malajor
266 (çağından bir adım önde)
onuncu nesil silik 20 takipçi 239.44 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    mazlumder silopi inceleme ve gözlem raporu

    1.
  1. mazlumder in, 100.000 nüfuslu silopi ilçe merkezinde 37 gün boyunca kesintisiz devam eden sokağa çıkma yasağının ardından yaptığı gözlem ve incelemelere dayanarak kamuoyunun bilgisine sunduğu rapordur.

    işbu entry yorum içermeyecektir.
    rapordan kimi kesitler aktarılacaktır.

    --spoiler--
    Rapor dışı tek istisna olarak:
    genelkurmay, silopi de etkisiz hale getirilen kişi sayısını 146 olarak belirtmiştir.
    mazlumder raporuna göre de silopi de yaşanan olaylardan sonra 500 e yakın sayıda genç dağa çıkmıştır.

    --spoiler--

    rapora göre söz konusu süre içerisinde 26 sivil hayatını kaybetmiştir.

    silopi halkıyla yapılan görüşmelerden kimi kesitler:

    --spoiler--
    Salih GÖK (Hüdapar ilçe Başkanı):
    Şu an ilçe normale dönmüş durumdadır. Bölge üzerinde kaos yaratılmak isteniyor. Sokaklarda barikatlar vardı, çatışmalardan dolayı evimizi terk ettik. Halk devlet ile PKK arasında eziliyor. Parti üyelerimizden ölen veya yaralanan yok. Resmi yetkililer muhtarlar eşliğinde hasar tespitinde bulunmuşlar. Vatandaşlardan “terör mağduruyum” şeklinde dilekçeler alınıyor. Sokağa çıkma yasakları süresince kaymakamlığın kurması gereken
    kriz masası yoktu. Yetkililere ve kurumlara ait telefonlar sürekli meşguldü. Kaymakamlık mahallemize daha sonra erzak dağıttı. Devlet çözüm sürecinde gerekli ehemmiyeti göstermedi. Kışla ve karakollara çekildi. PKK ise hendek kazdı, halkı mağdur etti. Bize yakın dernekler aracılığıyla gelen yardımları halkımıza dağıtıyoruz.
    --spoiler--

    --spoiler--
    Emine ESMER (Silopi Belediye Eşbaşkanı):
    Silopi merkezde yer alan 11 mahallenin 8'inde yoğun çatışmalar yaşandı. Toplam 29 sivil insanımız yaşamını yitirdi. Yaşamını yitirenler örf ve adetlere uygun defnedilemedi. Hakim kararıyla Belediye’de arama yapacaklarını bize ilettiklerinde “Eşbaşkanlar ve avukat olmadan arama yapamazsınız.” dedim. Savcı kabul etti, avukatımız ile geldik, arama yapıldı, birkaç odanın anahtarını bulamadık, görevli arkadaşları getirmemize
    fırsat vermeden kapıları kırdılar, tutanaklar tutuldu, her yer tertemiz. Ertesi gün belediyede bulunan bekçilerimiz evlerine gönderilerek belediye binamız çatışmalar sırasında karargah olarak kullanıldı. Kaymakam beyi bu konu için aradığımda “Aaaa, öyle mi, haberim yok.” dedi. Sokağa çıkma yasakları ve çatışmalar sırasında sekiz mahalleden diğer üç mahalle ve çevre köylere iç göç yaşandı. Şimdiler aileler evlerine dönmeye başladılar.
    --spoiler--

    --spoiler--
    Nurettin GÜNEŞ (Vatandaş):
    Sırasıyla “insanım, Müslüman’ım, Kürt’üm.”. Son seçimlerde Ak Parti’ye oy verdim. Güvenlik görevlileri mahallemize yasağın başlamasından 3-4 gün sonra geldiler. Bu esnada diğer mahallelerde bulunan yakınlarımızla yaptığımız telefon görüşmelerinde yakınlarımız güvenlik güçlerinin kendilerine çok iyi davrandıklarını, evlere girerken galoş giydiklerini, çocuklara şeker, gofret dağıttıklarını söylüyorlardı. Güvenlik güçleri
    mahallemize geldiklerinde bizim eve gelmediler. Bir görevliye “Bizim eve niye gelmiyorsunuz.” dedim. “Sende terörist tipi yok dedi.” dedi, ben de mahallede meydana gelebilecek olası bir yanlış anlaşılmanın (Herkesin evine gittiler de size niye gelmediler?) önüne geçmek için bizim eve de uğramalarını söyledim. Eve uğramadan gittiler. Mahalleye tekrar geldiklerinde kapıyı çaldılar, açtım. Yere yatmamı istediler, “Sakin
    olun, bir şey yok.” diyene kadar biri gırtlağıma yapıştı, can havliyle kıvranırken başka biri koluma dipçiği indirdi. Evdeki herkesi duvara dizdiler, her yeri aradılar. Bir şey bulamayınca 11 numaralı evi sorup gittiler. Gözaltına alınanlar emniyet yerine boş evlere götürülüyordu. Bu evlerde işkence yapıldığı evden çıkan vatandaşların yüzünden gözünden belli oluyordu.
    --spoiler--

    --spoiler--
    ismini Vermek istemeyen Bir Yurttaş:
    Burada ne kanun var, ne yasa ne de anayasa. Kürt olduğumuz için bize hayat yok.
    --spoiler--

    --spoiler--
    ismini Vermek istemeyen Bir Yurttaş:
    Güvenlik güçlerinin evdeki sert fiilleri üzerine biraz yumuşak olmalarını söyledim. Bana (evdeki kadınları kast ederek) “Şu an tecavüz edebilirim, öldürebilirim, alıp götürebilirim, bunlara yetkim var.” dedi.
    --spoiler--

    detaylı bilgi edinmek isteyenler için mazlumder raporu:
    http://www.mazlumder.org/...aporu%2010.02.2016%20.pdf
    4 ...
  2. sırp keskin nişancı yalanı

    1.
  3. bugün, bir aspagarasın daha çöktüğü gündür...
    bugün, devlete ve siyasete iman edenlerin bir kez daha kendilerini motive etmek için yeni gerekçeler arayacakları bir gündür.
    ve bugün, aldatılmaya doymayanlar için yine birşeylerin değişmeyeceği bir gündür.

    malumunuz, sırp keskin nişancı muhabbeti dolaşıyordu ortalıkta...
    hatta keskin nişancıları geçelim, rus generalden dahi bahsedildi...
    ve daha neler neler söylendi.

