öncelikle, başınıza gelmemesi için mutlak surette yapmanız gereken şey: soğuk içecek almaktır.
malum otobüslerde çok sıcak olmasa da ve bir gıdım olsa da sıcak su verilir, çay kahve içersiniz bu suyla. genelde dikkatle tutar oraya buraya sıçramasın diye de uğraşırsınız.
ama bazen elinizde eşşek kadar telefonunuz, kulağınızda kulaklık, önünüzdeki açılır masada kitabınız olabilir ve araba da biraz sallanabilir.
iş de tam bu mükemmel şartlar altında o su üzerinize dökülür. şanslıysanız oranızı buranızı değil bacaklarınızı yakarsınız.
şanslı olduğunuzu varsayalım ve şehirler arası bir yolda yapabileceğiniz hayat kurtarıcı hamlelere geçelim:
1- derhal muavin koltuğunun oraya koşunuz.
2-pantolonunuzu çıkartınız
3-bu arada muavine su getir diye bağırınız.
4-ilk önce iki şişe kadar oda sıcaklığında suyu bacaklarınıza boşaltınız.
5-sonra varsa soğuk su, yoksa yoldan kar falan toplatıp soğuk su kompresi yapınız.
6-yirmi dakika kadar soğuttuktan sonra hala bir şehir merkezine varmadıysanız otobüstekilerden bir ağrı kesici bir de bepanthen sorunuz illa ki vardır 45 kişide. uygulayınız.
6-bu arada gireceğiniz otogarın ambulansının hazır beklediğinden emin olunuz.
7 ve en önemlisi: tüm bunları yaparken ağlamayınız.
evet sonrasında da sünnet çocuğu gibi bir kaç hafta 2. derece yanığınızla acı çekiniz. nitekim akılsız başın derdini zavallı bacaklar çeker.
kola alın, limonata alın, meyve suyu alın.
ama asla sıcak su değil.
asla!
zamanında mübarek bir insan şöyle de bir entry girmiş: (#12694133) görmemişim. siz görünüz. ve destekleyiniz.
sevimli oluyorlar. hem de şaşırtıcı derece. gözleri, gagası bir içim su. ama karga işte. kapkara ve minicik yavru bile pençeleriyle bir yapışıyor ki parmağınıza yengeç mübarek. yaşatın onları, 200 sene falan dua eder size, sülaleniz kurtulur.
bir yıl başı günü, bornova'daki sıradan bir pet shoptan, çok güzel bir kafes içerisinde, daha 1 aylık, kafasında tüyleri gözlerinde feri olmayan çirkin mi çirkin küçük mü küçük yeşil bir kuş, yıl başı hediyesi olarak bir eve gelir. rengi yeşil ya hani, ayıp olmasın hadi minik zaten büyüyünce kesin güzel olur deyip fıstık adı verilir bu yavruya. fıstık geldiği gün saatlerce sessiz sedasız titrer kafesinde. yeminin suyunun yerini bilemez, öyle durur. misafirperver sahipleri bu yavruyu alıştırmak için ellerinden yem ve su yedirir içirirler. ismi ile seslenir, oturma odasının en güzel, en akımsız, en sıcak yerini yani koltuğun baş köşesini bu yavruya ve evine ayırırlar. minik fıstık'ı getiren çok sevgili kişiye de hayatlarının sonuna kadar minnettar olacaklarını daha o günden anlarlar.
ikinci gününde fıstık birkaç kez öter ve titremesi diner, bunu fırsat bilen yeni ailesi de hemen salıverirler daha adam akıllı uçmayı bilmeyen cücüğü. fıstık kafesten çıkıp önce duvara, sonra yere bir güzel çarpar. sonra da yemek sofrasına gelip, ailenin çığlıkları arasında tüm yağlı, yoğurtlu, soslu tabaklara teker teker büyük bir telaş ve aynı zamanda titizlikle hiçbirini atlamadan girer çıkar ve soslu fıstık olur. işte böyle başlar fıstık'ın hikayesi.
