Mehmet Volkan Balbay
@m volkan balbay    172 (hevesli)
sekizinci nesil yazar 4 takipçi 27.67 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    tonyukuk reklam ajansı

    1.
  1. Dijital reklam ajansı markası.

    işletmeler için ayrıcalıklı çözümler sunan bir reklam ajansı. incelemek için: https://www.tonyukukajans.com
    0 ...
  2. kendine köpek denilmesinden hoşlanmak

    1.
  3. Değişik bir fantezi. Saygı duymak gerek. Bir de şunlar var tabi:

    (bkz: sen kim köpeksin)
    (bkz: ben kim köpeğim ki)
    1 ...
  4. abartma artık

    1.
  5. Suçu eğitimsizliğe mi verirsiniz yoksa evrimsel sürecin doğal işleyişine mi bilemem. Şu bir gerçek ki insanların çoğu (ben ve sen de dahil) "dozunda" sevinmeyi, üzülmeyi, şaşırmayı, küsmeyi ve barışmayı bilmiyor/bilmiyoruz. Duyguları ve tavırları tadında yaşamayı bir türlü beceremiyoruz dostlar.

    Çoğumuz, sevinirken etrafa verdiğimiz rahatsızlığın farkında değiliz. Gülmek ile böğürmeyi birbirinden ayıramayanlarımız var. Sevincini, tepinerek gösteren beygirler var... Çevresinde ki herkesi, kendisi gibi o an mutlu zanneden bencillerimiz var... Var oğlu var işte.

    Hele üzülmelerimize, ağlamalarımıza ne demeli. Basit meseleler için üstünü başını parlayanlar, kendisini yerlere atanlar, beş kuruş için dünyayı sevdiklerine ve çevresine zehir edenler...

    Son yıllarda "şaşırma" duygusuna da şaşırıp kalır olduk. Nasıl bir ortamda bulunduğunu hesaba katmadan "ohaaaa" diye höykürenler, ağzından tükrükler saça saça "çüşşş" diye bağıranlar ve bu soytarılıkları "şaşkınlık" ifadesi olarak etrafa yansıtanlar.

    Küsenlere bir bakın, anında "kanlı" oluveriyorlar. Ağza alınmayacak sözler, akla gelmeyecek tuzaklar birbirini izliyor. Barışanların hali ise daha mide bulandırıcı! Dün en ağır hakaretleri ettiği kişiyle bugün can ciğer kuzu sarması oluveren omurgasızları diyorum..!

    Özetle; sevinmeyi, üzülmeyi, şaşırmayı, küsmeyi, barışmayı beceremiyoruz... yani insanca "yaşamayı" beceremiyoruz dostlar..

    işte tam da burada "abartma artık" diyorum şu duygularının dozunu ayarlayamayan ayarsızlara.

    Abartma artık! Yerinde ve zamanında kullanıldığında "şamar" etkisi yaratan uyarı sözüdür.
    1 ...
  6. asgari ücretin 10 bin tl olması

    1.
  7. Hayal değil! Gerçek!

    isviçre hükümeti tarafından, halk oylamasının ardından hayata geçirilmesi planlanan durumdur.

    Yapılacak olan halk oylamasından "evet" sonucu çıkarsa, ülkede en düşük ücret 4 bin frank'a yani yaklaşık 10 bin tl'ye yükselecek.

    "isviçre yolcusu kalmasın" diyeceğim ama oradaki yaşam standartlarını ve günlük ya da aylık giderlerin ne kadar olduğunu da iyi hesaplamak lazım! Aman deyim!

    http://ekonomi.haberturk....-10-bin-tlye-cikariyorlar
    0 ...
  8. hadis kutsayıcılığı

    1.
  9. Müslüman toplumların yüzyıllara yayılan hastalıklarından sadece biri.

    ilim otoritelerinin bir çoğunun siyasi baskılardan korkmaları, toplumdan gelecek tepkileri göğüslemekten çekinmeleri nedeniyle maalesef meydan din bezirganlarına kalmış durumdadır. Dini, bir ticari mal ve Müslümanları da bir müşteri gibi gören bu ahlaksız din bezirganları, Kur'an-ı Kerim'e söyletmeyi başaramadıkları bir çok konuyu maalesef Peygamberimize söyletmeyi başarmışlardır.