    tüm bunların ortaya atıldığı bir dönemde, meclis kürsüsünde ve ülke gündeminde cizre de bodrum katında mahsur kalmış yaralılar tartışılıyordu.
    daha doğrusu, yaralıların kimliği tartışılıyordu.

    kim olduğuna bakılmaksızın, müdahale edilmesi gereken yaralıların nasıl tahliye edilip tedavi edileceği değil; aslında o yaralıların kim olduğu, uyruklarının ve statülerinin ne olduğu tartışılıyordu.
    öylesine akla ziyan iddialar atılıyordu ki ortalığa, toplum olarak yaralı bir halde can çekişmenin ne demek olduğunu idrak edecek psikolojiyi ve sükuneti bir türlü yakalama fırsatı bulamıyorduk ya da bulmamıza fırsat verilmiyordu.

    genleri mutasyona uğratılarak ve beyni de belli bir şablon doğrultusunda kodlanarak ulus devlet mitlerine hazırlıklı kılınan insanlar da, (ki toplumun büyük bir kısmına tekabül etmektedir bu insanlar) büyük bir vecd ve iman ile sarıldılar bu söylemlere...

    yine de fazla suçlayıcı olmamak gerekir.
    çünkü bu iman için makul gerekçeleri vardı.

    örneğin medyanın ağa babaları bangır bangır bağırıyordu:
    http://www.hurriyet.com.t...n-biri-olduruldu-40048201

    ya da anayasa profesörü olan burhan kuzu şöyle bir twit atabiliyordu:

    https://galeri.uludagsozluk.com/r/963538/+

    ve ülkenin başbakanı, bu iddiaları teyit edecek doğrultuda açıklamalar yapabiliyordu:
    http://www.haber7.com/siy...sanci-iddiasini-dogruladi

    adolf hitler'in propaganda bakanı joseph goebbels'in dediği gibi: ''bir yalanı yeterince söyleyin gerçek olsun.'' tespiti doğrultusunda hareket edersek, standart vatandaş profilinin, inanmak dışında pek bir takati kalmıyordu.

    ve beklendiği gibi; algı operasyonu ile bir kez daha ele geçirilen beyinler, kodlanan zihin haritalarının gereğini yaparak iman ettikleri şeyleri hararetle savunmaya giriştiler.
    sosyal medya ve interaktif sözlükler bu iddialara isnat edilen söylemlerle, kin ve öfke ile dolup taştı.

    ve bugün...
    artık işlevini yerine getirmiş bir asparagasın tedavülden kaldırıldığını ilan etti içişleri bakanı; hem de o iddiaya bel bağlamış kimselerin haline hiç acımadan, soğukkanlılıkla!

    nitekim cizre konusu yeterince güvenlikleştirilmiştir ve ayrıca sırbistan söz konusu iddiaları ciddiye alınca işler sarpa sarmaktadır.
    http://www.haber7.com/dis...sanci-icin-harekete-gecti

    bu da ilan metni:
    http://www.hurriyet.com.t...ddialarina-cevap-40048444

    not: ilan metninde yine de bir açık kapı var. ne olurrr, ne olmaz... hayat bu, yarın birgün ne olacağı belli olmaz. bu açıklama hem işimizi görsün, hem de potansiyel olarak yine bir köşede dursun.

    --spoiler--
    ne demiş şair i azam turgut uyar abimiz:

    muş - tatvan yolunda güllere ve devlete inanırsan
    eşkıyalar kanar kötü donatımlı askerler kanar...

    --spoiler--
    6 ...
  4. mevlüt karakaplan

    1.
  5. şimdilik çerkezköy haber sitesinde yazıları yayınlanan genç yazar...
    insana ve hayata dair dokunaklı bir pencere açıyor kalemiyle.

    yazın hayatında başarılar dilediğimiz karakaplan'ın son köşe yazısı:
    http://www.cerkezkoyhaber...sanliimiz-air-yarali.html
    0 ...
  6. babanın yanında çocuğunu dövmek

    1.
  7. yürek isteyen eylemdir.

    kendi babamdan bilirim.
    babam sert adamdır asabidir, sevgisini de pek belli eden kimselerden değildir.
    lakin ağır adamdır; adab ı muaşerete, itidale son derece önem verir.
    sadece kendisi değil, çevresindekilerin de toplum içinde gerekli disipline riayet etmeleri yönünde son derece beklenti içindedir. hatta bu yönde müdahalecidir de...

    işte bu adam, babalığın nasıl bir duygu olduğunu, insanı nasıl da gözü kara bir varlık haline getirdiğini bir olay vesilesiyle bana çok iyi göstermiştir.

    ben henüz ortaokul çocuğu iken, babam ve birkaç arkadaşı ile ikamet ettiğimiz ilçenin çarşı merkezinde yürüyorduk.
    yolumuza benden birkaç yaş büyük bir çocuk geldi.
    beyinsizin evladı işte, sadece yanımdan geçti ve geçerken de burnumun üstüne bir yumruk indirdi.
    e bilirsiniz işte burun hassastır. en ufak bir darbede gözler yaşarır falan...
    benim de gözlerim yaşardı.
    bu hadiseye yakinen şahit olan babam, o toplum odaklı adam, o itidal adamı, gözü yaşlı çocuğunu gördüğünde ne hissettiyse artık, çocuğu yakaladığı gibi havaya kaldırdı.
    çocuk falan demeyecek, parçalayacak adeta...

    çocuğun yanında olan 25 li yaşlardaki abisi nasıl feryad ediyor, nasıl bağırıyor o kalabalıkta anlatamam.
    çevredekiler ve babamın arkadaşları da araya girdi.
    aldılar çocuğu babamın elleri arasından.
    çocuğu incitmemişti ama incitilecek bir varlık olsaydı parça pinçik edecekti o öfkeyle...

    babam bir türlü sakinleşmiyor, bu sefer çocuğun abisini yere sermemek için kendini zor tutuyor.
    neyse... ya sabır çekip ' size bu terbiyeyi veren ailenize yazıklar olsun.' deyip, suratlarına tükürdü.

    velhasıl ı kelam, babalığın nasıl bir his olduğunu, yavrusuna dokunan bir zarar karşısında en itidalli adamları dahi nasıl tetiklediğini orada görmüştüm.

