kekeme
190 (mavi jojoba tanesi)
beşinci nesil yazar 2 takipçi 25.84 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    gntrkcll kafası

    1.
  1. ergen yılışıklığının, para kazanmak için her türlü taklayı atabilecek kapitalizm camiasına giriş biçimi. ya da bir diğer deyişle, iyice yılışıklaşmış bir neslin bir gsm şirketi aracılığıyla kapitalizme giren kafası...

    televizyonlarda akşama kadar aynı iğrenç replikle irkiliyoruz. hafiften efemine bir sesle, elemanın biri saçma sapan bir şeyler anlatıp, "size şöyle avantaj sunuyoruz, telefonda konuşurken biz sizi fazla s.kmiyoruz" mealinde bir şeyler söyleyip en sonuna ekliyor bu saçma cümleyi. hani barış manço'nun şarkısındaki domates, biber, patlıcan şarkısındaki gibi... "genç türksel kafası, paso avantaj kafası"... önce "ne diyor lan bu?" diye bir irkiliyorsun. sonra işin son aylarda ergenler arasındaki b.ku çıkartılmış "neyin kafası" geyiğine olan bağını anlayıp kusmak istiyorsun. sonra memleketin ve memleket ergenlerinin halini görüp üzülüyorsun. kodaman şirketlerin para kazanmak için ne kadar omurgasızlaşabileceğini farkedip kahroluyorsun. sonra "s.ktiret ya, çok da s.kimde" deyip yola devam ediyorsun...

    gözünüzün önüne bir "nesil" getirin. işi gücü babaları iphone'a geçince, ellerine geçirdikleri s.kimtronik blackberry telefonlarla birbirlerine hava atmak olan... hiç bir şey yaratmayıp, "yaratılanlarla" kendini ifade etmeye çalışmak olan... ve bir gelecek kurgulayın. daha güzel, daha aydınlık, daha yaratıcı bir gelecek. sonra 20 yaşında bir ergenin "neyin kafasını yaşıyorsun zuhahahaha aq" repliğiyle uyanın. sonra televizyondaki efemine ses bağırıversin ortalığa "genç türksel kafası..." bir dakika lan! bir dakika. kafanızı da alıp s.ktirin gidin burdan... şey sakinim abi... kuzenim yazmış...
    0 ...
  2. unutmak mutlu olmaktır

    ?.
  3. uyandım yine bu sabah. televizyonu açtım her sabahki gibi... 30 saniye kadar kendime gelmeyi bekledim... sonra seni düşündüm. neydin ki sen? bilmiyorum... düşündüm bir şey... bilincimin ta en arkalarından bir düşünce gelip geçti. arkasından bin düşünce daha gelecek bir düşünce. ama herhangi bir düşünce olarak kaldı. bin tane olamadı...

    uyandım. giyindim. saçlarımı taradım. aynaya baktım... baktım... gözlerime kilitlendi gözlerim. bu gözleri hatırlıyorum evet. bu gözler... benim gözlerim bunlar. ama bir sorun var. bu bakışlar benim değil... farklı bir şey var bu bakışlarda. bir düşünce geldi yine aklıma. neydi ki bakışlarımı bu kadar umutsuz, bu kadar amaçsız yapan şey... bin düşünce olmak üzereydi ki, çekildim aynanın önünden...

    kapattım evin kapısını. binlerce defadır yaptığı o tık sesini çıkardı, hafiften yalama olmuş kapı kolu. apartmanın koridoruna çıkınca; "sallanıyor mu burası?" diye düşündüm. binlerce kez olduğu gibi. "çok da güzel bir sitede oturuyorum ya..." diye geçirdim içimden. asansörün düğmesine bastım. ne kadar da temizdi, ne kadar da modern... hakediyordum bu güzel yaşamı...

    binlerce kez düşündüğüm şeyleri düşünürken, asansörün kapısı açıldı. binlerce kez olduğu gibi boştu yine... "hıh. kimseyle karşılaşmak istemiyorum zaten" diye düşündüm. eksi bir yazan düğmeye bastım. sonra asansörün içindeki aynaya baktım. istisnasız herkesin düşündüğü gibi ne kadar da hoş bir insan olduğumu düşündüm. sonra bunu zaten herkesin düşündüğü geldi aklıma. ama bende farklı bir şey vardı. neydi ki o farklı şey? bakışlarım mı? hayır hayır... yemyeşil gözlerimdi. başkalarınınki bu kadar güzel değildi. ama yine de çektim o güzel gözlerimi, o güzel gözlerimin aynadaki yansımasından. o güzel gözlerde rahatsız edici bir şey olduğundan değil... ya da bilmiyorum...

    otopark katına inmiştim otuz saniye sonra. kontağı çıkarıp düğmesine bastım. binlerce kez yaptığım gibi. "bu yeni arabayı almam da iyi oldu, eskisini sevmiyordum zaten" diye düşündüm. çalıştırdım arabayı. on beş dakikalık yalnız bir yolculuktan keyiflisi de yoktu hani... altındaki güzel ve yeni bir arabanın kazandığı ivmenin sana verdiği tad... güzel bir müzik... açık bir trafik... binlerce kez olduğu gibi yine "ne güzel bugün de trafik yok" diye düşündüm... müziğin ritmiyle sallanmaya başladım. içerideki aynada gözlerim ilişti yine gözlerime... "seviyorum kendimi" dedim. ama çektim aynadan gözlerimi...

    on beş dakikalık yolculuğun ardından ofisteydim artık. günün ilk konuşmasını sekreterime "günaydın" diyerek icra ettim. konuşmayı severdim nitekim. sosyal bir insandım. küçüklükten beri konuşmayı severdim. mesela öğle yemeği vaktinde yemek yiyen çalışma arkadaşlarıma "afiyet olsun" deyip hallerini hatırlarını sordum. bir kaç saat sonra çay esnasında, futboldan konuştuk mesela. akşam çıkarlarken "iyi akşamlar" dedim hepsine tek tek. haftada bir kez yapılan toplantılarda da en çok ben konuşurdum. binlerce kez konuşulan şeyleri, tekrar tekrar konuşurduk... konuşurdum... konuşurdun... ne? kim? nasıl yani? pardon ne diyordum? konuşurduk...

    çok güzeldi hayatım yahu. ofisteki odamda otururken bunu düşünmeden edemiyordum. ülkenin büyük bölümüne göre çok şanslıydım. haber sitelerine girdiğimde daha iyi anlıyordum bunu. işsizlik, açlık, yoksulluk, cinayet... oysa ben ne huzurluydum? kendime ait büyüyen bir işim, iyi çalışanlarım, oturduğum nezih bir site, hiç trafiğin aksamadığı bir ulaşım yolum, bana hiç problem çıkarmayan arkadaşlarım vardı... iyi arabalar, iyi evler, iyi telefonlar, iyi arkadaşlar... 2-3 haftada bir güzel bir kızla sevişirdim mesela... etrafıma bakıp eli yüzü düzgün bir kız görünce şuurunu kaybeden erkeklere acıyarak, mutlu oldum yine... hayat ne güzeldi... pencereden dışarı baktım... havalar da güzeldi... pencerenin hemen yanındaki aynalı saate takıldı gözlerim. aynasında gözlerim, gözlerimi bulmuştu... ne güzel gözlerim vardı hem de... gözlerimin güzelliğine birincilik teli verilebilirdi... bu güzel gözler benimdi. evet çok tanıdıklar. her aynada aynı gözleri görmüştüm ömür boyu... bakışlar... ama bu bakışlar kimindi? ne bakışı? işime dönmeliyim.

    ***

    ohh. evet. bugün de iş bitmişti. çıkıp biraz dolaşabilirdim. çok sosyal olduğum için, arkadaşlarımla da ilişkilerim çok iyiydi. binlerce seferdir, aynı insanlarla görüşüyordum. farklı insanlarla da görüşüyordum arada sırada. ama aynı insanlarla görüşmek iyidir. bu seferlik yine aynı insanlarla görüşeyim. bir yerlere gidelim...