o günden sonra ailenin soslu fıstık'ı dünyanın en güzel ve en akıllı kuşu olduğunu gösterir. pırıl pırıl tüyleri ile herkesin hayran hayran baktığı, duyduğu her şeyi tekrarlaması ile de hayretlere uğratan bir zümrüdü ankaya dönüşür adeta. aile fıstık olmadan ne tatile gider, ne gezmeye tozmaya. öyle ki bayramlarda ailenin yakın dostları "gelirken fıstık'ı unutmayın der" de onla birlikte gidilir tüm gezmelere tozmalara. şehirler arası taşıma kafeslerinde yolculuk yapar büyük özenle. klimadan, soğuktan, sıcaktan her şeyden korur onu ailesi. yaz boyu pikniklerde temiz hava aldırılır. muhabbet kuşu olan diğer evlere gidilir sırf arkadaşları ile oynasın birlikte uçsun diye. gözünü kapatsa acaba hasta mı oldu diye veterinerlere götürülür fıstıkcan. ablalarının pimpirikli halleri yüzünden bazen gereksiz stresli veteriner yolculuklarına katlanmak zorunda kalır. onu aileye katan ve her geçen gün daha çok aileden olan abisi de ne zaman ihtiyacı olsa fıstık'a destek olur. onla oynar, veterinere götürür, ne zaman eve gelse kafasına kaka yapmasına izin verir. her şey onun içindir işte. o üşümesin, o acıkmasın, o sıkılmasın, o hasta olmasın, o eğlensin diye 4 kişilik yetişkin aile ve ailenin etrafındaki herkes şaklabana döner önünde. ona özel bestelenmiş güftelenmiş şarkılarla uyutulur, dal darılar ile beslenir fıstık. ama o da hakkını her zaman verir. ailesi uyurken asla ses çıkarmaz, gözlerini açıp bakan olduğu an "bebişimmmm, canım benim cokcokcok kuçu kuçu fıstışşşşşş" ve benzeri bir sürü şey söyleyerek güne kahkahalar atarak başlamasına neden olur ailesinin. nerede bir bardak su görse (ki o an o suyun içiliyor olması özellikle tercihidir) gider baş üstü dalıp deli gibi banyo yapar. çay içip ağzını yakar, bütün evi turlayıp herkesin halini hatırını omzuna konup sorar. hatta bir gün tepesini tavana çarpıp travma geçirip ailesinin ödünü koparır, sabaha kadar başında ağlaya ağlaya duran ailesine kıyamaz da iyileşir; bir göz kapağı hafif hayko cepkin kalır ama ona ne olsa yakışır. kafasını vurduktan sonra zihni açılan fıstık, televizyondan, radyodan ve günlük hayattaki konuşmalardan duyduğu ne varsa (görev tamam, bir iki çizgi, idrak etsen diyorum, çok yaşa, seni çok sevi gibi) bilimum alakasız cümleler yanında günlük hayatta ona söylenen tüm güzel yeşilli, canlı, kuşlu, şekerli sözcükleri aynen söyleyip ailesinin gününe neşe, hayatlarına anlam katar.
1 yıl içerisinde ev içerisinde elde ettiği hakimiyetin farkında olarak tüm alanları kendinin bilir ve inanılmaz yaramaz bir kuş haline gelir. olmadık yerlere girer, kapılar arası ekstrem sporları yapar, yerlerde dolaşır, balıkların akvaryumu, soba gibi korkunç yerlerden teğet geçer. aile diken üstünde "aman nerede" "aman dikkat" "fıstık dışarda" "banyonun kapısını kapat" "yere indi kıpırdamayın" şeklinde bir teyakkuz halinde aynı mutlulukla devam eder yaşamına. evin emekli anne babası evde artık hiç sıkılmazlar, hangi odaya gitseler birlikte gider, fıstıkın radyodaki şarkılara eşlik etmesini dinler, onla muhabbet eder, ayağını uzatıp zorla öptürmeye çalışması ile keyiflenirler.
eş isteme dönemine gelen fıstık ailenin parmaklarına "benimm canım" diyerek kur yapmaya başlayınca da bir eş almaya karar verilir. tam da yılbaşında, onun eve geldiği gün ona hediye olarak bir dişi eş getirilecektir. her şey öyle güzeldir ki, bir gün ablasının heyecanla fıstık'ın yanına giderken "bir şey lazım mı" diye aradığı telefona giden babasının ayağının altına giriveren yaramaz kuşun ruhu uçuverene kadar...
