite öğrencisi tarafından gerçekleştirilen anlamsız bir olay.
gün geçmiyor ki ülkemizde böyle saçma olaylar yaşanmasın.
ailesine akşam yemeğinde 'size bir süprizim var' diyip bir içeceğin içine siyanür karıştırarak ailesine içirmeye çalışıyor. ve olayda tuhaflık olduğunu fark eden evin küçük bireyi içeceği içmiyor. kardeş hariç anne ve baba hayatını kaybediyor.
düşünün ailenizden biri size bir şey içirip, şuan da ölmek için sadece 10 dakikanız var diyor.
bu haberi okuduktan sonra o gün içerisinde haberin etkisinden çıkmam uzun zaman aldı ki, hala şok içerisindeyim.
bu nasıl bir psikolojik rahatsızlıktır, bir türlü anlam veremiyorum.
şuan da trafiğe çıkamamamın tek sebebidir. mahalle arasında bir aracın yanından geçecekken durup, karşıdan gelen araçtaki şoförün, geçer geçer diye bağırması. geçer mi geçmez mi ikilemesi içerisinde kalmak.
Fahiş imla hataları yüzünden gerçekleşen eylem.
Çok basit sözcüklerin birçok insan tarafından yanlış kullanıldığına şahit olmak, üzücü durum. Hâlâ yani yerine yağni, eğlenmek demek yerine eylenmek sözcüğünü kullanan insanlar var. Bilimum değil bilumumumum dan geliyor.
Hayal kırıklığına uğruyorum, böyle basit hataları yapan insanları görünce.
Atarlı bir başlık oldu ama bunları düşününce kendime hakim olamıyorum.
Kadının bir robot olarak görüldüğü ülkemizde bu zihniyet ne zaman değişir diye düşünürken, bayanların bir takım duygularını bahane ederek kısıtlanması doğrultusunda çoğu şirkette müdürlerin yüzde 90 nının erkeklerden olduğunu görüyoruz.
Kıyaslamak gerekirse her şey kol gücünden ibaret değildir. Kadınlar birçok özellikleriyle erkeklerden üstün.
En azından bu ayrımcılığın eşit seviyeye ulaştırılmasından yanayım. Fazlasını beklemiyorum. Pozitif ayrımcılık; hele ki onu uygulayabilecek bir zihniyet olmadığından sadece eşit bir yaklaşımı, kadınlara bu kadar hor görmeyin.
bkz: genelleme yapmıyorum. istisna da olsa bu zihniyete sahip insanlar da var.
Okur yazar dedik hep
Yazar kısmı tamam da
Tam anlamıyla bir okur olunabildi mi?
Hayır.
Eğer öyle olsaydı;
Şarj'a şarz,
Asfalt'a asvalt,
Eğitim'e eyitim
Ya da
Annie are you okey'e eni vici vokke
Denilmiyor olurdu...
Bugün sınav öncesi ders çalışmak için kütüphaneye gittim. Kütüphane dediğin içi kitapla dolu rafların olduğu odalardır. Fakat maalesef görmeyi beklediğim o tablodan eser yoktu. Kitaplık var ama kitap yok. Sayın rektörüm fakültenize göstermiş olduğunuz kapsamlı ilginizi diğer yerleşkelere de göstermenizi rica ediyorum.
Günümüzde çocuklarımızın gelişen
teknolojiyle birlikte sanal dünyaya çok fazla bağlandıklarını görmekteyiz. Ebeveynlerin bilinçsiz yaklaşımları doğrultusunda bu durum gittikçe artmaktadır.
Fakat çocukların hayal güçlerini kullandıklarında birçok şeyin güzelleştiğini biliyoruz.
Burada ebeveynlere düşen en önemli görev, çocuğun tek uğraşının bilgisayar ve internetin olmadığı, hayatın diğer alanlarını da ihmal etmediği bir ortam oluşturmaktır.
Çocukları, doğa ile iç içe bulundurmak, çeşitli sanat dallarıyla ilgilenmesini sağlamak, ev içinde ona özgür bir yaşam alanı oluşturmak, evcil bir hayvan sahiplenmek, okuma alışkanlıklarını kazanmadırmak amacıyla ona ait bir kitaplık tasarlamak, haftasonu aile planlarının sıklaştırılması gibi ortamlar oluşturulduğunda sanal dünyanın olumsuz etkilerinden de onları korumak mümkün olacaktır.
Çocukları ellerinde telefonlar, tabletler görmek değil ; balonlar, uçurtmalar, şekerlemeler görmek istiyoruz.
Hiçbir mitingine türk bayrağı broşu takmadan giden bir adamı rabia işareti ile selamlayan insanlara saygı duymam arkadaş. Rabia işareti iran'da ölmüş bir kızın anısına yapılan bir sembol. Ne burası iran ne de şeriat bir ülkede yaşıyoruz. Yazık! Reailete gelindiğinde evet oyu veren insanların tümü gözleri kapalı bakan insanlardır net.
inadın batsın MEB bunca yıldır el yazısı saçmalığını uzmanlarda dahil herkes söyledi sen direndin de ne oldu?bu direnç seni haklı çıkardı mı ?...
Bence yazılar dik olsun defterler yan dursun.
Bir sonraki sene herşey dik olur öğrencileri yan tutarsınız.
Mühim değil nasılsa eğitim deneme tahtası..
Ne kadar da gariptir. Aynı gökyüzüne bakıp aynı havayı soluyan, aynı sudan içip aynı denize giren insanların, birbirine üstünlük iddia etmesi. Bedenlerimiz bile aynı toprakta çürüyecekse bu neyin kavgası. Fırsat varken sarıl sımsıkı, sayılı nefese inat...