    Hadis kutsayıcılığı denilen illet, işte bu din bezirganlarının baş marifetidir. Tüm sömürü sistemleri hadisler üzerine kurulu olduğu için hadislerin ilmi kritiğe tabi tutulmasını istemezler. Her kim ki, Kütüb-i Sitte başta olmak üzere hadis kitaplarını incelemeye ve hadis denilen sözleri analiz etmeye başlar, derhal onu dinsiz ve kafir ilan etmeye başlarlar. Hadislerin elenmesi, yıllarca çevrelerine topladıkları mukallitlerin gözünün açılmasına ve kandırıldıklarını fark etmelerine sebep olacağı düşüncesi, bu din bezirganlarının yüreklerini hoplatır.

    Hadislerin toptan inkarı da, toptan kutsanması da yanlıştır. Geçmişte, alimler tarafından yapılan kritikler elbette önemli ancak yetersizdir. Günümüzde Diyanet işleri Başkanlığı başta olmak üzere Müslümanların güvenebileceği çeşitli heyet, kurum ve kuruluşlar hadisleri yeniden elden geçirmelidir.

    Hadislerin analizi konusunda bireysel olarak gayret gösteren kişiler de kesinlikle desteklenmeli, görüşlerine kulak verilmelidir.

    Hadisler 1400 yıllık islam medeniyetinin kültürel birikimidir. Yanlış ve kötü olanlar ayıklanmalı ve geriye kalanlar kültürel bir miras olarak değerlendirilmelidir.
    1 ...
  10. samsung galaxy note 8 kapaklı kılıf

    1.
  11. Samsung firmasının üretmeden önce arge ve üretimden sonra da denetleme yapmadan piyasaya sürdüğü anlaşılan tablet kılıfıdır.

    Almayı düşünenler ve benim gibi bir hata edip alanlar dikkatle okumalı:

    8 inçlik tabletler için Samsung tarafından üretilmiş olan kılıflar "SPen" kullanıcıları için tam bir hayal kırıklığı! Neden mi? Kılıfın sırt kısmına -aynı zamanda stand olarak kullanılabilmesi için- altı adet ince mıknatıs yerleştirilmiş. Bu mıknatısların tableti dik vaziyette durdurmak için yeterli güce sahip olmaması bir yana, SPen'in manyetiğini bozup yazı yazmanızı imkansızlaştırması esas facia!

    Media Markt'tan Galaxy Note 8.0 satın aldıktan sonra -Media Markt'ta kalmadığı için- Samsung'un yetkili bayisinden de orijinal Galaxy Note 8.0 kapaklı kılıf satın aldım. Bayi yetkilisi genç kılıfı kendi elleriyle taktı ve bana verdi. ilk bakışta sorun yoktu! Sonuçta bir kılıftı! Kılıf tablete tam oturmuştu. Üzerinde de güzel fontlarla "Galaxy Note 8.0" yazıyordu. Görünüşte sorun olmadığı için parayı ödedim, faturamı aldım ve kılıfın paketini çöpe atılması için orada bırakarak çıktım.

    Eve gelip tabletin kurulumunu gerçekleştirdim. Kendime göre gerekli ayarlamaları yaptım. Google Play Store'e bağlanıp ihtiyacım olan uygulamaları indirdim. Buraya kadar hiç bir sorun yok! Tabletin hızı ve dokunmatiği çok iyi... Kılıfın kapağı kapandığında ekran da kapanıyor! Soldaki tuşa devamlı basmaktan kurtaran bu icat süper!

    Sıra SPen deneyimine gelince acı gerçek orada ortaya çıktı.

    SPen'i yuvasından çıkartıp SNot uygulamasında bir şeyler karalamaya başladığımda ekranın belirli bir bölgesinde SPen'in çizme işlemini yapmadığını fark ettim. Ekranın sağ tarafında iki santimlik dikine bir alan SPen'i algılamıyordu.

