genellikle sessiz harfli başlayıp sessiz harfle biten ve bu sessiz harflerin ortalarında hep bir sesli harf barındıran kelimelerin hep bir ağır abi havalarının olmasıdır. bu ağırlığın ortaya çıkması için kelimeyi cümle içinde kullanmadan tek başlarına zikretmeli.
kendimi yakın hissettiğim eşiktir. ne yapacağımdan emin olduğum an ne gerekiyorsa yapıp gideceğim. zaten yeni tanıştığım herkesin ortak kurduğu cümle: senin ne işin var ya o bölümde?
cidden lan benim ne işim var bu bölümde? bu okulda? tam şu an bu kütüphanede? bulucam bir yolunu bakalım.
heyecanla beklenen son birkaç albümün leş çıkması üzerine emin olduğum durum.
lanet herif sende naha böyle erciyes gibi potansiyel varmış, daha önce kullanmışsın. şimdi bu ne ha? hayır biriniz değil, ikiniz değil, kaç lanet olası grup tarzlarını değiştirip müziklerinin içine sıçtılar.
ben okumak istediğim gibi metinler olsun gayesini taşıyarak yazıyorum çoğu metni. yakında bu işe de giricem. dinlemek istediğim gibi şarkılar olsun diye, müzik yaşasın diye, öğrenmem gereken ne varsa öğrenicem.
Bugünlerde havalar çok güzel. Güneşe ve havanın güzelliğine kanıp tüm günü dışarda banklarda oturarak, okuyarak geçirdim bugünü de. (Açıkçası başka bir bahanem daha vardı ancak o'ndan bahsedersem yazının konusu değişir.) Hafif ezen rüzgar fark ettirmeden soğuğu doldurdu göğsüme. Bir akşam sınavına daha havanın güzelliğine kanıp çalışmadan, boş saatlerimde aylaklık ederek girdim. Böyle nereye kadar gidebileceğim, göreceğiz. Sınavdan iki saat önce çıktı almaya gittim, belki de çalışırım düşüncesiyle. Çıktı alamadım, çıktı alma kotam bitmiş. Kota almaya kalktım, alamadım teknik hatalar yüzünden. Dışarıda hava bu kadar güzelken daha fazla uğraşmak istemedim ve kendimi dışarı attım. Öğlen oturduğum banka gittim ve maalesef dolmuştu. Banka üzgün üzgün baktım. Başka bir bank aradım ve her yer kalabalıktı nedense. Boş bankların yakınlarından hep insanlar geçiyordu. Yalnız kalabilmek için okulun bildiğim en yalnız banklarına gittim. Karşılıklı duran iki bank. Yeşilin içinde. insansız, gürültüsüz. Defterimi çıkarıp çalışmaya başlamıştım ki bir mesaj: nerdesin? Bu aralar konuşmanın iyi geldiği ve bir hafta içinde iki davetime ikiletmeden icap eden çok da yakın olmayan ama sevdiğim bir arkadaşım. Kafası dağınıkmış, konuşalım dedi. Gel dedim tabi, sınava kadar olan iki saati de onunla konuşarak geçirdim. Sınavın olduğu binaya giderken fiziksel bir zayıflık duydum. Sınav saatine yakın başım ve midem tepki gösterdi havaya. Midem hareketleniyor, başım yerinde durmak için zorlanıyordu. Kusmak yeniden bir seçenek olmuştu. Bir sigara yaktım, geçti. Neyseki kusmadım. Neyseki sınava girebildim ve neyseki çalışmadığıma bir kere daha pişman olmadım. Sınavdan çıktığımda ortalık kapkaranlıktı. Karanlıktan nefret ediyorum bugünlerde. Kendimi Odaya atıp uyuyasım geliyor hava kararınca. Sınavdan önce ayrıldığım arkadaşım yemek yiyelim istiyordu, hiç istememe rağmen kıramadım. Sonra bir de rüzgarın estiği aptal açık bir yerde çay içtik üşüye üşüye.
