bu tarz insanlardan oldukça fazla cennet ülkemizin her bi yanında,egitilemezler çünkü eğitilmeyi red etmişler onun için mümkün olduğu kadar uzak durmak lazım.
kedinin temizlik yaptığını düşünen ahmaklara
Gerçek şu ki kediler evet tüylerini yalar bu temizlenmek istiyor anlamına gelmez, tüylerini yalamalarının sebebi ihtiyac duydukları D vitaminin tüylerinde oluşması
Cumhurbaşkanı Gül Türk milleti'nin adını şimdiye kadar anmamış ama etnik gruplara mavi boncuk dağıtmakta, Kürt açılımı denilen şeyin de neferi gibi hareket etmekte. AKP'ye ve Başbakan!a yönelecek halk tepkisini azaltmak için kendisini feda eden bir partili gibi çalışmakta. Bu işi yaparken de muhafazakâr Kürtçülerle ile sıkı işbirliği hâlinde hareket etmekte. Gül'ün Bitlis!in Güroymak ilçesi'ne giderek oraya ilçenin eski adıyla Norşin diye hitap etmesi de bu koordinasyonun göstergesi, Çünkü Norşin Kürt din adamlarının temel birkaç medresesinden birisinin bulunduğu yerdir: Norşin, Bitlis, Muş, Van, Ahlat ve Malazgirt!in bağlantı noktasında kurulmuştur; Kürt Nakşibendîleri!nin merkezi sayılır.
işin bir başka ilginç yönü de, Norşin isminin Kürtçe değil, Ermenice olması ve Nursî!den gelmesi Ermenice anlamı da Nor-Şen (Şirin Yeni Köy). Türkçe Etimolojik Sözlük yazarı Sevan Nişanyan da kelimenin Kürtçe değil, Ermenice olduğunu söyler. Norşinin Bediüzzaman Said-i Nursî!nin karargâhı olduğu, Said-i Nursî!nin Norşinli Said! demek olduğu ve Norşinin Nurcu yayınlara göre bilinen en önemli Nakşibendî merkezi olduğu!da bir vâkıa. Bir başka ilginçlik de, AKP Bitlis Milletvekili Vahit Kiler!in 2005 yılında verdiği yasa önerisinde Güroymak ilçesinin adının Norşin değil,Nurşen olarak değiştirilmesini istemiş olması! http://www.keremdoksat.co...rsin-neresi-allah-askina/
Kaldiginiz otelin odasinda veya alışverişte girdiğimiz soyunma kabininde bulunan ayna
acaba siradan normal bir ayna mi yoksa diger tarafindan birinin sizi
izlediği çift yonlu bir ayna mi?Bunu anlamanin basit ve pratik bir yolu var; parmaginizi, tirnaginiz ayna
yuzeyine gelecek sekilde aynaya dokundurun.
Eger tirnaginiz ile tirnaginizin aynadaki yansimasi arasinda bir bosluk
var ise sorun yok demektir, bu normal bir ayna.
Eger tirnaginiz ile tirnaginizin aynadaki yasimasi arasinda bir bosluk
yoksa,
yani tirnaginiz ve aynadaki goruntusu dogrudan birbirine temas ediyorsa
DIKKAT izleniyorsunuz
Kendinizi ve sevdiklerinizi bir gun igrenc bir internet sayfasinda ciplak
gormek istemiyorsaniz dikkat!
70 milyon nüfusa sahip türkiyede 40 milyon kişi hiç diş fırçalamıyor. yapılan araştırmalar ve diş fırçası satışlarına göre bir kişi bir diş fırçasını ortalama 2 yıl kullanıyor. oysa diş fırçalarının 3 ayda bir değişmesi gerekiyor ingiltere'de 1 kişi yılda 4 diş fırçası isveç'De 5 diş fırçası kullanırken türkiye'de 4 kişiye 1 diş fırçası düşüyor.