    allah kimseyi evladı ile sınamasın.
    zor iş...
    4 ...
  8. nazenin elçi

    1.
  9. 28 kasım 2015 tarihinde katledilen diyarbakır baro başkanı avukat tahir elçi'nin kızıdır.
    babasının cenaze töreninde tanınmak gibi bir talihsizlikle ( ya da aslında kronik bir dramla ) girdi dünyamıza; bu ülkede ebeveynlerini kaybeden diğer birçok genç insan gibi...
    acısı, feryadı, kederi...
    o yakarışta, oğuz atay'ın tarif ettiği 'cam kırığı' hükmündeki kelimeler peyda oldu zihnimizde...
    ne suskunluğa gömülecek bir tahammülümüz, ne de konuşacak mecalimiz vardı gördüklerimiz karşısında.

    bir ailenin, toplumu derinden etkileyen büyük bir problem karşısında ödediği bedelin nasıl tezahür ettiğine şahitlik ettik.
    ve bir evladın yaşadığı derin travmayı gördük 28 kasım tarihinde...

    kendi içinde bir sevginin sarsıcı haykırışını ifade eden bu hal, aynı zamanda toplum hafızasına da farklı farklı mesajlar göndererek gittikçe topluma sirayet etmiş, gittikçe topluma mal olmuş veçhesiyle bir ailenin dramı olmaktan çıkmış, bir türkiye hakikati haline dönüşmüştü o gün.

    yani o haykırış, baba acısının ne demek olduğunu ifade etmekle kalmamış, aynı zamanda tahir elçi'nin öldürülmesinin ne anlama geldiğini ve savaşın nasıl birşey olduğunu da bir kez daha öğretmişti bizlere...

    bu şekilde ağır bir bedel ödemiş bütün ailelerin acısı gibi, elçi ailesinin de acısını paylaştığımı tekrar ifade etmek istiyorum.

    --spoiler--
    "Rüyalarımda babam gülümseyip 'Gerçek değildi kızım, burdayım' diyor...''
    --spoiler--

    kendisiyle gerçekleştirilmiş söyleşinin linki:

    http://t24.com.tr/haber/t...cak-demek-cocukluk,324575
    0 ...
  10. tuşba

    1.
  11. --spoiler--
    Şarkılar bilirim çığ tutmuş
    Resimler, heykeller, destanlar
    Usta ellerin yapısı
    Kolsuz,yarı çıplak Venüs
    Trans-nonain sokağı
    Garcia Lorca'nın mezarı,
    Ve gözbebekleri Pierre Curie'nin
    Kar altındadır. *
    --spoiler--

    Ahmed Arif'in ifade ettiği şekliyle, 2015 yılının aralık ayında kar altında olan şehirdir Tuşba.
    Sıcak duvarlar ardına sinerek baharı beklediğimiz yıllardan biri olarak not düşülsün yitikler tarihine...
    Meher Kapının ve dahi Yeşilalıç Anıtının da kar altında olduğu yazılsın.

    Sarnıçların kimsesizlikten buz tuttuğu ve beyaz donlu bir grup Pegasusun yaşlı burçlarını delerek kaleye sızdığı,
    Hoşap Kalesinin 300 kantar ağırlığındaki çift kanatlı som demir kapısının gece boyunca fırtınada kükreyip durduğu,
    ve kaya nişinde saklanan perinin, bu soğuk cuma gününde zuhur edeceği meçhul saat için taşlardan pelerin ördüğü de eklensin o tarihe...

    Ayazdan mı yoksa periyi sırtlanan yağız atın öldürücü bakışlarından mı can verdikleri bilinmeyen çocukların son hazırlıkları tamamladığı ve yeni kurtarıcılar devşirmek için en renkli elbiseleriyle varoşlara ve bilumum izbe coğrafyalara dağılarak masum yürekleri kurtarma harekâtına başlayacaklarını fısıldıyor Kral işpuini'nin kurmayları...

    Müneccimlerin 800 yıl sonra gelecek isa Peygamberi müjdelemesinden bu yana, 3000 yıllık bitimsiz bir umutla sevgilisi Ara'nın tekrar dirileceği günü bekleyen Kraliçe Semiramis, kan kızılı ellerini soğuktan donan Muradiye Şelalesinin sularında yıkayamadığı için kahrından eriyerek rüzgarla birlikte Süphan Dağının eteklerine doğru savrulduğu için değil, tipiden dolayı yolların kapandığını söylese de ajanslar, Tanrı Haldi olan bitenden haberdar ve mağrur bir suskunluk içinde izlemektedir karayolları ekiplerinin hebadan ibaret uğraşlarını...

    'ince Beyaz' dedikleri bir hastalık elinden muzdarip badem ağaçlarına şifa bulamayan ziraatçiler, baharla birlikte tekrar dirilen dalların hikmeti üzerine kafa yora dursunlar, kendinden emin tebessümü ile dallardan kar bademi toplayan ve hüzünlü bir ilahiyi mırıldanarak umudu nasihat eden Tamara'nın soğuk gecelerde yüzünde beliren endişeyi, göldeki kayıp cesetlere yoruyor kefaller ve karınlarında taşıdıkları yumurtalar üzerine yeminler ederek takılıyor balıkçı ağlarına...

    Kiliseye sonradan eklenen şapele hep üvey evlat gözüyle bakan, soranlara soğuğu bahane ettiği bükük dudağıyla eserinin çevresinde dört dönen Mimar Manuel, rölyeflerden damıttığı kıssaları Artos Dağına karşı büyük bir tazimle okuduğu rutin ayinini, kabartmaları kaplayan kardan dolayı gerçekleştiremeyip de adanın bir köşesinde Yüzbaşı Dr. Operatör Cavit Bey ile dertleşen Yaşar Kemal'e doğru tozlaşmış yüreğinden üfürdüğü kızıl kumları armağan ettiğinde, kadrajlarda beliren efsunlu gün batımı atmosferinin insanları nasıl da hayrete düşüreceğinden habersizdir.

    Erek Dağı kalıntılarında beliren çift hale yöre halkı tarafından tipiye yorulsa da, ışığı kehkeşana varan ışık huzmesinin kurd ile kuzunun muhabbetinden doğduğunu bilen Siyabend, dipsiz uçurumun zaman boşluğundan haykırarak insanlara anlatmaya çalışsa da, uluyan kurdun ve öten baykuşun sesindeki hikmeti kimseler kimseler anlamaz da, bir tek xece anlar, bir tek xece kanar da, akşamüstlerinde bir ölüm sessizliği halinde beliren sükûnetin talihsizliğini sevdalısına bir türlü, bir türlü söyleyemez.