    şu köşedeki masada oturan mutlu çifte bak... oğlan lavuğun teki... kız da zaten kasıntı, tiki bir model... sıkılmıyorlar mı birbirlerinden acaba? binlerce kez aynı kadının suratına bakmak... ben çok çabuk sıkılan bir insanım. tek kadınla yapamam zaten... bir şeyi bırak binlerce defa, bir kaç kez yapsam sıkılırım. bir farklılık ararım... aynalar... her yanda aynalar var... ne güzel. hoş bir dizayn olmuş... ama gereksiz. bu kadar aynaya gerek yok. çok fazla bakmaya da gerek yok. ben benim işte. etraftakiler de etraftakiler...

    koca bir gün daha bitti. ne de güzel bir gündü. binlerce güzel gün gibi... güzel işim, güzel evim, güzel arabam, güzel bilgisayarım, televizyonum, cep telefonum... her şey ne de güzel. iyi ki binlerce gündür benimle onlar... iyi ki binlerce gündür aynı hayatı yaşıyorum.

    ***

    bilgisayarda her gün girdiğim güzel siteler. televizyonda binlerce gündür devam eden diziler. bütün belgesel kanalları açık ama. param var. imkanlarım var. bütün belgesellere anında ulaşabiliyorum. en sevdiklerime. uzay, kuantum, galaksiler, fizik... bayılırım bu belgesellere. bir korku filmi gibi benim için. bir yandan duyduğum inanılmaz öğrenme arzusu, bir yandan öğrendiğim şeylerin hoşuma gitmemesi... hep izlerim. ama bazen; evrenin çok büyük olduğunu, bizim de çok önemsiz yaratıklar olduğumuzu düşünmeye başlarım. işte o anda bir dizi açarım, rahatlarım... fazla kasmaya gerek yok değil mi... ne de olsa her şey bizim mutluluğumuz için. neyse. yavaş yavaş uyku moduna geçeyim. ama önce gidip dişlerimi fırçalayım.

    diş macunu köpüğünün ağızdan taşmasıyla oluşan görüntüyü çok seviyorum. ağzımı açıp fırçayı ön dişlerimde uzun zaman gezdirmeyi. aynada bunu seyretmeyi... ayna... gözler. benim gözlerim. seviyorum gözlerimi. güzel şeylerin hepsini seviyorum. bakışlarımı bile... hayır! bu bakışları sevmiyorum. off ne sevmemesi ya. göz işte... düşünme bunları... yat uyu. yarın güzel, yeni bir gün beni bekliyor.

    ***

    ama nedense uyuyamıyorum bu gece... her gece olan salak şeyler var kafamın içinde. ne olduklarını bilmiyorum. ama şimdiye uykuya dalmam lazımdı. umursamıyorum. kafama takmıyorum. ama bu gece olmuyor. arada sırada oluyordu böyle. ama bu gece...

    saat kaç oldu ki? yine işe geç kalacağım... olsun. iş benim. kimseye hesap vermeyeceğim nasıl olsa. ne de güzel bir hayatım var. bu yıl kaç yüz bin dolar karla kapatırız acaba? vergisini de ayarlamak lazım. bir yana para atmak lazım. yıl sonunda hesapları kapatalım devletle. başımız belaya girmesin...

    hadi uyusana artık... of. ben takıntısız bir insanım yahu. neden uyuyamıyorum? nedir ki beni uykusuz bırakan şey? hayatı hep pozitif yaşarım oysa... bu uykusuzluk da ne saçma...

    artık keyfim kaçmaya başladı. kafamın içinde bana seslenen salak şey de ne ki? bir kelime... bir şey... bin şey... saçmalama! kafana takma. uyu...

    bir kelime... bir nesne... saat kaç?

    bir şey... bin şey... aha dalıyorum uykuya...

    gidip elimi yüzümü mü yıkasam. böyle olmayacak. belki farklılık iyi gelir. yok aslında. yatınca uyumak lazım. saatlerdir uğraşıyoruz. baştan başlamayalım...

    o sesi gelen ezan mı? oturduğum site de ne güzel ha. insanlardan uzak. kalabalıklardan. cinayetlerden. gürültüden... ezanı bile zor duyuyorum.

    bir şey? nedir o? bir mi bin mi? komik. bir şeye dokununca, binlerce şey çıkacak gibi geliyor içinden...

    güzel şeyler düşüneyim bari. nasıl da başarılı bir adamım be. herkesin istediği bir hayata sahibim. para, huzur, kariyer hepsi var...

    artık canım sıkılmaya başladı. kafamın içinde bir nesne var. beni çağırıyor. kimsin, nesin sen? ne yapmam gerekiyor?

    neyse gidip elimi yüzümü yıkayım. sonra gelir uykum. saçma sapan düşüncelerle kendi kendimizi boşa üzmenin anlamı yok...

    soğuk su... bunu seviyorum. güzel musluklar... bu çamaşır makinesini de yeni aldım. süper bir şey. çok sessiz çalışıyor mesela. şu sensörlü sabunluk en sevdiğim ama, banyodaki eşyalardan... ayna da güzel... içindeki ben de güzelim... gözlerim de güzel... hayatın kendisi çok güzel... yok ayna pek güzel değil aslında. yok yok güzel. nedir güzel olmayan? gözler mi? ne var ki bu gözlerde? yeşil... kızlar hep sevmiştir...

    gözlerim... ayna... ayna... bir şey... ayna...

    aynayla ne alakası var ki? nedir aynadaki sorun? gece gece beni çağıran şey bu ayna mı? gözlerim mi? gözlerimdeki sorun ne? aynadaki sorun ne? ayna çağırıyor evet beni. ama gözlerimin bununla ilgisi ne? gözlerim hep aynı. bakışlarım da...

    yok...

    hayır hayır aynı...

    belki de değil...

    gözler aynı değil...

    bakışlar aynı...

    gözler aynı...

    gözler aynı, bakışlar aynı değil...

    of be. saçma sapan depresif düşünceler. rahat batıyor bana. komik... bakışlar neden aynı değil ki bu arada? bakışlar aynı lan! saçmalama.

    yok değil galiba... ne biçim bakış lan bunlar? bunlar bir şeyin bakışları... neyin bakışları? bir şeyin... ölünün...

    ölü müyüm ben? komik... sana bakmak isterdim sadece... ne? kime? kimle konuşuyorum lan ben? deliriyor muyum? sadece biraz iş stresi sanırım...

    - ne kadar oldu acaba?
    - neye ne kadar oldu?
    - onu görmeyeli?
    - kimi görmeyeli oğlum? hasta mısın sen?

    güldüm hakikaten. komiklik olsun diye yapıyorum bence. ben mi delireceğim oğlum? delirecek son adam benim. mutluyum lan ben... aynayla konuşmam çocukluktan kalan bir fantazi olsa gerek...

    - sussana iki dakika. söyle... kaç gün oldu?
    - neden bahsettiğini bilmiyorum.
    - onu görmeyeli kaç gün oldu?
    - kimi?
    - biliyorsun sen onu. yokla yüreğinin derinlerini...
    - bilmiyorum. git başımdan... kaltak...
    - kim kaltak?
    - herkes. bütün kadınlar...
    - şu terkettiğin kız da mı?
    - çok kız terkettim ben... bilmiyorum hangisini söylediğini...
    - biliyorsun. yokla yüreğinin derinlerini... kaç gün oldu?
    - bir...

    ne bir günü yahu... kimle konuşuyorum ben... dün bir kız görmedim ben... kendi kendime konuşup çıldırıyorum galiba...

    - rahatla. aynaya bakmaya devam et... "ayna ayna söyle bana" gibi...
    - komik değil...

    ne yani bir aynayla mı konuşuyorum ben?

    - kimle konuştuğunu biliyorsun... ben senim. ölü olmayan sen...
    - ne saçmalıyorsun be adam? sen aynadaki bir görüntüden ibaretsin... canlı olan benim...
    - hayır sen ölüsün. ben senin canlı halinin aynadaki yansımasıyım... kaç gün oldu sen öleli?
    - bir... pardon bin... ne bini lan? bin ne?
    - onu terkettiğin gün sayısı... tam bininci gece bu gece...
    - defol git lan!

    bir aynayla konuşuyorum... deliriyorum. hangi kızı terkedeli bin gün oldu. bilmiyorum ne söylemek istediğini. bin gün boyunca bir kızı kafama takacak adam mıyım lan ben? liseli miyim?

    - bin gün önce terketmiştin... yıllar boyunca ağlatmış, ezmiş, mahvetmiş ve bin gün önce terketmiştin. hatırlamaya çalışma... sadece yüreğinin derinliklerinden al çıkar... unutmadığın bir şeyi hatırlayamazsın...

    kim lan bu konuşan? defol git bu banyodan. bu aynadan. çok fahişe terkettim ben... kadınlarla aram iyidir benim...