Evet, yanlış duymadınız
"Türk Abazanları Avrupa Birliği'nde"
Geçtiğimiz haftalarda Ankara'da yapılan Voleybol turnuvasında
Gençlik Parkı'nda güneşlenmek isteyen Norveç ulusal bayan
takımı sporcuları akın akın Türk abazanları'nın yoğun kültürel ilgisiyle
karşılaşmışlar. Sporcular çareyi Gölbaşı yakınlarına kaçmakta bulmuş
ama orada bile alçaktan uçan bir helikopterin yakın ilgisine maruz kalmışlar.
Herhalde bu olay dünya da bir ilk olmalı "Kara'dan ve hava'dan yakın takip."
Avrupa kapılarını Viyana'da yüzyıllar önce askeri ve politik anlamda
zorlamış olan ecdadımızdan sonra Türk abazanları da Ankara'da Gençlik
Parkı kapılarını zorlayarak, karadan ve havadan da olsa bu ilginç Sosyolojik olayı
gerçekleştirdiler. Böylece Türk abazanları Avrupa Birliği ülkeleri'nde ve özellikle
Norveç basınında yer alarak Avrupa Birliği'ne haber anlamında olsa da girmiş
oldular...
Bu ilginç topluluktan Türkiye'de kaç milyon var bilmiyorum, fakat Avrupa Birliği
hemen bu konu da bir araştırma enstitüsü kurmalı ve konuyu dikkatle incelemeli.
Olur ya yıllar sonra kapılar açılır ve serbest dolaşım başlarsa hazırlıksız
yakalanmasınlar diye düşünüyorum. Bir an için Avrupa topraklarına doğru akın
akın koşan abazan orduları gözümün önüne geliyor.
Vatan gazetesi köşe yazarı Selahattin Duman'ın yıllar önce anlattığı bir olay
gerçekten çok ilginç: Bir Avrupa şampiyonası futbol finalini izlemeye giden
Duman kentin sokaklarını, meydanlarını, müzelerini ve sanat galerilerini
gezerken Türk taraftarlarına hiç rastlayamaz ve kendi kendine bu
kadar insanın nereye kaybolduğunu sorar. Daha sonra taraftarların akın akın
kentin genelevleriyle ünlü mahallesine doğru gittiklerini görür...
Bu yazımda sakın ola ki bu vatandaş topluluğumuza aşağılamak istediğim
düşülmesin, ben sadece bu ilginç olayı toplumsal anlamda irdelemek istedim.
Abazanlarımız bu işin mizahla karışık bir anlatım yöntemi oldu sadece...
Konunun asıl özü:
yerlere tükürmediğimizde, çöp ve izmarit atmadığımızda,
toplu taşıma araçlarında ve yolda yürürken kimseyi ezmediğimizde,
kazara çarpsak bile özür dilediğimizde, en ufak bir anlaşmazlıkta bile insanları
tehdit etmediğimizde, altı Türk'e bir kitap yerine bir Türk'e altı kitap düştüğünde,
trafikte elimizde levye, belimizde silah sağa sola tehdit savurmadığımızda,
cebimizde yabancı sigara taşırken ve son model cep telefonu kullanırken
pahalılıktan yakınmayıp kitap gazete ve kültürel etkinliklere destek verdiğimizde,
üfürükçülerden medet ummadığımızda, hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir
dediğimizde, kadınlarımıza-çocuklarımıza-yakınlarımıza şiddet uygulamadığımızda,
kapalı mekânlarda bir marifet ve havaymış gibi fosur fosur sigara içmediğimizde,
sen benim kim olduğumu biliyor musun tanımlamasından uzak kaldığımızda,
devlet erkânı'nın bir vatandaş gibi alış veriş yapıp otobüse ve bisiklete binip
gezdiğinde ve insanlarla selamlaşıp günaydın dediğinde, en modern alış veriş
merkezlerinde bile alış veriş yaparken kasadaki görevli kasiyerin hiç bir sebep yokken
üfleyip-puflayıp önünüze kredi kartınızı sadaka gibi atmayıp kibarca teşekkür ettiğinde,
futbol maçlarında insanların birbirini düşman görüp öldürmediğinde, trafik kazaları
ya da trafik teröründe son sıralara düştüğümüzde, üniversitelerimizin birer yüksek
lise olmaktan çıkıp araştıran düşünen öğrencileri ve öğretim üyeleriyle dünya da
indeksli yayın sıralamasında ve patentlerle en üst sıralarda yer aldığında, bilim
adamlarına değer verildiğinde, devlet kurumları'nda ve üniversitelerimizde ahbap
çavuş ilişkisiyle kadrolaşma yapılmayıp-birilerinin çiftliği olmaktan çıktığında,
adama göre iş değil işe göre adam seçildiğinde, sağlık ve eğitimin en temel insan
hakkı olup toplumun tüm katmanlarına eşit ve adaletli bir biçimde paylaştırıldığında,
lokanta ve iş yerlerinde temizlik kurallarına dikkat edildiğinde, aman ne olacak
canım bir kereden bir şey olmaz nasıl olsa burası Türkiye demediğimizde,
Avrupa Birliği'ne daha anlamlı olarak girebiliriz diye düşünüyorum.
