16 yıldır akp'nin iktidarda tutunmasında koltuk değneyi olarak destek olan
son olarak başkanlık sisteminin yaratıcısı ve mimarı devlet bahçelinin
sistemin işleyişiyle birlikte ortalardan kaybolması endişe yaratmaktadır.
sarayın bahçesinde 'ibibik yumurtalarından' sorumlu olması beklenen şahsın,
'bahçe' bile teslim edilmemesinin ardından kayıplara karışmış olması,
akıllara osmaniyede kabzımallığa başlamış olabileceği ihtimalini getirmiştir.
devlet tiyatroları kapatılmıyor. repertuar oluşturma görevini sanat yönetmenlerinden alıp, kendi atadığı bürokratlara vererek 'milli-manevi duyguları pekiştirmek için' sadece yerli oyunları proğramına alarak devam edecek.
ancak, bu durum tiyatroyu bir sanat dalı olmaktan çıkarmakla kalmayıp rejimin propaganda aracı haline getirecektir. geçmiş tarihlerdeki dikta rejimlerde sık görülen bir yöntemdir.
yeni türkiye ileri demokrasi! adımları atılmaya 'dünya klasikleri' olan sanat-tan başlanmıştır. hayırlı olsun..
akp seçmenini, özellikle kararsız akp seçmenini, yeniden kenetlemek amacıyla yapıldığını düşündüğüm açıklama.
kaybedeceğini anlayan saray'ın yeni hamlesi. bir kez daha mağduriyetten beslenme son kez ajitasyon.
nagehan alçı'da barışalım, acımasız olmayın tarzında birşeyler yazmıştı. uyanık olalım bu son hamleyi yemeyelim!
intikam ve rövanş söylemleri sadece safları sıklaştırır. yaratılmaya çalışılan algı tamda bu..
Sucukçu muhasebecisinin koltuk değneği Bahçeli
Son zıçmığı “ genel af”, sonrası ortadan buharlaştı.
Seçim öncesi yeni sansasyonel bir çıkışamı ısındırılıyor?. Yada miladımı doldu.
Sonu, masallardaki saray soytarıları gibi olmasında..
askeriye, emniyet ve yargıda gülencilerden boşalan yerlere personelini yerleştiren-yerleştirilen cemaat. aniden büyümeleri ve güçlenmelerini kendileri de tahmin edemiyorlardı, gülen-erdoğan savaşının en çok kazananı olmuşlardır. bizim cahil milletimiz olduğu sürece tabi ki kurtulamayacağız bu cemaatlerden.
o kadar asker, polis, savcı hangi birine güvendiği adamları yerleştirebileceklerdi, en kısa ve sağlam çözüm cemaatlerdir; öyle de oldu. zamanında gülenciler neyse şimdi menzilciler odur. gülencilerin akıllı olanları bu cemaate geçişlerini yaptılar bile, bu geçiş yapanlar gülenin fedaisi konumunda olanlardır. menzil cemaati içerisinde menzil görünümlü yaşayarak sözde davalarını devam ettireceklerdir, adam fişleme, kayırma, torpil aynı şekilde devam edecektir.
gülenin gizli fedaileri insanları gülenci, paralelci, fetöcü diyerek fişleyecekler. ne acı ama değil mi? ne garip, ne enteresan...
sahi, bunu göremiyor mu kimse?
yeni bir oluşum geliyor;mötö.!
hazirandı.
buz gibi olmuş yüzüne, sakallarına dokundum. son kez öptüm. üşümüş babam,
başında bekledim yalnız kalmasın diye. konuşabildim, çünkü biliyordum vereceği cevapları. yüzü gülüyordu sanki, öyle kalmıştı.
başında bekledim tabutunun, namazı kılınana kadar konuştuk. "hadi iyisin, herkes geldi çok kalabalık" dedim. zaten görmüştür yukarıdan bizi. ağlamamaya gayret ettim, bana "aslan oğlum" desin diye.
mezarının başına gidince "atla oğlum" dedi biri, atladım yatacağı yere. verdiler yukarıdan babamı kucağıma. yere koydum, tahtaları dizilirken ellerini tuttum sımsıkı. ağlamadım. önce ellerimle, sonra kürekle attım toprağını..
toprağın bol olsun baba. üzülme, ben çok sık geleceğim yine sohbet ederiz. anlatırım sen yokken olanları. keşke bu kadar acele etmeseydin ama vardı bir bildiğin demek ki.
dün,üzerindeki otları temizledim.taşların kirlenmişti.
seni çok özlüyorum babam..
