an itibariyle bulunduğum odada bir şekilde kendine yer edinmiş bilgisayar masası görünümlü kitaplığın rafına iliştirilmiş ilkokuldaki elişi kağıdına benzer (sözde grafiker olucak ve elişi kağıdı değil o renkli aaaadört şeklinde sataşmalar ve baskılar altında giriyorum entryi) üzerine "paronoyak" olarak yazılan sözcük.
öylesine sömürgen bir zihniyet ki şirkete hakim olan.. "en güzel videoyu çek yayınlayalım" şeklinde, reklam giderlerini sıfıra indirgeme çabasının alıp başını gittiği, amatör kısa filmler topluluğu...
daha çok askerlik yapanlar bilir bu hissi. mantığın bittiği yerde başlar askerlik mevzusu. özenle bezenle düzelttiğin kıyafetin ve sen dikilirsin bir ağacın, bir kamyonun veya bir duvarın karşısına tekmil verir durursun avazın çıktığı kadar bağırarak. içler acısı...
+ abi bişeyin var mı?
- yok abi yok yok devam (her ne haytalık icra ediliyorsa artık)
zamanla yanmaya başlar. yandıkça kaşınır kaşıdıkça yanar. sonra kabuk bağlar. kabuk olması gerekenden kalındır kaplumbağanınki kadar olur nerdeyse. en alt noktasından dürtersin en üst noktası hareket eder. sonra onu oyuncağın yaparsın. koparırsın kanatırsın. kabuk kendi kendini imha eder zaman içinde asfalt gibi bir iz bırakarak ardında...
e: merhaba tuncer ben
k: deniz ben de memnun oldum
e: aha bayılırım deniz ismine. keşke bizimkiler de benim ismimi deniz koysalardı. askerde bi arkadaşım vardı adı deniz. ne puşttu heee. bla bla bla..
k: selametle arkadaşım...
direk odasına geçer bu model evlat. ardından da annesinin e oğlum misafirlerimize bi hoşgeldiniz demicek misin sorusuna maruz kalır. istisnasız her defasında tekrarlanır bu senaryo...