Başım da midem gibi bulanıyor şimdi. Yatağa attım kendimi. Kimisi bahar çarpması da der; beni hiç değilse birkaç saatliğine ferahlatan bu güzel hava, çarptı. Hiç anmak istemiyorum şimdi bu dizeyi ancak anmalıyım:
"beni bu güzel havalar mahvetti"
Andım anmasına ama hayır, kabul etmiyorum. Bu güzel havalar mahvedemez hiçbir şeyi.
Boş boş yazıyorum işte, hava dışında dert yokmuş gibi.
bir arkadaşımın şiiri vardı. aklımdan çıkması zor. arkadaşım diyorum ama aslında şiiriyle daha önce tanıştım. bir sene kadar en yakın arkadaşlarımdan biriyle sürekli okuduk. okulda oturduk okuduk. odada oturduk okuduk. peribacalarını gezmeye gitmiştik üç günlüğüne, bir tepede bir gün boyunca oturduk okuduk. geri döndük okuduk. tanışma fırsatım oldu sahibiyle. şimdi arada oturur konuşuruz. tam o şiir gibi bir adam. Ancak şiirinde tanıyabiliyorsun kendisini. Gerisi, dünyaya karşı örülmüş duvar.
ilk sevgiliye rezil olmak mümkündür ancak bu ilk sevgilinin son sevgili olmasını gerektirmez. Gün gelir yine sevdiğin birimi bulursun. Hiçbir ayrılıktan sonra "bu sondu" demeyin.
Belki biraz alakasız olacak ama biraz da ilgisi olmasa yazmazdım:
Yıkım, yeniden doğuş için gereklidir. Her kaybedişi kendini geliştirmek için bir fırsat olarak değerlendir.
belki de bundan 20-30 hatta belki 40 yıl sonra sen artık iyice olgun veya yaşlı biri olduktan, aklı başa aldıktan sonra tanışacaksın bu henüz doğmamış kişiyle. aşk yaş tanımaz sonuçta değil mi?
hiç doğmama ihtimali de vardır. belki de hayatının aşkı senden asırlar önce yaşadı ya da asırlar sonra yaşayacak. belki çok uygun karakterleriniz var birbirinize ama hiç tanışamayacaksınız.
babam beni büyüten, bugünlere getiren, eğiten, hayatı öğreten kişi. ona benzediğimi fark ettiğim her an bir mutluluk kaynağı benim için. hayatımdaki en sevdiğim, bir gün bir şey olacak diye en korktuğum adam, babam.
bana bile ilginç gelen bir durum benim için bu kadar önemli olan bu adamı o kadar seviyorum ki, annemden bile çok.
anneyi babadan çok sevmek yaygındır toplumumuzda ve bana da normal gelen odur. sonuçta anne doğurur, besler, okşar, koklar, kıyamaz hiç çocuğuna. baba serttir, ketumdur, evde daha az gözükür ki o az gözüktüğü zamanlar da bir korku kaynağıdır ev halkına.
ama daha küçük bir çocukken babamı annemden daha çok sevdiğimi fark etmiştim. evi birlikte tutan, uğraşan, didinen, kardeşim ve bana şefkatle bakan kişi annem değil babam olmuştu. onun özlü sözleriyle büyüdüm. bana öğrenme, yükselme, iyi bir insan olma azmini, yetişmekten bıkmamayı o öğretti. ne kadar teşekkür etsem az ona.
annemle babamın kararlarına karşı kendi kararımı verdiğimde, onların istemedikleri yolumdan dönmediğimde içi ağlasa da, benim için daha iyi bulduğu yolun bu olmadığını düşünse de kararıma destek olmuş, annemi sakinleştirmiş ve annemden gizli gizli yanıma gelip kendi kararımı verdiğim ve yolumdan dönmediğim için gurur duyduğunu söylemişti.
sağ olsun babam, hayatım boyunca hakkını ödeyemem.
hep başıma gelen hadise. bakın diyorum ben kusarım diyorum, kustuğumda yanımda olmayacaksan hiç ilişkiye başlamayalım diyorum. yok bir şey olmaz, yok kusmazsın sen, yok iğrenmem ben vs vs. e sonra kusunca soğuyorsunuz ama?