    - neden yalnızsın o zaman...
    - vaktim yok...

    aynadaki benin ne dediğini anlamıyorum bence. garip konuşuyor. ben değil ki zaten o. yalan söylüyor. canlı benmiş. salak herif. canlı ben, benim lan. o kim ki...

    - neden yalnızsın?
    - yalnız kalmak istiyorum...
    - neden?

    neden olduğunu bilmiyorum sanırım. yani galiba... belki de biliyorum. bilmiyorum... bunları düşünmek zorunda mıyım? ben mutluyum. her insan hata yapar... hepsi geçmişte kaldı... kaldı mı?

    ne diyor ki bu ayna bana? kafama takılan bir şey ne? bin şey... neden yalnızım? neden kadınları eskisi kadar sevmiyorum. bazen nefret mi ediyorum yoksa? yok yok. sevişebiliyorum...

    seni kaç gündür görmedim ben? tam bin gün mü olmuş? ne de güzel günlerdi... sen de kim?

    salaklaşma be... yaşandı bitti. geçmiş oğlum onlar. mutlu hayatını neden bozacaksın?

    mutlu hayat... senin gözlerinden daha mutlu bir hayat var mıydı? sürekli ağlattığım gözlerinden? gözlerin...

    bin gün mü oldu lan? komik... özledim mi acaba? iyi kızdı ya... olan oldu ama. boşver... ölenle ölünmez... ölmüş müdür ki? yok yok. bir şey olmamıştır... napıyorsun acaba şimdi? uyuyorsundur... ne de huzurlusundur... bensiz... ne güzel... terketmekle iyi yaptım. çok acı çektiriyordum. mutlu bir hayat kurması için yardımcı oldum... ben de mutlu oldum...

    çok mutlu oldum... kesin o da mutludur. iyi bir işi, iyi bir sevgilisi vardır...

    - hey aynadaki. sence sevgilisi var mıdır?
    - neden sordun...
    - öylesine mutlu olsun dedim...
    - vardır...
    - oh. ne güzel. mutludur kesin? mutlu mudur?
    - mutludur...
    - oh oh iyi. sevindim buna... ikimiz de mutlu olmuşuz...
    - ...
    - ...
    - ...
    - ne kadar mutludur?
    - çok mutludur. ne de olsa bugün evliliğinin ilk gecesi.
    - ?

    ...

    ...

    ...

    bugün evlendi yani... ayna nereden bilecek ki? dur yahu. neredeydi şu telefon...

    - aynadaki ben. burada bekle. geliyorum...

    telefon neredeydi...

    facebook...

    aç aç çabuk ol...

    arama...

    yaz ismini çabuk ol...

    kapatmış mı lan facebook hesabını? yok galiba...

    bu da kim lan? şu foto? ama!

    ...

    bu o... bu fazladan soyisim...

    ...

    neyse salla... aynadaki adam orada mı acaba? azıcık konuşayım...

    - hey ayna. burada mısın hala?
    - evet buradayım...
    - evlenmiş dediğin gibi...
    - ne yapmayı planlıyorsun şimdi?
    - ne anlamda?
    - ölü olman anlamında...
    - ölü ben değilim salak herif. ölü olan sensin. yani hayaller ölü olarak bile nitelenemez zaten...
    - belki de haklısın. ben canlı veya ölü olmayabilirim... ama sen gerçekten yaşadın. ve öldün...
    - defol git. gerzek hayal...

    gideyim yatayım bari. ilginç bir deneyimdi... aynayla konuşmak... iş stresi olsa gerek...

    yatmayayım... evlenmiş... biriyle evlenmiş... başka birinin... sağlık olsun...

    ben unutmuştum zaten onu. baksana bin gün olmuş... bin gündür adını dahi hatırlamıyorum...

    hatırlamıyor muyum? ya bin gündür o bakışlar... bin gündür her gece yatarken düşünmediğim şeyler... mutlu iki çift görünce duyduğum öfke... o çağrışımlar... o boğazıma saplanan, yutkunamadığım kütle...

    ne yapabilirdim ki? "terkettim pişmanım mı?" diyecektim... düşünsem ne olacaktı?

    - düşünmedin de ne oldu? geçti mi?
    - sen defolup gitmedin mi hala?
    - söylesene acılarından kaçarak, korkarak; kurtulabildin mi?
    - kurtuldum...

    evet kurtuldum. ondan ayrıldıktan sonra son derece düzenli bir hayatım oldu. işime odaklandım... kurtuldum...

    kurtuldum mu? ne olabilir ki en fazla? belki bir süre, evlendiği aklıma gelince üzülürüm. ne olacak? tabi ki kurtuldum...

    - hey gerçek ölü... neden winston içmiyorsun sen?
    - ben nerdeyim sen nerdesin be abicim? hasta mısın?
    - neden içmiyorsun?
    - öksürtüyor...
    - öksürtüyor mu? 3 yıl önce hep onu içerdin. şimdi kim tutsa öksürtüyor diyorsun...
    - öksürtüyor çünkü aptal herif...

    öksürtüyor winston beni... eskiden içebiliyordum, sonra birden öksürtmeye başladı...

    - ikiniz de winston içerdiniz...
    - kes sesini!

    öksürtüyor... hakikaten öksürtüyor... hayır! öksürtmüyor... aynadaki salak haklı galiba... neden winston içmediğimi hiç sormadım kendime... öksürtmüyor. bunu ben uydurdum. neden uydurdum? bilmiyorum... neden uydurayım? öksürtmüştür bir defa?

    - daha derinlere bak...

    derinler... bakamam...

    onu hatırlatıyordu... sanırım onu terkettikten sonra ne zaman winston içsem onu hatırlatıyordu... winston görmek bile onu hatırlatıyordu...

    oradan kalma bir alışkanlık işte. ayrılık acısıyla olur... şimdi içsem içerim... ama alışkanlık olmuş. ne olmuş? olabilir...

    - şimdi hatırlatmıyor mu?

    hatırlatmıyor! hatırlatsa bin gündür nasıl bu kadar mutlu olabilirim?

    - mutluymuş gibi yaparak...
    - kes sesini artık! kes sesini! o fahişenin bir oyunu musun sen? hep benden intikam almak istedi zaten. kes sesini!

    fahişe! beni eline geçirseydi gebertirdi. aramadı mı? telefonda ağzıma s.çmadı mı? defalarca bağırıp çağırmadı mı? ağlama krizleriyle beynimin içine girmeye çalışmadı mı?

    çalıştı... acı çekiyordu... acı çektiriyordum. istemeden yaptım evet. ama oldu. oldu bir kere... ben de üzüldüm...

    yo üzülmedim. bir fahişe için neden üzüleyim ki? hayır fahişe değildi tamam. sevmişti beni... ama olmadı. sevemedim ben onu...

    - o yüzden mi winston içmiyorsun?
    - sokacam winstonuna. ne winstonmuş lan... bir winstondan amma hikaye yazdın...

    bir winstondan... bin winstondan... onunla gittiğim hiç bir yere bir daha gitmeyişimden... onunlayken giydiğim bütün elbiseleri ne atabildim. ne de giyebildim bir daha... ofisimin çekmecesindeki çerçeveden fotoğrafını ne çıkartabildim, ne de bakabildim... 3 yıldır o çekmecede duruyor. hiç kıpırdamadan. ofisi taşıdık... ama onu hiç kimse oynatmadı... orda de mi hala? evet orada? bana ördüğü atkı da orada... hiç açılmayan üçüncü çekmecede... bana getirdiği saat. elleriyle yaptığı o b.ktan kuş maketi...

    bir daha hiç yemediğim o soslu makarna. en sevdiğimdi... bana hep yapardı... sevmedim bi daha... bilmiyorum sormadım kendime... sevmedim... evet her karşıma çıkışında, her aklıma gelişinde onu hatırlattı. kaçtım... evet bütün eşyalar... onu hatırlattı. kaçtım... atamadım... vazgeçemedim... ama kullanamadım da... onu hatırlatan şeylerin, onu hatırlattığını bile düşünmedim...

    gözleri... evet... kaçtım gözlerinden... bir yerde, bilgisayardaki bir dosyada fotoğrafını göreceğim diye ölümden korkar gibi korktum, farkında olmadan... "unut" diye öğrendiğim için hep... kardeşinin adını taşıyan arkadaşımla bile bir süredir görüşmüyorum... neden görüşmediğimi dahi bilmiyorum... onu hatırlattığını düşünmüyorum... ama onu hatırlatıyor...

