Çocukluğumuzdan beri, önce yarışlarını hep videolardan izlediğimiz "Ayrton Senna- Alain Prost- Nigel Mansell- Keke Rosberg- Niki Lauda" gibi isimlerle başlayan ve "Schumacher- Hakkinen" ginbi efsaneler ile televizyona taşıdığımız Formula 1 tutkumuz gelecekte bambaşka bir yola evrilmeye hazırlanıyor.
Mclaren Motor Sports, 2050 yılı için hazırladığı vizyon tanıtımında bu yola ışık tutuyor. Güçlü elektrikli motorlar, şekil değiştiren aerodinamik yapılar, yapay zeka destekli yardımcı pilotlar, fütüristik pistler derken McLaren ekibi “MCLExtreme” adını verdikleri bir konsept oluşturduklarını resmen açıkladılar.
Kablosuz şarj edilebilen arabalar, yaklaşık 500 km/saat e ulaşabilecek hızlar, kendini tamir etme yeteneğine sahip nano-materyallerden oluşan lastikler, transformers arabalar (ŞekilDeğiştirme Yeteneği: Araçlar virajlarda kendini genişletip yere daha sağlam basacak F1 araçları, düzlüğe çıktığında yapısını daraltacak ve rüzgara karşı direncini azaltıp daha hızlı yol alabilecek.), Avatar araçlar (Araçlar ile pilotlar arasında sinirsel bir bağ kurulacak, duygu durumu araç tarafından sürekli bir veri olarak aktarılacak, kızgın ise araçta belli bir bölüm kırmızı olacak, sakin ve iyi ise yeşil), yapay zeka destekli yardımcı pilotlar (sürücünün tercihlerini, önceliklerini öğrenebilen ve fiziksel ve duygusal durumunu takip eden yapay zeka, gerçek zamanlı stratejiler geliştirip, sürücünün başlığındaki holografik ekrana yansıtacak)
yapay zeka 2018 yıllık raporu, geçmiş dönem raporuna (ilk defa 2017 yılında yayınlandı) göre daha küresel ölçekte hazırlanan ve sektör anlamında bütünü kapsayan bir bakış açısı ile hazırlanmış bir rapor. bu yönüyle tüm dünyada var olan yapay zeka çalışmaları hem kamu, hem akademik hem de icracı sektörel faaliyetler kapsamında incelenerek detaylı bir sunum hazırlanmış.
"data: volume of activity and technical performance" kısmı yukarıda bahsettiğim kamu- özel sektör ve akademinin yapay zeka çalışmalarına nasıl katıldığı ve ne tür gelişmelerin yaşandığını anlatıyor.
2. kısım daha çok çığı açan yapay zeka çalışmaları üzerine indirgenmiş. prostat kanserini %70 oranında tahmin edebvilen google yapay zekası, libratus (pokerci), ıbm watson,çince ingilizce çeviri yapan algoritma vb. den tutun, deep blue' ya kadar hepsi burada irdelenmiş.
3. kısım daha çok uzmanların tartıştığı bölüm. eksikler, ileriye dönük yol haritaları vs.
elsevier scopus veri tabanındaki yapay zeka makaleleri 1996'dan beri 8 kat artarken, bilgisayar bilimleri makaleleri aynı zaman diliminde 6 kat artmış (şekil 1). şekil 2. avrupa her dönemde en yüksek yayın yapan bölge iken, 2007–2017 yılları arasında çin’de ki akademik yayın sayısının %150 arttığı görülüyor. çin’de görülen bu artışın sebebi ulusal bilim ve teknoloji geliştirme (orta ve uzun dönemli) programı ve yapay zeka için fon sağlayan çeşitli teşvik politikaları.
benim çalışma alanım olan "yapay sinir ağları" hususunda ise 2014–2017 yılları arasında bilimsel yayınların büyüme oranının %37 olduğu raporda açıkça ortaya konuyor (şekil 3).
çin’de mühendislik, teknoloji ve tarım’ a yönelik çalışmalar ön sıralarda yz için kullanım alanı oluşturur iken, avrupa ve amerika’da doğa bilimleri ve sağlık bilimleri’ne yönelik çalışmalar öncelikli kullanım alanı.
çok çarpıcı rakamlara, raporu okurken ulaşmak çok mümkün. çin’de 2007 yılından itibaren kamu kurumlarında üretilen yayın sayısı "%400" artarken, özel sektörün yayın sayılarındaki artış %73. aralarında büyük bir steknolojik ve ticari savaş olan abd’de ise çin’den farklı olarak sektörde var olan şirketlerin yayın sayıları "çin, teknoloji üretiminin nimetlerinden faydalanıyor" tezini açıkça doğruluyor. abd’de sektörde üretilen yayın sayısı çin’den 6.6 kat, avrupa’dan ise 4.1 kat daha fazla.
yapay zeka konusunda en çok alıntı yapılan akademisyenler abd' li akademisyenler olarak göze çarpıyor (şekil 4). en çok yayın avrupa' da yapılsa da, abd li akademisyenler açık ara daha fazla atıf alıyor. ayrıca çin' de atıf yapılan yayın sayısı da 2000 yılından bu yana yaklaşık %45 artmış.
şubat ayında new orleans’da gerçekleştirilen 2018 yapay zeka gelişimi derneği konferansı (aaaı)’de sunulan ve kabul edilen çalışmalar bölge bazında incelendiğinde en fazla başvuru 268 adet ile çin araştırmacılarına ait imiş. 263 başvuru ile hemen hemen çin ile aynı sayıda yayın başvurusunda bulunan bir diğer ülke ise abd olmuş.
fakat başvurulan yayınların kabul oranları çin için %29, abd için ise %21. daha az başvuruya sahip olmasına rağmen alman ve italyan yayınlarının ise %41’i kabul edilmiş.
