maia melian
0 (düz adam)
altıncı nesil yazar 0 takipçi 1.60 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    o öyle yenmez

    1.
  1. ailecek duymaya bayıldığımız bir cümle.
    genelde; "aaa o öyle yenmez ki şekerim" şeklinde telaffuz edildiği duyulabilir.

    misal, arkadaş grubuyla bi yere yemek yemeye gidilir, ya da evde yemek yerken, yemeğinizin üzerine bir baharat/sos vs koyarsınız ve bir kez olsun kaçınılmaz olan şu lafı işitirsiniz; "aa o öyle yenmez ki şekerim, x yerine y koyacaksın."

    hadi ya? çok biliyorsun sen!

    bir de bir üst modeli vardır bunun. kırk yılda bir para ya da indirim bulunmuş, oldukça güzel bir yerde yemeğe gidilmiştir, ego tavan yapmıştır, bir daha kimbilir ne zaman gidilecektir de vs vs. yemekler de süperdir.
    amaa işte, "ayy bunlar da bunu hiç becerememiş. tulum peyniri mi o? ay yok artık bu yemeğe tulum peyniri koyulduğunu da ilk defa gördüm ihihi" diyen birisi mutlaka çıkar. o da olmadı garsondan memnun kalmadığından, sandalyelerin rahatsızlığından falan bahseder.

    memnuniyetsiz insan modeli!!
    1 ...
  2. pazar kahvaltısı için bakkala gönderilmek

    1.
  3. genelde 2 durum vardır.
    1. durumda kişi çoktaan uyanmıştır, gitmek o kadar da angarya gelmez. hatta güzelce giyinir, saçlarını falan tarar, çıkar bi temiz hava alır, mutlu olur, istediği gazeteyi seçer, istediği şeyleri alır ve hatta iyi bir çocuk olursa yanında mini çitos bile alabilir. fırından alınan sıcacık ekmeğin kenarını falan didikler eve dönerken.

    2. durumda kişi daha uyumaktadır, gereğinden fazla enerjik evdeki 2. kişi tarafından uyandırılır. genelde arkadaşsa yakın mesafeden "pşşt hadi kalkıp bi ekmek alsana kahvaltı hazırlıyorum bak" şeklinde, anneyse uzak mesafeden "oğluuum/kızııım hadi kalk ekmek al kahvaltı hazır nerdeyseeee" şeklinde bir takım sözcükler duyar, önce anlam veremez, tekrarlanmasıyle birlikte gözünü açıp bi güzel küfreder. pijamayla normal giysileri karıştırarak sürüne sürüne dışarı çıkar, gazete almaz, canı o anda hiçbir şey istememektedir, hatta çitosu bile gözü görmez. ekmek alır, yine kenarını didikler eve dönerken.

    çıkarılan sonuç; ekmeğin kenarı her türlü didiklenir.
    0 ...
  4. kaptan mihalis

    1.
  5. bir nikos kazancakis kitabı.
    kitap, 1889 yılında geçiyor ve osmanlı imparatorluğu zamanında girit'te çıkan sayısız ayaklanmalardan birini anlatıyor.
    (bkz: captain michalis)
    0 ...
  6. selpak yerine tuvalet kağıdı kullanmak