    bakışlarım... en çok da bakışlarım bana onu hatırlatıyor... sanki benim unuttuğum ne varsa, bakışlarıma yüklemiş gibiyim... umutsuz, sevinçsiz, hayalsiz bakışlar... hayal de kuramıyorum galiba ben bin gündür... evet... neden uyuyamadığımı buldum... tabi ki... ben yıllar önce uyurken hayaller kurardım. 3 yıldır hiç hayal kurmadım. hiç normal yaşantım dışında düşünmedim... hayal kurmak istediğim her seferde, hayallerime giriyordu. vazgeçtim hayal kurmaktan...

    kadınlar... kadın bana onu hatırlatıyordu... sevişmelerimiz çok keyifli değildi... o yüzden sevişirken sorun yaşamadım... hayır yaşadım... muhteşem kadınlarla, en iyileriyle bile sevişirken o basit, zor sevişmelerin keyfini alamadım sanırım... kadınlar... kadınlar bana onu hatırlattığı için hiç biriyle fazla içli dışlı olamadım... o yüzden hep yalnız kaldım...

    evet ben onu sevdim. bunu o biliyor bence... hala seviyorum. şuan ben de biliyorum... ve sanırım hep de seveceğim. bunu da tanrı biliyor...

    - ayna evet. ben onu seviyorum...
    - neden ağlıyorsun?
    - ben ağlamam...
    - ağlamalısın...
    - olmaz. ağlamam...
    - ağlıyorsun şuanda... bırak aynadaki o ağlayan kendini görebilesin...

    ağlıyorum evet...

    - evlendi mi gerçekten?
    - evet...

    ben şimdi ne yapacağım? nasıl bu hale soktum kendimi? hüngür hüngür ağlayan bu hale nasıl geldim? mutlu bir insandan bu ruh haline nasıl bürünebildim?

    - sen mutlu bir insan değildin...
    - öyleydim...

    değildim... sadece acılarımla yüzleşmekten kaçtım... ben bin gün boyunca hiç mutlu olmadım. mutluymuş gibi yaptım evet. haklısın. ama hayat güzel... bir gün mutlu olabilirim...

    - artık olamazsın...
    - neden?
    - çünkü çok geç kaldığını biliyorsun artık...

    geç kalma... geç mi kaldım? evet geç kaldım... bugün benim hayatımın en kötü, onun en güzel günü... geç kaldım evet...

    - ayna söylesene ne yapacağım ben şimdi?
    - hiçbir şey...
    - ne demek hiçbir şey? kendi kendine mi geçecek?
    - geçmeyecek...
    - geçmeyen acı yoktur. zaman her şeyin ilacıdır...
    - öyle mi sence gerçekten? bin günlük ilaç sana yaramışa benziyor...

    yaramadı... geçmeyen acı yok muydu gerçekten? zaman ilaç mıydı? bekleyerek, korkarak, unutarak derman bulabilmiş miydim mutsuzluğuma? hüngür hüngür ağlamaktayken şimdi; zamanın ilaç olduğuna inandırabilir miydim kendimi?

    - ben ne yapabilirdim ki ayna? geri dönseydim de, o kadar acıdan ve terketmemden sonra elime bir şey geçmezdi ki...
    - nereden biliyorsun?
    - tahmin ediyorum...
    - peki sana aylar sonra arayıp kavga etmedi mi senle? bu neyi ifade etti sana?
    - bilmiyorum...
    - geçen yıl sana bir mesaj bile attı. ne yaptın o zaman?
    - bir şey yapmadım... ne yani çabalasaydım elde edecek miydim onu?
    - bunu artık hiç öğrenemeyeceksin. ne yazık!

    evet ayna yine haklıydı... o benim unuttuğum, kaçtığım, kendime söyleyemediğim ne kadar doğru varsa; onların bilinçaltımdan aynaya dökülmüş hali miydi acaba?

    - ayna ben ne yapmalıyım peki şimdi?
    - hiçbir şey...
    - hiçbir şey yapmadan yaşayamam artık... bu geceden sonra olmaz. bu kadar gerçekle yüzleştikten sonra olmaz... hiçbir şey yapmadan hayatıma devam etme ihtimalim yok... görmüyor musun?
    - görüyorum...
    - e o zaman bir şey yapmalıyım...
    - dostum! söylediğim gibi. sen ölüsün artık... bir şey yapman veya yapmaman bu gerçeği değiştiremeyecek.
    - bu hiç mantıklı değil. sabahtan beri bütün doğruları söyleyen ayna; şimdi dünyanın en saçma şeyini söylüyor. ölüden farkım yoksa, öleyim o zaman...
    - ...
    - bir şey söyle...
    - ne diyebilirim ki? sen zaten ölüsün...
    - eyvallah...

    bu hikayeden çıkarmam gereken en büyük sonuç; aynalardan uzak durmak sanırım... evet. artık aynalar yokmuş gibi davranacağım. zamanla varlıklarını unuturum...
    1 ...
  4. zengin akıllı yakışıklı ama sevimsiz olmak

    1.
  5. tony stark yaparsa, "karizmatik ve özgüvenli" olacağı; siz yaparsanız, "kendini beğenmiş, uyuz" olacağınız eylem.

    buradan şu sonucu çıkarabilirsiniz. zengin, akıllı, yakışıklı ama sevimsiz bir adamsanız; televizyona falan çıkmaya bakın. çıkamıyorsanız, ölün. mutsuz olursunuz...
    0 ...
  6. her bokun iki kişilik olması

    ?.
  7. sevgiliden ayrılan insanda, tecavüze uğramış hissi yaratan uygulamadır.

    sevgilinizden ayrılmışsınızdır. tatile gitmek istersiniz. iki kişilik. eğlenmeye gitmek istersiniz. iki kişilik.

    zaten dünya bomb.ktur. verdiğiniz kararların "sizi iyiye götüreceğine" inancınızı sorgulamaktasınızdır. her "offf. değişik bir şeyler yapayım." dediğinizde karşınıza "iki kişilik" yanıtı çıkar. isyana teşvik eder. ana-bacı küfür ekolüne katılmanızı sağlar.

    tamam sakinim...
    1 ...
  8. yeteneksiz biri olduğun gerçeğiyle yüzleşmek

    1.
  9. genelde "orta yaş" denilen dönemin başlarında içine girilen eylem.

    ergenliğin başları; kendini en özel, en başarılı hissettiğin zamanlardır. ilk enstrümanını eline aldığında, kendinde bir "müzik dehası" farkedersin. ilk yazını yazdığında, bir "yazarın cümleleri" dökülmüştür kaleminden. bir filmi izlerken, "çılgın yönetmen" oluverirsin bir anda. başka bir filmde başrol oyuncusunun yerinde kendin varsındır. sesin güzel olmasa ve her fırsatta bu sana ima edilse bile sallamazsın. şarkı söylersin sürekli. beste bile yaptığın olur. her türk ferdi gibi şiir yazarsın mesela. ama seninkiler farklıdır. "gelecek" görürsün kendinde. çok akıllısındır zaten. etrafındaki insanlar "b.ktan" işlerle uğraşmaktadır. sense öyle değilsindir. farklısındır. ayrısındır tüm kabileden. diğer akıllılardan bir farkın da vardır üstelik. sen güzel/yakışıklı bir insansındır... sende her şey mükemmel, etrafında gelişen her şey sıradandır...

    büyüdükçe; yetenekler bir bir terk etmeye başlar seni. ilk giden şarkı söyleme yeteneği olur genelde. "sesinin aslında bi b.ka benzemediğini" erken kabul etmek zorunda kalırsın. esasında zaten; o an yenilmişsindir hayata. ilk geri adımını attığın anda. sesinin güzel olmadığını kabul ettiğin anda. "kendini beğenmekten" vazgeçtiğin ilk an, "aklı başında" bir adam olmaya başladığın ilk andır. ergenlikten çıkıp, "olgun bir birey" olduğun ilk an. işte o an, senin bütün yenilgilerinin, bütün orta yaş sıkıntılarının başladığı andır. gerisi çorap söküğü gibi gelir.

