little finger
211 (power ranger)
sekizinci nesil silik 1 takipçi 23.40 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    a memory of light

    1.
  1. robert jordan başladığı, ne yazık ki vefatı nedeniyle brandon sanderson ın bitirdiği, 14 kitaplık zaman çarkı serisinin son kitabı, muhteşem final, bir çağın bitişi. 22 ağustos'ta ithaki yayınlarından ışığın anısı olarak çevrilip yayınlanmıştır.
    0 ...
  2. schalke 04 ün yıllardır 05 olamaması

    1.
  3. istikrarı korumasıyla alakalıdır. yoksa 03 olsa halleri nasıl olurdu..
    2 ...
  4. tarikat i el fernandes

    ?.
  5. şöyle bir facebook sayfası olan tarikat.

    https://www.facebook.com/...Fernandes/115237395291609

    --spoiler--
    Fake hesap aç sana webcam açalım 100 kontor sifresi verelim #manuelfernandes
    --spoiler--
    1 ...
  6. bjk bonus

    1.
  7. böyle bir şey var. garanti ve denizbank'ın birlikte çıkardığı bir kart. harcamaların yüzde %0.3 ü bjk ye gidiyor. tavsiye edilir.
    0 ...
  8. öleceğini bilen adam güncesi

    1.
  9. bir yağmur yağar dışarda ama duymazsın müziğin yüksek sesinden... sonra ıslak toprak kokusu gelir burnuna da anlarsın bazen sevmesen de o yağmuru ne kadar özleyeceğini...

    sevdiğin kadınlar gelir aklına, arayıp telesekretere not bırakmaz herkes teoman gibi bazen alaycı bazen alaylı bir gülüş belirir yüzünde ya da 'hiç' anlamı taşıyan bir ifade...

    yaşamı sevdiğinden mütevellit olsa gerek ahiret olsun istersin ruh ol melek ol şeytan ol ama ol hisset gene diye sadece...

    tek gidişlik bilet almak gibi olmalı öleceğini bilmek der 'öleceğini bilen adam'...

    ağzında bir türkü tutturursun ; ne güzeldir yollarda olmak şimdi...
    0 ...
  10. eskimo boy

    ?.
  11. Strange Talk ın harika bir şarkısıdır. şöyle bir remixi de bulunmaktadır:

    http://www.youtube.com/wa...=LLeM5vQWIDRYrmF8cBp754hw
    0 ...
  12. kırık toprak kokusu

    1.
  13. bugün son.

    gözlerinin görmemesine neden olduğum günden beri susuyorum. anlam veremediğim bakışlarının katilinin kendim olduğunun farkındayım en azından. o çok sevdiği hayal dünyasında yaşamasına izin verdim uzunca bir süre. biliyordum.

    ama bugün son.

    odamın en karanlık köşesinde, bacaklarını kendine doğru çekmiş. ağlamıyor artık, gözyaşlarındaki pınarlar engel bu sefer de ona. nefes alamıyorum, son zamanlarda bu çok oluyor bana. bir sigara yakıyorum. derin bir nefes, üzerine derin bir nefes daha. dudaklarımdan saldığım dumanın, odadaki tek sandalyeye dökülmesine izin veriyorum. sessizce izliyor, yüzünü görebiliyorum en azından. bakışları hala tanıdık. fakat bana bir yabancıymışım gibi baktığı zamanlar da oluyor, hissediyorum.

    çıldırmaya birkaç kala başladı bu panik ataklar. eskiden kahkahalarıyla çınlattığı bu oda, artık bir ölü kadar sessiz. oysa ne çok severdi yağmur sonrasını, tıpkı bir amanın renklere olan tutkusu gibi.

    bırakıp gitmenin anlamsızlaştığı günlerin çoğunda, aklını yitirme safhasına gelmiş bu kadını izledim. gerçekten aklını mı yitiriyordu yoksa "gerçekler"i mi görmeye başlıyordu emin değilim. aşikar olan tek bir şey varsa o da artık hiç konuşmadığı, sadece su içtiği ve günden güne gözlerimin önünde eriyip gittiğiydi. sesine olan özlemim o kadar çoktu ki, sanki yine, beni duydu.

    -bir ömürlük hikayeydin. sonunu yazmayı sen tercih ettin. artık tüm renkler senin. kaybettik.,

    o kadar çok işlemişti ki sesi sesime, hangimizin konuştuğunu bilmiyordum. beynimin içinde yankılanan lisanı, omuzlarımı düşürmeme neden oluyor. ne adım atacak halim, ne de tek bir imaj görmeye. gözlerimi kapatıyorum.