2012’den 2017’ye, ‘yapay zekaya giriş’ dersine kayıt olma oranı 3.4 kat, ‘makine öğrenmesine giriş’ derslerinde ise bu oran 5 kat artmış (şekil 5.). berkeley, stanford, ılinois, unıverstiy of washıngton' da bu derslere kayıt olma oranı.
tsinghua üniversitesinde birleştirilmiş aı ve ml dersine kayıt sayısında 2017 yılında 2010 yılına oranla 16 kat artış olmuş.
endüstri' de yapay zekanın gelişimi de raporda detaylı incelenmiş konulardan biri. 2015'ten bugüne abd’deki start-up sayısı 1.3 kat artarken yapay zeka alanındaki start-up sayısındaki artış 2.1 kat. diğer yandan 2013'ten 2017'ye start-upların risk sermayeleri 2.08 kat artarken aynı zaman aralığında yapay zeka alanında bu sermaye artışı 4.5 kat olarak izlenmiş.
işletmelerin yapay zeka alanına adaptasyonları incelendiğinde görülen o ki; her işletme kendi sektöründe en fazla değer sağlayabilen alanlarda yapay zeka ürünlerine ve gelişmelerine yönelmiş durumda! bu da yapay zekanın herhangi bir alandaki uygulamalarının gelişmesinin endüstriyel olarak da o alanın gelişmiş olması ile alakalı olduğu sonucunu doğuruyor.
yapay zeka alanında hangi yazılım paketlerinin çokça kullanıldığının kaba bir görüntüsünün github aracılığı ile alınabileceğini öngören raporda, öncelikle bu alanda yapılmış projelerin aldığı yıldız sayısı ve kullanılan kütüphaneler temel alınarak bir grafik oluşturulmuş (şekil 5.). burada tensorflow açık ara önde. keras' ı da ön sıralarda görmek mümkün.
2016'dan bu güne yapay zeka ile ilgili basında yer bulan haberler yaklaşık 2.5 kat "olumlu" ya evrilmiş.
Satranç Dünyası 1991 yılında çok ilginç bir maça şahit oluyor. Nigel Short ile Jan Timman arasında oynanan Dünya Şampiyonası eleme maçının sonu, satranç dünyasında ender görebileceğiniz sonlardan bir tanesi.
Satrancın ne kadar öğretici ve yaratıcılık gerektirdiğini açıkça gösteren bir oyun. Özellikle oyunun başında Timman At f6 ile "Alekhin Savunması" yapıyor. e5 devam hamlesinden sonra oyunun ana devam yolları devam ediyor. Oyunun sonu ise inanılmaz "ŞAH YÜRÜYÜŞÜ" ne sahne oluyor.
Timman' ın taşlarını kilitleyen Short, Şah h2 ile birlikte ŞAH YÜRÜYÜŞÜ' ne başlıyor. Şah yolculuğuna g5' te son veriyor. Satranç tarihinin unutulmaz anlarından bir tanesiydi bu. Şah g3' e geldiği anda artık Timman için her şey bitmişti.
Satranç tahtasında korunacak taş olan Şah ın gerektiğinde sazı ele alarak diğer şah ı kıstırabilecek bir cengaver taş olduğunu bu oyun bize göstermiş oluyor.
Türk Hava Yolları, 1990 yılında Airbus firmasından 4 adet A340 sipariş etmiş. Tabi bu uçaklar uzun sefer uçakları. THY, ilk uçuşunu 25 ekim 1991 tarihinde yapmış olan Airbus A340'lar ile Amerika ve Uzakdoğu seferlerini aktarmasız yapma niyetini ortaya koyuyor.
THY’nin ilk A340 uçağı TC-JDJ ‘istanbul’ Temmuz 1993’te teslim edildi. Serinin dördüncü A340’ı, TC-JDM tesciliyle ‘izmir’di. Airbus fabrikasından 1996’da çıktı. Nisan ayında THY’ye verildi. 21 yıldır da aralıksız uçuyor. Hatta uçak tesliminde Airbus yetkilileri uçağın anahtarı diye dönemin Genel Müdür Yrd. Yusuf Bolayırlı'ya kargo bölümünde bulunan ekip dinlenme odasının (Crew Rest) anahtarını verdiler.
TC-JDM’nin makineden öte farklı bir karakteri vardır. Her ne kadar havacılıkta A’ya ‘alfa’dan başlayan uluslararası kod verilse de bu uçağın THY Teknik personeli için takma adı TC-JDM tescilindeki son iki harfi Delta Mike yazılsa da ‘Deli Mayk’tır.
Bunun nedeni, beklenmedik anda çıkarttığı arızalardır. THY teknisyenleri der ki, “Deli Mayk isterse dünyanın öbür ucuna sorunsuz uçar. Canı istemezse, yerde 1 metre bile gitmez” Gün gelir dıştaki ışıklarını kendi kendine açar. Tam müdahale ederken söndürür. Teknisyenler tüm sistemleri söker, yazılımlarını yeniden yükler. Ama son kararı Deli Mayk verir. Uçuştaki güvenliğinde ise sorun yoktur..
Nature Index 2018 verilerine göre "2017'de Türkiye'den çıkan nitelikli akademik yayın sayısında 2016'ya göre %21' lik bir düşüş var"
Akademi çöküyor! Bu düşüş, son yıllarda artan akademisyen göçüne yönelik ciddi bir alarm olmasının yanı sıra, araştırma izni ya da ücretsiz izin ile giden pek çok araştırmacımız da var. Yayınlarında hala Türkiye adreslerini kullanıyorlar. Onlar da çekilirlerse, yukarıya çıkış yakın gelecek için pek mümkün gözükmüyor.
yeni açılan "bilim ve teknoloji" youtube sayfasıdır. bilim ve teknoloji sohbetleri adı altında yayın yapan sayfa bundan sonra her hafta 1 veya 2 kere bir yayında 2 3 konudan bahsetmek üzere yayın yapılması hedefleniyor.
beğenmeniz değil, faydalı olması ve herkesin bu konularda biraz farkındalık sahibi olması kanal sahibi için önemli olan. ne kadar çok kişiye ulaşırsa o kadar iyi.
Hadi gelin size farklı bir "Big Data" örneği anlatayım:
Rusya' da bulunan Doping Testi amaçlı kurulmuş ve Moskova Üniversitesi bünyesinde bulunan laboratuvar, ABD' de bulunan UCLA (Kaliforniya Üniversitesi) içerisindeki laboratuvar ile birlikte en büyük ve en kapsamlı laboratuvar.
Yani bu iki yer, dünyada yapılan bütün doping testlerinin en yoğun olarak yapıldığı mekanlar.
Asıl olaya gelelim;
Rusya, bugüne kadar Doping Testi amaçlı olarak Rusya da bulunan WADA' ya (Dünya Anti Doping Ajansı) Akredite Laboratuvar içerisinde yapılan bütün test numulerini ve sonuçlarını saklıyor.
