...hep şaştılar, herkes... bütün hayatım boyunca arkamdan gelen o dedikoduları duydum. nereye girsem sanki birdenbire konuşmaların kesildiğini anladım. ama anlamadıkları şuydu; bazı insanlar hayatlarını kendi istedikleri gibi kurarlar. geri kalanlarsa onların yaptıklarını birbirlerine anlatıp dururlar. ben başkalarının hayatlarını anlatarak ömrümü geçirmek istemedim. varsın başkalarını benim hayatımı anlatsın. (Kürşat Başar'ın başucumda müzik adlı romanından)
üniversitede güzel kadınların ve yakışıklı erkeklerin daha sıklıkla bulunduğu bölüm. ama çok da lazım değil, bitirince bankacı olma ihtimaliniz dışişleri bakanlığına girme ihtimalinizden daha yüksek. muhtemelen uluslararası ilişkilerle alakasız bir kurumda çalışacaksınız. okurken de borçlar hukuku da okuyorsunuz, uluslararası politika da. bi tuhaf yani. ortaya karışık bişey olup çıkıyorsunuz mezun olunca.
salak bir övünme şekli, birlikte olduğu kadın sayısı içine hayat kadınları dahil mi acaba diye insan merak da edebilir. eğer dahilse sağlık açısından sorunlu, aids filan olabilir. insan aids olma ihtimalim yüksek diye övünmez herhalde. veya beni kimse istemiyor, anca üstüne para vererek sevişebiliyorum demek de bir övünme nedeni değil. veya ilişkilerimi sürdüremediğim için çok sayıda sevgili edindim şimdiye kadar diye de bir övünme sebebi hiç duymadım. birlikte olduğum kadınları aldatıyorum diyorsa bu da bir övünç sebebi değil. tek gecelik ilişkileri tercih ediyorum, aşk meşk işleri bana göre değil zırvalarından da bir övünme nedeni çıkmaz. birlikte olduğu kadın sayısının fazla olması, onun kadın ruhundan anlayan, seviştiği kadının orgazm olmasını sağlayan, uzun süre ereksiyon halinde kalabilen, cinsel iktidar açısından güçlü bir erkek olduğunun bir kanıtı da sayılamaz. eee o zaman bu övüncün nedeni ne ola ki?
varoluşçu felsefenin önemli isimlerinden. aslında camusu daha çok severim. sartre'in okunması daha zor geliyor bana. sartre dünyanın anlamsızlığı ve yaşamın hiçten ibaret olması gibi temaları işler. dünya insana sunulmuş düzenli bir bütünlük olmadığı gibi, kendisi de ne olduğunu, amacını, neden var olduğunu, ne yapması gerektiğini arar durur. ne belirlenmiş bir amaç, ne bu amaç doğrultusunda yaratıcı bir Tanrı, ne bir inanca bağlı bir değerler bütünü, ne herkes tarafından her dönemde kabul edilebilecek etik ya da moral ilkeler vardır. bu durumda sürekli hareket halinde kendini yapmaya, özünü oluşturmaya mahkum insan, hiçlik karşısında özgürlüğünün farkına varır. insan bu özgürlüğe mahkum olduğunun farkına vardığında, terk edilmişlik ve yalnızlık duygularına kapılır. kendini anlamsız bir dünya içinde bulur. o sırada başkalarını ve bir toplum içinde başkalarıyla yaşadığını fark eder. işte bu başkaları, insanın kendisine çizdiği hayatı ve kendini anlamlandırma yolunda birer engel olarak karşısına çıkar. zamanında sartre ve ötekileştirme üzerine bir paper hazırlamıştım da.
insanların birarada yaşamak istemesinden kaynaklanan sorunları düzenleme, insanları yönetme sanatı. kitleyi idare etmek için yapılanların tümü de denebilir.
bir komünist nasıl zengin bir iş adamına dönüştü adlı hikayenin ortaya çıkmasına neden olan olay. artık o eski o değildir, zengin bir adamdır, zenginlik adamı kapitalist yapar. üstüne bir de fakir geçirdiği yılların hırsı varsa, eyvahlar olsun en acımasız kapitalist olarak karşımıza çıkar.
bütün genellemeler gibi bu da yanlıştır. bu biraz karakter meselesi, biraz da ilişkinin süresi, sevginin yoğunluğuyla ilgili bişey. bi de yaşla da ilgisi var tabi. 20 yaşında aşk acısı başka türlüdür, 35 yaşında farklı. eğer karamsar depresif bir tipseniz daha çok acı çekerseniz, yok daha iyimser, gamsız bir tipseniz daha kolay atlatırsınız. 5 yıllık ilişkiye çok üzülünür ama 3 aylık ilişkiye o da ilişki mi diye bakılabilir. bisürü etken var yani.
dolmuş henüz durmadan atlamak suretiyle inmek, markette aldığın ürünleri hiç alakası olmayan başka raflara koymak, düzenini bozmak kısaca. araba kullanırken, aşırı yağmur sonucu oluşmuş gölümsü su birikintisinin içine hızla dalmak.
günlük tutmak, ne hissettiğini görmeni sağlayabilir, insan yazdıkça açılır, açıldıkça çözülür. kafan karışıksa hele çok iyi gelir. bir süredir yazıyorum, ne yapıp ettiğimi değil, ne hissettiğimi, neyi neden yaptığımı çok faydasını gördüm. tavsiye ederim.
erkeğin cinsel açıdan yetersiz olması, çabuk boşalması, tecrübesiz olması. iyi sevişiyor olsa bile duygusal açıdan kadını yeteri kadar coşturamaması, sevgiyi taze tutacak şeyler yapmaması, kısaca ayrılmayı gerektirecek nedenlerle aynı. zaten önce aldatırsın, sonra ayrılırsın.
