adam genelge göndermiş her tarafa. restoranlarda, masaların üzerinde artık tuzluk bulundurmayın diye. tavsiye niteliğinde güya; ama kusura bakmasın böyle tavsiye olmaz. restoranlarda bazı yemekler neredeyse tamamen tuzsuz gelir. nasıl lezzet alacak vatandaş.
düşünsenize giresun' a gittiniz ve restoranda yemek yediğiniz esnada tuz ararken, garson size şunu diyecek:
efendim tuzlukları masadan kaldırma kararı alındı.
vali bey gitsin okulları denetlesin, kamu kurum ve kuruluşlarını denetlesin, eksiklerini gidersin, sonra sosyal konulara girişsin.
-sal, -sel eklerini inatla ve marifetmiş gibi kullananların dikkatinedir. Yavuz Bülent Bakiler -sal, -sel eklerinin türkçe olmadığını ispat ediyor. merak eden bakar.
evet bir türlü alışmadığım bir durumdur. koyduğum her yerde işe yarayan bir mause lazım bana. bu durum daha çok bilgisayarı masada kullanma alışkanlığı olmayanların şikayet ettiği bir durumdur.
aç tavuk kendini nerede sanır bilen biliyor. sözün sahibi kılıçdaroğludur. bizim adayımız 2014 te köşke çıkacak diyor. bana göre mümkün değildir.
kemal bey in sözü üzerine gazeteci atılır, efendim adayınız belli mi?
hayır belli değil. ama cevap verirken bıyık altından gülmüyor da değil.
satrançta yapılan kılık kıyafet düzenlemesi tamamen avrupa satranç federasyonu tarafından yapılmış olup, satrancın korunması amacı gözetilmiştir. yetkililer böyle diyor. tabii ki bizim çok bilmişler yine bu işi de tayyip yaptı dediler. düzenleme şöyle: dizin 10 cm üzerinde etek giyilemeyecek, gömlek düğmeleri çok aşağıda değilse en çok üstten iki tanesi açık bırakılabilecek, dini gerekçeler haricinde baş falan örtülmeyecek, parmak arası terlik giyilemeyecekmiş. aklımda kalanlar bunlar.
bence yerinde tespitler; zira adam satranç oynarken dikkatinin dağılmaması gerekir.
-neden bunu yapıyorsun?
-zaman geçirmek için.
3. kişi olarak ben sorayım zaman geçince ne olacak? eline ne geçecek? geçen zaman ömründen gidecektir. hatta mümkün olsa lavaboda, banyoda zaman geçirmesem diye düşünüyorum. ve uykuyu da en aza indirmeye çalışıyorum. netekim yazıktır, günahtır. boşa giden her dakika boşa yaşlandığımız dakikadır. elbette zamanı durdurmak mümkün değil; ancak geçen zamanın arkasından bakınca az hayıflanacak şekilde zamanı kıymetli geçirmek gerek. ama şunu da düşünmek gerek; nasıl ki birileri için zaman değerli ve mümkün olduğunca israf edilmeden kullanılmalı ise hapisteki biri için veya ölümü bekleyen biri için zaman durmuş gibidir. veya şöyle diyeyim zaman ''bekleme'' işini yapanlar için hızlı geçmesi gereken bir mefhum. ilginçtir. insan denen varlığın çelişkilerinden ileri gelir bunlar. pikniğe gidecek olanın yağmurun yağmamasını istemesi ile yağmurun yağmasını bekleyen çiftçinin durumu gibi düşünün. hasıl-ı kelam sabırlı olmak lazım...
söz konusu aileden muhalifler hakkında ajanlık yapılması istenmiş. aile bunu reddedince de esad askerleri sabahın erken saatinde eve girip 7 kişinin hepsini vahşice katletmiş. bir an o ailenin bir ferdi de sizmişsiniz ve o esnada olanları gizlice izliyorsunuz gibi düşünün lütfen...
ilginçtir, esmer olan bayanların neredeyse tamamı ben kumralım der. halbuki çikolata gibidir besbelli açıktır. e yüzüne de hanımefendi sen kumral değil esmersin diyemeyiz ki. renkler öğretilirken ten renklerimiz de isimleriyle birlikte öğretilmeli ve bu karışıklığın önüne geçilmelidir.
be hey gafil resmi tarihe göre evet ülkeyi kurma işinde lider kişi. ve yaptıkları açık diyorsun, onlar da resmi tarihe göre. ben kötüdür demem, diyemem netekim ülkeye mal olmuş biri. ama şeffaflık gibi güzel bir şey dünyada olmasa gerek. kısacası şeffaflık istiyorum ben. latife hanım' ın mektupları bile hala saklıdır. lütfen açsınlar da arşivleri bilelim her şeyi tastamam. kıyaslama da yapmadım ayrıca. sadece allah' ın peygamberi bile eleştiriliyorsa dedim. bu kıyas cümlesi olsa da ikisini asla kıyas değil. sadece elştirilemeyecek olduğunu göstermek istedim. ayrıca şu yazıyı yazan arkadaşım lütfen o konunun altına yazsaydın yorumunu.
dicle üniversite öğrencisi hep 31 çeker mi bilmem. evvela 31 nedir, nereden gelir onu açıklamak gerek. osmanlı devleti zamanında bu işin asıl adı ''el çekmek'' imiş ve bu tür işler hoş karşılanmaz imiş. onun için kimse anlamasın diye ebced hesabı yapılarak ''el'' kelimesinin karşılığı bulunmuş. o da 31 rakamına tekabül ediyor. el çekmek olmuş 31 çekmek.