_bir süre sonra hissettiklerin azalarak bitiyor. ve sen gidince
çocuğunun ne hissedeceğini düşünerek üzülmeye başlaşlıyorsun.
çocuklarım,eşim rahat etsin, bi' gelecekleri olsun istiyorum.
saraylarımız olmasada, yalıda'da bi müddet idare ederiz!
'ailecek mağduruz'.
bi' çare dost'lar.
uludağ sözlüğe zarar veren zatların baş çekeni
düşünceleri ve klavyesi uygunluk taşımadığı gibi
gezi ruhu taşıyan halis insanları zor duruma düşürüyor.
sözlükte yeri olmadığını düşünüyorum.
Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti Yüksek Başkanlığı'na
[Mektubumuza açıklamadır]
Mektubumuzda heyetinizin gözlemine çok şeyler arz olunduğunu zannederim. Bu görüşleri içeren mektup yazılıp zarfa konulduktan sonra çok önemli olduğu düşüncemizde bir defa daha beliren noktaları dikkatinize sunmayı önemli gördük. Son senelerde istanbul'da yayınlanan gazetelerde Roman diye okuduğumuz bazı tarihi eserler vardır ki, bunlar şüphesiz yüksek heyetinizin gözleminden kaçmış değillerdir; Bu roman sayfaları bence gerçek tarih belgelerinin yorumudur; bu roman sayfalarında görülen şeyler yaklaşık şöyle açıklanabilir. Arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden; (Ikre, Bismi, Rabbi) safsatasını esas tutmuş olan Araplar, uygar dünyada, bilhassa Türk zengin uygar bölgelerinde bu ilkel ve cahiliyet devrinin simgesi olan ilkeye dayanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır. Bu zihniyetle hareket edenler islam'dan önce evrensel Türk uygarlığının bütün belgelerini imha etmekte engel görmediler.
Yazacağınız islam tarihinin de bu doğrultuda toplayabileceğiniz belgelere dayanarak açıklanmasını önemli görürüm.
Kudüs'ün teslim olunması için Patrik'inin koyduğu şart üzerine Kudüs önlerine gelen Halife Ömer'in kölesi ile ortaklaşa ve değişerek bir deveye binerek yol aldığını ve asıl kilise yakınına gelindiği zaman deveye binmek sırası köleye geldiğinden ötürü Ömer'in yürüyerek; Arap ırkından başka ve yüksek ırklardan oluşan ordunun yüksek ve muhteşem huzurunda o ordunun kumandanlarına karşı yerden taş alarak atmak suretiyle gösterdiği çıplak ve çıfıt Araplık, malumunuzdur. Bunu artık Türk çocuklarına bir erdem gibi okutmakta ısrar gösteren notları göz önüne almalısınız.
Bir hırka ve bir hurma hikayesi artık bir insanlık erdemi olarak gösterilmek felsefesi esas tutularak tarih yazılmamalıdır. Bunun gibi Arap ordularının bir çok esirlerinden bir köle sınıfı vücuda geldiğinden bahsedilirken bu kölelerin Türk çocukları olduğu dile getirilerek hangi taraf için ne anlamda bir övünme nedeni arandığı araştırılıp incelenmeden Türk tarihi içine konulmamalıdır.
Şüphesiz Türkler için çok kahraman evlatlar, şu ve bu tarzda Arap halifelerinin sarayının içine hükümetinin teşkilatının ve Arap adına fetholunan bir çok vilayet ve eyaletlerde bütün zaferleri sağlayan kuvvetlerin kalbinin içine girmişlerdir, ilim, sanat ve bilhassa askerlik ve başkumandanlık mevkilerini elde etmişlerdir ve sonuç¬ta Arap imparatorluğu unvanını taşıyan bütün memleketlerde birinci derecede güç ve hakimiyet sahibi olmuşlardır.
En nihayet Muhammed'in Halifesi unvanını taşımak maskara¬lığında bulunanları emir ve iradelerine boyun eğdirmişlerdir.
Eğer bunu yapmış olan insanlara köle demek uygunsa herkes bir şart dahilinde köleliği öğünerek kabul eder. Efendiye, sahibe, hakime köle demek ve esir, önemsiz, değersiz adamlara efendi demek, tarihin ifade etmemizi emrettiği bir gerçeklik midir?
Tevfik Beyefendi!