    -bir sigara daha-

    tam o an her şeyin ne kadar ince bir ipliğe bağlı olduğunu anlıyorum. onun hayatına son vermesi gibi, benim de aklımı yitirmem o ipliğe bağlıydı. sorular sormanın zamanı değildi hiçbir zaman bizim için. yaşamak gerekiyordu, nefes almadan, tek bir anı bile boşa geçirmeden. hiçbir zaman çözemedim ama, biz mi monotonlaşmıştık, yoksa ellerimiz mi yaşlanmıştı. o yılların verdiği bilgelik yüzüne yansımış insanların surat ifadeleriyle hep sorduğum sorunun cevabını almıştım kendi kendime.

    ellerimiz yaşlanmıştı.

    odanın ahşabıyla yıpratmıştık tenimizi. gözyaşlarımızı hediye ettiğimiz havaydı bizi bu kadar solgunlaştıran, yok eden. birbirimize ettiğimiz tehditlerdi biraz da bizi bu kadar yıldıran, yaşam enerjimizi çalan.

    evet evet. başka bir neden olamazdı tenine dokunan tenimin soğuk olmasına!

    ne zaman ki yağmur durdu, işte o an azad ettim gözlerine hapsolan gözlerimi. bir yaşam olmalıydı bu odada. ona da yetecek bir yaşam. onun yerine soluk almalıydım artık. onun yerine de gülümsemeli, onun yerine de hüzünlenmeliydim biraz biraz. hayatım boyunca kaçtığım sorumlulukların en büyüğünü sahipleniyordum o an. ben ki, artık gülümsemenin bile bir külfet haline geldiği bünyemde, onun yerine de yaşama sorumluluğunu üstleniyordum.

    orada, o karanlıkta ne kadar oturdu bilmiyorum. onun kadar ben de zaman kavramımı yitirmiştim. uyuyacaktı, her halinden belliydi. o aslında böyledir, bu kadar korkaktır. düşünceleri kendisine ağır gelmeye başladığında kaçar. savaşmak istemeyecek kadar yorgun, hüznünün üstesinden gelemeyecek kadar nefessizdi. sanki benimle olabilmek için kilometrelerce yürümüş ve her saniye ciğerlerindeki hava git gide ona daha çok batmıştı. o da sonunda nefes almayı bırakmış, öylece yaşamaya çalışıyordu. ve aslında kendisi bilmese de, buna mecburdu.

    uzandığı yatak kendisine çok büyüktü. üşüdüğünü hissettim, üzerini örttüm.

    -bir sigara daha-

    kendime ait birçok iz gördüğüm bu yüzü seyretmek güzeldi. o kadar derin uyuyordu ki, kalkıp gitsem şimdi, hiçbir şey demeden..

    bunca yol gidilmişken, bunca emek ve bunca sevgi varken, hangi insan çekip gidebilirdi bu güzellikten?

    yanına gidiyorum. o çok sevdiğim saçlarını okşarken mırıldanıyor rüyasında. anlamıyorum söylediklerini, anlamak da istemiyorum aslında. düzenli nefes alışlarını seyretmek, bana inanılmaz büyük bir güç veriyor.

    hatırlıyorum tekrar ne kadar çok sevdiğimi onu. ne kadar çok özlediğimi gözlerini, ne kadar çok..

    yanağına masumca bir öpücük konduruyorum. uyuyor belki, ama sıcaklığımı hissedeceğini biliyorum.

    o andan sonra iki kişi için yaşamama gerek kalmadığını anlıyorum. nedeni olduğum hissiz gözlerinin uyandığında eskisi gibi hayat dolu olacağından eminim.

    ellerini ısıtıyorum. tek bir dokunuşumla zihninde hapsettiği karanlık tarafı kesip atıyorum.

    huzurluyum, cebimdeki son sigarayı yakıyorum. tütünü bırakacağım aklıma hiç gelmezdi. kalkıp pencereyi açıyorum. yağmur dinmiş, yerini toprak kokusuna bırakıyor yavaşça. izin veriyorum odamın onunla dolmasına.

    biliyorum. bugün son.

    biliyorum. çünkü artık toprak kokusundan kaçmıyorum.
    6 ...
  14. 23 ekim 2011 hakkari şemdinli mayın patlaması

    1.
  15. http://gundem.milliyet.co....2011/1454193/default.htm

    yazık. allahtan korkun be!

    elimiz kolumuz bağlı şehit vermeye devam ediyoruz. yeterince acı çekmedik mi?
    0 ...
  16. fak dedi fak dedi

    1.
  17. 2011 sonisphere konserinde inflames grubun solisti anders'in fuck demesiyle heyecanlanan ergenin haykırışı.