Peki, bunları yapmak bu kadar zor mu' Ya da Avrupa Birliği'ne girmek çok mu önemli'
Değil Avrupa Birliği'ne girmek, insan olmanın gereği ve erdemi için bu davranışların
gereğinin yapılması gerekir. Avrupa Birliği sadece bir bahane olmalı. Çağdaş
medeniyet düzeyine çıkmak saçlarda jöle, ellerde cep telefonu, yabancı sigara içerek,
150 kelimeden fazla Türkçe konuşamayarak ama aralarda ingilizce kelimeler
patlatarak, her sabah ekranlarda göbek atarak olmuyor. Leman mizah dergisi'nde
"Kıllanan Adam" tiplemesi gibi "Biz ne zaman uzaya gideceğiz '" diyorum...
Şimdi de bu uzay olayı nereden çıktı demeyin. Eller Ay'a gidiyor biz hala ne işlerle
uğraşıyoruz. Biz batılılaşmayı hep şekil olarak anlamışız. Ne yazık ki yeniden bir
"kültür devrimine-çağdaşlaşmaya" ihtiyacımız olduğunu düşüyorum. Anadolu
uygarlıklarından Selçuklu'ya, Osmanlı'ya ve Cumhuriyetin çağdaş değerlerine
ulaşmış binlerce yıllık tarihi olan bu ulus bunu geçmişte başardı da günümüzde
neden başaramasın' diyorum...
Dr. Ferman Konukman 1969 yilinda Ankara da dogdu. 1994 yilinda Orta Dogu Teknik Universitesi
Beden Egitimi ve Spor Bolumun den seref ogrencisi ve bolum 2. si olarak mezun oldu. Mezuniyet sonrasi Abant Izzet Baysal Universitesi Beden Egitimi ve Spor Yuksek Okulunda Arastirma Gorevlisi olarak calisti. 1995 Yilinda YOK ve Milli Egitim Bakanligi nin ogretim uyesi yetistirmek amaciyla ortaklasa duzenlemis oldugu yurt disi burs sinavini kazanarak Amerika Birlesik Devletlerinde egitimine devam etti. 1998 yilinda University of Nebraska Lincoln de Insan Sagligi ve Performansi Bolumunde ilk master derecesini Beden Egitimi ve Spor Ogretmenligi uzerine basariyla tamamladi.
