zeka güzel şey ama çalışma olmadan zeka da bir yere kadar. insan kendine zekiyim nasılsa diye güvenir yan gelir yatar parlatılmayan zeka da söner gider. sorun yani.
sevdiğin kadar itilirsin. sevdiğin kadar değersizleşirsin sevdiğin kadar aşağılanırsın sevdiğin kadar hiçleşirsin sevdiğin kadar sevimsizleşirsin olacaktı doğrusu.
değer verdiğiniz insanların aslında değer verilesi olmadığını anladığınız anlar. sevginizin boşa olduğunu anladığınız anlar. yüzünüze dost göründüğünde arkanızdan iş çevirmeyeceğini düşündüğünüz insanların aslında kuyunuzu kazdığını anladığınız anlar. sevdiğiniz bir insanı birdenbire kaybettiğiniz anlar. tüm hayatınızı, çalışıp çabalayıp kazanmak için uğraştığınız 3 saatlik bir sınavda kaybettiğiniz anlar. beş para etmeyen insanların hayatın yürü ya kulum demesi sayesinde sizin üzerinize çıktığı ve üstten bakıp pis pis sırıttığı anlar... hayat boş aslında boş da biz niye bu kadar anlam yüklüyoruz o muamma!
çünkü galatasaray kurumları her zaman için nitelikli insanlar yetiştirir. ve onları takip eden fanatikleri de onlar sayesinde kendi geliştirir. hal böyle olunca da akıllı olmak kaçınılmaz.
aşkın rengi aşkın evrelerine göre değişir. ilk zamanlarını yaşıyor ve çevrenizi göremeyecek kadar etsinde kalıyorsanız rengi pembedir. zamanla dengesine oturmuş iyi yanını da kötü yanını da görüyorsanız fakat artıları ağır bastığı için hala seviyorsanız rengi beyazdır. daha da ilerleyen evrelerinde artık anlaşamıyor, sürekli birbirinize girip ayrılığın size daha iyi geleceğini düşünüyorsanız ama yine derinizde bir yerde hala aşıksanız o zaman aşkın rengi siyahtır. aşk asla kaybolmaz sadece renk değiştirdikçe kendine farklı bir yer bulur insan kalbinde.