    ---------------------------------
    Evet,
    Kar altındadır hakikatimiz...
    Şairleri ve yitikleri kanatır...
    ---------------------------------

    Hüsrev Paşa Külliyesinin batı kapısını okşayan akşam güneşinde zuhur eder Mimar Selman…
    ‘‘Ben buradayım!
    Şu kesme taşta, şu minberde…
    Şu son cemaat yerinde, münzevi medrese rahlesinde, şefkatle sarıp sarmalayan kubbede…
    Şu ıssız kederin her bir zerresinde…
    Ben buradayım!
    Güneşin son takatiyle kamaştırdığı yansıma benim hakikatimdir, benim avazım…
    Yine mi görmezler ey benim yanık bağrım, azabım…
    Serdarı nasname elemidir benim yolum!!!’’

    Köse Hüsrev, akçe kokulu tüysüz çehresini sıvazlar…
    Kâtipler hıyanet halindedir…
    Kelimeler rakkas…
    Selman yanar, Selman kanar Horhor’a karşı…
    Elem i harından, su dile gelerek kaynar da, Süleyman Han mabedinin güney yamacını döven tipideki silüet dışında, kimseler, kimseler anlayamaz…
    Anlayamaz da kapılarını ve pencerelerini kapatıp dururlar esrara karşı…

    --spoiler--
    Kirvem,
    Hallarımı aynı böyle yaz…
    Rivayet sanılır belki,
    Gül memeler değil,
    Domdom kurşunu
    Paramparça, Ağzımdaki…**

    --spoiler--

    *A. Arif Karanfil Sokağı Şiirinden.
    **A. Arif Otuzüç Kurşun Şiirinden.
    1 ...
  12. oorlogswinter

    1.
  13. türkçeye (bkz: kış ayazında savaş) ismiyle çevrilen 2008 yapımı belçika hollanda ortak yapımı film...
    imdb puanı 10/7 olan film, 2. dünya savaşı yıllarında alman işgali altındaki hollanda nın bir köyünde cereyan eden olayları konu edinmektedir.
    belediye başkanının oğlu ve ilişkisi olduğu gizli direniş örgütlenmesinin küçük bir köyde gösterdikleri çaba ve köye düşen ingiliz savaş uçağından yaralı olarak kurtulan pilotu kurtarmaya çalışmaları anlatılmaktadır.
    işgal altında, bir bakıma kendiliğinden partizanlaşmış sivil insanların gözüyle savaş psikoloji işlenmektedir.

    hoş bir film...
    kış mevsiminin karlı yüzünü gösterdiği bu soğuk sabahta, kahve eşliğinde güzel gitmiştir.
    2 ...
  14. göttaşı vergisi

    1.
  15. Modern ismi (bkz: atık su bedeli) olan vergi türü...
    1 ...
  16. sevmenin zamanı

    1.
  17. bir (bkz: liz behmoaras) kitabı...

    --spoiler--
    1940’lı yılların ilk yarısı… Dünyanın kaderini değiştiren, yaşamları altüst eden ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı ikinci Dünya Savaşı yılları…
    Her şey yıkılır, insanlık savaşın, hoşgörüsüzlüğün girdabına kapılmış akıl almaz bir hızla yok oluşa doğru sürüklenirken, ikisi de istanbul Tıp Fakültesi’nde öğrenci, biri Müslüman diğeri Yahudi, iki genç aşka düşerler.

    Her şeye ve herkese inat imkânsız bir aşk filizlenir aralarında. Kızın ailesi Odessa’dan göç etmiştir, erkeğinki ise Balkanlar’dan. Ve zoraki göçlerin istanbul’da buluşturduğu iki ailenin dramına eşlik eden bu büyük sevgi nice sınavlardan geçmek zorundadır.
    --spoiler--
    1 ...
  18. güneş murat tezcür

    1.
  19. Doçent dr. güneş murat tezcür, işinin hakkını veren bir sosyal bilimcidir.

    internetten edindiğim bilgilere göre, loyola üniversitesinde görev yapmaktadır. Siyaset bilimcidir.

    Kendisini, diyarbakırda düzenlenen uluslararası bir sempozyumda tanıdım. Sunumunu dinleme fırsatım oldu. Saha araştırmalarına dayalı bilimsel bilginin sarih tespitlerini paylaştı bizlerle. Dolayısıyla Mest etti. Kompleks esiri olmamış diğer bütün araştırmacılar gibi, kendisini de saatlerce bıkmadan usanmadan dinleyebilirdim.

    Genç türkiye cumhuriyetinin kronik sorunu olan kürt sorunu hakkında yapmış olduğu sunum, hamasetten uzak, oldukça keyifli ve faideli bir ders şeklinde geçti.

    Herşey iyi güzeldi de, hocamın bir talihsizliği vardı. O da şöyle: önceki oturumlarda nispeten daha aydın şahsiyetler yer alırken, kendisinin sunum yaptığı oturumda, adına huda par dedikleri neo hizbullahçılar vardı. Dolayısıyla hocamın dolu dolu sunumundan sonra, domuz bağcıklı ve kiralık katil hükmündeki oluşumun uzantıları, seviyeyi yerle bir ettiler. Daha izzettin yıldırım hocanın kanı ellerindeyken ayetlerle ahkam kesen güruh, hakikaten orada konuşma yapacak kimseler değildi.

    Oturum kapanışında hocamın yanına varıp şükranlarımı ifade etmeyi çok istedim. Lakin zaman sıkıntısı nedeniyle mümkün olmadı.

    edit: kendileri ile birebir görüşme imkanım oldu. şükranlarımızı ifade edebildik. hoş sohbeti ve tevazunun nikotin kokusu gibi sindiği mümtaz şahsiyeti ile etkileyiciydi. çalışma yaptığı alanda 8.000 insanın biyografisini mercek altına almış bir şahsiyetten bahsettiğimizi ifade edersek, meramımızı daha iyi ifade etmiş olacağız.
    0 ...
  20. cuzzy kerry

    1.
  21. aklınca kürt etnisitesini aşağılamak üzere hesap açmış, nickinin okunuşu kürtçede eşşeğin amı olan, bunu da çok yüksek bilgisi ile ingilizce yazmaya çalışmış, şahsiyetsiz giriler yazan ensest ilişki mahsülü iki ayaklı organizmadır.

