kişiye özel atılan mesajlarda olmasa da toplu mesaj olarak atılan bayram mesajlarında bariz hissettiğim samimiyetsizliktir.bilmiyorum ben mi çok abartıyorum ama şu mesajların atılmasındaki bilinçaltısal sebebi bence tamamen ' hadi seni de aradan çıkaralım ' mantığına dayanıyor.
bir de altlarına isimlerini falan yazıyorlar, ulan biz rehber denen telefon programını niye kullanıyoruz? sanki görmüyoruz mesajın senden geldiğini devlet büyüğü edasıyla alta isim yazıyorsun.
bence insanlarda bu konuda yanlış bir intiba var ' eğer mesaj atmazsam ayıp olur ' diye, hayır arkadaşım bilakis böyle ' hadi sen de çık aradan ' mantığı bence daha ayıp.ben kimsenin hayatında merkezi bir rol oynadığımı zannetmiyorum, ve bir insanın hayatında merkezi rol oynamadığımı bildiğim halde ondan yüzlerce kişi içinden ve yoğun bir vakitten başını kaldırıp bana bayram mesajı ya da kandil mesajı atmasını da beklemiyorum.dediğim gibi neticede bu selam verdiğim aldığım insanlar hayatlarımızda sadece ' sıradan bir arkadaş ' olarak kalırlar ekseriyetle.o halde, böyle bir ilişki içinde olduğumuz insan tipinden tutup kişisel mesaj almayınca insanın alınması çok saçma bence, buna da ayrı bir parantez açmak lazım aslında.elbette bu tarz günlerde beni kişisel olarak aramasını ya da mesaj atmasını istediğim insanlar da mevcut, fakat onlar da bir elin parmağını geçmez doğrusu.
her neyse geldik sözlük'e patladık burada; çok doldum bu konuda atmayın anasını satayım bana toplu bayram mesajı falan.
bu dönüşüm sürecinden sonra ( bu olaylara ' bahar ' demeyi pek sevmiyorum neticede binlerce - yüzbinlerce insan hayatını kaybetmiş ) her şeyin toz pembe olacağını ya da bütün ortadoğu'yu abd'nin kontrol edeceğini sanmak bir hayli romantik ve ütopik görüşler bence.
neticede bölgenin bir anda çoğulcu , demokrat bir yapıya kavuşacağını söylemeyiz , bölgedeki yeni yönetimlerin tiranlaşması , otoriter olmaları gayet doğal.çünkü bu bölgede herhangi bir 'demokrasi tecrübesi ' yok hep tek elden yönetim , darbeler , karışıklıklar vesaire
fakat şunu söyleyebiliriz ki bölgede bir 'kimlik arayışı ' var.yıllarca seküler , panarabist ve cuntacı liderler tarafından bürokrasi dışı tutulan müslüman çoğunluğun ağırlığını arttırdığı ortada.ben bu grubun ( islami grupların yani ) iran modeli gibi bir islami idare sistemi getireceklerini sanmıyorum , o tarz bir ihtilal olsaydı bu bir anda olacak bir şeydi ; yavaş yavaş ülkenin otoriterleşmesi ile olacak bir şey değil.devrimlerin gerçekleştiği ülkeler daha fazla islami değerleri ön plana çıkaracak fakat sanıldığı kadar iran modeli bir şeriat sisteminin geleceğini sanmıyorum.
Fanatik görüşleri olan bir insan , özellikle israil- Filistin konusunda Obama'ya nazaran hiçbir çözüm önerisi ve girişimi yok gibi duruyor.Giderek Şovenleşen , liberal duygulardan soyutlanan Batı'nın şuur altını yansıtıyor. Romney bu seçim de mağlup olsa bile bir daha ki seçimde giderek daha da radikalleşen Amerikan halkı, onun ayarında birini seçecektir.