1998 yilinda Virginia Polytechnic Institute and State University, Saglik ve Beden Egitimi Programinda ogretim asistani olarak Bilim Doktorasi (Ph.D.) calismalarina basladi. Bu programda ayni zamanda saglik promosyonu alaninda, sportif performans adi altinda ikinci bir master derecesi de alarak her iki programi 2003 yilinda basari ile tamamladi. 2002-3 yilinda Central Washington University, Ellesnburg ta konuk ogretim gorevlisi olarak calisti. 2004 yilinda Turkiye ye donerek Abant Izzet Baysal Universitesi, Beden Egitimi ve Yuksek Okulun da 2004-2005 yillarinda Yardimci Docent olarak calisti. 2005 yili yaz ayinda istifa ederek tekrar Amerika Birlesik Devletlerine dondu ve Central Washington University de Insan Sagligi, Performansi ve Beslenme Bolumunde Yardimci Profesor olarak goreve basladi. Halen, State University of New York (SUNY), College at Brockport, Beden Egitimi ve Spor Ogretmenligi Bolumunde Yardimci Profesor olarak gorevine devam etmektedir. Dr. Konukman in 25 uluslararasi ve ulusal indeksli dergilerde yayimlanmis bilimsel makalesi, 20 elektronik bilimsel makalesi, 50 in uzerinde uluslararasi ve ulusal bildirileri, 1 kitap bolumu, 1 adet gorsel CD si bulunmaktadir. Arastirma alani beden egitimi ve spor da beceri ogretimi, antrenorluk egitimi, kondisyon ve otistik cocuklarda sportif beceri ogretimi uzerine odaklanmistir. Ayni zamanda cesitli uluslararasi dergilerde editorluk, editor yardımcılığı ve bolunun sesi adlı gazetede yazı yazmaktadadır.bolu olay gazetesi köşe yazarı ferman konukman ın bir köşe yazısında kadınlar hakkında dile getirdiği beklenti. (bkz: kadın gibi kadın nasıl oluyor)ve (bkz: türk abazanları avrupa birliğinde)adlı yazıları çok dikkat çekmiştir
» Şeyhilik
» Vehhabiler
» Köle Kadınlar Tarikatı
» Edelweiss Tarikatı
» Tanrının Kurtuluşu
» Meyveş Nine Tarikatı
» Güneş Tapınağı
» Kaderiyye Mezhebi
» Nacilik
» Ahilik
» ismailik Mezhebi
» Hariciler
» imamilik
» Bayramilik
» Kızılbaşlık
» Mevlevilik
» Rafizilik
» ibazilik
» Sadilik
» Batinilik / Sabbah Kültü
» Sühreverdilik
» Mutezille Mezhebi
» Zeydiyye Mezhebi
» Caferi Mezhebi
» Cennet Yolcuları
» Masonluk
» Düsukilik
» Yılan Eğiticileri
» Gaudiya Vaişnavizm
» Anglikanizm
» Tanrının On Emri
» Sahaja Yogacılar
» Evrensel Yol (The Way)
» Mans Kutsal Kuralcıları
» Tanrının Çocukları
» Cennetin Kapısı
» Oshocular
» Celvetilik
» Hıristiyan Bilim
» insan Tapınağı
» Edebi Değerler
» Birleşik Kilise
» Branch Davidians
» Diyet Tarikatı
» Chino'nun Gerçek Adaleti.
» Eski Mısır Dini
» Hitit'lerin ( Eti ) Dini
» Urartular'ın Dini
» Eski Yunan Dini
» Etrüks Medeniyeti ve Dini
» Phryg ( Firig ) Dini
» Girit (Minos) Dini
» Sümerlerin Dini
» Fenikeliler Dini
» Eski Roma Dini
» Mu (Nacaallar) Dini.
Dürzi inancının ana esaslarının çok az bir kısmı kamuya açıktır, inanç esaslarının çoğu herkesten saklanır. Bu biraz da uzun süre inançlarını saklamaları yüzünden gelişmiştir.
Dürziler Tanrı'nın birliğine inanırlar, bu nedenle kendilerini Ehl el Tevhid (Tevhid ehli --birleştiriciler) olarak anmışlardır. Dürzi inancı, Musevilik, Hristiyanlık ve islam inançlarına benzer bir şekilde monoteistiktir. Dürzi teolojisi Yeni-Platoncu düşünceden ve bazı gnostik ve ezoterik gruplardan etkilenmiştir. Ayrıca, genel kanının aksine Dürzi düşüncesi Sufizm'den etkilenmemiştir.