    çılgın yönetmen ölür. "öff. zaten b.ktan bir iş." dersin, uğurlarken fazla zorlanmazsın. "bestelerinin" de pek başarılı olmadığını anlayıp, solistin ardından müzik sektörüyle alakanı tamamen kesersin. sonra o kadar güzel/yakışıklı olmadığın gerçeğini kabul edersin yavaştan. senin için en fazla "gideri var" denilebileceği gerçeğiyle yüzleşirsin, biraz sancılı olur... ama "geri adımları" atmaya başlamışsındır artık. bu mevziyi de eninde sonunda bırakırsın. "kendini beğenmiş" ve "ukala" birey olmaktan kurtulma sürecin artık iyiden iyiye oturmuştur.

    sonra "şiirler" gider... evet iyidir şiirlerin. farklı bir yanı vardır. ama o kadar da "mükemmel" değildir esasında. en fazla; "iyi şiirleri olan amatör bir şair" olabileceğini keşfedersin.

    ahhh. yazılar... bir insanı; insan yapan, kendini ifade edebilmesini sağlayan en güzel şey... kelimeler... cümleler... evet... onlar da çok farklı değildir aslında. verilebilecek en güzel tanımlama "fena değil" olur belki. kabul edersin o kadar da "yazma yeteneğin" olmadığını. kendini ifade edebiliyorsundur belki ama; senin gibi yazabilen milyonlarca insan vardır... bir "fark" yaratamadığın bir alan daha...

    ve sona gelir "olgunlaşma" süreci yavaştan. en son "akıllı adam" ölür... çok da akıllı olmadığın gerçeğiyle yüzleşmek; en zorudur belki de... "akıllı" olabilirsin belki ama "farklı" olacak kadar değil. seni diğer milyonlarca insandan "başka" bir insan olacak kadar değil. en fazla; bir kaç yüz kişilik bir topluluğun "en akıllılarından" olacak kadardır belki. ama bunun çok da önemli olmadığını bilirsin 7 milyarlık dünyada...

    son darbe kendiliğinden gelir. "başrol oyuncusu" yeteneğinin sende olmadığını senin farketmen için bir çaba göstermene gerek kalmaz. diğer "yeteneklerinin" hepsini kaybettiğinde, o kendiliğinden gider. sahne devam etmektedir halen... sahne tüm dünya, oyun hayattır. ve sen de başrol oyuncusu değil, figüran olduğunu anlamışsındır. oyundan çıksan bile, orada olmadığın anlaşılmayacak, farkın hiç farkedilmeyecektir. artık "kendini beğenmiş" bir insan değilsindir... "ukala" diyemeyecektir kimse sana... olgunlaşmışsındır... "figüran" olduğun gerçeğini kabul ederek... şimdi ister küçük rolünü oynamaya devam ederek, rolünün bitmesini beklersin... istersen sahneyi terkedersin, hiç bir şey farketmeyeceğini bilerek...
    5 ...
  10. pornonun kraliçesi

    1.
  11. dönem dönem çeşitli porno oyuncuları için kullanılan sıfat.

    örneğin: http://www.posta.com.tr/y...orlar.htm?ArticleID=60945

    şahsi yorum: pornonun kraliçesi mi olur lan? hepsi birbirine benziyor benim gözümde. am g.t meme aq...
    4 ...
  12. entrikaları ortaya çıkınca sözlüğü terk eden yazar

    1.
  13. ne yaptığını bilmez yazardır.

    bu tanımı verdikten sonra; olum siz ne tür bir manyaksınız lan? 3-5 erkeğe randevu vermek... gizli kalmak... herkesin herkesi tanıdığı... zaten olabildiğince saçma bir yer oldu şu uludağ sözlük; iyice mahalle kavgasına vardırdınız işi...

    dedikodu, hır gür, kayıkçı kavgası, saçma sapan, kimseyi ilgilendirmeyen magazin konuları... iki dakika huzur verin...

    edi büdü: ulan başlığı açan dişi karıncayiyen! arkasında duramayacaktın, neden başlık açıyorsun. maça yemeyince neden kaçıyorsun? seninle mi uğraşacağız?
    1 ...
  14. sözlüğü açınca vajina resmiyle karşılaşmak

    1.
  15. bahtsız sözlük yazarının internet çölünde başına gelebilecek elem hadisedir.

    for example olaraktan, az önce, benim başıma gelmiştir. yanımda bayan bir arkadaş varken, tarayıcı pencereme uludagsozluk.com adresini yazma gafletinde bulunmuşumdur. karşıma zank diye (#1542901) linkindeki vajina maddesindeki bir entry çıkmıştır. yanda da güzel güzel kuku fotoları. elbette tüm sağlıklı erkek homo sapiens evladı gibi, ben de şahsen kuku denen organa karşı, tüm çirkinliğine rağmen, belli bir sempati beslemekteyim. lakin, olur olmadık yerde karşımıza çıkarak, bizi zor durumda bırakması da üzücüdür tabi.

    gökten am yağsa, bizim başımıza vajina düşüyor. (evet, komik ve/veya sempatik olmadı... ama bir şekilde bu saçma mevzuyu, bir yere bağlamak lazımdı...)
    0 ...
  16. galatasaray medical park soytarılığı

    1.
  17. galatasaray basketbol takımındaki isim karmaşasının kitleler üzerinde yarattığı etkidir.

    geçen sene galatasaray cafe crown idi. bu sene galatasaray medical park oldu.

    "galatasaray" diyorsun arkadaş... başlı başına bir marka zaten. galatasaray'a ait bir takımın; her yıl ismi mi değişir? üç sene sonra da galatasaray şen kasap mı olacak?

    "galatasaray" markasının yanına, abidik gubidik markaları eklettirip maymuna çevirmeyin koskaca aşkın adını... ayıptır...
    2 ...
  18. trendleri alt alta okumak

    1.
  19. twitter'daki trendleri alt alta okumak eylemidir. bazen ilginç detaylar gözünüze çarpar.

    tr trendlerinde şu anki 2. ve 3. sıra:

    #kanirtakanirtasampiyonolduk
    #aniraanirabankasyaya
    0 ...
  20. samanyolu tv deprem bağışı masalı

    1.
  21. şakirtlerin uzun zaman boyunca sözlükte sözünü ettikleri, van depremi için toplanan, 65 milyon tl tutarındaki bağışın masalıdır. "diğer kanalların ortak yayınından bile çok topladılar", "duyarlı samanyolu tv" falan filan diye atıp tutmuştu yalama şakirtler, uludağ sözlükte. bol bol masal anlatmışlardı...

    bu tayfanın topladığı bağış da; zaman gazetesinin satışlarına benziyor heralde. "biz 1 milyon satıyoruz" diye ortada bağıra bağıra dolaşırlar. aradan bir kaç kişi çıkıp sorar "allah allah. nasıl satıyorsunuz?" sanki az önce bağırarak ortalıkta dolaşan onlar değilmiş gibi, fısılıtıyla "eeee 500 bin abone, 200 bin eş dost hısım, 200 bin rastgele kapı önlerine atıyoruz, 80 bini hocaefendi abd'ye alıyor, 20 bin de bayiden satıyoruz."

    aynı zaman gazetesinin "1 milyon traj" balonundaki gibi; "65 milyon toplanıldı" diye şakirtlerin ortada dolaştığı bağış da çok "çetrefilli" hale gelmiş... meğer onun 40 milyonu, bir firmanın "yapmayı vaat ettiği ev" sözüymüş. "sözünüze 40 milyon yani"... geri kalan 25 milyonun da 17 milyonundan kimsenin haberi yok... onlar da "sözünüze 17 milyon" olmuş... elde sadece 7 milyon 800 bin liralık maddi yardım varmış.

    bu tayfanın her işinin böyle olduğunu; söyledikleri hiçbir şeye inanmamak gerektiğini falan hepimiz biliyoruz da; ben bu uludağ sözlük gibi yerlerde "bunlara inanmış gibi" dolaşan şakirtlerin gerçekten inanacak kadar salak mı olduklarını, yoksa bu cemaatlerin akıttıkları bir yerlere ağızlarını mı dayadıklarını merak ediyorum...

    okuma yazma bilen şakirtlere kaynak: http://www.radikal.com.tr...11.2011&categoryid=77
    9 ...
  22. etrüksler

    1.
  23. etrüskler isimli halkın yanlış isimlendirilmiş halidir... (bkz: etrüskler)
    1 ...
  24. cezayir silahlı kuvvetleri

    1.
  25. yaklaşık 130 bin personele sahip, 1962 yılında kurulmuş ve anp olarak anılan silahlı kuvvetlerdir. hava ve kara gücünün teknolojisi görece eski sovyet teknolojisine dayanır...

    edit: imla hatası, immortal technique insanına teşekkürler.
    1 ...
  26. şehitlerin fakir olma nedeni

    1.
  27. yaklaşın açıklıyorum.