WADA sorumluluğunda bulunan analiz sonuçları vb. bulgular için kesin bir gizlilik politikası ve tek taraflılık gösterirken, Rusya, bir şekilde elindeki numuneleri muhafaza etmiş ve farklı testlere sokarken, analiz raporlarını da WADA' ya çaktırmadan kopyalamayı başarmış. Hatta bunu yaptıkları yöntemler halen WADA tarafından bile tam anlamıyla çözümlenememiş. KGB (Şimdi FSB) nin de işin içinde aktif rol aldığı operasyonlarda 2014 Soçi' de Rus sporcuların örnekleri, temiz örneklerle değiştiriliyor.
WADA numune kaplarını dünyada sadece isviçre merkezli 1 şirket özel olarak yapıyor ve özel bir kilit sistemine sahip olan bu kaplar için ayrı bir kırma aparatı var. Bu kırma aparatı olmadan açamıyorsunuz şişeleri. KGB-FSB bir şekilde bu kapları, fark edilmeyecek şekilde açmayı ve temiz örneği doldurduktan sonra tekrar kapatmayı başarmıştır.
Rusya, numuneleri çaldığını da, kan testi- idrar testi vb. testlerin sonuçlarını depoladığını da inkar etmiştir.
Rusya' nın bunu yaparken, dünyanın 4 bir yanından yarışan başarılı sporcuların gen haritalarına kadar farklı çalışmalar yaparak, sporcuların gelişimi için kullanılacak doping testlerinde çıkmayacak performans arttırıcıları üretmeye çalıştığı tahmin ediliyor.
Tabi bu işin sonucu Facebook- CA gibi olmamış. WADA 2018 Güney Kore Kış Olimpiyatları' ndan Rusya' yı men etti. Rusya' nın 2014 yılında Soçi'deki Kış Olimpiyat Oyunları' nda "sistematik ve başka bir örneği olmayan" manipülasyon yaptığına dair kanıtların bulunduğu belirtilmişti.
1- Operasyonlarımı "Yapay Zeka Destekli Müşteri Veri Analizleri" ile Geliştirebilir miyim ?
C-1) işinizi büyütmek ve yeni fırsatlardan faydalanmak adına YZ tarafından desteklenen modeller ile gelişim sağlanabilir. Toplanan müşteri verilerinin miktarı ve makine öğrenimi sistemlerinin nispeten düşük fiyatı ile artık müşteri demografilerini analiz etmeye ve operasyonları, pazarlamaya uygun hale getirebilirsiniz.
2- Müşteriler YZ Destekli Bir Sisteme Nasıl Yaklaşır?
C-2) ilerleyen dönemde bu süreçler alışılageldik bir hale geldiği için müşteriler deneyimlerini sıradan olarak algılayacaktır. Fakat şu an yenilikleri insanlara sunmak için en ideal zaman. Tüketici talepleri yapay zeka yönünde ilerliyor, bu yüzden onları daha kişisel ve kesintisiz bir deneyim çin yönlendirmek, mevcut rekabet ortamında sizi bir adım öteye taşımaz mı?
3- YZ Kullanmadığım için Rekabet Edemiyorum!
C-3) Rakipleriniz bu yüzden sizden iyiyse artık YZ' yi organizasyonunuza adapte edin. Burada önemli olan entegre ettiğiniz YZ nin öğrenme kabiliyeti ve çıktılarının, rekabet ettiğiniz firmalar ile rekabet edebilir olması veya daha iyi olmasıdır.
4- Yapay Zeka' nın Çöezebileceği Spesifik Bir Problemim Var mı?
C-4) Çoğu işletme halihazırda bir çeşit YZ zaten kullanmaktadır. Ancak şirkete değer getirmezse illa YZ kullanacağım ısrarı yersizdir. YZ, rutin prosedürler yerine yaratıcı ve temel iş uygulamalarına daha fazla odaklanmaya izin vermektedir.
5- YZ ile Başa Çıkmak Zor mudur?
C-5) Mevcut olan açık kaynak kodlu YZ araçları sayesinde, yüksek yatırım yapmak zorunda kalmadan YZ' yi keşfetmek mümkündür. Önceliğiniz "Elde Etmeyi Umduğunuz Sonucu" iyi belirlemek olmalıdır.
6- YZ Potansiyelimi Anlayabilir miyim?
C-6) Rekabette kalmak için, kuruluşların YZ potansiyelini anlaması ve ardından en büyük etkiye sahip olmak için nasıl uygulanabileceğine dair bir bakış açısı geliştirmesi gerekir. YZ ve otomasyonun kuruluşunuza ve müşterilerinize nasıl yardımcı olabileceğini bilmiyorsanız, zaten geride kalıyorsunuz.
7- YZ' de Sabırlı Olmak mı Gerekir?
C-7) Deneme yanılma ve YZ mimarisini doğru oluşturma bu süreçte en çok sabır gerektiren kısımdır. Bunun için gerekli yetkin personeli bulma ve vizyoner olmak şarttır. Başarılı şirketlere bakıldığında bir deney kültürünün olduğu görülmektedir.
Tabi bu başlıklar detaylandırılabilir ama şimdilik böyle kalsın.
C-1) Her ne kadar birbiri ile aynı paralelde prosesler yürütülse de makine öğrenmesi ve yapay zeka farklı şeylerdir. makine öğrenimi, araştırma laboratuvarlarından gerçek dünyaya en başarılı şekilde çıkmış bir teknik iken, AI bilgisayar görüşü, robotik ve doğal dil işleme gibi alanları kapsayan geniş bir alandır.Makine öğrenimi, kalıpları öğrenmek ve büyük veri kümelerinden çıktıları tahmin etmekle ilgilidir. Sonuçlar “zeki” görünebilir, ancak özünde, daha önce görülmemiş hız ve ölçekte istatistiklerin uygulanmasıyla ilgilidir.
2- YZ Bir sihir midir ? Bir mucize midir?
C-2) Hayır değildir. YZ sadece Data- Matematik- Katmanlar ve iterasyondan ibarettir. Yani eğitim datası girdileri makineye öğretir ve döngüde insanın istediği (Human In The Loop HITL) verilere ulaşılmaya çalışılır. Yani elinizde girdi olarak kullanılan veriler için beyninizi nasıl eğitiyorsanız, kurduğunuz yapay zeka ağını da öyle eğitiyorsunuz ve ben bunu öğrendim diye size çıktılar sunuluyor. Olay bundan ibaret.