    örnek 1) (#27077082)

    örnek 2) (#27077005)

    örnek 3) (#27076778)

    örnek 4 (#27076693)

    ben, böylelerine müsamaha gösteren moderasyonun da bu tür ilişkilere olumlu yaklaştığını düşünmekteyim.
    3 ...
  22. johann johannsson

    1.
  23. elektronik ile klasik müziği geleneksel bir tarzda harmanlayan izlandalı müzisyen...
    icra ettiği müzik, (bkz: post classical) şeklinde isimlendirilmektedir.

    adını dahi bilmediğim ilk parçasını dinlemeye başladığımda tüylerim adeta diken diken oldu...

    o denli yalnızdım ki ve yalnızlığımı ifade etmekten; kelimelere, sese, kağıda aktarmaktan o denli acizdim ki, (bkz: miracle mystery and authority) isimli parçasını hasbelkader dinlediğimde, adeta dağıldım. paramparça oldum... ruhumun kırıklıkları o kadar uzaklara dağıldı ki, o acının içinde hem batının nemli ve puslu azametini, hem de doğunun kavruk bozkırını duyumsayabiliyordum.
    bir yanım sibiryanın felç eden soğuğu karşısında hayata tutunmaya çalışırken, bir yanım da tozlu sarı sıcağın altında bir damla su bulmak için aranıyordu.

    yıkılan, dağılan, çelik parçalarına teslim olan şehirlerin toz bulutları ve yıkıntıları ve paramparça insan bedenleri, gönlüme gönlüme dökülüyordu...

    ve beklediklerimi yitiriyordum düşlerimde, dönüp en ufak bir sitem dahi göstermeden...
    en ağır acıya dahi metanet gösterecek bir boşlukta zamanı ve mekanı arkada bırakmak gibi birşeydi o meledinin tılsımına şahit olmak...

    naif adam şeklinde nitelendiriyorlar bu müzisyeni...
    fakat kanımca, pek öyle değil.
    şırıngayı hastaya enjekte etmeden önce çocuğa tatlı masallar anlatan hemşire gibi birşey bu adam...
    o naif tınılar insan ruhunu kuşatmaya görsün, en ağır darbeleri acımasızca indirmekten imtina etmiyor...
    sarsıyor bu adam beni...
    koşmam için, haykırmam için...
    kendimi dahi ardımda bırakmam için...
    2 ...
  24. sauport

    1.
  25. sakarya üniversitesi sanal bilmem ne zımbırtısının ismidir.
    uzaktan eğitim öğrencilerinin tırıvırısı...
    0 ...
  26. yere bakma durağı

    1.
  27. hiçbir sebep yokken uyandım. Altımızda şehirler, altımızda dağlar ovalar... Gördüklerimle irkildim. Düşüncelerimden utandım. Evet dedim, evet... Yere bakma durağındayız.

    Körolasıca acziyet...
    Şimdi nasıl yaşar insan, çırılçıplak!
    Nasıl yaşar, bir başına!
    2 ...
  28. sevgilinin sol arka adelesini yalamak

    16777211.
  29. sağ arka adelenin yalanması ile ortaya çıkacak zevkin 5 te 1 i ile yetinmektir. Belki de hususen tercih edilendir. Belli olmaz, kişi zevk doygunudur ya da yön körüdür, sağ arka adele yerine, tutar sol tarafı diller...
    0 ...
  30. ahmet keleş

    1.
  31. vakti zamanında gülen cemaatinin kurucularından biri.
    17.03.2014 tarihli tv programında dile getirdiği hususlarla, dikkatleri üzerinde toplamıştır.
    0 ...
  32. 41 şiir 41 damla

    1.
  33. engelli şair Sermet Gök'ün şiirlerini ihtiva eden kitabın ismidir.
    1 ...
  34. ıslık çalan burun

    1.
  35. her nefes alıp verişte, fiyyyyyyttt fiyyyyyyttttt şeklinde nağmeler döktüren burundur.
    başkasını bilmem, lakin benim için rahatsız edici birşeydir.
    bu sesi duyduğumda, nefes alıp verişim zorlaşır.
    darlanırım.
    neden mi? çünkü ıslık çalan burun sahibi arkadaşımın yeteri kadar oksijen alamadığını, soluk alıp vermede bir problem yaşadığını, miniminnacık oksijenle kıt kanaat idare etmek zorunda kaldığını falan düşünüp, psikolojik açıdan etkilenirim. darlanırım.

    ileri derecede enstrümantal burna sahip olanları düşünmek bile istemiyorum. adam neredeyse, burunofik melodi ile, susamış koyunları suya götürüp susuz getirecek.
    o derece yani...

    not: genç fitfitler rahatsız. *
    4 ...
  36. çocuklara hayvan yemi verilmesi

    1.
  37. yanlış okumadınız...
    çocuklara hayvan yemi veriliyor.

    peki, bir hata mı söz konusu?
    hayır, bir hata yok.

    çocuklar, zehirlenmeye/öldürülmeye mi çalışılıyor?
    hayır, ortada bir kasıt yok!

    bilakis acı bir mecburiyet söz konusu...
    evet, suriye'den bahsediyoruz.
    (bkz: yermuk mülteci kampı)nda, rejim güçleri tarafından abluka altına alınan insanlar, açlıktan kırılıyor.
    açlıktan dolayı ölen insan sayısı 49 a ulaştı.
    en son ölen kişi, öldükten üç gün sonra fark edildi. bulunan ceset, fareler tarafından kemirilmişti...

    187 günlük abluka, en temel ihtiyaçların dahi sivillere ulaştırılmasını engelliyor.
    çocuklar, hayvan yemi yiyerek hayatta kalmaya çalışıyor!