    şaka tabi. böyle konunun şakası olmaz esasında ama idare ediverin.

    son bir kaç yıldır kısık sesle, son bir kaç aydır da yüksek sesle soruluyor. "neden hep fakirlerin çocukları şehit oluyor?" diye...

    birileri çıkıp hemen "zengin çocukları zaten bedelli yapıyor" deyip milleti salak yerine koymaya devam ediyor.

    "bedelli" yapan zengin çocukları, "süper" zengin çocukları. ancak memlekette öyle ortadan bir çizgi yok. sen zenginsin, sen fakir diyemiyoruz. dikkat edin. şehitler genellikle, "en alt" ekonomik tabakasından çıkar bu memleketin. ortadan, ortanın biraz üstünden bile şehit sayısı çok çok azdır.

    nedeni aslında çok "karmaşık" değil. çünkü her ülkede, her devirde, sesi en az çıkanlar, ekonomik gücü en az olanlardır. bin tane işçi çocuğunun ölmesi ile, bin tane doktor, mühendis çocuğunun ölmesi aynı şey değil. taaa fabrikatörlere gitmeye gerek yok. doktorların, mühendislerin çocukları şehit olmaya başlarsa; o doktorlar, o mühendisler cenaze töreninde televizyona çıkıp kendisine "öğretilen" şekilde "vatan sağolsun" deyip geçmezler. "kesik elektriğini açarak" o doktorun, mühendisin acısını hafifletemezsiniz. "vatan sağolsun" oldu bittisinin yerini; "bizim çocuklarımız neden ölüyor?" sorusu almaya başlar ki; bu da memleketi yönetenler için hiç mi hiç iyi olmaz. kimse için iyi olmaz. ne hükümet için, ne asker için ne de bürokrasi için...

    hep fakir çocuklarının şehit olmasının sebebi; seslerinin az çıkması, daha az soru sormaları, soracak olsalar bile kimsenin onları pek dinlememesinden kaynaklı bir durumdur. bu memlekette şehit aileleri işçi, köylü, işsiz tabakasından oluşuyor olmasaydı; her şey çok farklı olurdu. bırakınız fabrikatörleri. öyle bir kaç taneye gerek yok. bir tane holding patronunun çocuğu güneydoğu'da şehit düşseydi; terör sorunu, pkk sorunu, kürt sorunu (adına her ne diyorsanız) 1 ay içinde çözülürdü. "bıçak kemiğe dayanmaz", kemik kırardı... sıranın kendi çocuklarına geldiğini farkeden fabrikatörler, tv sahipleri, gazete sahipleri; milleti gazlamak, boş nutuklar atmak yerine çoktan icraata geçmişti. bir tane holding patronun çocuğunun şehadeti bu sorunları kökünden çözer. binlerce doktorun, mühendisin çocuğunun şehadeti de büyük problem yaratır. en alt tabakanın çocuklarının "dikkat çekmesi" içinse onbinlerce gerekli. bir kaç on bin arkadaşımız daha şehit olsun; ondan sonra o "kemiğe dayanan bıçak", çatırdatmaya başlar o kemiği... idare ediverin...

    çatışma bölgelerinde, "ölüm" kokan sınırlarda neden "gecekondu çocuklarının" fazlaca yer aldığını düşünürken, bir de bu bakış açısını hesaba katın bakalım. belki biraz "netlik" kazanır görüntü...

    not: yazıdan doktor, mühendis vb veya çocuklarını suçladığım sonucunu çıkaracak kadar beyinsiz varsa sözlükte; yazıyı tekrar okusun. onlara yönelik bir itham yok. bu durumu onların "tercih" ettiğini iddia ve/veya ima etmiyorum. onların "sesinin" çıkmasından hoşlanmayacak olan kimse, ona dikkat etmek lazım...
    1 ...
  28. zamanlamaya dikkat çekmek

    ?.
  29. "söyleyecek bir şey bulamıyorum. saçmalasam, sürekli saçmalıyorum, bi esprisi kalmadı. saçmalamasam, ağzıma s.çacaksınız. en iyisi g.tümden bir komplo teorisi uydurayım." yaklaşımının özetidir.

    genelde şakirtler bu zamanlamaya dikkat çekme işini sever.

    pkk saldırır. icraat yapmak, çözüm üretmek yerine zamanlamaya dikkat çekerler.

    öğrenciler harçlara ayaklanır. harç konusunu kapatmak için zamanlamaya dikkat çekerler.

    adamlar milyon kişilik miting yapar. pişkinlik yapıp zamanlamaya dikkat çekerler.

    otobüste şakirtin biri şort giydi diye bir kıza saldırır. laf kalabalığı yapıp zamanlamaya dikkat çekerler.

    1 mayıs'ta işçileri döverler. "biz işçileri dövmedik, onlar dayak yedi." deyip zamanlamaya dikkat çekerler.

    üniversiteye gider kafalarına yumurta yerler. "yarabbi şükür" deyip zamanlamaya dikkat çekerler.

    osuracağım derken, s.çarlar... zamanlamaya dikkat çekerler.
    2 ...
  30. rüştvete zam

    ?.
  31. son ötv ve doğalgaz zamlarından sonra; geçim sıkıntısı yaşayan kimi polislerimizin, rüşvet tarifesine yaptıkları zamdır. eskiden basit kusurlar için 50 tl verip geçerken, dün gece arabanın sigortası 2 hafta önce bitmiş diye 90 tl verdim. 50 tl önerimi, "sende alkol de vardır ha, getirelim mi alkolmetreyi?" diye kibarca reddetmiş, alışveriş tamamlandıktan sonra dostça "dikkatli git kardeşim" diyerek beni uğurlamışlardır. 10 tl'yi de sigara parası diye kurtardım. yoksa tarife 100'müş. asgari ücretin 700 tl olduğu ülkede, 100 tl rüşver mi olur len?
    1 ...
  32. mustafa ceceli dinlerken depresyona girmek

    4.
  33. "üstteki entry'yi refere etmek yasaktır" gibi saçma bir sebeple entry'min tecavüze uğramasını istemediğim için, kimseye yanıt vermeden ortaya konuşuyorum bakın.

    tanımın devamı:
    tek bir şarkıyla sınırlı olmayan eylemdir. şekil a; ben "limon çiçekleri" isimli şeyi dinlerken girdim girdim çıktım depresyona. eşelesek çıkar yani çok şarkı.
    0 ...
  34. mevcut dinlerin son kullanma tarihi

    1.
  35. günümüzde dolmuş olan, hatta uzun süredir "dolu" gezen tarihtir. "son kullanma tarihi geçmiş" dinleri kullanmamıza neden olmaktadır.

    şöyle ki;

    ilk dinler, çok üstünkörü oluşmuş, çarçabuk peydahlanmış dinlerdi. volkana tapanlar, yağmura tapanlar, şimşeğe tapanlar, öküze tapanlar. volkanın yanında yaşayanların, en korktuğu şey doğal olarak o heybetli dağdı. tek bir hareketiyle bütün hayatı kontrol edebiliyor, ölüm saçabiliyordu. korkunun yarattığı saygı, en ilkel dinlerden birinin çarçabuk doğuşuna neden oldu. yağmur, bereketiyle tanrı oldu insanlara. şimşek, güzelliği ve heybetiyle...

    daha sonraları daha sistematik bir hal almaya başladı dinler. taştan anıtlar, heykelcikler inşa edilmeye başlandı. bu insanın tanrıyı, cisimleştirme; "kendine benzer" bir tanrı yaratma arayışının sonucuydu. volkanlar, yağmurlar, şimşekler; bir "bilinç" çağrıştırmıyordu artık insanlara. onlar daha "yüce" bir bilinç arayışına girmişti. bazen de sentezlediler. bilinci, doğanın güçleriyle (eski tanrılarıyla) harmanladılar. zeus oldu örneğin, şimşekle özdeş tanrı. anlam veremedikleri, içinden çıkamadıkları, kafalarında canlandıramadıkları her büyük olgu, bir tanrı oluverdi.

