Her firsatta baris ortamini elestiren ve 1 yildir catisma olmamasini hazmedemeyen kemalistin tecil sebebidir. Parasi varsa parali yapar yada tecil ettirir de ettirir. Belki redçidir. Askere gidiyorsa bin tane torpil arar doguya gitnemek icin. ste bunlar hep kemalist.
1 yıldır teror yuzunden bir askerin bile ölmemesidir. Hem dağ taş bombalamaktanda kurtulmuş olduk. Elbette bazı kesimler ahatsiz olacak ve ortami bulandiracaktir çünkü bu ulusalci tipler boyledir.
Şapka takmadı diye asılan hocaları asmak icin kullanilan slogandir. Sadece hoca veya imam.diye asilan hocalar da laiklik.diyerek asilmistir. Istiklal.mahkemeleri yasasin lqiklik.diyerek muslumanlari asmistir.
Kemalstlerdeki paradokstur. Hatta puladokstur. Hem laikim ve şeriata karsiyim diyerek ve Allah in kanunlari soyle dursun ve devlete karismasin diyerek ve bunlari soyler ve yaparken muslumanim demek paradoksun babasidir.
Müslüman türklerden ziyade, kemalist türklerin kendine bakmadan diger milletleri küçük gormek ve kendilerini haddinden fazla buyuk gormekten dolayı olan düşmanliktir. Yunanistan ı, bulgaristan ı, arap Ulkelerini, kürdistan ı, ermenistan i, iran i, irak i vs sevmezler. Ama.rusya hollanda desen atlarlar. Gay evlilik kizlar falan.
Sozlugun kapanmaya mustehak oldugunu gosterecek ve hak olacak sebeplerdir. Belki zall ve irkci mod un istedigi budur. Ne zaman ki ekşi sozluk kapanacak dendi ilgi alaka artti ve populerligide artti. Su an sozlukteki irkcilik ve turkişlerin yaptigi seviyesizlik, sözlüğü kapattiracaktir.
Kemalistlerin uğramayacağı ve cemal granda nın kaleme aldığı anilardir.
Kemalist yazarlar sürekli olarak M. Kemal Atatürkün insanlara verdiği değerden (!) bahsederler. Onun, çok nazik bir insan olduğunu her fırsatta dile getirirler. Belli ki, Atatürkü bu şekilde tanıtmayı kendilerine şiar edinmişler. Öyleyse bizim de bu tanıtıma bir katkımız olsun Bu yüzden, Atatürkün nezaketi ve insanlara verdiği değer hakkında bir fikir edinebilmeniz için onun en yakınında bulunmuş olan Cemal Grandanın (Çelebi) anılarından birkaç alıntı yapalım istedik.Sözü, 3 Temmuz 1927′den ölümü olan 10 Kasım 1938′e kadar M. Kemalin yanından hiç ayrılmayan ve bu müddet zarfında M. Kemal Atatürke hizmet eden, Çelebiye bırakıyoruz:1930 yılında Ankaradayız. O zamanın Millî Eğitim Bakanı olan Dr. Reşit Galip elindeki bir makineyle herkesin kafatasını ölçüyor. Dolikosefal mi, brakisefal mi? Yani biz hizmetkârların konuşmalarına göre hayvan mı, yoksa insan mı? Hatırımda kaldığına göre 77-79 gelen kafalar Dolikosefal, 81′den ileri olanlar da Fordman Brakisefal.Atatürkün başı ölçüldü ve 81 geldi. Odadakiler sıraya girmişler, başlarının ölçülmesini bekliyorlar. Atatürk, Reşit Galipe:- Çelebininkini ölç, dedi.Öbürlerinden önce başım ölçüldü. 81 çıktı. Sevinmeğe başlamıştım. Öyle ya, Atatürkle aynı kafa ölçüsü taşıyordum. Fakat sevincim uzun sürmedi. Atatürk:- Olmaz! O *hayvan kafalıdır.* Bir yanlışlık olmasın, dedi.Nerdeyse ağlayacaktım.[1]******(Başka bir anekdot)Ben böyle masayla uğraşırken- Yahu!.. diye seslendi. Sandım ki sigara yakacak. Hemen koştum kibrit çaktım - Değil *hayvan* dedi. Kibrit rüzgârdan söndüğü için hemen yenisini çakıyordum, yine sönüyor. Atatürk yine aynı sözleri söylüyor:- Değil *hayvan* Durup yüzüne baktım. Acaba ne istiyordu ?- Koltukları düzelt emrini verdi.[2]******(Birgün Çelebinin sesi kısılır)Vaktin ilerlemiş bir saatinde, sanki başka konuşacak konu kalmamış gibi, Içişleri Bakanı Şükrü Kaya, karşılarında elpençe dikilip duran beni işaret ederek:- Paşam, Çelebi dün gece çok içki içmiş, sesi kısılmış demesin mi ?Bütün gözler üzerime çevrildi. Sonunda işte korktuğuma uğramıştım. Bakışların altında eziliyor gibiydim. Atatürk, bu sözlere ne diyecek diye merakla bekliyordum. Ya beni uzun uzun konuşturmağa, ya bir nutuk attırmağa kalkarsa. Ne yapardım? Sesim çıkmıyor ki konuşayım Atatürk yüzüme baktı, baktı. Sonra ne dese beğenirsiniz ?