    çok ağır bir dram söz konusu...

    http://www.trthaber.com/h...ayisi-artiyor-115466.html
    1 ...
  38. halk rejimin devrilmesini istiyor

    1.
  39. (bkz: arap baharı) nın mottosu...
    tunus,
    mısır,
    libya,
    suriye...

    bütün ülkelerde kullanılan slogan...

    halk, rejimin devrilmesini istiyor!
    3 ...
  40. fatih özdoğan

    1.
  41. 'Yoksulluk Kültürü Yaklaşımına Eleştirel Bir Bakış' isimli tez çalışması ile (bkz: yoksulluk kültürü) kavramsallaştırmasını irdelemiş, bu kavrama yöneltilmiş eleştiriler manzumesini bir araya getirmiş ve en nihayetinde yoksuldan yana tavır koymuş güzel yürekli insandır.
    çalışmasından epey istifade edilmiştir..
    şayet yazımıza denk gelecek olursa, teşekkürlerimizi iletmek isteriz.
    0 ...
  42. şirazeden çıkma

    1.
  43. yanlış yola girmek, kaybolmak anlamlarına da gelen deyim.
    0 ...
  44. şadiye ay

    1.
  45. (bkz: muğla üniversitesi)'nde araştırma görevlisi.

    mevzuat dergisinde yayınlanan (bkz: türkiye'de siyasal islam) isimli makalesi, cumhuriyet tarihi boyunca islami camianın politik girişimlerini iskelet halinde ortaya koymuştur. söz konusu makalede, türkiye'nin belli başlı cemaatleri genel olarak aktarılmıştır. hem cemaatlerin politik arena ile olan münasebetleri, hem de siyasi partilerin cemaatlerle olan ilişkileri/ 'oy avcılığı' irdelenmiştir.
    araştırmacı, tarafsız olmaya özen gösterse de, kimi ifadeler göze batmıyor değil...

    her neyse, şeker bir çalışma... çayın yanında iyi gider. hatırlatır. dolayısıyla öğretir.
    0 ...
  46. van üşüyor

    1.
  47. kar yağışı, kimisi için mutluluk vesilesi, kimisi için külfet...
    van'da konteyner kentte kalan fukaraların dramı, karlı havalarda katmerli bir hal alıyor.
    batı illerine uğrayan soğuk bir hava dalgası, sıcacık evlerinde ve iş yerlerinde oldukları halde birçok insanı hasta ediyorsa, doğunun soğuğunda ve bir konteynerda yaşayan, elektiriksiz ve susuz ve de kanalizasyonsuz bırakılmış fukaraların halini varın siz hayal edin.

    hiçbir devletin fukara üstündeki hakkı; fukaraların devlet üstündeki hakkından daha üstün ve büyük değildir!

    bu mesele bu kadar göze batmamalıydı!
    bir utanç meselesidir bu hal...
    oranın mülki amirleri ve yapılan haberlerle bu vaziyetten haberdar olup da hiçbir girişimde bulunmayan merkezdeki yetkililer bu vebalden mesuldür.

    bu ülkede işler nasıl yürüyor bilmiyorum.
    halkının ihtiyaçlarını görmediği için ya da halkına hizmette kusur ettiği için valileri yanına çağırıp onları rezil eden ömer'ler nerede?
    nerede, ömer'lerin hassasiyetini paylaştığını iddia eden yöneticiler!!!

    kendi vatandaşının ihtiyacını karşılamadan, imf ye milyarlarca dolarlık kredi açmakla övünen idarede bir problem vardır.

    not: bu ilgi, bölgeye ya da etnik kökene hasredilmiş bir ilgi değildir. eskişehir ya da bir başka şehir, fukaranın hepimizin üstünde hakkı vardır!

    ayrıca kimse, ırkçılığını iki ezber kalıp ardına sığınarak kamufle edebileceğini sanmasın. baştan aşağıya iğrenç bir ötekileştirme ile dolusunuz.
    dolayısı ile ''kaale alınmaz'' kategorisindesiniz.
    7 ...
  48. hadis i şerifler

    1.
  49. Ukbe ibnu amir (ra) anlatıyor: (Birgün):

    ''ey allah'ın resulü! kurtuluşumuz nasıl olacak?'' diye sormuştum, şöyle cevap verdiler:

    ''dilini tut, evini genişlet, günahlarına da ağla!''

    ravi: tirmizi, zühd - 61
    0 ...
  50. 724tıkla com

    1.
  51. internet üzerinden satış yapan paravan şirketlerden biri...

    bir firma ile ilgili en samimi bilgileri, müşterilerinden elde edebilirsiniz. firma temsilcilerinin yaldızlı palavralarına maruz kalıp da sağlıklı düşünemediğiniz durumlarda, müşterilerin tecrübelerine başvurmak en sağlıklı yoldur. hele ki bu müşteriler mağdursa, sizi firma konusunda daha dikkatli ve seçici kılacak gerçek bilgileri elde etmeniz daha kolaydır.

    şimdi dilerseniz, size başımdan geçen bir tecrübemi aktarayım.

    24tıkla.com isimli firmadan aldığım tablet, kusurlu çıktı. ürünün garanti etiketi delinmişti. yani ürün açılmış/ tamir görmüştü. ürünün açılmış olması bir yana, ürün aynı zamanda bozuktu. açılmıyordu. açma düğmesine bastığımda sadece ürünün firma ismi ve bir maskotun animasyon görüntüleri çıkıyordu. firmayı aradım. ürünün kullanılamadığını, dolayısı ile iade etmek istediğimi söyledim. 7 gün içerisinde iade etme hakkım olduğu halde ürün iadesini kabul etmediler. elektronik ürünlerin geri iade edilemeyeceğini ve ürünün garanti kapsamında tamirci firmaya gönderilmesini söylediler. yani yasaların bana tanıdığı iade etme hakkımı kullandırmadılar. her ihtimale karşı garanti kapsamında yönlendirdikleri tamirci firmayı aradım. gerek garanti belgesindeki, gerekse de tamirci firmanın sitesinde yer alan numaralar yanlıştı. yani irtibat kuramadım. ayrıca garanti belgesindeki ürün kodu ile faturadaki ürünün kodu farklıydı. tüm bu sahtekarlıkları 724tıkla.com firmasına ilettim. firma, ürünü bize gönderin, biz tamirci firmaya yollayalım dedi. ürünle birlikte faturanızı ve garanti belgenizi yollayın dediler. ben, belgelerin aslını değil, fotokopilerini göndereceğimi söyledim. onu da kabul etmediler.

    arkadaşlar sizi kesin bir şekilde uyarmak istiyorum! kesinlikle, elinizdeki belgelerin asıllarını yollamayın! yolladığınız takdirde hiçbir yasal dayanağınız kalmayacaktır. evrakların asıllarını istemelerinin sebebi de budur. lütfen dikkat edelim. ayrıca yasalar, ürünün bir hafta içinde kayıtsız şartsız iade edilebileceğini, bir ay içinde de şayet üründe bir arıza yaşanırsa yine aynı şekilde geri iade edilebileceğini söylüyor.

    ben evraklarımı yollamadım. ürünü de kesinlikle hiçbir itimadımın kalmadığı bu firmaya yollamadım. tüketici hakları masasına başvurdum. ürün bedelinin tarafıma iade edilmesi için ihtarname çektim. iadeli taahhütlü bir şekilde kendilerine yolladım. 20 gün içerisinde şayet verdiğim ücret iade edilmezse, konu icraya taşınacaktır!