    toplumsal yaşam geliştikçe daha çok "siyasileşti" din denen olgu. büyük devletler ortaya çıktıkça, büyük sınırlar içindeki toplulukları birarada tutmak için; bir çimento vazifesi farkedildi dinin. bu tanrı-kralları yarattı. bu büyük ülkelerdeki krallar ya direkt bağlı olunan din adına doğa üstü bir misyon üstlendi; ya da direkt olarak tanrı oldu (firavunlar).

    böylece insanın doğadan duyduğu korku ile; siyasal erklerin "iktidar araçları" harmanlandı. bu "profesyonel" müdahale dinlerin giderek daha "sistematik" hale gelmesini sağladı. bir yandan da insanoğlunun önlenemez yükselişi ve merak duygusu; dinleri daha "ilahi" ve "akıl-üstü" olmaya itti. böylece günümüzün "tek tanrılı dinleri" ortaya çıktı. bu dinler; o tarihlerdeki en ileri medeniyetlerin bulunduğu bölge olan ortadoğu'da, üzerine kurulduğu medeniyetlerin ve birbirlerinin izlerini taşıyarak hızla, o güne değin görülmemiş şekilde "sistematikleşerek" birbiri ardına ortaya çıktılar. bir kitapları, kendilerine göre yaşamın bir çok alanına müdahale eden yazılı ve sözel hukuklarını da yanlarına aldılar. sadece bir manevi arayışa veya öte dünya huzuruna yönelik değildi niyetleri. bu dünya için bir sistem; bu dünyayı şekillendirecek bir içerik barındırıyorlardı.

    volkan patlamasından korkup, dağa tapan kabilelerden; dünyayı baştan aşağı şekillendiren bir işleve büründü dinler. tarihinin altın çağını yaşadılar. öyle ki; artık devletler "din" eksenli kurulur ve yönetilir oldu. krallar güçlerini "tanrı adına" kullanıyorlar, hükmettikleri coğrafyayı "din temelli" birarada tutuyorlar ve hatta güçlerinin bir miktarını dinin öne çıkan klikleriyle de paylaşıyorlardı. bütün dünya artık "dinin kurallarına" göre yönetiliyordu.

    dinler altın dönemini ortaçağ'da yaşıyordu. ancak, bu çağın bitimiyle; tek tanrılı dinler de işlevlerini yavaş yavaş kaybetmeye başladı. önce krallar, otoritelerini din adamlarıyla paylaşmaktan vazgeçti. sonra toplumsal hayatı "dini kuralların şekillendirmesi" ilkesi rafa kalktı. son olarak da toplumları birarada tutan "çimento" özelliğini yitirdi dinler. günümüzde halen ara sıra başvurulsa da genel hatlarıyla toplumsal bir "dekor", bir "şekil" olarak kaldı dinler. sanki bir kaç yüz yıl önce altın çağlarını yaşamış ve dünyada en geniş coğrafyalara egemen olan dinler değilmiş gibi bir köşeye atıldılar. işlevsizleştiler.

    şurası net. tek tanrılı dinler; toplumsal yaşamı belirleme gücünden de, hükmedilen coğrafyadaki "çimento" olma özelliğinden de yoksun kalmış durumda. bu halde; onlardan önceki dinlerin kaderini paylaşıp yokolmamalarının tek nedeni "alternatifsiz" olmaları. insan, doğal olarak "doğaüstü" güçlere inanma eğiliminde. kendini zayıf görüyor ve çözemeyeceği sorunlarda "yardım isteyecek" bir mekanizma olmadan yaşamaya pek istekli değil. bu yüzden mevcut dinler, solunum cihazıyla da olsa varlığını sürdürüyor. ancak; toplumun yeni düzenine, yeni ihtiyaçlara uygun dinlerin ortaya çıkması da an meselesi gibi. örneğin "uzaylılara tapmak" iyi adaylardan biri olabilir. konjektüre de uygun. ancak elbette, pratikte hangi dinlerin ortaya çıkıp, hangilerinin başarılı olabileceği çok sürprize açık bir konu. biraz daha beklemek gerekecek.
    0 ...
  36. şike şike alıp sike sike iade etmek

    1.
  37. fenerbahçe ile şampiyonluk kupası'nın sancılı ilişkisini anlatan cümle. çok fırtınalı bir aşk olmuştur. leyla ile mecnun'u kıskandırabilir. ama ufukta bu sene de "platonik" gözüküyor ne yazık :(
    0 ...
  38. facebook un eski sevgiliyi arkadaş olarak önermesi

    ?.
  39. facebook'un bireylere yapabileceği en "şerefsizce" hareketlerden biridir. delikanlıya yapılmaz...

    "Tanıyor Olabileceğin Kişiler: Eski Sevgili Kişisi (x ortak arkadaş)" yazısı görüldüğü anda; çok sakinsen bile böyle bi "isyanlardayım" moduna girersin. "Ya benimsin ya toprağın ulan!" tribi yaşarsın bir kaç milisaniye. Sonra sakinleşip "koy g.tüne" dersin, geçer...
    2 ...
  40. 30 milyon fenerbahçe taraftarı

    1.
  41. şu aralar twitter'da varlığından çokca bahsedilen kitle.

    "30 milyon fb taraftarı ağlıyor", "30 milyon fb taraftarı endişeli" gibi bolca mesaj okuyoruz.

    şimdi hani yıllardır fb'nin mi gs'nin mi taraftarı çoktur tartışılır. son yıllarda hep gs okuyoruz ama neyse; taraflı yaklaşmayalım olaya. eşit diyelim. etti mi size 60 milyon.

    ne kaldı lan geriye? 10-15 milyonluk bir kitle...

    bunun 3-4 yaş ve altı bebesi var. 70'lik ninesi var. anadolu köyünde futbolu hiç s.klemeyen ablası var. takım tutmayanı var. futboldan iğreneni var. falanı var. filanı var.

    hesap sonucunda şöyle bir sonuca ulaştım. fb ve gs dışında bu ülkede başka takımın taraftarı hiç yoktur. varım diyen fake'dir.

    bu arada gsliler sevinmesin. ali şen zamanında 25 milyondu. aziz yıldırım zamanında 30 milyon diyorlar. 10-15 seneye kadar 50-60'a çıkarlar bu hesapla. aman sakın gidip bjklilere "biz fake değiliz olm" muhabbeti yapmayın. sizin de suyunuz ısınıyo...
    2 ...
  42. 5 yıllık konuyu açıp artı almaya çalışan şakirt

    1.
  43. 2005 yılında yaşanmış olaylara "sanki yeni olmuş gibi" konu açıp -100'lerde gezen karmasını yükseltmeye çalışan şapşal şakirttir.

    örnek isteyen varsa buyursun (ben oradaki şakirti kastetmiyorum lan, konu kişiselleşmesin, söz meclisten dışarı, falan filan, "örnek ver örnek ver" diye halktan yoğun talep geldi o yüzden. yoksa aşağıdaki konuyu açan şakirt arkadaşı teşhir etmek gibi bir niyetim yoktur. kendisi örnektir. öpücük yolluyoruz buradan ona.)
    (bkz: trabzonluların pkklı göstericilerin ağzına sıçması)
    5 ...
  44. dinozorlardaki inanılmaz mantık hatası

    1.
  45. evet beyler açıklıyorum...

    şaka tabi. sözlük formatının altına kaçırtmayalım. konuya geçersek: dinozor diye bir şey yoktur. darwinist'lerin zihnimiz üzerinde oynadığı oyunlardan biridir. aldatmacadır. şakirtçe söyleyecek olursak; dünya yaratılmış, hemen ardından insan yaratılmıştır. insandan önce canlı manlı yoktur. dinozor diye bir şey yaşamamıştır. g.tünüzden sürüngen uydurmayın...

    var diyen açıklasın bana. şu aşağıdaki resimdeki canlı nasıl çiftleşecek lan? misyoner mi yapacak? neslini nasıl devam ettirecek? kukusu nerde bunun? pipisi nerde? çiziyolar, kemik diye plastikten bir şeyler yapıyorlar; yutturuyorlar bize. mason oyunudur. dinozor diye bir şey yoktur.

    bunun çocuğu olmaz lan:
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/149589/+

    edit: resmin linki düzeltildi.
    4 ...
  46. lüzumsuz slogan

    1.
  47. sincan f tipi cezaevi'nde 1 Mayıs günü 63 tutuklunun attığı 1 mayıs sloganlarıdır.