Tikilerle takılırlar , mekanları genellikle bulundukları şehrin en lüks yerlerdir ( mesela istanbul'da Etiler , bebek , nişantaşı gibi ) Devamlı birilerine bir üstünlük kurma derdi içerisindedirler , egoları tavan yapmıştır.Ekseriyetle statü üstünlüklerini UGG'la ya da marka çantalarla tesis ederler.
Bu çocuğa neden kıl olduğumu bilmiyorum , fakat acayip kıl oluyorum ; Ümraniye'ye falan gelirse ağzını burnunu kırmak istiyorum.Bu kadar itici bir tip olamaz.
Günümüzde 'Batı medeniyeti ' dediğimiz zaman bu medeniyeti oluşturan iki büyük güç görüyoruz.Bu güçleri Batı'yı ayakta tutan iki ayak şekilde görebiliriz ; eski kıtadaki Avrupa birinci ayak , ikincisi ise yeni kıtadaki Amerika.Rönesans , Aydınlanma Çağı ve Sanayi inkılabıyla hızla güç kazanan bu medeniyet; son zamanlarda çözülme içine girmiş vaziyette.Özellikle bu ' çözülme ' Eski Kıta'yı daha feci bir şekilde vurdu , Yeni Kıta'daki Amerika hâlâ siyasi , ekonomik ve kültürel bir çekim merkezi ,dünyanın her yerinde oyun kurma kabiliyeti elinde fakat ekonomik kaygılardan dolayı dünya devletlerine Bush dönemindeki gibi direkt müdahaleden kaçınıyor.Batı medeniyetinin Eski Kıta'daki ayağına dönersek her boyuttan bir çözülme olduğunu rahatlıkla fark edebiliriz , siyasi ekonomik ve kültürel çözülme bölgede mevcut.Fakat bu çözülmeler belli hız aralıklarıyla birbirini izliyor.Mesela ekonomik çözülme siyasi ve kültürel çözülmeden çok daha hızlı bir şekilde ilerliyor.Yunanistan , ispanya ve italya Avro Bölgesi'nin ekonomik yaptırımlarını bütün ağırlığıyla hissediyor , bu ülkelerdeki sivil ve siyasi odaklar ciddi şekilde AB'den çıkmanın hesaplarını yapıyor.Avro Bölgesi'ne her zaman soğuk bakan ingiltere'de de batan AB gemisini terk etme dedikoduları gündemi sarmış vaziyette.Ekonomik çözülme dolaylı ve direkt yoldan siyasi değişimi de beraberinde getiriyor , özellikle Fransız ihtilali ve Restorasyon döneminden sonra daha hürriyetçi ve liberal geçinen Avrupalılar , hızlı şekilde içe kapanmaya ve aşırı sağcı partileri ön plana çıkartmaya başladı.Yunanistan , Fransa, isviçre ve Hollanda gibi ülkelerde aşırı görüşlere kayıyor, seçmen 'içe kapanık ' partileri ön plana sürmeye başladı.Tabi bu da kültürel kutuplaşmayı beraberinde getirdi ;Yakın Tarih'ten beri liberal görüşleriyle ön plana çıkan Avrupalı, Müslüman , Afrika ve Asya'lı göçmene karşı cephe almaya başlıyor.Görünüşe göre Batı medeniyetinin birinci ve kadım ayağı olan Avrupa, devletleri artık dağınık bir güç konumuna gelmeye başladı , Yeni Kıta'daki Amerika ise yukarıda da zikrettiğim gibi hâlâ dünyadaki en mühim siyasi güç odağı , ABD'nin çözülmesi Avrupa'ya nazaran çok daha yavaş oluyor .ABD , hâlâ Asya'lı Süper Güçler'le nüfuz yarışını sürdürebiliyor ve bölgelerde oyun kuruyor
2002 -2006 Arasındaki hürriyetçi çizgisinden kayıp giderek çoğunlukta olan sünni- türk sınıfına hitap etmeye başladığı için , uludere'de parçalanan 34 bedenini hâlâ hesabını veremediği ve idris naim şahin gibi birini ülkedeki en mühim mevkilerden birine getirdiği için kendilerine zamanında ' oy vermiş ' biri olarak sevmiyorum.