3- YZ Sadece Teknoloji Elitleri için mi içindir?
C-3) Efendim bunun cevabı da hayır! YZ sadece Facebook, Uber, Microsoft vs. için kullanışlı değildir. Gizmet- Teknoloji- Üretim vs. sektörlerinde verimlilik ve analiz sağlayıcı proseslerin içerisinde kullanılabilir.
4- Ağ Öğreniminde Her Zaman Büyük Miktarda Veriye mi ihtiyaç Var?
C-4) Hayır Yok! ilk başta ağınızı büyük veri kümeleri ile sınayabilir, öğrenme yeteneğini arttırabilirsiniz. daha sonra kendi küçük veri kümeleriniz ile bu ağın öğrenme kabiliyetini ve öğrenme mantığını aktararak işlem yapabilirsiniz. Salesforce ve Microsoft Azure' un özel vizyon API' ları bu şekilde çalışır: iyi sonuçlar elde etmek için sınıflandırmak istediğiniz şeyi göstermek için yalnızca 30-50 görüntüye ihtiyacınız vardır.
5- Yapay Zeka Bütün işleri Alacak mı?
C-5) insanoğlu her sıkıntılı durumun altından bir şekilde kalkmayı becermiş olduğundan, bunun da altından kalkacaktır. insandan makineye göç eden bir iş gücü hayal etmek olayı çok basite indirgemektir. Sanayi devrimi ile tarımdan fabrikalara geçişte büyük bir iş gücü fabrikalara kaydı fakat bu çok büyük bir işssizlik vs. gibi bir probleme yol açmadı. Yani en azından bununla ilgili benim okuduğum bir araştırma yok. Aslında, otomasyonun vaat ettiği verimliliğin ve atıkların azaltılmasının getirdiği daha üretken bir ekonominin, üretken, gelir getirici uğraşlarımızda zamanımızı harcamamız için bize daha fazla seçenek sunması mümkün olacaktır.
6- Düşük vasıflı ve manuel çalışanlar, YZ ve otomasyon ile iş kaybı yaşayacaktır mı?
C-6) Bu çok yanlış bir ifade. Genellikle YZ şu anda üst kesim işlere (Doktor- Avukat vs.) yönlenmiş durumda. Sıradan angaryalar otomatikleştiriliyor sadece.
7- YZ Dünyayı ele Geçirecek
C-7) Ne doğru ne yanlış * ... Bir yandan kırmızı buton teorisi çürütülürken bir yandan da kontrol bizim elimizde oluyor... Belirsizlik var!
8- YZ insandan Daha mı Zeki?
C-8) Şu an için değil. işlemleri iyi ve hızlı yapması zeki olduğu ile alakalı değildir. Sadece Computer Programme Unit (CPU) ile alakalıdır. O yüzden hızlı okuyor ve hızlı hesaplamalar yapıyor diye bir YZ' ye zeki diyemezsiniz. Şu an için IQ testi yapılan yapay zekalar içerisinde en yüksek IQ puanları 45- 50 civarında. Peki ya Satranç- Go ? dediğinizi duyar gibiyim. Satranç ve Go' da iyi olması yapay zeka nın IQ puanı ile ilgili değil tamamen oyun pratiğini arttırması ile ilgilidir. Öğrenme algoritması olası bütün hamleleri bir çok kez oynayarak, bunları hafızaya atmasını ve her hamleye karşı, oluşturulabilecek olası hamleleri hesaplar. Yani bir nevi ezber yapar!
insanoğlu' nun beyni tarih öncesi dönemlerde de yeterince gelişkindi. Hatta Windows işletim sisteminin son sürümünü anlayabilecek kapasiteye sahip olan bu beyin, yeterli bilgi birikimi ve donanım ile "Uzaya bir roket indirebilecek" durumdaydı.
Beyin yeterince gelişkindi fakat "Programlanmaya" ihtiyaç duyuyordu. işte aradan geçen yıllar bu programlamayı geçirmesini sağladı. insanoğlu beyninin, bir şeyleri daha iyi yapabilmesini ve yeni yöntemler öğrenebileceği şekilde programladı.
Ve MERAK: insanoğlunun işaret ve sesle iletişim kurması, ağaç gövdesinden aletler üretmesi ile buluşlar yapmaktan bugünlere getirdi.
Kulağa çok basit gelebilir ama "Şu öküz leşini yerde sürüklemeyelim, şöyle tomruklar üzerinde yuvarlayalım" fikri çok büyük bir icattı, çünkü bu daha kolaydı ve yarattığı domino etkisi tekerleğin icadına kadar gitti.
Karıştırılan iki adet tanım var "Teknik ve Teknoloji"
Teknik: Antik Yunan' da "Tekne" den gelir. Yakın dönem için, el ve zihin marifeti ile bir işi yapabilme bilgisine sahip olma.
Teknoloji: "Teknik" in bir ürünüdür. Teknik bilgi ile teknoloji üretiliyor. Ama teknoloji daha yaygın ve daha insan ile iç içedir.
insanoğlu tarihi boyunca amaç ve araçları arasında gidip gelmiş ve bütün sıkıntıları, buhranları bundan kaynaklanmıştır. Bir çok insan "Zuckerberg, Musk vb." gibi zengin ve başarılı olmayı istiyor. Ama kimse "Ben Elon Musk Kadar çalışacağım" demiyor. Herkes kişinin metasını istiyor. işte böyle "Para" araç olmaktan çıkıp amaç haline geliyor.
Yolculuğu önemsemeden, direk varacağımız noktayı istiyoruz. Ama asıl o yolculuk hayatı anlamlandıran ve sizi bitiş noktasına vardıran olay.
Bugün zihnimiz dış etkenlerden çok etkileniyor. Zihnimizin inanılmaz derece de parçalandığı bir dönemdeyiz. Sosyal medyanın problemi zaten "Bizi An' a Hapsetmesi"...
Anı da ölçme imkanı sağlıyor. Aldığınız beğeniler, yeniden tivitlemeler vs. sizin anlık reaksiyonunuzu ölçmeyi sağlıyor.