    1.
  7. ilkokuldayken bir gün grip olmuştum, domuz gribi falan değil tabii, o zamanlar yoktu öyle şeyler. neyse baktım mendile para yetişecek gibi değil, resmen simit ayranımdan kesmek zorunda kalıyorum, sikerim böyle işi dedim, şaka şaka demedim öyle şeyler, evden tuvalet kağıdı rulosunu kaptığım gibi çantaya attım. evet evet, çok mantıklıydı bu, herkes dahiyane fikrimi övecekti okula gidince, yeni bir akım başlatmış olacaktım resmen. hatta küçük tuvalet kağıdı şeklinde rulolarda satacaklardı mendilleri, beni de fikir babası ilan ediceklerdi. okula gittim, tabii ilk başta her mucit, dahi gibi çekiniyorum fikrimi göstermeye. ya dalga geçerlerse diye de tırsıyorum inceden. tabii burun ne anlar dahi insan kaprisinden çeşme gibi mübarek akıp duruyor. çantadan koparıp koparıp silmeye başladım burnumu. sıra arkadaşım farketti ilk, "enee o tuvalet kağıdı mııı hihihi?" diye ince alaylarla dolu bi soru yöneltti. hata yapmıştım, aman allahımdı, nasıl düşünmüştüm iyi fikir olduğunu? tam bir şeyler uydurmaya yeltenirken "iyi fikir yaa yumuşak hem daha iyi oluyodur di mi?" dedi sıra arkadaşım. "lan puşt madem iyi fikirdi ilk başta niye dalga geçtin?" dedim, şaka lan onu da demedim tabii. ezik ezik gülüp "hehe evet evet daha iyi olüyür" gibi bir şeyler geveledim. ama gazı almıştım bi kere, çıkardım tuvalet kağıdını gururla sırama koydum. buluşunu tanıtan mucit gibi bir elimi üstüne koymuş, etrafıma alaycı bakışlar atıyordum. gören yanıma gelip soruyordu tabii, bütün sınıf tutmuştu bu fikri, ben de "valla bundan sonra mendilciler batacak hem bu daha yumuşak hem de bitmiyor hehe" deyip yavşak yavşak gülüyordum herkese.
    bi sonraki tenefüs sınıfın en yakışıklı çocuğu geldi, aha, resmen gülümsüyordu bana. o da herkes gibi etkilenmişti demek ki fikrimden, ee etkilensindi tabii bu mükemmel zekanın ürününden. seksi bi bakış attı, tabii o zaman seksi falan nedir onu bile bilmiyoruz, naber dedi. "iyii" dedim, sustum, pişman oldum sonra niye susmuştum insan sorardı senden naber diye, hayvanın önde gideniydim resmen. "yaa tuvaletlere tuvalet kağıdı koymuyolar ben de tuvalete gidiyorum şimdi, biraz alabilir miyim?"dedi. zönk diye kaldım o anda. hayır, bilimin kötü amaçlar için kullanıldığına mı yanayım, hoşlandığım insanın özetle "sıçacaktım da tuvalet kağıdı versene" demesine mi yanayım... yani zaten çocuğun o anda ne bir karizması ne bir yakışıklılığı kalmıştı gözümde. hayal kırıklığına uğramış, yıkılmıştım. neyse dedim kendi kendime, çocuk aldı bi parça buluşumdan cebine tıktı ve onu onaylamadığım projelerde kullanmaya gitti. tam bu olayın etkisini atlatmaya çalışırken 2 tane kız geldi yanıma, tuvalete gideceklerdi, tuvalet kağıdı istediler. allah belalarını versindi onların. onlara da koparıp verdim. derse girdik sonra 3. tenefüs oldu, tam sıra arkadaşıma bu densizlerin yaptığı saygısızlığı anlatacaktım ki, sıra arkadaşım önce davrandı. "ya tuvalete gitçem koparıyom biraz bundan"dedi. resmen mola yerlerinde tuvalet kapısının önünde bekleyip para alan, sonra peçete verip kolonya döken insanlar gibi olmuştum. mahvolmuştu dahiyane fikrim, kötüye kullanılmıştı. sinirlendim, "yok tuvalet kağıdı falan!" dedim, çantama tıktım yeniden. o günden sonra da bidaha asla evden dışarıya çıkarmadım tuvalet kağıtlarını.
    3 ...
  8. akrep ile yelkovanın üst üste gelmesi

    1.
  9. su döküp ayırmanın gerektiği tehlikeli durum.
    1 ...
  10. bsm

    1.
  11. bismillahirrahmanirrahim demeye üşenen emolar'ın kısaltması.
    hadi gene iyisiniz emolar bu da benden size kıyak olsun.
    0 ...
  12. kaplumbağa ile tavşan

    1.
  13. küçüklüğümüzden beri hep duyduğumuz hikaye. tavşanla kaplumbağa yarış yapar, tavşan nasıl olsa kazanırım diye uyur, sonra kaplumbağa kazanır falan.çıkarılan ders de "rakibini küçümsememelisin"dir. hepimiz biliriz.