bir muhabbet kuşu bir bebek gibidir. aileyi taklit eder. sevgisine aynı içtenlikle karşılık verir. her geçen gün kendine has bir karakter oluşturur. sevdiği yiyecekler, oyuncaklar, şarkılar beller. bazı yemlere gözünün ucuyla bakmaz. bazı şarkılarda uyur bazılarında neşe ile dans eder. aile bireylerinin bazıları ile arada bir mesafe koyar araya, ama anneyi her zaman çok sever ve ağzının içine girer sevgiden. bir muhabbet kuşu, bir aileye hiç sahip olmadığı bir sevgi bahşeder naifliği, muhtaçlığı ve minikliği ile. gidince de hepsini alır götürür.
izmir'in şirin tatil beldesi çandarlı'nın girişinde rüzgar kuleleri imal etmek üzere kurulmuş yeni fabrikası ile faaliyetine devam eden orta ölçekli, büyük umutlu firmam.
17 Haziran 2012 tarihinde, izmir, Ankara ve istanbul'da "yasal değil yasak kürtaj öldürür" sloganı ile yola çıkılacak mitingtir.
kürtaj yasağının, cenin alımlarını azaltmayacağını, kadın ölümlerini artıran ve ülkemizin gelişmişlik düzeyini azaltan bir etkisi olcağını savunan sivil toplum kuruluşları ve halk bu mitinglere katılacaktır.
mitinglerin düzenlenecekleri yerler ise şöyle:
"izmir'de 17 Haziran Pazar günü saat 17:00'de Cumhuriyet Meydanında buluşularak Konak'a yürünecek. Emekli Sandığı önünde miting yapılacak"
"Ankara'da 16.00da Cebeci Siyasal Bilgiler Fakültesi önünde buluşacak kadınlar, Kolej Meydanına yürüyecek"
"istanbul'da 16.00'da pangaltı metro çıkışı / ramada otel önünde buluşulup taksim'e yürünecek"
böyle bir şey var. kişiliğinize ait kavramların, fiziksel çıktıların kullanılması kişilik hakkı ihlali oluyor. hani en çok başımıza gelenden örnek vereyim "ya facebookta salağın biri benim adıma salak salak şeyler paylaşıyor ya napcam yaaa facebook a şikayet etcem telefonu var mı" diye düşünmenize gerek olmayan, cezalar ile karşılaşan bir ihlaldir hatta.
fotoğrafınızın, adınızın, ünvanınıızın sizin rızanız dışında ve kamu yararı gözetmeksizin kullanılması hapis cezası ile cezalandırılır.
yapmanız gereken çok basit. savcılığa gidip bilişim suçu işlendi, kişilik hakkım ihlal oldu deyip bir dilekçe yazıyorsunuz. sonra kerizi bulup elinize veriyorlar, şikayetçiyseniz de anasını belleyebiliyorsunuz.
beyinsiz ve cahil insanlara müsamaha göstermeyin. internette tacize müsamaha göstermeyin. çok beğenmesek de hala hak var hukuk var.
bir iş yerinden istifa etmenizin ardından "allahım ne kadar da çok iş var dur bunları halletmem lazım" diyerek o nefret ettiğiniz işe, iş yerine ve ortamına karşı acayip büyük bir hevesle yaklaşıp her şeyi harika yapma isteğidir.
tam şöyle vuku bulur:
marka değeri olmayan, aman aman maaş da teklif etmemiş bir kobide çalışmaya başlarsınız.ortamda üç beş iyi arkadaşınız vardır ofis ortamı da hiç kasmaz. uzun süre "aman hayat güzel ne var ne takacağım kariyeri para kazanıyorum işe heyo" diyerek mutlu mutlu gezinirsiniz. sonra arkadaşlarınız yükselirler, güzel ve kurumsal yerlerde çalışırlar, beyinsiz beyinsiz tipler ayda 4-5 bin lira para kazanır, siz yine "önemli olan mutluluk" düsturu ile hareket eder ve kuzu kuzu işe gider gelirsiniz. sonra patronun her söylediği batmaya başlar. maaşlar geç ödenir. ortamda saygısız az s.kilmiş kadınalr türer size ararlar yönetim sizi savunmaz falan böyle bir negatiflikler silsilesi, sonra siz de koyarsınız istifayı önelerine; arkanıza bence daş gibi bir yeni iş yeri alıp...