    Bir kaç dakikalık beyin dumurundan sonra aklım başıma geldi ve kılıfı çıkartıp SPen'i denedim. Hayret! SPen aktif olarak ekranın her yerinde çalışıyor! Tekrar kılıfı taktım, aynı problemi tekrarladı.

    Anladım ki problem kılıfta! iyi de kılıfın ne özelliği var ki SPen'i etkilesin? işin garibi ekrandaki o problemli alan sadece SPen'i algılamıyor! Aynı alan hem de kılıf takılıyken parmakla çizilebiliyor, karalanabiliyor!

    Kılıfı söküp incelemeye başladığımda kılıfın sırt kısmına, kapağın uç kısmı ile birleşip stant olarak kullanılabilmesi için mıknatıslar döşediklerini fark ettim. Bu işi yaparken o kadar kötü bir işçilik kullanmışlardı ki, mıknatısların yerleri bariz belli oluyordu. (işin daha fenası, bu kötü işçiliği kılıfı satın alırken fark etmeme rağmen o an aldırış etmememdir. Ulan köfte o kötü işçiliğe 100 papel bayılınır mı?)

    Tabi hemen kılıfı aldığım bayiye gittim. Bayideki aynı genç

    _ Abi cihazda sorun vardır, bir sürü kılıf sattık ilk defa böyle bir sorun duyuyorum!

    dedi...

    Bu teknoloji satıcısı süper zeka gence ayrıntılı bir şekilde problemi yeniden anlattım. Cihazın kılıfsız olarak spen'i gördüğünü hatta kılıfındayken parmakla yazı yazılabildiğini bile bizzat gösterdim. Sorunun, kılıfın mıknatıslı bölümünün SPen'in manyetiğini bozduğunu tekrar tekrar gösterdim! Lakin arkadaş anlamak istememekte ısrarcı davranıp:

    _Abi servise götür baksınlar, onlar kılıf hatalıdır diye rapor verirlerse getir geri alayım.

    dedi.

    Mecbur bu genç arkadaşımızın dediğini yapıp Samsung Servisi'ne gittim. Tam 33 kişiden sonra (numaratör var!) bana sıra geldiğinde görevli bayana durumu ayrıntılı bir şekilde izah ettim. Bayan problemi anladı, kavradı lakin ne dese beğenirsiniz?

    _ Kılıf elektronik olmadığı için bizim yapabileceğimiz bir şey yok!

    _ Hanımefendi en azından bayinize bir telefon açsanız ya da bir kağıda "kılıf hatalıdır" yazsanız da ben paramı geri alsam!

    _ Bizim öyle bir yetkimiz yok!

    _ Peki ne olacak şimdi? Bana bir akıl verin! Götür çöpe at diyorsanız atayım!

    deyince...

    _Bir dakika.

    dedi ve telefona sarıldı. Telefondaki kişi cihazla beraber kılıfı arkadaki servi bölümüne istedi. Arka taraftan bir görevli geldi ve cihazla beraber kılıfı servis kısmına götürdü. Tam on dakika boyunca arkada nasıl bir inceleme yaptılar bilmiyorum lakin on dakika sonra arkadan iri yarı bir görevli elinde cihazım ve kılıfla geldi:

    _ Doğru, kılıfta problem var! Ama bu durumla ilk defa karşılaşıyoruz.

    _ Yani?

    _ Siz, kılıfı paketiyle ve faturasıyla beraber bırakın, biz ana servise bir soralım. Bilmiyoruz ne olur?

    _ Kılıfın faturası zaten elinizde ama paketi çöpte! Ne yapabiliriz?

    _ Hiçbir şey!

    _ Öyle mi! Peki çok teşekkürler!

    dedim cihazımı ve kılıfı alıp çıktım...

    Nasıl, güzel iş değil mi? Peki bu durumda ne yapmam gerekiyordu? 100 tl verdiğim orijinal kılıfı çöpe mi atmalıydım? Tüketici mahkemesine gidip vaktimi oralarda mı harcamalıydım? Kılıfı, SPen'den vazgeçerek o haliyle mi kullanmalıydım?

    Elbette hiç birini yapmadım!