Microsoft Kanada Birimi 2000 ve 2015' te "insanoğlunun ortalama dikkat süresi" üzerine bir araştırma yapıyor. 2000 tarihinde 12 saniye civarı olan süre, 2015 te 8.3 sn' ye düşüyor. (Japon balıklarının 9 saniye bu arada.. Hep dalga geçeriz ya!)
Buradan paylaştığım videolarda da bunun örneğini görüyorum. Video' da elde olan bütün bilgiler verilmesine rağmen, video da cevaplanan soruların yorum kısmına yorum olarak geldiğini görüyorum. izlemiyoruz 30 sn' lik videoları bile.
Yani diyeceğim o ki;
Alman filozof Eideger şunu diyor: "Teknik insanoğlunun doğayı ve çevresinin gizemini çözmek için kullandığı anahtardır diyor. Teknik ve bununla birlikte üretilen teknoloji, kendi hükümranlığını kurtarma potansiyeline sahiptir. Bizim bu yüzden teknolojiyi her daim (Etik Değerler Açısından) kontrol altında tutmalıyız"...
Bu tür bir ortamda insan "Teknik" ve "Teknoloji" nin de içini boşaltacak gibi duruyor. Çünkü her şeyi hak ettiğimizi düşündüğümüz ve reel hayattan memnun olmayan bir yaşantı bir illüzyon içindeyiz.
Jüpiter şöhret verir mi? Plüton kocaya kaçar mı? Merkür aklımızı alır mı? Nedir bu işin aslı?
Bilindiği üzere "Aldatma ve Astronomi" nin birleştiği noktada ortaya "Astroloji" çıkar. inanmak isteyenlerin günlük eğlence adına takip ettiği bir alandan evrilen Astroloji artık ülkemizde insanların "Günlük hayat aktivitelerini" yönlendirdiği ve bu işten inanılmaz paralar kazanan tiplemeler türedi.
Geçmiş dönemde Türkiye' de bir Şarlatan/ Astrolog "Haftaya Çarşamba Ameliyata" girmeyin diye açıklama yaptı. Ayrıca ülkemizde bir "Yüksek Lisans Tezi" evet yanlış okumuyorsunuz Yük. Lisans Tezi, intihaller ve boş şeylerle dolu olan bu tez: "ikizler ve Kova Burcu şirketlerine bağlı değildir. Bunları işe almayın" ifadesini içeriyor. Eğitimli- Eğitimsiz buna inanan bireyler de mevcut. Doktor ameliyat erteliyor, iK' cı personeli işe almıyor.
90 larda Daily Mail' in astroloji kısmı ingiltere' de o kadar popüler olmuş ki; Daily Mail bu köşede alışveriş yapmayın dediğinde insanlar alışverişe gitmiyormuş.
Astrologlara sorduğunuzda "Amerika' da bunun okulları var, herkes bilim olarak kabul ediyor" diyor. Külliyen yalan efendim. Her şeyi araştırdım ben. Böyle bir şey yok. Astroloji dünyanın hiç bir yerinde bir bilimsel kavram olarak kabul edilmiyor.
Eski dönemde insanlar "Eksen Eğikliğini Bilmediğinden- Gezegenlerin Konumlarını ve güneşin dünya etrafında döndüğünü bilmiyor iken" zodiac kuşağında var olan takım yıldızlarını hayvanlara benzeterek güneş balığa girdi havalar düzeldi vb. yorumlara girdiler. Ama günümüzde halen konumlar belli ve bilimsel olarak bir çok şeyi biliyor iken, hala biri çıkıp, Plüton kocaya kaçtı, Merkür Akrep' e kaçtı diyerek duymak istediklerinizi size satabiliyorlar.
Bugün hatta bir tivit okudum aynı şu yazıyordu: "Yaptığım bir harekete cevaben SENiN BURCUN NE YA diye soran herkese başka bir burç söylüyorum. Hepsi de istisnasız BELLi ZATEN diye cevap veriyor. Bu burç sektörü çok tırt."
Aslında bu her şeyi özetliyor.
Bir de şunu hatırlatmak lazım; bir gök olayı olduğunda bir astronom çıkıp "Bu her 11 yılda olabilen bir olay" derken, astrolog denen şarlatanlar çıkıp "depremler olabilir, fırtınalar kopabilir" diyebiliyor. Bu yazılanlara inanarak farklı aksiyonlara girerek, zarar gören insanların veballeri de bu şarlatanların boynunda olacaktır.
BOEING 787 (Dreamliner 7-8-9-10) VE AIRBUS A350 (800-900-1000)
Neden böyle bir karşılaştırma yazısı yazdığımı merak ediyor olabilirsiniz. Hemen açıklayayım;
Efendim bilen bilir, uçaklar her zaman benim özel ilgi alanım olmuştur ve içerisinde barındırdığı kapsamlı mühendislik ile her zaman hayranlığımı kazanmıştır. Bu yüzden böyle bir yazı hazırlama ihtiyacı duydum.
Bizim Türk Hava Yolları genel olarak Airbus uçaklarını tercih eder (Tabii ki filoda Boeing var). Dünya genelinde de Boeing ve Airbus piyasa lideri olmak ve yenilikleri hızlandırmak adına yarış halindeler.
Tam adı boeing 787 Dreamliner, sloganı "a new airplane for a new world". Dreamliner ismi dünya çapında yapılan anket sonucunda seçilmiş. ilk sipariş 50 uçak ile Japonya'nın THY' si olan (All Nippon Airways) Havayoluna ait. Üretime 2007 yılı başında başlanması ve 2007 yazında ilk uçuşun gerçekleşmesi planlanıyor idi fakat Boeing 787 Dreamliner, oldukça uzun bir zaman alan geliştirme ve üretim aşamasının ardından ilk deneme uçuşunu bir hayli gecikmeli bir biçimde, 15 Aralık 2009 tarihinde gerçekleştirdi. 787 Dreamliner’ın resmen yolcu seferlerine başlaması ise Japon havayolu şirketi All Nippon Airways (ANA) filosunda 26 Ekim 2011 tarihini bulmuştu. Yani projede ki toplam gecikme neredeyse 4 seneyi buldu.