sonra heeer şey düzelir. ne olsa kasmaz sizi. ne de olsa gideceksinizdir, maaşlar mı ödenmedi; amaan babanızdan alırsınız. biri bir şey mi dedi, kötür kütür kavga edersiniz, kim tutar sizi... mallar mı gelmedi; arar yalvarırsınız oraya buraya ne de olsa üç beş gün sonra gideceksiniz derken, bir de bakmışsınız 4 elle sarılmışsınız işe sevmeye başlamışsınız. herkes "neden gidiyorsun ya" diye söylenir. arkadaşlarınızdan, çalıştığınız tedarikçilerden ayrıldığınıza üzülürsünüz. "ben gidince işler nolacak lan, batar bunlar" diye bir çalışma azmidir bir her şeyi halletme azmidir haftanın yarısında tüm haftanın işleri bitmeye başlar öyle bir hızlı ve konsantrasyonu yüksek çalışırsınız ki herkesi de bir telaş sarar "lan çok iyimiş bu kız gitmeseydi yav" diye.
işte tüm bu sahte iyileşmenin adı: vicdan azabıdır. her ne sebeple olsun bırakılana karşı duyulan vicdan azabı. insan ardında asla kırık dökük bırakmaz istemez. bırakıyorsa hep iyi kalsın ister ya. işte öyle. ama bir şey diyeyim, koyun götüne rahvan gitsin.
yani kaosun adım adım yaklaştığını haber veriyor... abdnin eski türkiye büyükelçisi ross wilson...
wikileaks 2008 belgelerinde de plan açıklanmıştı... türk silahlı kuvvetleri içinde atlantikçi, milliyetçi ve avrasyaci unsurlar olduğu ve bunlardan son ikisinin abd çıkarlarına ters düştüğü tasfiye edilmeleri gerektiği yazılıydı...
bir yanda suriye i̇ran rusya tehdit altında... askeri hareketlilik var, türkiyenin dört bir yanında... bir yanda ordu tarumar, terör çeteleri dimdik ayakta. halk şaşkın... amaçlanan buydu... operasyon devam ediyor...
2012nin ilk 10 gününde olanlara bakın...
* uludere abd bombalarıyla patlatıldı. bir emekli genel kurmay başkanı içeri alındı ve tutuklamalar devam ediyor.
* barzani, karayılan ve içerdeki pkklılar, açıkça kürdistan devleti için savaşa başlayacaklarını ilan ettiler... baydemir ayrı bayrak dedi. ve kışanak uluslar arası camiaya katliam gördükleri gerekçesiyle başvuru yapacaklarını duyurdu
bu ağzından salyalar akıtarak bekleyen küresel çetenin düğmeye bastığının işareti... 2012 nisan ayında büyük bir kalkışma için zaman tamam diyor amerika...
türk ordusu darmadağın, pkk ve uzantıları örgütlü... türkiyenin komşularıyla ilişkileri berbat... pkk ve uzantıları 3 ülke, (iran suriye irak) teröristleri örgütlü...
şimdi bu memleket evlatlarının yaklaşan faciaya karşı bir araya gelme zamanı
--spoiler--
başka ülkelerde nasıl olur bilmem. bizim memleketimizde ömrüne doymamış, kendisine doyulmamış bedenler toprak olduğu; ruhlar şahadete vardığı zaman; içinde vatan sevgisinden bir parça insan sevgisinden bir damla olanın dahi kan ağladı zamandır terör saldırısı sonrası...
bugün izmir bornovada bin kadar kişi toplanıp hıncını kustu. bayraklar sallandı. vatanın bölünmezliği için içlerindeki o bitmez haksızlığa uğramışlık ve isyan ile bağırdılar. iyi de yaptılar; oturanın da faydası yok bağıranın da ne de olsa; en azından insan olmak; en azından üzüntüsünü haykırmak gerek. her şey ama her şey "tepki vermek ile" başlar. bu memlekette terör saldırısı sonrası tepki verilir; şehirlerde, kasabalarda, evlerde, sanal ortamlarda... ama ben bundan bahsetmek istemiyorum.
yer: çukurca
tarih:19.10.2011
saat:22.52
hava sıcaklığı: +4
durum: zorunlu vatani hizmet
mekan: karanlığın tam ortasında bir nöbet...
