Uzun zamandır sözlükte bu kadar takılmamıştım.
Gördüğüm şeylerse trol adı altında saçmalıklardan ibaret.
Toplum düzenini oluşturan şeyler, ahlaki durumlar, din, aile bunlar hep ayaklar altında.
Tamam sözlükte hep vardı ama şu an ki kadar kalitesiz başlıklar ve yazar metinleri görmedim ben.
arada aklıma düşer, 17 haziran 2012 babamın ölümünden 11 gün öncesi.
11 gün sonra ölecek olan babam ile saçma bir nedenle kavga etmiştik.
o zamanlar 15 yaşında ergenliğe yeni girmiş salak bir kız çocuğuydum.
neden bileyim 11 gün sonra babam ölecek? kutlamadım babalar gününü. zaten biraz sert bir adamdı. mükemmelliğin sertlik bulmuş hali... babaydı işte.
ben babamın babalar gününü kutlamayınca anneme demiş ki;
-babalar günü mü bile kutlamadı kız' annem bana bunu deyince
+ amaaan seneye kutlarım' deyip geçiştirdim.
velhasılıkelam, arada aklıma gelir bu olay. ben 28 haziran 2012 bir perşembe sabahı babamı kaybettim. ne seneler oldu babamın babalar gününü kutlayamadım. ne bayramlar geçti elini öpemedim. içimde bir koz yandı, sönemedi.
benden tavsiye, çekilebildiğiniz kadar fotoğraf çekinin, öpebildiğiniz kadar öpün, alttan alın, kırmayın.
çünkü baba demeyi insan öyle bir özlüyor ki..
dolu dolu baba demek dünyaları fethetmek gibiymiş de, çok geç anlıyor insan.
er kişisi veya hatun kişisinin sebep olduğu durum neticesinde gerçekleşen eylem. affedilemeyecek kadarsa sinirlenen kişi sakinlikle birlikte bir süre sonra soğumayı başarır. ama anlık gerçekleşen sinir ile ayrılık olduysa, geri dönmesi zordur.
ne at gibi gittim ne de it gibi döndüm. genelde tüm çirkefliklere, tüm adiliklere göz yumup edebimle gittim.
he iyi mi yaptım? hayır. yine arkamdan sanki aldatmışım, sanki kombo yapmışım gibi dedikodum yapıldı.
peki hiç geri döndüm mü? elbet bizde tükürdüğümüzü yaladık. ama her fırtına bizi başka limanlara her limanda başka aşklara taşıdı.
o gemi belki hiç gelmedi ama bizde aramaktan vazgeçmedik.
ne aşklar geçti gönüllerden, gözyaşları sel oldu, nefes alamadık. hangisi umurumuzda şimdi? belki küçük bir hatıra var gönüllerde. arada aklımıza geliyor rakı şişesi son damlasını damlatırken.
kimse vazgeçilmez değildir olgusu oluştu sonra. kim gelirse gelsin, elbet bir gün gidecek dedik. tuhaftır ki gitmem diyenlerdi en çok gidenler.
terk edilmek değilde, terk edilmeden hemen önceki o verilen sözlerin gerçek olmayışı koyuyor.
ne fena durumdur o. ince ince kaşınır, hafif iltihaplı görüntüsüyle mide bulandırır.
hele ki boyutu insanı ölçülerden çıkıp devasa noktaya ulaştıysa daha da kötüdür.
dışarı çıkmanıza, arkadaşlarınızla veya sevgilinizle buluşmanıza engel olur.
Ülkemizde refahın sağlandığı,
şehitsiz,
işçi ölümleri olmadan,
adaletin sağlam olduğu,
sosyalizmin hat safhaya ulaştığı,
milli gelirin arttığı,
milletçe bilinçlendiğimiz bir yıl olması dileğiyle.
Dün başıma gelen olaydır. manitamla oturmuş konuşuyoruz. birden bir sessizlik sonrası
şöyle bir soru yöneltti;
"para karşılığı seks yapsam kızar mısın?" tabi ufak bir şok etkesinin altında hiç bir cevap veya hayat belirtisi göstermeden sustum.
ardından ekledi;
"bu bi ihtiyaç yani bende erkeğim" diye devam etti benim sessizliğimi korumamın sonucunda.
ben de cevap olarak "yap ama bana söyleme. bilmeyeyim" dedim. iyi mi dedim, kötü mü dedim orası meçhul.
şu an maruz kaldığım koku karışımıdır.
kafa mı yaptı desem, midemi mi bozdu desem bilemedim.
sanırım beynim zehirlendiğimi sandı yarım saattir kusmam için uyarı yolluyor.
günümüzde her şeyin dış görünüş olduğunu düşünürsek. olması zor olan durumdur.
örneğin benim arkadaşım sırf kilolu kızlar daha çabuk veriyor diye onlarla sevgili olurdu.
hali vakti yerinde olsun,
arabası olsun,
iyi bir mesleği olsun,
iyi bir ailesi olsun,
iyi bir eş ve iyi bir baba olsun,
uzun boylu olsun,
kendine bakan fit bir görünümü olsun,
tüm kızlar ona bayılsın ama o beni seçsin,
geçmişi kötü olsun ama yaralarını saran ben olayım,
kızlarla yatsın ama kimsenin bekaretini almamış olsun,
sekste iyi olsun,
hem maço, hem kılıbık olsun,
ne kadar kilo alırsam alayım beni sevsin,
asla aldatmasın, yalan söylemesin
hafta içi çalışan ve özellikle cumartesi günü de calışan insanlar topluluğu için oldukça önemli olan pazar günü gerçekleştirilen ve en sonunda "acaba ben sadece pazar günleri için mi yaşıyorum, öyleyse hayatımın anlamı ne bu gün de çamaşır yıkamakla geçiyorsa" diye düşündüren etkinlikler bütünü.