    Eve geldim ve kılıfın sırt kısmında yer alan mıknatısları çok nazik bir şekilde, kılıfın dış sert ve iç yumuşak ciltlerine zarar vermeyecek şekilde söktüm. Zaten eski haliyle stant olarak kullanılamayan ve gereksiz yere hem ağırlık yapan hem de SPen'imin manyetiğini bozan o metallerden kurtuldum. Tekrar cihazımı kılıfına koydum ve şimdi keyifle kullanıyorum. Hem, kılıfın kapağı kapandığında ekranı yine otomatik olarak kapatıyor! Arkadaki mıknatıslarla kılıfın kapağındaki manyetik özelliğin alakası yok anlayacağınız.

    Bu olaydan çıkarttığım dersler:

    1. Eğer aksesuar alıyorsan hemen oracıkta her yönünü denemelisin!

    2. Hangi marka olursa olsun işçiliği iyi olmadığını fark ettiğin aksesuarları almamalısın! içine sinmeyen malzemeyi hayatına sokmamalısın!

    3. Her ne olursa olsun satın aldığın malzemelerin orijinal kutularını/paketlerini çöpe atmamalı ya da aldığın yerde bırakmamalısın! Varsın dursun gün gelir lazım olur.
    3 ...
  12. radikal müslüman

    1.
  13. Radikal kavramı toplumlar tarafından çok kullanılan ancak anlamı "az" bilinen kavramlardandır. Toplumlar "radikal" kavramının anlamını "diğerlerinden farklı olan" olarak bilirler. Oysa fransızcadan dilimize geçmiş olan "radikal" kavramının bizdeki doğru karşılığı "köktenci", "muhafazakar", "mutaassıb" dır.

    Buradan hareketle "radikal müslüman" demek "dinin ilk çıkış dönemindeki anlayışı sürdürme yanlısı" demektir.

    islam ve türk dünyasında yaşanan ciddi kavram kargaşasından nasibini alan kavramlardandır "radikal" kavramı. Anlaşılması gereken anlam yukarıda belirttiğim gibiyken aslında "radikal islam" ya da "radikal müslüman" denildiğinde "dini uçlarda yaşayan, şiddet yanlısı islam / müslüman" akla gelmektedir.

    Aslında böyle düşünülmesi çok da garipsenmemeli çünkü "radikal islam/müslüman" kavramının oyuncuları/piyonları olan tiplerin de istediği bu kavramın "böyle" anlaşılması.

    istiyorlar ki islam; kendisinden korkulan, kafa ve el kesen, küçük kızları evlenmeye zorlayan, çok eşliliği destekleyen ve mümkün olsa köleliği yeniden diriltilecek bir "din" olarak anlaşılsın. Bunu -maalesef- başardıklarını da söyleyebiliriz.

    Radikal müslümanın -günümüz açısından düşünürsek- diğer müslümanlardan en önemli ayırt edici özelliği "şiddet yanlısı" olmasıdır.

    ilımlı müslümanlar da "her ne olursa olsun şiddete hayır" diyenlerdir.

    Normal müslümanlar ise -şayet kaldıysa dünya üzerinde bu tipler- "gerekirse cihad edilir gerekmezse herkesle barış esastır" derler.
    0 ...
  14. müminler ancak kardeştir

    1.
  15. Hucurat sûresi 10. ayetin başında yer alan cümlenin türkçe çevirisi.

    Realitede 1400 yıldır böyle bir durum gerçekleşmiş mi? Müminlerin kardeşçe yaşayabildikleri bir topluluk, millet, devlet, ülke... dünya var mıdır? Cevap ortada. Tarih boyunca mümkün olmamıştır bu durum. Peki neden? Nedeni, bu temenniyi sunan sistemin bizzat kendisinde saklı. Sağlıklı düşünen kafalar için neden de apaçık ortada.
    2 ...
  16. dövülmeden ağlamak

    1.
  17. Kimi zaman uyanıklığın, kimi zaman ahmaklığın göstergesidir.
    0 ...
  18. yüz bin işçi arıyoruz ama çalışan yok

    1.
  19. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'e ait söz. Diyor ki sayın bakan:

    "Türkiye iş Kurumu, özel sektörde çalıştırılmak üzere 100 bin kişi arıyor ancak bulamıyor... işsizlerimiz uzun süreli bir çalışma eğiliminde değiller"

    __________

    Sayın bakana kısmen katılıyorum lakin Türkiye'de "işsizlik" ile beraber diğer bir sorun da "çalışma şartları"dır. Türkye'de sektörlerin çoğu "işci" değil "ucuz köle" aramaktadır. Sayın bakanın bir de olaylara bu açıdan bakmasını tavsiye ederim.
    7 ...
  20. eğitim kurumlarında verilen yazı eğitimi

    1.
  21. Kabul edelim ya da etmeyelim artık devir bilgisayarların devri. Masa üstünden dizlerimizin üzerine geçiş yapan bilgisayarlar artık elimizde ve cebimizde "tablet" halinde bulunuyor. Bu durum, el yazısı kullanımını gerek özel hayatımızda gerekse kurumlarda gittikçe azaltıyor. Artık tüm işler klavye yordamıyla çözülüyor.

    Bunu kabullenmek ve okullarda "el yazısı" eğitimi verme işini sonlandırmak gerek. Bunun yerine ilk okuldan mezun olacak her çocuğun aktif bir şekilde klavye kullanmasını öğretmeliyiz ve orta öğretim döneminde mutlaka on parmak klavye kullanımına zorlamalıyız.

    Bir çok konuda gelişmiş olan ABD artık bunu yapıyor. Okullarda el yazısı eğitimini kaldırıyor ve klavye kullanım teknikleri konusunda uzman eğitmenlere görev veriyor. Eğitim ile alakalı her konuda bir kaç adım geriden gelen bizlerin en azından bu konuda tabuları yıkıp ciddi bir atılım gerçekleştirmemiz gerekiyor.
    1 ...
  22. öğretmen maaşları diğer memurlara haksızlıktır

    1.
  23. bazı devlet büyüklerimiz öğretmen maaşlarının diğer memurlardan fazla olduğunu düşünüyormuş.

    şayet bundan sonra:

    1. öğretmenler de diğer memurlar gibi masa başında oturarak iş yapacaksa, ayakta ders anlatmaya son verilecekse;

    2. görev başındaki memurların çay kahve içitiği gibi öğretmenler de ders esnasında çay - kahve içecekse;

    3. 1 yılda ortalama 1000 adet sınav kağıdını evde değil mesai saati içinde derste okunmasına izin verilecekse;

    4. e-okulla ilgili tüm işlemlerin tamamını ders saati içinde yapmaya izin verilecekse;

    5. velilerle ders saati dışında görüştürülmeyecekse;

    6. adey ve ridef formlarını derste doldurulabilecekse;

    7. teneffüs aralarında ve okul dışında öğrencilerin soru ve sorunlarıyla ilgilenilmeyecekse;

    8. öğrencilerin ders kitabı ve müfredat dışındaki sorularına yanıt verilmeyecekse;

    9. öğrencilerin disiplin sorunlarıyla ilgilenilmeyecekse;

    10. anasınıfı öğretmenleri çocuklar çişini yaptıktan sonra tuvaleti yıkamayacak, çocukların pantolonunu çekmeyecek yada ayakkabılarını bağlamayacaksa;

    11. önemli gün ve haftalarda mesai dışı angarya işler yaptırılmayacaksa.

    diğer memurlar ile eşit maaş almaya tüm öğretmenler razı olur!

    YILLAR SONRA EDiT: O gün de öğretmen değildim bugün de değilim.
    29 ...
  24. çocuğun ideolojik eğitimi

    1.
  25. istisnasız her çocuğun maruz kaldığı eğitimdir.

    Bir yönüyle "kaçınılmaz çocuk istismarıdır" diğer yönüyle "yaşamın doğal sürecinin doğal bir parçasıdır". Hangi görüş, din, izm, mezhep ya da fikir olduğu farketmez... Çocuğu, -tercih etme imkanından mahrum olduğu- sabitelerle yetiştirmek "masum" değildir fakat aynı zamanda da "kaçınılmaz"dır!