Zakir Kadiri'nin ahmakçasına notlarını düzeltirken bu noktalara dikkat buyurunuz.
Bu münasebetle yüksek heyetinizin başkanı bulunan size hatırlatırım ki, yeni dünya ufuklarına açacağınız yeni tarih semasında dikkatli olunuz. Sonradan uydurma bir eser meydana getirerek ardından pişman olmaktansa hiçbir eser meydana getirememek beceriksizliğini itiraf etmek daha iyidir.
ilim alanında şüpheli olmak, Mısır'ın Camii Ezher'i mezunlarına inanmaktan daha iyidir.
Camii Ezher varlığı ve prensipleri, mevhum denecek kadar hiç olan isa'yı yaratan apotrlar yetiştirmeye ne yazık ki kaynak olama¬mıştır.
Halbuki biz tarih yazarken Apotr değil; bizzat fiiller ve hadiseler sahibi arayan adamlarız. Eğer bunları bulamazsak meçhuliyeti ve bu noktada cehaletimizi itiraf etmekten çekinmeyelim. Apotr yaratmaya kalkışmayalım çocuğum! Bizim mesleğimiz bu değildir. Biz daima gerçeği arayan ve onu buldukça; ve bulduğumuza inandıkça ifadeye cesaret gösteren adamlar olmalıyız!
Batı'nın, herhangi dilinde yazılmış olursa olsun, gözünüzden mütalaanızdan geçmiş olması doğal bulunan tarih belgelerine dikkat etmiyor musunuz? Yüksek heyetiniz üyeleri içinde bu belgelerden görüşünü heyetiniz huzurunda söyleyenler az mıdır? Bu sözler o yalnız heyetinizin değil, bütün Türk milletinin ilgisini çekmeye layıktır! Bunu yalnız aranızda değil, bütün Türk milleti önünde belirtiniz! Bu büyük gerçeği bütün insanlığa tanıtınız! Kuruluş amacınızın büyük hedefi budur zannederim.
Bu yolda yürürken Camii Ezher kaçkınlarından mı yardım dileyeceksiniz?
Her şeyden önce kendinizin dikkatle ve itina ile seçeceğiniz belgelere dayanınız! Bu belgeler üzerinde yapacağınız incelemede her şeyden ve herkesten önce kendi karar verme yetkinizi ve ince milli süzgecinizi kullanınız! Sizi büyük hedefe ancak bu görüşlerden, kıskanç olmak ulaştırabilir. Yoksa dünyanın bin bir şarlatanı ve bin bir milletin tarihşinas yaşayan sokak politikacısının ve bunları yüksek ölçekte temsil eden Camii Ezher kaçkınının oyuncağı kılar.
Bana bu kadar çok söz söyleten nedeni açıklayayım:
Camii Ezher kaçkınını bulan sizsiniz. Eseri diye Ankara'dan ayrıldığım son günde önüme koyduğunuz örümcek Arap yazılı paçavraları okuduğunuz zaman derhal itirazımı serdetmiştim.
Bunu nazarı dikkate alacağınızı, vaat etmiştiniz! incelemenizden geçtikten sonra bana verilen yazılar o kadar sersem ve cahil ve Camii Ezher kaçkını bu adamın mahsulü olduğunu gördüm ki, sizi rencide edecek bir söz söylemeden bu paçavralar üzerinde yeniden çalışmaya mecbur oldum. Bu sözlerimi sizi utandırmak için yazmıyorum. Bu yazılarımı bundan sonraki mesainizde dikkat ve intibah dersi olması için yazıyorum.
Tarih yazmak tarih yapmak kadar mühimdir! Yazan, yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır. Siz buna razı mısınız?
Türkiye'de yüksek başkanlığınızda ilk meydana getirilen Tarih Cemiyeti büyük dikkat uyanışını kullanarak şimdiye kadar bütün dünya milletleri içinde kurulmuş benzerlerini aşan bir konum ala-cağına emin olduğum Türk uygarlığının sevdalılarına hürmet ve muhabbetlerimi lütfen iletiniz.
Tarih yapmak başka, o tarihi yazmak başka bir iştir. Türk tarihini yazarken bile Arapların islam cilalı, uydurma, özürleri kabahatlerinden büyük tarihlerine atıf yapmak ve her vesile ile Arap hayranlığını topluma körüklemek ta Atatürk'ün zamanında bile nasıl ruhlara işlemiş, Atatürk bunun farkına nasıl varmış ve yetkilileri nasıl uyarmış...