    1 ...
  18. odtü 5 yurt

    1.
  19. marigold featherwinkle

    1.
  20. bir ejderhamızrağı karakteridir.
    kendisinin adı ilk olarak kum saati büyücü ejderhalarında zikredilmiştir.
    gizli ışık için çalışır. yargıç'a suikast düzenleyip öldürmüştür. her kender gibi ele avuca sığmaz.

    fakat her kender gibi o da raistlin'den hoşlanmıştır.
    0 ...
  21. bilinmeyene mektuplar

    1.
  22. bir garip hüzün. bir garip gün.
    insan ne yaptığını bilmez mi tüm gün, hatta tüm hafta boyunca? bir hafıza kaybı mı bu acaba.

    daha da sessizleşmemi, o çok sevdiğim şarkı sözü gibi, daha kısa cümleler kurmama neden olan şeyin ne olduğunu bilmiyorum. doğdum topraklardan, çocukluğumu hayatımı harcadığım sokaklardan uzaklaşır, hatta nefret eder oldum. kimseyi göresim yok, onların beni görmek istemedikleri gibi.

    bir bina inşa etmeye çalışıyorum her seferinde. her seferinde temelini sağlam atıyorum. bu bina benim hayatım, aşkım, aşım, işim ve her şeyim. emek veriyorum bunun üstünde. çabalıyorum, çabalıyorum ve daha çok çabalıyorum. daha iyisi için, daha iyi nefes alabilmek için. zaten ağırıma giden şey de şu ki birisi geliyor, tek bir fıskeyle o binayı yerle bir ediyor.

    bazen öyle sıkılıyorum ki tıpkı bir kaplumbağanın kabuğuna çekilmesi gibi ben de kendi kendime kalayım diyorum. sadece ben. ne birisi arasın, ne birisi olsun kollarımda, ne de bir başkası sıcaklığını versin. insanların beni düşünmelerini istemiyorum. ben kendi iyiliğimi düşünemiyorsam niye yaşıyorum?

    ****

    "git, mutlu olacaksan beni düşünme."

    ****

    elimde kalem, yazmaya mecalim yok. bazen öyle oluyorum ki, nefes almaya üşenir miyim diye düşünüyorum.

    hayatımın bu kısmını bir dağ evinde geçireyim isterdim. sabahları yürüyüşe çıkayım, gece ateşimi yakayım, şarabımı açayım. fonda hafif bir müzik olsun, başımı ağrıtmayacak, ama canımı sıkmayacak da. oturayım. sadece, sessizce oturayım. yanımda onlarca insan olsa da o an sessiz kalmayı başarabileyim. birisi bana "neyin var?" diye sorduğunda bakışlarımla anlatabileyim aslında hiçbir şeyimin olmadığını. hiçbir şeye sahip olmadığımı ve hiçkimsenin aitlik duygusunu çalamamış olduğumu anlasın gözlerimden. zorlanmayayım ama. ne gözyaşım aksın, ne de bir gülümseme okunsun yüzümden.

    sonra, kendi kendime ne fark eder diyorum. nasılsa her şey, yalnızlığımı yaşanabilir kılmak için yaptığım şeyler değil miydi diyorum.

    sahi, gitmek fiilini ne çok seviyorum.

    ****

    "karanlık örtse de üstünü, gecede devam eder renk."

    ****

    o kadar mı yoruldun be oğlum diyorum kendi kendime. o kadar mı kördün ve o kadar mı "sus"tun?

    eskiden, benim için hep süregelen bir döngü vardır. gündüzleri hayata tutunmaya çalışırdım her şekilde. ne kadar boş olsa da, ne kadar yapma olsa da gülümserdim. gülümsemenin insanı gençleştirdiğine inanırdım, hala da inanırım.

    ama gece oldu mu... gece hep hüzün getirirdi ve tüm renklerimi söker giderdi.

    çok sonraları anladım bunu, kendimden kaçtığımı. anladım sırf insanlara anlatmamak için gülümsediğimi, çünkü gülümsemenin ağlamaktan kolay geldiğini.

    insanların bana acımasını hiçbir zaman sevmedim. belki fazla gurur yapıyorum, belki fazla ince düşünüyorum-ki bu benim kadar gamsız bir adam için mümkün olmasa da- belki de gerçekten salağım. ama insanların bana acımalarına tahammül edemeyecek kadar gururluyum ve sırf bu yüzdendir bu dengesizliğim. sırf bu yüzdendir kendimden dahi kaçmam. itiraf edemediğim, hiçbir zaman etmeyeceğim şey ise şefkate ihtiyacım olduğu. sevilmeye. tam benim sevdiğim, beni gerçekten sevdiğine inandığım birine rastlamışken kendisini hayatımdan çıkarmak zorunda bırakılışım ise(kendisi tarafından) tam bir trajedidir aslında.

    boşverdim. herşeyi.