    Henüz çocuk sahibi olmamış dolayısıyla "evlat yetiştirme" kaygısını taşımayanların ya da ergenlik psikozlarıyla duygu ve düşünce dünyası kaos yaşayan klavye şovalyelerinin sıkı sıkıya eleştirdiği bu konu, çocuğu olan kişiler için "aşılması gereken zor süreç"lerden biridir.

    Her aile ve dolayısıyla her toplum inandığı değerlerle büyütür çocuğunu. Bu ister dinî değer olsun, ister felsefî isterse dünyevî bir ideoloji olsun, farketmez; istisnasız her aile çocuğuna kendi değerlerini ve kutsallarını aşılar. "Ben yapmayacağım" diyenler ise insana "bekâra karı boşamak..." atasözünü hatırlatır.

    ailenin ve toplumun "doğal zorunluluk" nedeniyle yeni nesillere ideolojik eğitim vermesi -bir yönüyle- elbette tehlikelidir fakat devlet eliyle, sistemli ve organizeli bir şekilde yapılan ideolojik eğitimin yeni nesillere verdiği zarar daha büyüktür.

    Devletler, uyguladıkları bu sistemli ideolojik eğitimi "devletin bekası" gibi bir bahanenin ardına gizleyerek masum gösterirler fakat gerçek hiç de böyle değildir. Zira, devleti kuran millet ile yönetimi ele geçiren kesim her zaman aynı duygu ve düşünceyi paylaşmamaktadırlar. Dolayısıyla, milletin onaylamadığı ideoloji ya da ideolojiler yeni nesle -milletten sağlanan maddi kaynaklar kullanılarak- empoze edilmektedir.
    2 ...
  26. kafir üreten müslüman

    1.
  27. her sistem beraberinde muhalifini de doğurur. her tez bir anti teze gebedir. bunlar su götürmez gerçekler fakat derdi ve davası islam'ı anlamak, yaşamak ve aktarmak olan müslüman'ın kendisine muhalif üretmek için -özellikle- çalışması bizzat içinde bulunduğu dine ihanettir.
    2 ...
  28. tanıdığı numaradan gelen aramaya cevap vermemek

    1.
  29. "hayır" diyemeyenlerin tercihidir.

    en büyük kusurumuzdur "hayır" diyememek, karşı tarafın yüzüne gelememek... bu durumda en kolay olan telefonu açmamak, yolu değiştirmek ya da kalabalıkların ortasında görmezden gelmektir.

    kusuru, kusur ile örtmeyi severiz bizler. değişmek mi? zor gibi görünüyor.
    0 ...
  30. sabır otu acıdır

    1.
  31. sabır otu, anadolu'da meşhur olan bir bitkidir. tüm ömrünü bir tek defa çiçek açmak için harcar ve çiçek açtıktan kısa zaman sonra kurur gider.

    bitki bu özelliğinden ötürü "sabır otu" olarak isimlendirilmiştir.

    "sabır otu acıdır" sözü ise maddi planda "bitkinin tadı" gerçekliğini ifade etmekten çok, manevî anlamda "sabır" denilen "dayanma gücü"nün bünyeye vereceği zorluğu ifade etmek için kullanılır.
    0 ...
  32. kilise beklentileri karşılamaz gizemleri korur

    1.
  33. Umberto Eco ile Kardinal Martini'nin karşılıklı mektuplarından oluşan "inanç ya da inançsızlık - Yüzleşme" isimli eserde geçen; Kardinal Martini'ye ait bir söz. Bu sözü, ketum duruş sergileyen her öğreti, ideoloji, inanç ve din için kullanmak mümkündür.

    insan, beden ve ruhun birleşiminden müteşekkil bir varlık. Çoğu zaman, duygularının kontrolünde hareket eden bu canlıyı avlamanın yolu; onun "korku" ve "merak" tepkilerini, sürdürülebilir bir şekilde kontrol altında tutmaktan geçmektedir.

    Ketum duruş sergileyen dinler, inançlar ve ideolojilerin kullandıkları formül budur. insanın, korku ve merak duygularına saplanacak olan ışıltılı bir zoka... Sonrası, sadık ve âmâde köleler.