    724tıkla.com gibi, internet üzerinden satış yapan firmaların, size ayıplı mal gönderebileceğini ve malı teslim ettikten sonra da sizi ortalıkta bırakabileceğini unutmayın! kolay kolay itimat etmeyin!
    0 ...
  52. malajor

    1.
  53. --spoiler--
    malajor...
    yani yukarı ev... yani yukarıdaki ev...
    bana göre yalnız, belki de mala bekes (kimsesiz ev)...
    --spoiler--

    şayet malajor'un hikayesi mehmet uzun'un kaleminden dökülecek olsaydı, muhtemelen böyle bir sadelik ve etkileyicilikle başlardı hikayemiz. malajor, böylesi cümlelerle girmeye başlardı gönlümüze, dimağımıza.

    sadeliğin vuruculuğu yerine, baharda fışkıran bozkır yeşilini, hışırtıları bir senfoniyi çağrıştıran kavak ağaçlarını ve dağ keçilerini ve daha bir çok şeyi aynı anda sıcağa boğan sarı sıcağa selam vermekle hasbihale başlayacak olsaydık, yani ustalık işi olan betimlemelerle söze başlasaydık, şüphesiz yaşar kemal'in kaleminden esinlenmiş olurduk.

    üstatlar, kendi deryalarından damıtarak ve muhtemelen malajor'a yeni bir hüviyet kazandırarak anlatabilirlerdi malajor'u. lakin benimki bambaşka bir şey...

    benimki bambaşka birşey; çünkü bir insanın hayatında, kendisini ait hissettiği çok az yerler ya da sadece bir yer vardır. kişinin bütün somut ve soyut birikimlerini muhakkak surette etkileyen, her şeyi bir parçacık da olsa kendine benzeten, bireyin hayatını bir bakıma kendisi ile özdeşleştiren bir yer... evet, vardır her insanın hayatında böyle bir yer... ve böyle bir yer, insan hayatında bu denli derin ve geniş yer kapladığı için de, sosyolojik tahlillerin soğuk ifadelerinden ziyade, daha insancıl, daha samimi ve daha naif bir uğraş olan edebiyata konu olmayı hak etmektedir. işte malojor da benim için öyle bir yerdir. hem şahsımda sahip olduğu anlam bakımından kaleme ve kağıda konu olmayı hak etmektedir, bu yönüyle kıymetlidir, hem de beni oldukça zor bir işin ağırlığı ile yüzyüze getirmektedir, bu yönüyle de zorlayıcıdır. neticede, bir üstadın kalemine konu olmak, ya da bir başkasını kaleme almak başkadır; bizzat odakta olduğun bir hikayeyi anlatmak bambaşkadır. en azından benim naçizane fikrim bu yöndedir.

    malajor... evet, yukarıdaki ev demektir. neye göre yukarıda diye sorulacak olursa, bağlı bulunduğu köyün konumuna göre yukarıda olduğunu, ondan ötürü böyle adlandırıldığını söyleyebilirim. çetin bir coğrafya... virjin topraklar... gergin bir siyasi atmosfer ve olabildiğine doğal ve katışıksız bir hayat. türkiye'nin doğusuna, sınırlarına gidiyoruz. bir tarafta türkiye coğrafyasının engebeli ve sarp bölgesi, hemen öte tarafta iran coğrafyası... malajor, kaba bir tarifle, böyle bir coğrafyadaydı. bağlı bulunduğu köyün beş kilometre uzağında ve rakım olarak da daha yüksek bir konumda yer alıyordu. ve malajor, sadece bir ailenin yerleşkesiydi. bir baba, ki bu adam benim dedem olur, iki eşi, yedi oğlu, kızları ve onlarca torunu... malajor, onların saklı cennetiydi.

    malajor, çocukluğumun tılsımlı mekanıdır. yaşamımda bana bahşedilmiş en ilginç deneyim ve insana ve doğaya ve cümle canlıya duyduğum sevginin tohum ekicisidir. benim için, kendimi anlamlı kılmam için, üzerinde durup da düşünmeye, irdelemeye ve daima yad etmeye mahkum olduğum, bunu da severek ve şükranla kabul ettiğim bir armağandır. malajor, hem sadeliği ve güzelliği; hem de hüznü ve burukluğu kendisinde barındıran bir mekan/bir hatıra olduğu için, bir ömür boyunca duygularımın her türlüsüne denk düşecek, her halime bir karşılık verebilecek yığınla detaya sahiptir. benim için böylesine önemli olan bu mekan, açıktır ki, kendisini emekle, aşkla ve bir o kadar da cesaretle inşa eden şahsın varlığında vücut bulmaktadır. evet, dedemi kast ediyorum.

    --spoiler--

    kalabalık ailesinin büyüğü...
    becerikli ve oldukça yakışıklı...
    yüreği ile yaşayan ve yüreği ile konuşan...
    seveni de çok; düşmanı da...
    kalıplara riayet etmek, duruma ayak uydurmak gibi basit oyunları olmayan...
    cesur...
    iran coğrafyasından bulup getirdiği arap atları ile meşhur...
    keskin nişancı...
    iyi bir avcı...
    ve nihayetinde düşkünden yana, zorbalığa karşı dik!
    --spoiler--

    onun kararı ve emeği ile kuruldu malajor.