libya ulusal geçiş konseyi başkanıdır , ayrıca kaddafi döneminde adalet bakanlığı yapmıştır.arap dili ve islam çalışmaları fakültesinin şeriat ve hukuk bölümünden mezun olmuştur.son olarak , katar'ın kaddafi'yi devirmek için kendilerine iki milyar dolar yardımda bulunduğunu iddia etmiştir
yavaş yavaş sağ- milliyetçi kesiminde sokağa inmeye başladığının habercisidir maalesef.
son bir kaç yıldır ekseriyetle sokaklarda bdp ve sol örgütleri görüyorduk , yasa dışı gösterilere karışıyorlardı vesaire.ülkücüler de sokağa çıkıyordu fakat 70'lerle kıyas ettiğimiz zaman o kadar sansasyonel eylemler yapmıyorlardı.
günümüze baktığımızda yavaş yavaş ülkücü kesimin eski günlerine döndüğünü görüyoruz son zamanlardaki tutuklamalar , uludere ve olaylı diyarbakır çatışmalarından sonra iyice barut fıçısına dönen bdp'li kesimin de sokağa çıkacağını düşünürsek olaylar pek hayırlı olmayacak gibi görünüyor inşallah tahmin ettiğim gibi olmaz
aslında siyasilerin bu kadar kutuplaştığı , birbirlerine nefret söylemleriyle yaklaştığı bir ülkede toplumsal çatışma ve kutuplaşmanın olması da gayet doğal.
Türkiye'de orta kesimin yaz aylarındaki kurtarıcısıdır.Üst kesim - çok cimri değilse- ekseriyetle klima kullanır.Alt kesimse bir şey kullanmaz , aslında vantilatör almaya gücü yeter bu kesimin fakat elektrik masrafından dolayı çekimser davranırlar
Bu yüzden vantilatörü genellikle orta kesim kullanır.Yazın bunaltıcı sıcağında bir klima kadar olmasa da insana 5-10 saniyelik geçici serinlik yaşatabilir , evin gençleri vantilatörün hep önünde durur yaşlılarsa ' çok durma hasta olursun ' replikleriyle gençleri ikaz eder.Bir de vantilatör enteresan önermeleri bünyesinde barındırır , mesela kendisinin tıpkı klima gibi ortamı soğuttuğu sanılır.Bu yüzden de ' evladım camları açma nasıl olsa pervane çalışıyor ' tarzı ikazlar ortalıkta dolaşabilir.
Neticede candır , şuan odamda var gücüyle de arkama rüzgar vurmaktadır.
son zamanlarda ' gelenek' halini almıştır , mesela oruç'tan daha mühim bir farz olan namazı oruç tutanların yüzde sekseni kılmaz.halbuki namaz islam dininde imandan sonra dinin en mühim cüzüdür.
günümüzde insanlar namaz kılan insanları baya bir büyütür gözlerinde , hacı - hoca sanır, imam sanır.toplum namazı kılanın inanılmaz zor bir iş yaptığını zanneder.halbuki namaz'la oruç'u kıyas ettiğimizde oruç tutması çok daha zordur.
peki toplum neden böyle bir hale gelmiştir ? bunun sebebi elbette kapitalizm ve medyadır.kısaca hülasa ( özet ) geçersek kapitalizm'in tek gayesi paradır ve bunun için de tüketici esas alınmalıdır.tüketici'yi esas alan kapitalizm , bir yerlerden para kazanmak için bütün değerleri sömürür ; onlar üzerinden para kazanmaya çalışır.hatta biraz daha fazla para kazanmak için kendi kafasından günler bile uydurur ( babalar günü anneler günü vb )
kapitalizm ve onun propaganda kolu olan 'medya - reklamcılık ' da ramazan'ı bir sömürü haline getirmiştir.mesela her ramazan'da aşırı derecede televizyon,gazete ve internetlerde gördüğümüz ve art arda yayınlanan reklamlar , programlar bizim kafamızda o şeyi ' normal ' hale getirir.mesela 'namaz ' kavramı oruç kadar tekrarlansa idi namaz da günümüzde sadece yaşlılara atfedilen bir ibadet haline gelmezdi.