Dürzi inancının ilkeleri: diline sahip olma (dürüstlük), kardeşini koruma (kardeşlik), yaşlıya saygı, diğerlerine yardım, vatanı koruma ve bir Tanrı'ya inanmaktır. Dürzi inancın bir diğer büyük esası da sadece insanlar arasında olan bir tür reenkarnasyondur. Dürziler çok eşli evliliği, tütün ve alkol kullanımını, domuz eti tüketimini yasak sayarlar. Ayrıca Dürzilik Müslümanlar, Yahudiler veya diğer dinlere mensup olanlarla evlenmeyi yasaklar. Fakat bu modern topluluklarda çoğunlukla göz ardı edilmektedir.
Dürzi inancı beş kozmik ilke içerir ve bu ilkeler Dürzi yıldızı ile sembolize edilir: zeka (yeşil), ruh (kırmızı), kelime (sarı), gelenek (mavi) ve içkinlik (beyaz). Bu erdemlerin beş farklı ruh olarak sürekli Dünya üzerinde, peygamber ve filozoflar olarak reenkarnasyona uğradığına inanılır. Bu peygamber ve filozoflara, Âdem, Pisagor, Akhenaton da dahildir. islam dininin inandığı isa ve Muhammed gibi peygamberlere Dürzilerin inanıp inanmadığı kesin değildir. Oruç, namaz veya hac gibi islami ibadetleri yapmak zorunda değildirler.
-ana gibi yar olmaz
(sülale boyu ensest yani)
-üzüm üzüme baka baka kararır
(sanırım bu bize ait bir atasözü değil,darwin zenciler konusunda işin içinden çıkamayınca bu sözü söyledi)
dakika
30 Diyafragma ve kalp adalesinde ölü sertliğinin başlaması.
20 - 45 Boyunda ölü morluklarının ilk işaretinin görülmesi
saat
1 Rectum'da vücut ısısının 1 °C düşmesi (ilk 4 saatte 1 °C, 1 saate karşılıktır )
1.5 Boyundaki ölü morlukların birleşmesi.
1-2 Yüz, el ve ayakların soğuması.
2 Sürrenal medüllasının erimesi.
2-4 Çene ekleminde ölü sertliğinin görülmesi.
6-8 Cildin serin hissedilmesi ve ölü morluğunun yayılması.
8-10 Ölü sertliğinin bütün vücuda yayılması.
10-12 Dış genital organların parşömenleşmesi.
14-16 Teşekkül eden ölü morluklarının yer değiştirmemesi.
15-24 Vücut ısısının dış ortamla eşit hale gelmesi.
24-36 Plevra boşluğunda kirli kırmızı renkte sıvı toplanması; Kalp adelesinde ölü sertliğinin çözülmesi ve sıcak mevsimde karında yeşil lekenin görülmesi.
34-82 Seminal kanalcıklarında spermatozoidlerin hareketlerinin kaybolması.
36-48 Ölü sertliğinin çözülmeye başlaması, karındayeşil lekenin yayılması, çürüme haritasının belirmesi, göz yuvarlağının yumuşaması.
Gün
3-4 Ölü sertliğinin tamamen kaybolması.
6 Kurt ve kurtçukların görülmesi.
8 Ölünün yeşil renge boyanması.
10-15 Flikten, genel şişme, pütresin ve kadaverin gibi aromatik cisimlerin belirmesi.
18-20 Karnın patlaması ve pis kokuların etrafa yayılması.
Ay
1-2 Cilt altı yağ dokusunun mumyalaşması.
3 Adalelerin sabunlaşması.
6 Yüz adalelerinin sabunlaşması.
Sene
1 Vücut derin kaslarının sabunlaşması.
1-2 Adalelerin yer yer çürüyerek dökülmesi.
3-4 Yumuşak kısımların kaybolması.
5 Kıkırdak ve tendonların kaybolarak iskeletin ayrılması.
5-10 Kemik lipoidlerinin kayboluşu.
10-15 Kemik strüktürünün kabolması.