    heh, o öyle değil işte. aslında sansür uygulanan bir hikayedir bu. işin aslı şöyle gerçekleşiyor;

    tavşan kaplumbağaya karşı engellenemez bir aşk duymaktadır. her gece düşlerinde kaplumbağayı hayal eder, onunla evlenip çocuk yapma hayalleri kurar. onun o yavaş yavaş,kırıta kırıta yürüyüşü, namusuna düşkün kapalı kabuğu olmadan dışarı çıkmayışı, evine bağlılığı, o güzel yeşil pürüzsüz teni... hergün bunların hayaliyle yaşamaktadır tavşan. ancak gel gör ki "kahvedekiler ne der?" korkusuyla bir türlü açılamamaktadır. dışarıda hep ters davranmaktadır güzel kaplumbağaya. oysa ki bilir,kaplumbağa da ona karşı boş değildir. çeşme başından ona anlamlı bakışlar atar hep. ne yapsam ne etsem diye düşünür tavşan. alay eder gibi bir yarış düzenlesem, yarışırken başbaşa kalırız belki der. köyün meydanında durur, başlar dalga geçmeye. "kaplumbağa çok yavaş ehehe ehihi" deken kaplumbağa gelir. "o kadar da yavaş değilim." der, kırılmıştır. tavşan da "e o zaman yarış yapalım" der. kaplumbağa eğer tavşanı yenebilirse onu etkileyebileceğini, aşkına karşılık bulabileceğini düşünerek kabul eder. ertesi gün yarışa başlarlar. tavşan hemen önden koşar, daha önce planladığı yere varır, piknik sepeti, mumlar, çiçekler hazırlar.romantik bir ortam olmuştur. son olarak baş köşeye de"aşkım kaplumbağaya" yazıp koyar. kaplumbağayı heyecanla beklemeye başlar. bekler, bekler... kaplumbağa gelmez. tavşan, sonunda kaplumbağaya sahip olacağının düşüncesiyle sabırsızlanır. onu ters çevirip karnını okşamak hayaliyle yanıp tutuşur. şekilden şekile girer beklerken, en sonunda ağaca yaslanıp uyumaya başlar. nasıl olsa kaplumbağa bu romantik ortamı görünce onu öperek uyandıracaktır.

    bu arada kaplumbağa çakallık yapar, bildiği bir kestirme yoldan bitiş noktasına gider. dolayısıyla tavşanı da, hazırlıklarını da göremez. kaplumbağa da düşünmektedir ki, bitiş noktasına ne kadar hızlı giderse, tavşan ona bitiş noktasında o kadar çabuk aşkını ilan edecektir. bu heyecanla uçar gibi gider, ancak bitiş noktasına vardığında görür ki tavşan ortada yok. "başına bir şey mi geldi acaba" diye meraklanırlar, beklerler. akşam olur, tavşan uyanmış, kaplumbağasının geldiğini, ama onu sevmediği için onu uyandırmadan gittiğini düşünmüştür. sinirle piknik sepetini tekmeleyip bitiş noktasına vardığında oldukça asabidir. kaplumbağa ona anlamlı bakışlar atar, aslında aşkını ilan etmesini bekliyordur ama tavşan yanlış anlar, hazırladığı romantik sofrayla dalga geçtiğini düşünür. diğerlerine belli etmemek için "uyuyakalmışım" der. sinirle "yoksa bu uyuşuk yenemezdi beni."diye ekler ama kimse tavşanı takmaz, herkes dalga geçer. tavşan da düşünür ki kaplumbağa herkese anlatmış, onlar da gizli gizli dalga geçiyorlar. kaplumbağaya ağza alınmayacak küfürler eder, tosbağa der, "senden nefret ediyorum orosbağa!" der.kaplumbağa da çok kırılır ve bir daha asla konuşmazlar. kadersiz aşıklar hiç kavuşamazlar...
    kıssadan hisse: asla kestirme yolları kullanmayın, çünkü uzun yolda karşınıza çıkabilecek fırsatları kaçırırsınız...
    1 ...
  14. © 2025 uludağ sözlük