kişinin olayların nedenlerini nerede atadığını ve görmeye çalıştığını ifade eder. içten denetimli insanlar olayların nedenlerini kendilerinde görürken, dıştan denetimli insanlar olaylara kendileri dışında nedenler ararlar.
beynim de kaç tane atom bombası patladı bilmiyorum, bilemiyorum özlemin için de. alışık olduğum bişeyler var sende. beklemek ve görmek adına herşey. tanıdıksın ya bana seni özleyebilme lüksünü elimde barındırıyorum futursuzca. futursuz olmaksa kimin umurunda.
küçüklüğümüzde bıraktığımız o neşeli gülüşlerin peşinden koşmak gibi, koşmak ve ruhumun gelgitlerin de defalarca seni bulup bulup kaybetmek belki de yüreğinde iz olarak bıraktığım hayal kırıklığı.
yorgunluk sendromu olarak da bilinen, gençlik ve olgunluk çağı hastalığıdır. dönüştürme mekanızmasının abartılmış şeklidir. hayatta karşılaşılan güçlüklerin bedeni ve psikolojik yorgunluğa dönüştürülmesidir.
en fazla görülen belirtileri içinde, uykusuzluk, vücutta yorgunluk hissi, hafif derecede unutkanlık, şiddetli baş ağrısı, dikkat eksikliğidir.
nevrastanik kişiler kendilerini sürekli yorgun hissederler öyle ki uzun süre uyusalar bile uyukularını alamamaış ve yorgunluklarının gitmediğini belirtirler. bu kişiler gündüzleri yorgundurlar, akşama doğru yorgunlukları hafifler ve gece de hastalık belirtileri iyice hafifler.
bir kimsenin isminin baş harflerini ilgili bir resim ile birlikte düzenleyerek sembolize etmektir. bu semboller etiket olarak hazırlanır ve sahip olduğu kitap kapaklarının iç yüzeyine yerleştirilir.
tutkallı su ile madeni boyaların karıştırılması ile elde edilir. kuruyunca matlaşır, üzerine vernik sürüldükten sonra renkler yeniden parlaklık kazanır. yağlı boya bulunmadan önce avrupa resim sanatın da tempera kullanılmıştır.
1- insanın değişen dünyaya uyum sağlamasına yardımcı olmak.
2- insanların yaşadıkları ortama yabancılaşmasını önlemek.
3- geçmişle bugün arasında bağ kurmak.
4- günümüz sorun ve çatışmalarına yönelik anlayış kazandırmak.
5- seçilen objelerle insanlar arasında köprü kurarak objeleri onların yaşantıları ile bütünleştirmelerini sağlamak.
6- objelerin maddi ve ideal değerleri yerine insan yaşamının somut ve otantik belgesi olarak algılamasını sağlamak.
7- bireylerin zamanlarını yaratıcı biçimde değerlendirmek.
8- müzeyi bir yaşam biçimi haline getirmek.
9- iletişim ve öğrenmeyi yoğunlaştırana kadar tüm olanakları sağlamak.
10- müze ekonomisini geliştirmek.
11- okulda ki öğrenmeyi zenginleştirmek.
12- zihinsel kavramı, merak etme, empati geliştirme, eleştirel bakma, pratik beceri kazanmayı sağlama.
1945- 1960 yılları arasında etkili olmuştur. 2. dünya savaşından sonra ortaya çıkan tüm soyut sanat akımlarını kapsamaktadır.
bu sanatın en belirgin özelliği; zaman zaman kendiliğinden ortaya çıkan karigrafik, resim gereçlerinin anlatım aracı olması ve figüresyonu tamamen reddetmesinden oluşuyor.
informel sanat terimi 1952 de eleştirmen michel topies tarafından isimlendirilmiştir.
metroda oluşan bi arıza sonucu işlerine gitmekte olan bi çok insanın madur olduğu durumdur. otobüslerle belli noktalara kadar servisler düzenlenmiştir. bir çok insanın işe yetişeceği düşünülürse konserve misali otobüslere binilmiştir.
sanal alem o kadar hayatımıza girmiştir ki böyle olaylar gelişmektedir. bu olay gerçektir ve bi arkadaşım tarafından gerçekleştirilmiştir. ilk duyduğum da nasıl yani nidaları ile dolanmama sebep olmuştur. bu kadar mı yozlaştık, sanallaştık. nerde bizim kültürümüz, örflerimiz, ananelerimiz.
benim salak arkadaşım ve sevgilisi msn de tanışırlar ve farklı şehirlerde oldukları içinde msn den kendi aralarında söz takarlar. yuhh demi, birbirini görmeyen iki insanı da geçtim ne çabuk bu duruma geldiniz diye şaşkınlık için de kaldım. sonuç mu ne oldu tabi ki ayrılık.
yapmayın etmeyin canlar, bu kadar da olmaz ki dedirtmeyin insanlara.
(bkz: bu kadar da olmaz)