ne kadar isyan edersek edelim, ne kadar üzülürsek üzülelim, ne kadar haykırmak istesek ve ağlasak, kendimizi parçalasak; orada şu an nefes alan ama bundan birkaç saat önce nefes almayı bırakan devreleri gibi son nefesini vermekten korkan askerin yüreğine bir parça ışık; korkusuna bir parça çare olamıyoruz ya; ona kahroluyorum.
terör saldırısı sonrası bu memlekete hüzün; nöbetteki askerin ruhuna karanlık çöker.
allah hepimize; en çok da karanlığın içindeki yumruk kadar yüreği vatan kadar olmuş o askere sabır versin.
mücevher patlatma oyunu. facebook'tan ücretsiz olarak oynanabiliyor bu oyun.
mesele oyun değil. etkileri. türk aile yapısına inanılmaz etkileri var. misal şu an babam beni 15 senelik, takoz gibi bilgisayara projemi yapmam için attı ve laptop'ta bejewelled blitz oynuyor. arada bir annem de gelip "kalk, sıra bende" diyor. rüyada falan hissediyorum kendimi, bilgisayar kasınca anlıyorum yaşadığımı.
ha bu belayı başlarına kim sardı, tabi ben. 50 yaş civarını müptelası yapıyor, son haftalarda en az 20 kişi gördüm. aman deyim, annelerinizi babalarınızı uzak tutun. yoksa sözlüğü falan zor görürsünüz.
cinsellik konusunda, din konusunda ya da genel olarak ifade edeyim; insan olma konusunda başarısız ve rahatsız edici olarak provokatif olma peşindeki yazarlardır. oldukça aktif olarak ömürlerini sözlüğe akıtırlar. çok emek harcar, çok yazar, ya bilinçli olarak rahatsız edip "ehehe" derler bilgisayarları başında ya hakikaten bir acayiptirler geri kalandan farklı görürler kendilerini.
baya çoğaldılar. toplumsal değerler, genel geçer tabular üzerine gitmek en çok sevdikleri davranış biçimidir. galeyana getirmek, sosyal hayatlarında başlarına toplayıp bir kelime edemeyecekleri 500 kişinin dikkatini üzerine çekmek gururlarını okşar. bunu aşk, iyilik, iş dünyası, ekonomi ile yapamayacakları için din, cinsellik, siyaset gibi daha uyarılmaya açık konularda yaparlar.
bu arkadaşlara verilen tepki de oldukça önemlidir. aldıkları eksiden etkilerinin büyüklüğünü ölçtüklerini düşünüyorum. ben dünya barışını ayağınıza sersem alacağım 5 artı oy ile mutlu olabilecekken, bu arkadaşların o güzel ve çoğu zaman içi boş anlamlar içeren nicklerini biliyoruz, gördüğümüz gibi "vur kırbacı, bas eksiyi" taktiğini uyguluyoruz ve onlar da aldıkları eksi başına hazlarının düzeyini ama sapıkça, ama günaha girdiklerini düşünerek artırıyorlar.
bir haberim var; tepkisiz kalıyorum sevgili enkazlar. kadınları soymak ile giydirmek, toplumları açmak ile kapatmak arasındaki gelgitlerinizde birbirinize destek olmak durumundasınız. çok feci.
tası tarağı toplayıp başka bir yerde hayatını sürdürmek. insan yerine bir canavar yetiştiren, sadece para akıtmış baba yine babalığını gösterip evlatcağızını kurtarır yani. sizin yetiştirdiğiniz insana s.çayım.
biri ramiz'in yarattığı, biri kenan'ın yarattığı canavar.
biri ramiz'i söndürmek, biri canlandırmak için canını seriyor.
ikisi de intikam ateşi ile yaşıyor. biri dayı ile biri dedesi olan dayıya karşı.
çok acayip bir şeydir efendim. böyle ahtopot paul gibi bir şey. oysa çiçekli elbisenin altına harley bot giyse güzel görünebilirler. gerçi türk erkeği her türlü kötü görünür, bacaklarında kıl var.
en bilinen anne feryadı. mevsim, kızım dediği eşşek kadar hatunun yaşı, giyindiğin şeyin kalınlığı mühim değildir. kızım ince giyinme, ben söyleyeyim de. o kadar.