50 Kemiğin süngerleşmesi.
devam edelim bu durumda 36-48 saat içinde çürümenin ilk belirtileri başlar amaaaaa şöyle de bir durum var ki hava sıcaklığı, ölünün bulunduğu ortam (açık hava, toprak altı, su içi vb), nem gibi bir takım dış etkiler bu çürümenin hızını yavaşlatır ya da azaltır... Yani çürümenin oluşumunu sağlayan bakterilerin üremesi için 37 cg derece maksimum olduğundan çevre sıcaklığı bu dereceye yaklaştığında bakterilerin üremesi hızlanmakta, uzaklaştığında ise yavaşlamaktadır. Buna göre de Bursa'daki hava sıcaklığı, Bilecik'e göre daha fazla olduğundan Bursa'da cesedin çürüme süreci Bilecik'e göre (bakterilerin üreme hızı ve çürümenin oluşum hızı 4 kat daha hızlı olacağından) daha çabuk olacaktır...
Normal şartlarda 8. günde ceset tamamen yeşil renge boyanmış olacak ve böylece çürüme süreci bitmiş olacaktır (bu arada yeri gelmişken bi bilgi daha vereyim; açık havada kalmış cesetlerde, optimal şartlarda birkaç ay sonra yumuşak dokular kaybolmaya ve iskelet ortaya çıkmaya başlar, birkaç yıl içinde ise iskeletleşme tamamlanmış olur
o uyurken telefon defterindeki bütün iş arkadaşlarına erkek kadın farketmez,inan suan ole arzu doluyumki ve öyle hoyrat seni istiyorum!!! diye bir mesaj atmak.
olgunlasabilmek adına
artık eskisi gibi her hafta sonu birileri ile dışarı çıkmak istemiyorum. beni yoran ilişkiler, yeni tanışmalar, yeni yüzler aramıyorum. eski dostlukların da özetini çıkarmaya başladım. ilişkilerde tasarrufa gidiyorsun her şeyde olduğu gibi ve gereksiz insanlari hayatından atmak istiyorsun. yapmacık, inanmadan konuşmak istemiyorum artık. beni anlamayanlarla konuşmak cümle kirliliği yaratıyor ve hak edenlere saklıyorum enerjimi. istediğime istediğimi deme özgürlügüne sahibim, eleştirme hakkını oluşturan yaşamışlık ve yeterli yas faktörü artik bende de var.
ben demistim sendromunda olanlarla arkadasliklari bir kez daha sorguluyorsun. iliskilerini sadelestirmeye baslayinca sira iyi ve kötü gün dostlarini ayiklamaya geliyor. kötü gün dostlarini belirliyor ve onlara daha çok önem veriyorsun. iyi gün dostu bulmak ne kadar kolaysa kötü gün dostu bulmak bir o kadar zor, biliyorum. dostlar ihtiyaç oldugunda göçmen kuslar gibi sicaga uçuyor ve sadece seninle birlikte sürüden ayri düsenler kaliyor.
zamanin ne kadar kiymetli oldugunu ögreniyorsun buralara kadar gelirken. uzun düz otobanlardan oldugu gibi, kestirme bozuk yollardan da ulasabilirsin hedeflerine. kestirmeleri de ögrendim gide gele. bos geçen her saniye degerli artik. daha yapilacak çok sey var ama çokta yorulmaktan kendimi çok da hirpalamaktan yana degilim. gerektiginde hayir demeyi ögrendim ve bu kelime basta karsindakine kirici gelse de senin için hayat kurtarici olabiliyor.
sevgiye önem vermek gerektigini, zamani geldiginde elinde sadece sevginin kalacagini biliyorum. sevgi paylasildikça olusuyor, olgunlasiyor. aileme, sevgilime ve seçtigim tüm dostlarima daha önce göstermedigim sevgi ve ilgiyi gösteriyorum. biliyorsun ki gidenlerin ardinda sadece iyilikler kaliyor, ne kadar sevgi dolu oldugu hatirlanip aniliyor.
bana çok genç olduklarini hatirlatircasina nedense tecrübelerimi, fikirlerimi sormaya basladilar. verecegim cevaplar belki çok anlamsiz geliyor ama yine de dinliyorlar ama ben biliyorum ki yasamadan hiçbir sey ögrenilmiyor. yasamisligin olusturdugu bir alçakgönüllülükle gülüyorum içimden sadece.