Ayrıca Boeing için sıkıntılar silsilesi teslimatlar ile birlikte bitmemiş olup, 2013 yılının başında, APU (Auxiliary Power Unit) olarak bilinen ve uçaklar yerdeyken kullanılan yardımcı güç ünitesinin çalıştırılmasını sağlayan lityum-ion pillerden kaynaklan yangınlar sebebiyle dünya genelindeki tüm Boeing 787’ler yere çekilmiş ve aylarca uçuş yapamamıştı.
Oldukça çalkantılı bir açılış döneminin ardından 787 Dreamliner toparlanarak, günümüz itibarıyla 553 adet teslimata ulaşmayı başarmış durumda.
Boeing Dreamliner Modelleri için oldukça iddialı bir pazarlama stratejisi yürüttü: Uçakta çokça kullanılan yorulma ve korozyona dayanıklı ileri teknoloji ve düşük ağırlıklı kompozit malzemelerin kullanıldığı, daha sessiz, çevreyi daha az kirleten daha yüksek verimli motorlar, ileri hava temizleme sistemi ile kabin içi yüksek hava kalitesi ve nem, %8 daha fazla oksijen. geniş kabin ve koridorlar. A330'dan 38 cm daha geniş kabin. Airbus A350'ye göre %65 daha büyük ve elektronik olarak karartılabilen kabin pencereleri. ileri teknoloji ışıklandırma sistemi ile kabin içerisinde gece veya gündüz ortamı yaratılabilmesi. Daha büyük kabin içi baş üstü dolapları. A330' a göre %40 daha az bakım maliyeti, daha az bakıma ihtiyaç duyulduğundan 12 yıllık periyod içerisinde 100 günlük uçuş günü kazancı. Airbus A350'ye göre %10 daha az işletme maliyeti. A330' a göre %20 daha az yakıt sarfiyatı gibi.
Boeing’e göre yeni nesil uçak projesinde bir adım geride kalan Airbus ise, belki de bu gecikme sayesinde A350‘nin üretim, geliştirme ve test aşamalarını çok daha hasarsız bir biçimde atlattı.
ilk deneme uçuşunu 14 Haziran 2013 tarihinde gerçekleştiren A350, 2014 yılının Aralık ayında lansman müşterisi Qatar Airways’e teslim edilmiş ve 15 Ocak 2015 tarihinde Doha – Frankfurt hattında resmen hizmete girmişti.
Günümüz itibarıyla A350 modeli için toplam 851 sipariş alan Airbus, bunların 86 adedini teslim etmiş durumda.
A350’den bahsetmişken, Singapore Airlines’ın, 2018 yılında teslim alacağı çok uzun menzilli Airbus A350-900ULR tipi uçaklarla, Singapur (SIN) ile Newyork Newark Havalimanı (EWR) arasında yeniden seferlere başlayacağını duyurduğunu da hemen hatırlatayım.
Airbus A340-500 tipi uçaklarla icra edilirken zarar eden ve bu yüzden 2013 yılında kapanan bu hat, yeni nesil uçaklar sayesinde yeniden işletmeye açılabilir hale gelmiş oldu.
Yeni nesil uçak üretimi konusunda rakibine göre yaklaşık üç sene geride kalan Airbus, bu konseptteki uçakların en büyük modelleri kıyaslamasında ise bir adım önde bulunuyor.
1- Mars yaşanabilir bir hale getirilebilir mi? Aslında bu soruya verilecek cevap direk "Hayır" olmamalı ama bu işe "Evet" demenin de çok fazla tutarlı olmadığını bilmek lazım.
Belki yapayşartlar altında kurulabilecek gelişmeye müsait bir koloni oluşturulabilir.
2- Mars koşullarına bakalım: Toprak dediğimiz yüzeyi neredeyse tamamen "Oksitlenmiş yani Paslanmış Demir", gravitasyonel çekim dünyaya göre 2.5 kat daha düşük ve inanın bu bizim için çok iyi bir şey değil. Bizim evrimimiz bu dünyaya göre sonuçta.
3- Yıl süresi bizden çok farklı, 1 Yıl "687" Dünya Günü. Yani, 1 Mars yılı neredeyse 2 Dünya yılına denk. Yani dönüş hızları ve bu hıza bağlı gezegen üzerindeki yaşama var olan etki çok farklı olacaktır. %95' ten fazla Karbondioksit içeren çok ince bir atmosfer var.
4- "Marslı" filmindeki gibi patates vb. ürünler yetiştirmek, bu toprak yapısına biraz gübre ve mineral desteği ile mümkün gibi dursa da, oluşturulacak seraları çeşitlendirmek, koloni açısından faydalı olacaktır.Yoksa bu işte Gregor Mendel' in Bezelyeleri' ne dönebilir.
5- Gregor Mendel,çaprazlama çalışmaları için kilisenin arka bahçesinde bezelye yetiştirmeye başladığında,çaprazlamaları arttırmak,diğer kalıtsal özellikleri incelemk için bezelye sayısını arttırmış,çıkan bezelyelerde hep papazlara yemek olmuş.Bir yerden sonra papazlar isyan etmiş
6- "istemezük" çü papazlar, Mars' ta çekilmez bir hal alabilir. Sözün özü, yapay şartlar altında Mars şu an için elimizdeki en yakın ve olabilirliği yüksek ihtimaller içeren seçeneklerden biri. Tabi nasılsa yedek olacak diye bu dünyadan vazgeçmeye de gerek yok!
Geçtiğimiz gün gerçekleşen SpaceX Falcon Heavy roketi denemesi, twitter' da tamamı ile bir Yeşil Vadi Tellioğullarının, hayır efendim Seferoğullarının edasında "Dünya Düzdür- Dünya Yuvarlaktır" sürtüşmesine dönüştü.
Dünya üzerinde bir çok savunucusu olan "Düz dünya Teorisi" nin Türkiye' de de bir çok takipçisi ve kabul edeni var.
Öncelikle bu işin ortaya atılış kökenine bakalım: Özellikle dinsel inanışların bu teoriye kaynaklık ettiğini biraz tarih araştırması yaptığımızda görebiliyoruz ki, Galileo' nun kelleyi kurtarmak için "Tamam Dünya yuvarlar değildir düzdür!" dediğini biliyoruz ama bazılarımız sanırım bunu çok ciddiye almış.
Şu soruya da cevap aramak gerekiyor: "Dünya neden kendi etrafında dönüyor?"