peki ' neden ramazan ve oruç ? ' diye soracak olursanız şöyle deriz : kapitalizm maksimum kar elde edebileceği kavramlar üzerine yoğunlaşır ve onları ticarete döker.namaz'dan ne kadar kar elde edebilirler ki ? cola'nın seccade satacak ya da tesbih satacak hali yok ya.fakat ramazan daha çok gıda üzerine kurulduğu için büyük şirketler buradan daha rahat bir şekilde kar elde edebiliyor.mesela her ramazan ayında çıkan ihtişamlı sofralar , pahalı yemekler vesaire.ramazandan kar elde eden bir tek gıda şirketleri değil elbette , ramazan öyle başka yerlere çekildi ki gsm şirketleri bile çıkıp ramazan üzerinden kar elde edebilir hale geldi.
tabi burjuvazinin değerler üzerinden kar elde etme saplantısı , medyanın işlevini ön plana çıkardı.medya'da habire ramazan'la ilgili şeylerin çıkması manevi değerlere gösterilen bir hürmet değil ,iktisadi kaygıların ön plana çıkmasıdır.
aslında oruç , sadeliği ve israftan kaçınmayı emreder ; fakat burjuvazi tarafından kullanılmaya en müsait değer olduğu için günümüzde sanki bir ' israf ve bolca para harcama ' ayı gibi lanse edilir.insanlarımızın büyük çoğunluğunun oruç tutmasının sebebi de medyanın durmadan ramazan'la ilgili şeyler göstermesidir.eğer medya ramazan'ın bu derece üzerine düşmeseydi insanların oruç'a bakışı namaz'a baktıkları gibi olurdu.
'geri zekalı' demek doğru olmaz bence , önermenin doğru kısımları var fakat hepsi değil.insanların bünyesi aynı değildir , bir de bütün gün evde oturanla günde 10 -11 saat bazen daha uzun süre çalışanın uyku ihtiyacı da bir değildir herhalde.
Fakat uyuyarak gerçekten de çok vakit kaybediyoruz , ben de olabildiğince az uyumaya gayret ediyorum.
Bir de şunu belirtmek lazım ki , çok uyuyan insanlara ' geri zekalı' diyerek gün içinde kendimize ne kadar zaman kazandırıyoruz ? ya da ' ego ' mu demeliydim ?
Dış politikadan ve dünyadan bihaber basındır , Clinton israil'e gitmiş ardında da Mısır'a geçmiş ve mühim temaslarda bulunmuş.Fakat ben böyle bir haberi dış basından öğrenebiliyorum .Doğru düzgün tek satırda bile yer almıyor böyle haber , aynı şey iran'ın nükleer müzakereleri için de geçerliydi.5 + 1'le ilgili doğru düzgün hiç haber yapılmamıştı.
Entel islamcı çıkışıdır , son zamanlarda moda olmuş vaziyette.Hanımefendi iman edip başını örtmüş ( hoş örttüğü de ne derece tesettüre münasip orası da meçhul ) fakat ' çocuklara dinlerini öğretin ' kaidesine pek bağlı kalmamış.Yani bir anlamda ' dini kullanmış' dini kullanmak , insanları din üzerinden sömürmekle beraber başka manalara da sahiptir.Mesela dinin bir kısmını kabul edip işine gelmeyen kısmı ' entellik yapacağım ' diye almamak , görmezden gelmek bir nevi ' dini kullanmak'tır.Din bir bütün olarak kabul edilir bir kısmı alınıp da öbür kısmı bırakılamaz.