Her konuda olduğu gibi bu konuda da Atamız unutulmaz bir ders veriyor. Bu dersi bile toplumdan saklamaya, gizlemeye çalışan şerefsiz işgüzarlar hep vardı, öyle görünüyor ki hep de olacak...
işte saklanmış, gizlenmiş o mektup ve müthiş ders.
spoiler--
"Yurtdışına gitmeden önce faizlerle ilgili bir toplantı yaptık. Düşürülmesinden bahsettik. Nurettin Canikli ve Nihat Zeybekci de oradaydı. Sonra ben yurt dışındayken, Merkez Bankası faiz artırdı. Böyle bir şey olabilir mi? Bağımsızmış... iyi de onların aldığı kararın bedelini biz ödüyoruz. Karar alıyoruz uygulamıyorlar. Benim arkamdan iş çevirdiler. Ekonomi konusunda bazı arkadaşlarımızın açıklamaları çok yanlış. Ekonomik göstergelere bakıyorsunuz en az 50 gösterge olumlu yönde gelişiyor, ama onlar sıkıntılı olan bir iki başlık üzerine konuşuyorlar. Bu büyük terbiyesizlik. Ben sürekli faizlerin aşağı çekilmesi konusunda uyarıyorum. Toplantılarda tamam diyorlar, ama aksi yönde faiz düzenlemesi yapıyorlar. Böyle saygısızlık olur mu?"
--spoiler--
edep yahu
16 yıldır ülke yönetiyorsunuz,avrupaya
ayar! verdiğinizi düşünüyorsunuz
sonrada ekonomik fiyoskoyu bir kuruma ihale edip
halka şikayet ediyorsunuz.
bunlar eğitilemezler.
Vahşice katledilen Özgecan Arslan'ın ardından sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla tepki çeken Nihat Doğan, Özgecan'ın babası Mehmet Aslan ile çekildiği bir fotoğrafı dün sosyal medya hesabından paylaştı. Paylaşımdan bir gün sonra ise Mehmet Aslan'dan sert bir çıkış geldi. Facebook hesabından açıklama yapan Aslan, "Nihat Doğan'ın adımızı insanlığımızı ve nezaketimizi kullandığı için şahsiyetsizliğini ve karaktersizliğini bir kez daha ortaya koymuş ve bizleri de kendisini ve annesini kabul ettiğimiz için pişman etmiştir. Kendisini kınıyorum" mesajını paylaştı.
_bizde seni kınıyoruz mehmet arslan
kızının arkasından densizce saldıran şahısla biraraya geldiğin için.
+Siz de mini eteği giyip soyunup laik sistemin ahlaksızlaştırdığı sapıklar tarafından tacize uğrayınca da bas bas bağırmayacaksın” şeklindeki tweeti.
--spoiler--
Aralarında Ajda Pekkan, Yavuz Bingöl, Seda Sayan, ibrahim Tatlıses, Deniz Seki, Emel Müftüoğlu, Mustafa Sandal gibi ünlü isimlerin bulunduğu gruba milli sporcular ve gazeteciler de eşlik ediyor.
Ziyarete Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, Beşiktaşlı futbolcular Tolga Zengin, Gökhan Gönül, Oğuzhan Özyakup, Necip Uysal, Galatasaraylı futbolcular Tarık Çamdal, Eray işcan, altyapı antrenörü Gökhan Zan, milli motosikletçi Kenan Sofuoğlu ve sunucu Esra Erol da da katıldi
--spoiler--
'Söylenildiği kadar baskı olduğunu düşünmüyorum. Bundan daha açık bir toplum görmedim ben. Bir kere böylesine bir iletişim çağında yaşarken, sosyal medya hayatımızın bu kadar içindeyken kim kendini baskı altında hissedebilir ki? Kimse baskı altında değil, bilakis herkes fazla özgür. Çok fazla atıp tutuyorlar”
--spoiler--
ve akil insan ünlü yalayıcı hülya koçyigit'in
ödülü.
Konyaaltı Plajı, Hülya Koçyiğit’in damadı Ender Alkoçlar’ın oldu. 8 milyon 500 bin liralık bedelle ihaleyi alan Ender Alkoçlar, Konyaaltı Plajı’nda inşa edilen 30 büfe 26 şezlong-şemsiye alanı, 40 işyeri, 2 kafe, 1 çay bahçesi ve 12 tuvaleti
işletecek.