Güneş Sistemi’nin kendi çevresinde dönen dev bir gaz ve toz bulutundan oluştu. Buradaki en büyük kütle de Güneş olarak ortaya çıktı. Diğer kütleler ise gezegen, uydu olarak ortaya çıktı. Tabi bu devinim hem genelde hem de kütlelerde bir iç dinamizm oluşturdu. Kendi ağırlığı altında çöken ve ezilen büyük kütlelerden bahsediyoruz tabi. Bunların sonucunda, Momentumun korunumu yasası gereği, kendi çevresinde kütlesine göre minimum enerji harcayarak dönme isteği, bu kütleleri yuvarlak şekilde biçimlendirdi. Tabi dünya süper bir yuvarlak değil, Geoid şekil aldı.
Baktığınız zaman yerçekimi bile düz dünya teorisinin yanlışlığını ortaya koymaya yetiyor.
Düz dünya teorisini savunanların sadece Dünya’nın düz olduğunu kanıtlaması yeterli olmuyor maalesef. Aynı zamanda Güneş’in, diğer gezegenler ve yıldızların neden yuvarlak olduğunu da kanıtlamak zorundalar. Eğer diğer gezegenler ve yıldızların da düz olduğunu düşünüyorlarsa bunu kanıtlamak zorundalar; çünkü yerçekimine yol açan kütleçekim kuvvetini tanımlayan Einstein’ın görelilik teorisi böyle yapıyor: Sadece Dünya’nın değil, bütün gezegenlerin neden yuvarlak olduğunu gösteriyor.
Ay’ın bir yüzünü göremiyoruz hiç; çünkü Ay’ ın kendi çevresindeki dönme hızı gelgit kilidi nedeniyle Dünya çevresinde dönme hızına eşitlenmiş durumda. Bu yüzden Ay bize hep aynı yüzünü gösteriyor. Dünya düz olsaydı Amerikalılar Ay’ ın ön yüzünü görürken,Çinliler arka yüzünü görürlerdi. Ben daha bunu söyleyen Çinli veya ABD' li görmedim.
Uçaklar bu konuda en büyük yardımcımız, uçuş planlamaları her zaman en verimli yani en az yakıt harcayacak şekilde yapılır. en kısa rota belirlenir. Burada işte dananın kuyruğu kopuyor. Planlamalar küre modeline göre yapılıyor ve uçaklar hem daha kısa süre havada kalıyor, dolayısıyla yakıttan tasarruf ediyor.
Ayrıca ekvatordan kutuplara doğru hayali bir top attığınızı düşünün, top ekvatorda attığını noktanın izdüşümünde düşmeyecektir. Dünyanın dönüşünden dolayı oluşan koriyolis etkisine maruz kalacağından eğri bir yörünge izleyecektir. Dünya düz olsaydı, Koriyolis etkisi falan olmayacaktı. Bu da yuvarlaklığı kanıtlamaya yeterlidir.
Bugüne dek binlerce deneyle ispatlanmış olan görelilik teorisi hem Dünya’nın yuvarlak olduğunu açıklıyor, hem de düz dünya teorisinin açıklayamadığı zaman yavaşlaması gibi diğer noktalara açıklık getiriyor.
Bizim payımıza düşen, bağnaz ve kafatasçı yaklaşımların yerine "Bilimin Mum Işığı" na sarılmak. Çünkü Karanlık Bir Dünya (Yuvarlak Olan) ancak böyle aydınlatılabilir!
Gizem dolu bir sayıdır, o yüzden en az altın oran kadar bütün matematikçilerin ilgisini çekmiştir. içerisinde her türlü kombinasyonu barındırdığı varsayılan bu sayı "Pi" sayısıdır.
Peki Pi sayısını biliyoruz ama neden 3' ten büyük olduğunun kanıtını yapabiliyor muyuz?
ABD' de var olan mali tablolardaki dengesizlik ile gelir gider tablosu tutmayan hükümetin kapatılma durumu sonucunda NASA' nın da kamusal faaliyetleri geçici olarak askıya alınmış. NASA Az önce attığı tivit ile durumu açıklamış.
Oyun Teorisi Hakkında herhalde bildiğimiz en önemli bilgi "John Nash' in Oyun Teorisi" dir.
Adam Smith' in teorisinde geçen "En iyi sonucu almak için bir grupta herkes kendisi için en iyi olanı yapmalı" ifadesinin eksikliği "En iyi sonucu almak için bir grupta herkes kendisi ve gruptaki herkes için en iyi olanı yapmalı" olarak giderildi.
Oyun Teoremlerini iyi kötü biliyoruz ama,
Peki "Oyun" hakkında ne biliyoruz?
Oyunun zevkli yanı nedir? Bebek neden zevkten bağırır? Oyuncunun neden hırstan gözü döner, neden binlerce kişi kalabalık futbol maçında çılgınlığa varan bir heyecan yaşar? Oyunun yoğunluğu hiçbir biyolojik çözümleme tarafından açıklanabilmiş değildir. Ve zaten oyunun özü, tamamen onun kökeninde yer alan yanı, tam da bu yoğunlukta, bu aşırı tahrik etme gücünde bulunmaktadır.
Jean Paul “Oyun insanın ilk sanatıdır” diyor. Ferdinand Stangel’ göre ise oyun hayatın kuvvetlendirilmesi ve tamamlanmasıdır.
Oyun, bilgelik ile aptallık arasındaki bağlantısızlığın dışında yer aldığı kadar; doğru ile yanlış arasındaki zıtlıktan da uzaktır. Aynı şekilde, iyi ile kötü arasındaki zıtlığın da uzağındadır. Oyun bir zihin faaliyeti meydana getirse de, ahlâki işlev taşımaz, yani ne erdem ne de günah içerir.
Huizinga şunu söylüyor: "Kültür oyun biçiminde doğar, başlangıçtan itibaren oynanan bir şeydir" derken insanlığın evrimini şöyle sıralıyor "Homo Sapiens- Normal Akıllı insan, Homo Faber- Üreten insan sonrasında ise Homo Ludes (Oyun Oynayan insan)"
Huizinga’ya göre; her müsabaka, yalnızca bir şey için yapılmaz, aynı zamanda bir şeye ilişkin ve onun yardımı sayesinde de yapılır. Güce veya beceriye, bilgiye, ustalığa, şana veya zenginliğe, iyi kalpliliğe veya mutluluğa, doğuma veya çocuk sayısına ilişkin birinci olabilmek için mücadele edilmektedir.