1789 Fransız ihtilal'i başta Fransa olmak üzere dünyada bir çok değişikliğe vesile oldu.Eşitlik , Hürriyet ve Milliyetçilik gibi kavramlar sosyal alanda öne çıkmaya başlarken iktisadı alanda da Burjuvazi ve 'işçi Sınıf'ı ön plana çıkıyordu.Çoğrafı keşiflerden itibaren güç kaybetmeye ve yozlaşmaya başlayan, toprak-kilise- krallık üçgeni üzerine kurulan Aristokrasi yerini Adem Smith'in , J.B Say'ın geliştirdiği Liberal iktisat sistemine bırakıyordu.Aristokrasi, dünyaya tarlalardan ve kral saraylarının penceresinden bakıyordu.Dünya, Aristokrasi'ye göre yalnız kendilerine ve Kral'a itaat etmeliydi;diğer ülkeler Katolik Kilise önünde boyun eğmeye mahkumdu. Liberal Burjuva'nın dünyaya bakışı Arikstokrasi'den çok daha farklıydı.Burjuva'nın tek gayesi vardı o da; para. Aristokrasi'nin ise gayeleri bir tek parayla sınırlı değildi , onlara göreyse : Para,krallık ve ahlak ,yani Kilise esastı.Burjuva'nın paraya giden yoldaki usulü biraz daha farklıydı , onlar Aristokrasiye göre dünyaya daha Hümanistik bakarak para kazanmanın derdindeydı.Burjuva'ya göre dünya fethedilmek için değil , ' pazar oluşturmak ' için vardır.Serbest Piyasa'nın gücü sınırları aşmalı , maliyet minimize edilmeli ve tüketim maksimum olmalıydı Burjuvazi'ye göre.Elbette Burjuva'nın ordusu ya da bir imparatoru yoktu , sınırları aşmak ; tüketiciye ulaşmak için başka bir yol bulunmalıydı.Bunun için biçilmiş kaftan 'Medya' oldu.Ve böylece Global Dünya'ya kadar sürecek olan Kapitalizm - Basın münasebeti başlıyordu.
Medya -Basın özellikle Fransız ihtilali'nin öncesinde ve sonrasında fevkalede tesirli oldu.Bir çok ideoloji ve ideolog, Fransız ihtilali'nden sonra oluşan buhranı gidermek için basını kullandı.Saint Simon , Aguste Comte ve şakirtleri çıkardıkları dergi ve gazetelerle Endüstri'de 'Üretim' unsurunu esas alarak 'işçi Sınıfı'nın temelini attılar ; öte yandan Burjuvazi de 'Tüketim' mantığını esas alan bir basın kültürü oluşturdu.Hülaseten,(özetle) Basın ileride iki büyük iktisad sistemi olacak olan görüşlerin yaygınlaşmasında en büyük aracı oldu.
Üretim'i ve işçiyi esas alan Sosyalizm , Burjuva kadar basını iyi kullanamadı.Bir süre sonra Basın , Burjuva'nın bir nevi ' Silahlı Kuvvetler ' gücü haline gelmişti , tüketim mantığı Basın sayesinde ülkeler ve kıtalar dolaşıyor , Serbest Piyasa Basın'ın sırtında şehirlere girip tüketiciyle tanışıyordu.
Günümüze kadar gelen Basın- Burjuva münasebeti her şeyin tam ortasında olan ' Toplum ' için elbette çok büyük değişikliklere yol açmıştır.Öyle bir hale geldi ki Toplum artık göz kapaklarını Basın'ın belirlediği kadar açabiliyor ve onun belirlediği kadar kapatabiliyor.Dünya pencerenin ardındaki bir manzarayı gösteren pencerenin perdesi de 'Basın ' olmuştu vaziyette.