Allah var, fena planlar değil. ama ben pek itimat edemiyorum zekalarına. kendi kaynakları tükenmek üzere olan daha akıllı abileri ceplerine para sıkıştırıp yolladı bunları bizim arabanın lastiklerini patlatmaya. dediler ki; o senin topunu ezebilir, araba sonuçta; bir gün geçerken patlatıverir topunu, hadi gülüm sen git önlemini al, o zarar vermeden sen o arabayı yavaş yavaş parçala...
önce bir çizik atalım. arabanın için anayasa diye bir kitap var, tarihin gelmiş geçmiş en zeki, en ileri görüşlü adamının berrak zihninden çıkmış bir kaç kural içeriyor. karala onları, lazım olunca göremesinler kendilerine yol göstermesi gereken kuralları.
yaptın mı?
aferin sana. bitmedi.
arabanın altında neler yatıyor kim bilir. kurutmak lazım kaynaklarını. benzin deposuna küçük bir delik aç, kimse fark etmesin, hafif hafif biter o benzin, ruhları duymaz; boşalt memleketin tüm kaynaklarını "özelleştirme" ve "küreselleşme" kavramlarının arkasına sığınarak. sen kim, kapitalizmi menfaatine kullanmak kim çapulcu çocuk? senin aklın da sahip oldukların da yetmez yüzyıllardır gelişen sistemlere üç beş ağabey sözü ile uyuvermek. neyse...
arabanın parçalarını almak isteyen şerefsiz bir hurdacı vardı bilir misin? her gün bir parçasını kopar götür apo abine, karşılığında alkışlayacak o seni. yanında çalışan 3-5 serseri var onlar da faça atmazlar belki sana. zorba, yobaz, cahildir onlar, korumalarını arkalarına al e mi? kimse fark etmez bir jantın vidasını. veriver diyarbakır'ı. veriver şırnak'ı, kim bilecek??
şimdi yıprat... yıprat. kullan hislerini. arabalarının üstüne besmeleyi yaz, sonra üstünü çiz. arabaya bir eşarp bağla, ertesi gün o eşarbı kana bula
1923 model tazecik arabayı, perte çıkar. yaparsın sen. senin zihnin yetmez kendi başına ama ağabeylerin var. o arabanın her bir parçasını kendi uluslarına katık etmek çin, şu güzelim coğrafyasını kullanmak için gözden çıkarıverecek 70 milyon insanı. en olmadı, zorla girerler komşu araba ırak'a girdikleri gibi, ne olur ki yani??
yılmaz özdil yazmış bugün, kalemi güçlü bir yazar. o memeyi açtın mı, vereceksin demiş. ahlaklı adamın hali başka tabi. sayın özdil, o meme açılmadan, hatta yüzdeki peçe açılmadan bacakları açılanların memleketi burası. bekaret, imralı'daki gazoz içiren amcaya çoktan teslim edilmiş, şimdi memleketimiz ertesi günü hapını arasın dursun.
açık eczane var mı? pardon, bugün grevdeler değil mi?
-fransızlara göre her biri ağır ekonomisttir.
-almanlara göre birer karınca kadar çalışkandır.
-ingilizlere göre lav kıvamındadırlar, istediklerinde yılanı deliğinde amuda kaldırırlar
-ruslara göre daha evciller (yapışkan desek daha doğru olur), bir erkeğe bir kez saplanırlar. istemezlerse, çıkarabilene aşk olsun
-çinlilere göre daha iyi yemek yaparlar, ekmeklerini taştan çıkarırlar
-romanyalılar gibi hovarda değillerdir, kendilerin oldukça ağırdan satar, bunu yaparken de matah olduklarına herkesi inandırırlar.
türk kızının en büyük kurtluğu da saf olduklarına balıkları inandırmış olmaları olsa gerek. öperim sebeple hepsinin gözlerinden.
si penses que ma mare
aixi dispara amb so canó gros
i tens raó
no t'hi pensis i aixi e tindrem es dos
digue'm lo que te pareix
i que no ho ets escrupolós
i a lo darrer si em fereixes
veuras que es "permit" e's gros
tu faras dos o tres copes
i jo en faré tres o dos
amb igualtat de defenses
i minguns tendrem favors
no digues que et faci pressa
ni que t'"haiga" donat es temps just
avisa'm que jo estic llesta
ja saps que jo no refuig
tu fara dos o tres copes
i jo en faré tres o dos
amb igualtat de defenses
i minguns tendrem favors
tatilcim.net adıyla hizmet veren-veremeyen- , turlarla ve otellerle anlaşması olan-anlaşamayan- sitedir. iş bitirme ve vaadlerini yerine getirme konusunda oldukça vasat olan, sitesindeki cafcaflı anlatımları ile gönderdikleri oteller, tur şirketleri ve otobüslerinin arasında alaka olmayan; kredi kartı bilgilerinizin asla teslim edilmemesi gereken kuruluştur.