    maddi açıdan darlık yaşayan bir ailenin oğlu olarak doğdu. çalıştı, çabaladı ve gözünü budaktan sakınmadı. çoğu gece at sırtında sınırları aştı. köyler arasında mekik dokudu. toplum içine karıştı. bölgenin bir realitesi olan ağalık oluşumuna, sembolik bir saygı bile duymadı. yeri geldi itiraz etti, yeri geldi kararmış gözleri ile kavgaya tutuştu. dize getirilemedi. askerlik yaparken de becerileri ile hemen sivrildi. bir ömür boyunca isminden hemen sonra, bir soyadı gibi kullanılan, kendisine yapışan çavuş rütbesi ile görevlendirildi. o, bundan sonra gürgin çavuş'tu. yörenin tekmil insanı, onu çavuş diye çağırıp, yeni nesiller de onu çavuş diye öğrenecekti. hem yiğitliği ile, hem de endamı ile kendisinden söz ettirirdi. çokça dedikodusu yapılırdı. çokça bekleyeni vardı... yaktığı gönüller, halen anlatılagelir. iki evliliği de bir bakıma bu profili tamamlıyordu. işte malajor, böylesi ellerin ürünüdür. hem cesaret ve emeğin getirdiği başarının, hem de her daim kavgalı olma halinin dayattığı bir gerçeklikti. çünkü bulunduğu köy, kendisine yöneltilmiş, kendisine bilenmiş imtiyazlıların öfkesi demekti. rahatsız ettiği, imtiyazlarına itiraz ettiği ve itibarlarını sarstığı ağalığın baskısı, kendisini seven, kendisine gönül veren dostlarının da bu durumdan etkilenmesi ve ailesi için ihtiyaç duyduğu huzurlu ortam arayışı, malajoru inşa eden yolun startını vermişti. köyün dışına çıkardı ailesini. dört parçada, kerpiç tuğladan ve samanla karılmış çamurdan harçla inşa edilen malajor, toplamda on oda, bir misafir damı, tandır evleri, kilerler, yüzlerce küçükbaş ve büyükbaş hayvana dulda olan ahırlar ve evlerin çevresini kuşatan yüzlerce kavak ağacı ve tarlalardan ve bahçelerden müteşekkildi. çavuş'un çabaları, kendisine hem bir itibar, hem de civarda parmakla gösterilecek bir mal varlığı kazandırmıştı. evlatları ve torunları ile bütünleşebilmiş, kendisinin idare ettiği küçük bir yerleşkesi ve nev i şahsına münhasır bir aile kültürü söz konusuydu.

    malajor, sarp ve yüksek bir kayanın hemen dibinde inşa edilmişti. civarda karahisar kalesi olarak adlandırılan bu yüksek kaya, hem malajorun gizemine ve güzelliğine katkı sunar, hem de hikayenin finaline hazin bir son armağan eder.

    yaz aylarında bağrına bastıklarının arasına beni de kabul eden malajor, benim için bol yıldızlı geceler, av etleri ile dolan sofralar, türlü türlü hikayeler, naftalin kokulu sandıklar, halen sıcaklığını hissettirebilen sevgiler, dostluklar, salatalık aşırdığımız bahçeler, tekmil velet sidik yarıştırdığımız eğlenceler, çobanlıklar, serin çeşmeler ve berrak dereler, her biri birer efsunla ve eğlence ile örülü oyunlar demekti. malajor, çocukluğumun bam teli demekti.

    dünyanın kaderinden midir bilinmez, yoksa o coğrafyaya has bir final midir bilmiyorum ama, bu hikaye, hüznü son durak kıldı kendine. malajor viran, malajor metruk... şimdilerde belli belirsiz duran kimi kalıntılardan ibaret.. şimdilerde ürpertiyor yürekleri... insanlar, o şen ve huzurlu insanlar gitti. o topraklarda kundağa sarılan bebeklerin ağlamaları, kahkahaları ve ilk sözcükleri yükselmiyor artık malajor'dan... gençlerin kuytuda köşede tüttürdükleri sigaraların dumanı da, sigara dumanı ile birlikte yapılan muhabbetlerin de esamesi yok artık. kafile kafile misafirler, el evine gelin giden kızların düğün alayları, malajora katılan yeni gelinlerin şenliği... yok artık insan sıcaklığı malajor'da...

    hikayenin burasında; ''eeee hayat işte'' derken buluyorum kendimi. hayat işte kalıbına sığınarak hem efkarımı hem de tıkanıklığımı noktalamak zorunda kalıyorum. çünkü söylenebilecek pek bir şey yok. benim de sonrasını anlatmaya pek isteğim yok...

    malajor viran; malajor metruk...

    --spoiler--
    çatışma dönemi...
    karahisar kalesi sarp, çetin...
    kurşun sesleri ve dağları döven havan toplarının gümbürtüsü...
    malajorun yanıbaşında son bulan, sayısı meçhul, genç hayatlar...
    gerginlikler...
    artan tehdit algılamaları...
    ve göç...
    ve şehir hayatı...
    zorluklar...
    omuzlara tortusu sinmiş ağır hatıralar...
    --spoiler--

    yıllar sonra...
    malajor'dan ayrılıp da şehre göçmüşlük ve tükenmek üzere olan bir ömür...
    soğuk ve karlı bir kış sabahı, bindirildiği ambulansta gürgin çavuş, son defa göreceğini sezmişçesine dağlara el sallar... dudağından dökülen cümlesi, memleketinin dağlarına veda sözcükleriydi.

    xatıré te çiyayé welat. ( elveda, memleketimin dağları )

    bu sözcükler, malajor hikayesine konulmuş bir nokta gibiydi. ki sonrası, yani o emektar ellerin yokluğunda, uğraşlar maişet derdi ile sınırlandı. malajor da kapattı sinesini herkeslere.

    ama bende bitmeyecek şeyler bıraktı malajor... geçmişte, şimdi ve bundan sonra, okuduğum bütün betimlemelerin istisnasız bir şekilde malajoru tasvir ettiği, en mutlu rüyalarımın vazgeçilmez BiR ŞEKiLDE malajoru dekor olarak kullandığı ve bütün muhabbetlerin burukluğa aktığı anda, dile getirilmese de çekilen her derin nefeste, malajor'u yad etmek gibi bir sürü arıza detaylara sahibim.

    malajor viran; malajor metruk...
    3 ...
  54. şehirde ve kırsal kesimde beynin farklı çalışması

    0.
  55. iklim, doğa şartları, hatta ve hatta tüketilen besinler dahi insan ruhuna etki ediyor.
    kişiliğe etki ediyor.
    bunun üzerine nice kitap yazılmıştır.
    birçok stratejist, iklimler üzerinden insan gruplarını tanımlamıştır.
    dolayısıyla kırsal kesimin insan psikolojisi üzerine etkisi de şehirlere göre farklı olacaktır.

    laboratuvar ortamına gerek yok. hatta uzmanlara da gerek yok.
    ikamet ettiğimiz ülkenin batısında birkaç yıl kalınız, sonrasında aynı ülkenin doğusunda birkaç yıl kalınız...
    aradaki fark kabak gibi ortaya çıkacaktır.

    bir taraf daha esnek; diğer taraf daha dikine, daha kuru...
    1 ...
  56. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2025 uludağ sözlük