Tabii olarak Burjuva'nın Tüketim kültürünün aşılaması ı için dünyadaki halkların, bazı gelenek ve yaşayışlarını değiştirmesi gerekiyordu.Mesela dünya nimetlerinden kaçan Budist toplumlara ve israfın caiz olmadığı islam medeniyetlerine nasıl sınırsız tüketim , lüks ve eğlence aşılanabilirdi ki ? işte Toplumlar üzerinde medyanın en büyük tesiri o zaman ortaya çıktı , çünkü Medya , bize yepyeni ve akılları buhrana uğratacak bir 'Kültür ' ihraç etmeye başlamıştı.Kültürel çözülme arttıkça Tüketim daha da artmaya başlayacaktı.
Toplum üzerinde bu derece güçlü hissedilen 'Medya Kültürü ' zamanla her Toplum üzerinde ortak ve bir 'Ahlak' inşaa etti.Çok farklı davranışlarda bulunan milletler, giderek daha da tekleşmeye ve benzeşmeye başladı.Zamanla da bu 'Yapay Ahlak ' davranış kalıpları oluşturmaya başladı.Normalde bir kültür , ahlak sistemi ve dinin Toplum'a yerleşmesi doğal vetirede ( süreç ) bir hayli zaman alır.Bu süreç ekseriyetle yüz yıllar boyu sürüp gider ,nihayetinde de Toplum geçiş döneminin bitirir.Toplum ; yeni ahlak , kültür ve din sistemine ' merhaba ' der.Fakat Burjuvazi'nin medya yoluyla getirdiği 'Yapay Ahlak ' sistemi normalde olduğu kadar fazla vakit almadı.Bunun iki ana nedeni vardır .Birincisi : Bir ahlak ve kültür sistemi ferd üzerinde yaptırım, kurar ve eğer bu kurallar uyulmadığı taktirde ferdin hem manevi hem de ahlaki olarak cezaya çarptılıracağı iddia edilir.Bu da ferdin fıtratı gereğ yabancı i kültüre geçişini yavaş kılar , çünkü ferdin egosu 'direkt verilen ' emir mantığını kabul etmede yavaş davranır ve yeni sistemi kolay kabullenmeyebilir.Fakat 'Yapay Ahlak ' medyasında vaziyet böyle değildir , Burjuvazi ; bize ihraç etmek istediği ürün için şunu der ' Bunu alabilirsin ama almaya da bilirsin , neticede sen hürsün.Ama alırsan Toplum içinde statün güçlenebilir ve egon tatmin olur.' Direkt olarak emir verilmemesi yukarıda da zikrettiğimiz gibi insanların daha çok hoşuna gider , hem de Burjuvazi'nin tavsiye ettiği bu ürününü alınmaması durumunda herhangi bir yaptırımın da söz konusu olmaması Toplum'u bahsi geçen ahlak sistemine insanı daha hızlı ve kolay yakınlaştırır.ikinci unsur ise : Toplum'da bitmek bilmeyen ' ego tatmini ' hırsıdır.insan egosu gereği Toplum içindeki diğer ferdlere karşı üstünlük kurmak ister . Bu üstünlük eski çağlarda toprak ve savaşla oluyordu, fakat bu Burjuvazi için savaş ve toprak bir şey ifade etmiyordu.Bunlarla para kazanma gibi bir lüksü yoktu.Bunun içinde gene Medya kullanıldı ve insanlara 'Ego Tatmini ' hususunda farklı şeyler empoze edildi.Mesela artık insanlar birbirlerine cep telefonu , araba , topuklu ayakkabı ve kız/erkek arkadaşları üzerinde üstünlük kurmaya başladı.Bu da doğal olarak hızlı bir şekilde Medya'nın önümüze sunduğu ahlakı benimsememize vesile oldu.Yukarıda da zikrettiğim gibi Medya Ahlakı bize çok farklı davranış kalıpları ihraç ettiği , dışarıdan bakıldığı zaman çok mantıksız görülen fakat içine girildiğinde herkesin hipnoz olmuşcasına uyguladığı davranış kalıplarıydı bunlar.
Yazı fazla uzadığı için ikiye böleceğim ve bu 'Davranış Kalıpları'nın misallerini diğer yazıda detaylı şekilde yazacağım inşallah.