Ortaokuldan üniversiteye kadar ingilizce dersi almış fakat öğrenememiş tek ülkeyiz.
Yabancı diziler yaşasın.
Alt yazılı yabancı filmler.
Yabancı şarkılar iyi ki varlar.
Sayın rakam;
işte bundan bahsediyordum. Daha insanların özel hayatları dışına bile çıkmayı denemeyen, yozlaşmış bu milletin; değil ülkeyi kendilerini geliştirmesini bile bekleyemem.
#35950388
Her sabah daha berbat bir güne uyanıyoruz. Kahvaltı haberlerinde rekor enflasyon değerleri, artan işsizlikler, ekonomik krizler, iç savaş söylemleri ekmeğimize katık oluyor. Dünya üzerindeki devlet sayısı her geçen gün artıyor. Huzur getirmesi beklenen sözde demokratik sistemler kendi kendini kemiriyor…
Hayatımızdaki düzensizlik büyüyor. Çevrede gürültü artıyor, soluduğumuz hava daha kirli, gıdalardaki kanserojenler daha fazla. Gösterilebilecek duyarlılıklar sembolik çabanın ötesine geçemiyor. Kendimize, ailemize ayırabildiğimiz vakit artık daha az.
Birşeyleri yoluna koyabilmek adına onca uğraşmamıza rağmen başarısız oluyoruz. Hayatın bu karmaşası bizi oyalıyor, bizi erteliyor, bizi sürüklüyor. Bunalıyoruz…
Yapabildiğimiz tek şey bu kaosun içinde sığınacak bir yer bulup işimize bakmak oluyor.
Durum diğer ülkelerde de üç aşağı beş yukarı aynı. Sosyalist ya da kapitalist, tüm devletler aynı bunalımın pençesinde kıvranıyor.
Dünyamız parçalanıp dağılırken, suçu şu ya da bu siyasi yapıya atmanın bir anlamı yok. Siyasetçiler, liderler ya da ideolojiler… Her yanımızı saran evrensel bunalıma hiçbiri tek başına çözüm getiremez…
Bu hastalıktan kurtulabilmenin yolu, 400 yıl önce
şekillenen dünyayı algılayış biçimimizi, dolayısıyla da onun düzenlenme tarzını değiştirmekten geçiyor!
Evrende, içinde bulunduğumuz klonlama ve sentetik biyoloji çağında dahi şu gerçekle yüz yüzeyiz: bugüne kadar hiç kimse tamamen cansız bir maddeden canlı yarata-bilmiş değil. Yaşamı oluşturmanın tek yolu hâlâ yaşamın yine kendisi.
Kuantum biyolojisini bizlerle tanıştıran ve tavsiye edebileceğim muhteşem bir bilim kitabı.
Herkes öğretmen vasfını taşıyabilir. Ama herkes öğretmen olamaz. Bir öğretmen her çocuğa özel olduğunu hissettirmeli, mesleğinin hakkını verebilmeli. Adeta bir ışık gibi parlatmalı çocuğu, kaynağı diye bilmeli çocuk öğretmeni.
Çocuğun korunması hem ailenin, hem toplumun hem de devletin görevi. Bu anlamda toplum olarak çocuklara yaklaşım konusunda bilinçlenmeli, cinsel eğitimin ve istismardan korunma eğitimlerinin okullarda yaygınlaştırılması için bilinç oluşturmalıdır. Bu bağlamda gerekli kanuni düzenlemelerin ve uygulamaların çocukların korunmasına ve mağduriyetlerinin ortadan kaldırılmasına yönelik olarak ele alınması gerekmektedir.
Din kültürü dersinde öğretmen ödev olarak bir sınıfta bir tiyatro oyunu sergileyeceksiniz demişti. 4 arkadaş bir araya geldik, yazdık senaryoyu. Ana fikir: Bir ateist var okulda onunla tanışan bir kız onu imana getirmeye çalışıyor. Görev dağılımı yaparken hepsi birden "sen ateist ol" dedi. Niye direkt beni söylediler hala anlam veremediğim bir olaydır. Sonuç; ben ateist oldum arkadaşlar. Oyunun sonunda imana getirdiler beni...
Mutluluğa bir anlam vermek gerekirse, bu içimizdeki rahatlık ve denge duygusudur. Yaşamdan hoşnut olmaktır. Bunlarsa ancak insan kendini özgür hissettiği zaman varlığını sürdürebilir. Özgür çocukların yüzleri ışıl ışıl ve korkusuzdur; sıkıdüzen altındakilerse sinmiş, mutsuz ve korku doludur. Mutluluğun en iyi tanımı elden geldiğince az baskı altında olmaktır. Çocuklar neden dağınık? Çocuklar neden oyuncaklarını kırıp döker? gibi sorular duymaktayım. Bir çocuğu neden dağınıklıktan vazgeçirmek ister ki insan. Yaratıcı insanların çoğu dağınıktır. Çocuklar dağınıklığı görmezler bile. ilerde derli toplu olurlar nasıl olsa. Oyuncaklarını kırıp dökmesinin amacı ise onların içinde ne olduğunu öğrenmektir.
Ayrıca çocuk dayak ve öğütlerle kendinden nefret eden birine dönüştürülmüşse, önüne çıkan herşeyi kırıp dökmesi de gayet doğaldır. Çocukları özgür bırakın. Onları kendi hayal dünyalarıyla başbaşa bırakın. Onlara sevgi ile güzel şeyler sunun.
Çocuklarımız bizim geleceğimiz...