    Peki ya islam?

    islam'ı diğer din, inanç ve ideolojilerden -bu yönde- ayıran nedir?

    işte bunun cevabını, konu ile ilgili diğer yazarlara havale ediyorum... Biraz beyin jimnastiği iyi olmaz mı?
    2 ...
  34. olağanüstü iddialar olağanüstü kanıt gerektirir

    1.
  35. iddia, iddia makamı tarafından ispat edilmelidir ki yalan, aldatmaca ya da iftira olmaktan kurtulsun. insana dair iddialar, her zaman basit kanıtlarla doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir. peki ya insanüstü konulardaki iddialar?

    örneğin, yaratıcının var olduğu, kur'an-ı kerim'in ilahî olduğu, islam'ın huzur kaynağı olduğu iddiaları! işte bu olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıtlara muhtaçtır.

    burada bu kanıtların varlığı ya da yokluğu meselesine girmeyeceğim... fakat günümüz islam âlimlerinin, bu konularda yetersiz kaldıkları bir gerçek. bir çoğu slogan üretmekten öteye gitmiyor... bir şeyler söylediğini sanıp kulak verdikleriniz ise; kaynaktan ve mantıktan uzak anlatımları ile, kullandığı gereksiz dil sanatları ile, birbirinden kopuk düşünce izdüşümleri ile sizi hayal kırıklığına uğratıyor.

    kim ne derse desin! olağanüstü iddialar, olağanüstü kanıt gerektirir! o kadar...
    1 ...
  36. namazın sünnetlerini terk etmek

    1.
  37. ne kınanacak durumdur, ne de hamlıktır; ne münafıklığın göstergesidir, ne de ahir zaman müslümanlığının..

    terk eden kişi, sadece tercih yapmıştır... allah'ın kabul edip de, kullarının hazmedemediği bir tercih.. sadece anasının ak sütü gibi helal olan bir tercih.

    rabbinin farz kılmadığı bir konuda, sadece tercihte bulunmuştur... sebebi ne olursa olsun bu sadece onu ilgilendirir... öyle değil mi?
    15 ...
  38. yüz bin öğretmen emekli edilmeli

    1.
  39. eğitim-iş sendikası genel başkanı yüksel adıbelli'nin hükümete teklifi.

    bu konuda kendisini destekliyorum. gerek iş umuduyla bekleyen genç öğretmenlere kadro açılması için gerekse milli eğitim bakanlığı kadrosunda taze kan ihtiyacının giderilmesi için gereklidir.

    http://www.kpss.com.tr/news-tr/28697.cgi
    1 ...
  40. yaşayamamak

    1.
  41. en öz ifadesiyle hayat tutulmasıdır. ay ve güneş tutulmalarını geride bırakan ciğersiz bir tutulma... yokluğun girdabında, varlığa şahit olamadan boğulmaktır.
    1 ...
  42. ey pencere bu sabah beni sen aç

    ?.
  43. ey pencere bu sabah beni sen aç

    ne olur sanki bu sabah derin bir huzura uyansam...
    kaygılarım, korkularım başını alıp gitmiş olsa gecenin karanlığında...
    geri dönmeyi unutsa endişelerim!
    ve ne olur sanki bu sabah evimin pencereleri açsa beni aydınlığa...

    hayal, değil mi hepsi? biliyorum, boş bir sevda benimkisi.
    her sabah yeni dertlerin doğum çığlıklarıyla uyanmak kaderim.
    ve her sabah pencereyi mutsuzluğa açmak zorunda kederli ellerim...
    biliyorum... boş bir sevda benimkisi.
    2 ...
  44. seçmemek

    ?.
  45. tercih hakkı verildiğinde, tercih etmemeyi de tercih edebilirsiniz. insanı tercihte bulunmaya zorlamak, "tercih edeceği şey" konusunda samimiyetsizliğe iter... tercih etmeyene de saygı duymak; hem adalettir, hem de hakikate kavuşmak adına önemli bir adımdır.
    0 ...
  46. © 2025 uludağ sözlük