2009 yılından beri psikolojik sorunlar yaşıyorum. daha önce yaşadığım sorunların dönemsel birşey olduğunu düşünüyordum. depresyondayım geçecek dye düşünüyordum. ama bu hafta psikiyatrım dedi ki borderline hastasısın. meğerse yıllardır çektiğim sıkıntıların, yaptığım mantıksızlıkların nedeni benim fazla gözü kara, fazla deli dolu hani biraz manyak denir ya öyle olmam değilmiş. bu basbayağı bir kişilik bozukluğuymuş ve tedavisi uzun bir sürece başlamam gerekiyormuş, çünkü hem kendi hayatımı hem de sevdiklerimin hayatını mahvetme kapasitesine sahibim. kısmen mahvettim de. psikiyatrım kişilik değişebilir, değiştirebiliriz dedi. ama değişirsem ben ben olmam ki, beni ben yapman, beni farklı yapan özelliklerime ne olacak. 2 sene önce hayatımın en büyük aşkı olan adamı terkettim. şimdi düşünüyorum o bana, işte bu manyaklığım yüzünden aşık olmuştu. şimdi tedavi olursam, bütün deli özelliklerimi kaybedip sıradan bir insan olacam, tutku, heyecan için hiçbirşeyi riske atmayan öylesine vasat duygular besleyen biri. kararsızım. eğer böyle kalırsam, çok fazla acıya, yalnızlığa, terkedilmeye dayanabilmem lazım, ama ben ben olacam, ya da değişecem, ben olmaktan vazgeçecem ve mutlu olacam. olabilecek miyim şüpheli bilemiyorum.
tabii ki bazıları nasıl heteroseksüel oluyorsa, bazıları da lezbiyen olur. bir kadın neden lezbiyen olur? içgüdüsel olarak kadınları çekici bulduğu, kadınlardan hoşlandığı için. bir kadın neden heteroseksüel olur? içgüdüsel olarak erkeklerden hoşlandığı, erkekleri çekici bulduğu için.
işin zor, bunu bil, bana aşık değilsen, uğraşamazsın, boşver. eğer kafaya koymuşsan ve aşıksan gel. sana tutkunun ve coşkunun ne olduğunu gösterebilirim, deli gibi sevmeyi gösterebilirim. ama benimle herşeye varsan gel. yoksa korkup kaçacaksan, riske giremem diyorsan, ben senin aradığın kişi değilim demektir. göze alabilmen lazım, cesur olman lazım, gözün de kara olsun. aşkın mantığını kavra, öyle gel, yoksa beni anlayamazsın, anlayamazsan kavrayamazsın. beni avucunun içine alabileceksen gel. eğer ürkek davranırsan, gözlerinde kendinden emin olmadığına dair şüphe işaretleri görürsem, benden daha güçsüz olduğunu sezersem, senden daha zeki olduğumu farkedersem canını yakarım. buna izin verme.
ideolojik yaklaşımımın şekillenmesinde büyük oranda belirleyici olan yazar. yüksek lisans yaparken düşüncesiyle tanıştım ve işte ben de böyle düşünüyorum dedim. özellikle zevklerin cinsellik adı altında biçimlendirilmesi, tanımlanması ve sınıflandırılmasına dair düşünceleri, cinselliğin aslında bastırılmadığı tam tersine günah çıkarma gibi mekanizmalarla sürekli itiraf ettirildiği gerçeği çok önemli. birileri bizi gözetliyor, bize şekil veriyor, neyi nasıl yapmamız gerektiğini söylüyor. itiraf et, açıkla, denetle ve kendini denetlet.
bazen aklıma esiyor, seviyorum, bazen aklıma esiyor sevmekten vazgeçiyorum gidiyorum, bazen aklıma esiyor, umursamaz oluyorum, bazen aklıma esiyor mutlu oluyorum, bazen aklıma esiyor mutsuz oluyorum. bazen aklıma esiyor şimdiye dek aldığım kararlardan 180 derece farklı bir istikamete giriyorum. aklıma esiyor ve ben yapıyorum. sonuç ne yalnızlık.
kavuşamazsan aşk olur. evlilik değil, sevgililik ilişkisi bile garanti içeren, güvenli ve huzurlu bir ortam buldu mu aşkı öldürür. çünkü aşk çatışma, gerilim ister, engeller olmalı, kavuşmak için verilen mücadele olmalı. öyle sinemaya, tatile gitmekle, bi iki sevişmekle aşk yaşanmaz. o bambaşka bişey, bu nedenle yaşanan birçok ilişki aşk değil zaten. evlilik tabiki aşkı öldürür, ömrünün sonuna kadar tamamen senin olduğunu bildiğin bir insana nasıl aşık kalırsın, aşk yaşayacam diye evlenilmez, düzen huzur ve aile kurmak istiyorsan evlenecen.
dış güzellik ilişkiyi başlatan şeydir. kimsenin alnında ben bir meleğim yazmaz. önce gözüne güzel geliyor mu ona bakarsın. iç güzellik de aslında birşey ifade etmiyor. kötü karakterli bir insan da sana çekici gelebilir, aşık olabilirsin, doğru olan kişilik uyumu. ilişkiyi güzellik başlatır, devam etmesini sağlayan kişilik, zeka gibi özelliklerdir. çirkin olan erkekler/kadınlar, ben dış güzelliğe önem vermiyorum der. çünkü kendisinde olmayanı başkasından talep edemez.