suzanne vega'nın, müthiş bir dürüstlükle, sessizce söylediği şarkısıdır.
sözleri ise şöyle:
today i am
a small blue thing
like a marble
or an eye
with my knees against my mouth
i am perfectly round
i am watching you
i am cold against your skin
you are perfectly reflected
i am lost inside your pocket
i am lost against
your fingers
i am falling down the stairs
i am skipping on the sidewalk
i am thrown against the sky
i am raining down in pieces
i am scattering like light
scattering like light
scattering like light
today i am
a small blue thing
made of china
made of glass
i am cool and smooth and curious
i never blink
i am turning in your hand
turning in your hand
small blue thing
vaad ettiklerinin yarısını gerçekleştirirse şanslı sayılabileceğiniz firmadır.
öncelikle tatile 6 gün derlerse 3, 4 derlerse 2 gün tatil yapabileceğinizi, gerisinin yollarda bekleme ile geçeceğini kabul etmiş sayılırsınız. bir de iletişime geçmek gibi bir şans yakalarsanız her seferinde sizden sorununuzu çözmek için 'aaaa, nasıl olur hemen telefon numaranızı verin, biz gün içinde size döneceğiz, çok özür dileriz' gibi bir yanıtla telefon numarası alır ve dinmezler.
en vurucu noktası ise, taksitli ödemelerinizi komisyonu da ekleyerek tek çekim halinde alıp, tüm ekonomi planlarınızı baştan ayağa sarsarlar. ve problemi çözmezler!
kısaca; havaturdur. aman aman, 40-50 lira ekonomi yapayım derken soyguncuların sizi soğana çevirmesine izin vermeyin.
üniversiteyi yeni bitirmiş mezunun işe başlamış halidir.
öncelikle; elleri fazladır bu garibanın. fazladan eli vardır sanki. herkeste 2 bunda 4-6 arası bir şey olmalıdır ki hiçbir yere sığmaz lanet eller.
sonra oturur malak gibi masada biri buna "iş yap" desin diye bekler.
öğle aralarında "yemeğe kimle gitsem acaba" diye etrafına bakınır durur. "bu ezik, bu abazan, len bu karı çok elit ben bunlan takılayım" gibi mükemmel seviyeli betimlemeler yapar.
bilgisayarına çaresizce msn, gtalk yüklemeye kalkar; başaramaz e-buddy'ye girer sonra fark edilir engellenir bu site de.
tuvalete gitmek başlı başına sorun olur. uzaktaysa ve her seferinde müdürle selamlaşmak zorunda kalıyorsa mesane hacmini büyütmeyi yeğler genel olarak. su içmez mesela işememek için.
ayakkabıları gıcırdar yürürken, klavyesi çalışmaz, mouse un tuşu kırılır ne kadar bokluk varsa başına gelir.
"sevgi pıtırcığı olayım en popüler ben olayım heeeeyoo" nidaları ile gider her gün iş yerine, herkes manyak gibi çalışır o da "hala meshur olmadım" be diye hayıflanır durur.
sonra da alışır, her şeye alışıldığı gibi. çalışma hayatına alışmış kurt moduna girer.(bu ben olamıyorum ne yazık ki)
true blood'un süper eğlenceli giriş müziğidir. sözleri ise şöyle:
I wanna do bad things with you.
When you came in the air went out.
And every shadow filled up with doubt.
I don't know who you think you are,
But before the night is through,
I wanna do bad things with you.
I'm the kind to sit up in his room.
Heart sick an' eyes filled up with blue.
I don't know what you've done to me,
But I know this much is true:
I wanna do bad things with you.
When you came in the air went out.
And all those shadows there are filled up with doubt.
I don't know who you think you are,
But before the night is through,
I wanna do bad things with you.
I wanna do real bad things with you.
Ow, ooh.
I don't know what you've done to me,
But I know this much is true:
I wanna do bad things with you.
I wanna do real bad things with you.