    şuradan okunabilir: http://www.radikal.com.tr...06.2011&categoryid=77

    niye lüzumsuz slogan atıyorsunuz lan? lüzumlu slogan atsanıza, devletin cezaevinin koskoca müdürünü gürültü yapıp rahatsız ediyorsunuz.

    bu arada acilen cezaevleri için lüzumlu telefonlar ve lüzumlu sloganları belirleyen bir yönetmelik çıkarıp yayınlanmalı. hatta her yer için çıkarılıp yayınlanmalı. mesela mahkumlar cezaevinde, öğrenciler sokakta, işçiler grevde hangi sloganları atacaklar? hangisi lüzumlu, hangisi lüzumsuz? kimse bunu bilmemekte. bu soruna acil olarak bürokrasimiz neşter vurmalı. çok sıkıntılı durum...

    bu saçma zibidik yazıyı lüzumlu bir sloganla noktalamak istiyorum: istikrar sürsün, türkiye büyüsün.
    1 ...
  48. sekizinci neslin ota boka başlık açması

    ?.
  49. halen devam eden süreçtir.

    şimdi bana sinsi sinsi laf giydirmeye çalışan bebişlere buradan bir şeyler yazarım ama yazmayacağım. ya da yazabilirim de. bilmiyorum. ruh halimi tam tahlil edemedim. en iyisi yazayım azıcık.

    "yazmayı bilmiyor" diye eleştiri mi olur evlat? yazmayı bilmiyorsak, okumayı biliyoruz. sen güzel yaz, öğret bize. feyz alalım. kahvehaneye girip selaminko diyen adam diye başlık mı olur? üstelik "yazmayı bilmiyorsun" sistem error bilmem zırt pırt diye saçmalayan herif de, baktım akşama kadar mastürbasyon, am, göt, meme muhabbeti yapan bir herif. konuyu kişiselleştirme. ana temaya geri dön. ya da git "kızlar nasıl mastürbasyon yapar?", "kafasını g.tüne sokar" muhabbeti yapmaya devam et ne biliyim aq. hadi am, göt, meme. ver şukumu...

    "artı oy almak istiyor" diyen arkadaş; o işlerin peşinde olsam birilerini över, yalakalık falan yapardım. zibil gibisiniz lan. elimizi atsak sekizinci nesle çarpıyor. size bulaşıp karmanın a.na koyacak kadar salak mıyız; öyle bir derdim olsa. saksıyı boşa taşıma. bazı fonksiyonlar var beynin içinde. polinom gibi olanlar var ya. onları kullan. ya da sen kendi haline bırak; o kendi kendine çalışsın. yine bundan daha "zeki" olursun. karmasına sokanzi. işim olmaz. olanı da sevmem. "kişi kendinden bilir işi" esasında ama; çok da gündemimde değilsiniz. o yüzden sizin hakkınızda tek tek tahlil yapamam kusura bakmayın. şimdi benim karmaya tıklayıp, seri şekilde eksileyebilirsiniz; derdiniz buysa. ki şuan yapmaktasınız, devam da edin. kasımpaşa...

    "yeni gelen nesil her zaman dışlanır" tespitini ortaya atan arkadaş, esasında son derece haklı. ancak; kaynaşma, orta yol bulma bu gibi tartışmalarla olur. "s.ktirin gidin lan burdan" demiyoruz ya... azıcık dikkatli olun, orta yol bulalım diyoruz. böyle bakmak lazım.

    durun, oturun, düşünün, soluklanın. genellemelere karşıyım ben. sekizinci nesilden pırlanta gibi arkadaşlar kalacak bu sözlüğe, bundan da eminim. ama açacağınız başlığı, yapacağınız muhabbeti de s.ktirtmeyin aq. bu ne lan! şu konunun altına bile musallat olup onbirli muhabbeti yapanınız var. azcık duyarlılık, azıcık mantık. sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz... (bana küfretmeyin, çok üzülüyom :( )
    1 ...
  50. bir akp icraatı olarak porno

    ?.
  51. bir ak parti icraatı olarak internet başlığında ortaya atılan "3g teknolojisinide bu hükümet getirmiştir" tespitinden ve "ergenlerin dalga geçtiği gerçek. tabii yaşları küçük olduğu için 8 yıl önceki internet hızını hatırlamazlar." cevherinden sonra kesin olarak karar vermişimdir ki; porno da akp hükümeti döneminde yaygınlaşmıştır. hatta çocuk pornosu da başımıza bu dönemde musallat olmuştur. 8 yıl öncesini (aslında 9) hatırlayınız. kaç tane porno site vardı? ne kadar ziyaretçileri vardı. türkiye'ye 3g'yi akp'nin getirdiğini iddia eden bünyenin mantığına göre porno sitelerin yayılması icraatı da akp'ye aittir. o zaman "porno'ya sansür" adı altında ortaya çıkan yasakçı tutumların da, hedefi porno değil, esasında başka özgürlükler olsa gerek. şakirtler alın bu kayayı, evinize götürün. artık hangi icraatta kullanacağınız sizin kendi "geniş" hayal dünyanıza kalmış...
    1 ...
  52. büyüklerden izin alıp tehdit savurmak

    1.
  53. tgrt haberdeki bir elemanın "büyüklerden izin aldım" dedikten sonra; "bir kurum hakkında sağda -solda negatif, kötü niyetli yaklaşımlar sergileyen bir bey var." diyerek devam eden ve ardından gelişen süreçte görülen davranış çeşididir. akp'nin tekrar "tek başına" iktidara gelmesinden sonra önümüzdeki günlerde neler yaşanacağının da bariz habercisi gibidir...

    özellikle şu bölüme dikkat:
    --spoiler--
    "hele şu bakanlar kurulu kurulsun. bir gideyim başbakana 'hayırlı olsun' diyeyim. ondan sonra aleyhte konuşmak neymiş bu beyefendi ile hesaplaşacağız. hiç merakı olmasın. artık çok şey değişti. neler göreceğiz, neleeeer... ne operasyonlar göreceğiz. demirparmaklıklar ardında kimlerin olduğunu göreceğiz. ben burdan söyleyeyim. arkadaşın da zaten 2 çocuğu var babalarından uzun süre uzakta kalmasalar iyi olur."
    --spoiler--

    kusmaya başlayacak şakirtler için peşin kaynak: http://www.milliyet.com.t...&ver=4287933927248940
    1 ...
  54. araba sürmeyi bilmeyip artistik yapan mal

    1.
  55. doğru düzgün yolda gitmesini bile bilmemesine rağmen, her türlü artistiği yapan denyodur. araba süren kadından daha tehlikelidir kendisi. çünkü bu herif; daha göz-beyin-ayak arasındaki senkronize yüzmeyi bile doğru düzgün beceremiyorken, bir de artistik moda girmiş, trafiğin a.na koymaktadır. makas atmaya çalışır. sağlı sollu hareketler çeker.

    dün tem-bahçeşehir bağlantı yolunda bunlardan bir tanesi ile karşılaştım. sol tarafı kapatan bir mini cooper, aheste aheste gitmekteyken, kendisini "sollama" çabalarımı dikkate almadığı için, "sağlamak" durumunda kaldım. öküz beni görünce, bir de gaza basarak geçişime engel olmaya çalışıyordu ki, lark diye virajda tiretuvar ile bütünleşmiş, arabasını mahvetmiştir hanzo. ha babası zengindir, ona yeni araba da alır ama etraftakiler için de tehlike bu tür salaklar. yetkililere sesleniyorum. ama nasıl sesleneceğimi, ne diyeceğimi bilemedim. sonra seslenirim.
    2 ...
  56. polonya dayanisma hareketi

    1.
  57. volkmar weiss

    ?.
  58. 1944 doğumlu alman bilim adamı ve yazar. aynı zamanda hıristiyan demokrat birliği (cdu) isimli partinin üyesi olmuş ve siyasetle de ilgilenmiştir. halen leipzig genetik araştırma enstitüsü direktörlüğü görevi de yapmaktadır.

    kendisi zeka ve iq kavramları üzerine araştırmalarıyla tanınır. 2005 yılında "türklerin zeka seviyesi düşük" açıklamasından dolayı almanya'daki türklerden tepki görmüştü (bkz. http://www.hurriyet.de/ha...ssa-tepkiler-devam-ediyor ).

    (bkz: ukte)
    0 ...
  59. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2025 uludağ sözlük