- Keşki içse *hayvan.* Sesi kısılmayacaktı. Içmediği için kısılmıştır.[3]******(Nuri Conkerin Atatürkü taklid ederken hizmetcilere hayvanlar diye hitap etmesi dikkat çekicidir.)Bir akşam yemeği sırasında sofranın en neşeli anında Atatürk, yine bu şekilde şakalaşan Nuri Conkere dönüp:- Sen reisicumhur olabilir misin? diye sordu.- Olurum. Hem senden daha iyi idare ederim.- Öyleyse prova edelim. Geç otur bakalım koltuğa. Şimdi sen reisicumhursun. Söyle bakalım önce ne yapacaksın?Nuri Conker hiç istifini bozmadan keyifle Atatürkün koltuğuna oturdu. Çevresini şöyle bir tepeden bakışla süzdükten sonra bana dönüp:- *Hayvanlar*, yemek getirin, dedi.[4]******Saat yirmiye doğru davetliler geldiler. Salondaki koltukların hepsini dışarıya taşımıştım. Fakat koltuklar yetmemişti. En son Rukiye Hanım geldi. Koltuklar bitince aynı renkte olsun diye kırmızı Hereke kumaşından bir sandalye getirdim. Böylece takım bozulmamış oluyordu. Atatürk bunu görünce sordu:- Niye koltuk vermiyorsun?- Koltuk bitti. Aynı desenden sandalyesini verdim.Atatürk sinirlenmişti:- *Hayvan* kafanı kullan, koltuk ver, dedi.- Aynı renk olsun diye sandalye getirmiştim efendim.Tekrar:- *Hayvan* kafanı kullan, dedi.Bu sözlere çok canım sıkıldı. Gerçi arada sırada alışkanlıka bu hitabı işitmiyor değildim. Fakat nedense bu kez bana dokunmuştu. Koşa koşa yukarı çıktım. Kendimi tutamayıp başladım koca adam hüngür hüngür ağlamağa.Az sonra eski başyaver Cevat Abbasla, ikinci yaver Naşit yanıma geldiler:- Niye ağlıyorsun?- Hayvan dedi.- Bize her gün *eşşoğlu eşek* diyor.( )(Cemal Granda, bu olay üzerine evden ayrılmayı düşünmektedir)Yavaşça sofraya yaklaştım. Konukların hepsi gitmişler, beş kişi yandaki masada poker oynuyorlardı: Atatürk, Recep Peker, Nuri Conker, Adalı Ayşe Hanım, Rize Mebusu Hasan Cavit, Tahsin Uzer. Bugün gibi hepsi aklımda. Hangisinin nerede oturduğu gözlerimin önünde Bir kenarda durup, oyunlarına bakıyordum ki, beni gördü:- Beni bırakıp kaçarsın değil mi? Hem de en çok lâzım olduğun zaman.Bir kaç saat önce elimi smokinimin yeleğine takmış, hem ağlıyor, hem gidiyordum. Meğer görmüş benim gittiğimi. Oysa ben farkında bile değil sanıyordum.- Paşam Şey diyecek oldum.- Hayvansın, nereye gitsen yinehayvansın, dedi.[5]******Bir yaz yine lstanbuldaydık. Büyükada Yat Kulübünde bir balo veriliyordu. Sofra hazırlanmış, konuklar yerlerini almışlardı. Neşeli bir hava içinde geçen yemeğin sonuna doğru Atatürk meyva istedi. Yemek pek yemezdi, çerezle idare ederdi. Meyvaya ise dönüp bakmazdı bile. Başı boş değildi meyvayla. Bu yüzden meyva isteyişini biraz garip karşıladım. Hangi dağda kurt öldü acaba? diye aklımı yorarak, hemen meyva tabağından bir armut aldım. Süratle soyup üç-dört dilime ayırdım. Önüne koydum. Iştahla yedi. Konuşmaya daldı. Ne kadar zaman geçti, bilemiyorum. Yeniden seslendi:- Çelebi Efendi, meyva getir.Yediğini unuttu sandığımdan mı ne, Yediniz efendim deyince kıyamet koptu.- *Hayvan*, yediğimi sana mı sordum. Gene istiyorum [6]******Gördüğünüz gibi, hiç hoş değil. Mideniz kaldırıyorsa daha fazlası için M. Kemal Atatürkün Nutuk isimli kitabına bakabilirsiniz. Nutuktan yaptığımız alıntıları görmek için tıklayın:http://belgelerlegercekta...kokeni-ataturk-kufurleri/ ********** KAYNAKLAR:[1] Cemal Granda (Çelebi), Atatürkün Uşağı idim, Yayına hazırlayan: Turhan Gürkan, Hürriyet Yayınları, Istanbul 1973, sayfa 57.[2] Aynı kitap, sayfa 166.[3] Aynı kitap, sayfa 181, 182.[4] Aynı kitap, sayfa 216.[5] Aynı kitap, sayfa 246, 247.[6] Aynı kitap, sayfa 248