artik daha sik giyiniyorum, senelerle birikmis dolaplar dolusu kiyafet var ve bunlari kendimle paylasmaliyim. önce kendine güzel görünmelisin, kendi zevkime göre giyinmek istiyorum, böyle hissediyorum. modaya uymak adina popomun sigmadigi düsük bel pantolonlara sigmiyorum diye kendimi üzme tercihini de kullanabilirim. ayip, günah ya da ne derler korkulari çoktan geride kaldi .
dostlarima, kendimize yemek yapmak hosuma gidiyor. mutfak eskiden bir zulüm iken simdi zevk aldigim mekanlar arasina giriyor. farkli lezzetler denemek güzel ve kendi lezzetimi kendimde yaratabilecegim belli bir damak zevkim ve mutfak kültürüm olustu.
sonra sezen'in sarkisindaki gibi anneni daha sik düsünüyorsun ve hatta anliyorsun.
iste bu yeni alismaya baslanan ve giderek hosa giden yeni duruma olgunluk deniyor. yasamisligin, görmüslügün, geride kalmis üflenmis dogum günü mumlarinin bir sonucu kendiliginden ortaya çikiyor hayatin bir dönemecinde bu olgunluk. ne zaman dersen herkese göre, ne kadar dolu yasadigina göre degisiyor bu olgunluk çagina ermek. inanin bana hayattaki düsüsler, zor alinan virajlar, bu zamani hizlandiriyor. kendi dünyanin küçüklügünü kesfetmek ve buna ragmen kendinin kiymetini bilmek çok ise yariyor. bir gün hepimizin bu huzurlu olgunlugu bulmasini diliyorum.
Baxi' ler moğalistanın kuzeyinde sürüler halinde yaşarlar.cüssesi bir inek gibidir,buram buram kokar,su içtikten sonra sirkelenir,çok haşmetli beslenir,kışın üşür,genelde yataklarda ve kanepelerin üzerinde yaşar,kanepeden attığında yüzüne ters ters bakar,bilge bir sıfatı vardır,içki içmeyi çok sever içip denize atlar,yıkanmak onun için bir çeşit kabustur,kalçasının sağ lobunda pembe bir beni vardır,yandan danyal topatana benzer önden bilge kağana.
Bu özlü tümceyi her duyduğumda çılgınlar gibi ağlarım.Aslında ole karmasık ve ole tuaf bi alegorisi vardırki ancak geometri ve marif takvimini bilenler algılaya bilir bu özlü tümceyi.
-iyi adamlar çirkindir.
-yakışıklı adamlar iyi değildir.
-yakışıklı ve iyi adamlar eşcinseldir.
-yakışıklı,iyi ve heteroseksuel adamlar evlidir.
-çok yakışıklı olmayan ama iyi olan adamların parası yoktur.
-parası olan ,çok yakışıklı olmayan ama iyi adamlar bizim onların parasının peşinde olduğumuzu düşünür.
-yakışıklı ama parasız adamlar bizim paramızın peşindedir.
-parası olan,çok iyi olmayan,ama nasılsa heteroseksuel olan adamlar bizim yeterince güzel olmadığımızı düşünürler.
-bizim yeterince güzel olduğumuzu düşünen,heteroseksuel,iyi ve parası olan adamlar korkaktır.
-biraz yakışıklı biraz iyi bir miktar parası olan ve heteroseksuel adamlar utangaçtır.Ve asla ilk hareketi yapamazlar.
-asla ilk hareketi yapamayan adamlar,insiyatifi biz ele aldığımızda otomotik olarak bize ilgisini kaybeder.
zaman ilerledikçe birçok sey, daha zor olmaya başlar. beklentisi yüksek olan kadınların yalnızlığı daha koyu oluyor. büyük lafların gölgesinde geçen hayatlar, bir daha iflah olmuyor,geçip gittiğiyle kalıyor. zaman, aşk...... herşey! ayrılıkları ayrıntılar acıtır. kadınları mahveden erkekler değil, ayrıntılardır.