    ****

    "tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor. nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini."

    ****

    keşke uyandırmasalardı beni. gözlerim kapalı yaşasaydım hayatı, tıpkı sokak aralarında dolaşan bir deli gibi. mahzunluğuma mazeret uydurmak zorunda kalmasaydım, çocukların kulaklarıma küpeyi yakıştırdığı bir deli. o kadar çok sokak olsaydım ki, her kaldırımın aşınmış parçasını bilseydim. gökyüzüyle sonsuz dostluğumu pekiştirebilirdim belki. bana saat kaç diye sorduklarında gerçekten bilecekmiş gibi gökyüzüne bakıp tam saati söylerdim.

    mesela bu gözler onu görmezdi, mutluluktan çok acıyı getireni, parçalayanı ve hiçbir zaman olmayanı. bir yanılsama gibi kalırdın hep benim için. kokusu değişmeyen, bir tek sesinden tanıyabileceğim bir yabancı.

    rüyama da gelmezdin mesela o zaman. başımı ağrıtan kabusların sebebi olmazdın.

    aslında sen hiç olmazdın. her anı, her hatıra, her şarkı sözü silinip giderdi. hala dipte yaşamaya çalışarak devam ederdim hayatıma. sadece 3 akordan oluşan bir şarkı gibi. sadece yemek yemek ve uyumak için duran forrest gibi. aynı döngü.

    hiç sahip olmadığımız aitlik hissi. olamadığımız.

    artık hiçbir soru sormayacakken ve aklıma gelse de ünlemeyecekken, şimdi, zihnime üşüşen soru cümlelerinin cevabını dahi istemiyorum. ölmek üzere olan bir adamın son isteği gibi, ben de hiçbir şey istemiyorum.

    ****

    sonsuz göğün altında
    aşkın aşkla çarpımı
    nedendir bilinmez
    garip bir biçimde
    hep sonsuzdur.
    2 ...
  23. cokomik

    1.
  24. bir ulu sözlük yazarı. yeni gıcır gıcır. hoş gelmiş.
    3 ...
  25. sözlük bebelerinin ağızlarına sakız olan konular

    ?.
  26. en başta illuminati gelir. bazen o kadar sinir oluyorum ki bu bebelere illu.. diye başlayan yazarların ağzına yaba ile vurmak istiyorum.*
    olm sizin işiniz gücünüz yok mu? komik misiniz amına koyim? zeki olduğunuzu falan mı zannediyorsunuz?

    bi durun amına koyim yaa.

    edit: anketmiş ya la bu.
    2 ...
  27. alın size emek bloğu

    1.
  28. o çok şiddetli savunucularından olan kardeşlerime söylenmesi gereken söz. hazır "bıçak kemiğe dayanmış" iken bir anlatalım
    kendilerine.

    bu muydu sizin davanız? bu muydu özgürlük için savaşınız?

    terör ramazan dinliyor mu? bu kaçıncı? bıçak kemiğe dayandı lafını telaffuzları kaçıncı?

    amına kodumun yerinde bir tane akıllı adam yok mu? içiniz parçalanmıyor mu sizin de şehit annelerinin ağıtlarını görünce. 8 aile lan. 8 aile darmaduman oldu dün gece. hiç mi vicdanınız yok?

    hoş cevaplarını bildiğimiz soruları sormaya gerek yok. vicdanınız olsa bunlar gerçekleşmezdi. kabul edin artık, hepiniz imralı'daki köpeğin hizmetkarlarısınız. o ne derse o.
    0 ...
  29. diren ve efsane ol babanne

    ?.
  30. "x gelmezse babannemi balkondan atarım" ekolünün baş kahramanı, hayati tehlikesi her transfer sezonunda daha da artan babanneye söylenecek, onu cesaretlendirecek yegane söz.

    diren ve efsane ol babanne!
    4 ...
  31. designnobis

    1.
  32. hakan gürsu tarafından 2005 haziran'ında kurulmuş tasarım şirketi. hakan gürsu ile birlikte 26 kişiden oluşan tasarım grubu bu yıl avrupa birincisi olmuştur.

    http://www.designnobis.com
    0 ...
  33. © 2025 uludağ sözlük