Huizinga’ nın kavrayışı; hile ve aldatmacanın, müsabakanın oyunsal karakterini bozduğu ve ortadan kaldırdığı yönündedir. Oyunbozan, topluluğun büyülü dünyasını bozmaktadır, bu nedenle haindir ve atılması gerekir.
Bilindiği üzere günümüzün popüler konularından birisi "Endüstri 4.0". Peki nedir bu Endüstri 4.0?
Bu devrim nesnelerin interneti, internetin hizmetleri ve siber-fiziksel sistemlerden oluşan bir değerler bütünüdür. Aynı zamanda bu yapı akıllı fabrika sisteminin oluşmasında büyük rol oynar. Bu devrim, üretim ortamında her bir verinin toplanmasına ve iyi bir şekilde izlenip analiz edilmesine olanak sağlayacağı için daha verimli iş modelleri ortaya çıkmasını hedefler.
Makinelerin makinelerle konuşmaya başlayacağı bir çağın içine girmekte olduğumuzu düşündük her zaman. Kendimizi makinelerin doğrudan insanlarla konuşmaya başladığı bir sürecin içinde buluverdik birden. Biz, Türkiye’de daha Sanayi 4.0 ne iş diye etrafa bakınırken, Sanayi 4.0 biçim değiştirerek, ağırlıkla AI destekli bir sürece doğru evrilmeye başladı.
Endüstri 4.0 şu an için bizim gibi 2.5 seviyelerinde olan ülkeler için biraz uzak bir hedef olsa da bizim öncelikli olarak insanımızı buna hazırlayabilmemiz çok önemli. Ülkede teknoloji ve teknolojik altyapı sonuna kadar kullanılır iken biz bunu verimli bir hale sokamıyor ve teknolojiyi Instagram' a foto atmaktan ibaret bir hale getiriyorsak şapkayı öne koyup düşünmek gerekir. Çünkü Endüstri 4.0, yapay zeka ile evrildiği zaman insanlar için yıkıcı bir sürecin fitilini ateşlemiş oluyor. O yüzden radikal değişiklikler ve kendimize katcağımız ekstra donanımlara ihtiyacımız var.
Endüstri 4.0 da artık evriliyor. Yeni adı da "Yapay Zeka". Bu bizim için bir avantaj aslında. Direk yapay zekaya geçiş otomasyon vs. tarzı evirmeyi daha da kolaylaştırıyor. Bu treni kaçırmamak lazım. Artık olay "Yapay Zeka ivmeli Dijitalleşme". Yani sanayide Makine bir yandan diğer makinelerle konuşurken işleyişte olası bir problemi önceden “sezip”, giderebilecek artık. Ya da hemen başkalarını uyaracak. Ayrıca Sanayi 4.0 ile dijitalleşmeyi fabrika ile sınırlı düşünürken, şimdi Yapay Zeka sayesinde hayatımızın her alanını kaplamaya başladı.Rahmetli Erbakan söylediğinde herkes gülerdi "Makine yapan makineler yapmak lazım" diye. "Yoksa onlar ortak biz pazar oluruz" da derdi.
Endüstri 3.0 ile robotlaşmaya evrilen üretim süreci sadece fabrikaları etkiler iken, Yapay Zeka ile evrilen Endüstri 4.0 bütün hayatımızı etkiliyor. Endüstri 4.0, nasıl bir iş gücü gerektirecek diye düşünürken eskiden “Kodlama işi çok önemli.” demek modaydı, çok uzağa gitmeyin 5-6 yıl önceden bahsediyorum. Makinelerle konuşmak için kodlama bilmek, aklımızdakini makine diline çevirmek çok önemliydi. Şimdi YZ ile o işin ağırlığı da hafifledi. Makineler insanların dilini “anlar” oldu. Makineler "ingilizce vs." konuşmaya başladılar. Ne oldu? Fabrikada kalan insanlarla insan dilinden konuşmaya başladılar. Kodlama hala önemli, makine o nedenle konuşabiliyor ama konuşan makinelerle birlikte yaygın kodlama ihtiyacı artık daha az olacak.
Artık Endüstri 4.0 "Bildiğiniz Endüstri 4.0 Değil"... O 2011 yılında Hannover' de ana konu yapılan ve duyurulan sistem 2017 itibari ile Endüstri YZ' ye evrildi. Bu bizim için iyi, çünkü sonradan gelene adapte olup odaklanarak çalışmak iyidir. Fakat biz daha 2011' de ki 4.0' ı anlayamamışken Yapay Zekalı olanında neler yapabileceğiz? Bunu da zaman gösterecek.
Bilindiği üzere bugün NASA' nın "Kepler Teleskobu ve Yapay Zeka" işbirliği neticesinde elde ettiği yeni bir keşfi duyuracağı açıklanmıştı.
Az önce yapılan canlı yayında Kepler 90 Sistemi ve Kepler 80 sistemlerinde yapılan yeni "exoPlanet" keşiflerinden bahsedildi. Gezegenlerin Kepler 90-i ve Kepler 80-g isimleri ile adlandırıldığı söylendi. Bunun yanında farklı keşifler de var ama özetle olay bu.
Keşiften çok keşfin yapılma tarzı; Kepler teleskobundan alınan veriler tamamı ile makine öğrenmesine dayalı bir model oluşturularak değerlendirildi ve oluşturulan yapay sinir ağı modelinin yaklaşık 30.000 sinyal ile eğitildiğinden bahsedilen açıklamada, bu tür bir çalışmanın ilk defa yapıldığı tekrar vurgulandı.
Konuşan mühendislerden bir tanesi de buna dikkat çekiyor ve şunu söylüyor canlı yayında..
"Sinir Ağları' nın bu tür uygulamalarda kullanılabilmesi gerçekten çok önemli. inanın sırada ne olduğunu sabırsızlıkla bekliyorum ve gelişmeler için çok heyecanlıyım"
Soru bölümüne geçildiğinde ise ilk soru "Mars" ile ilgili oldu.. Tabi cevap geçiştirme oldu. Alakalı alakasız mars soran tiplerden yıldık artık.
Data ayıklamasında Kepler teleskobuna gelen sinyallerin basit anlamda "Gezegene Ait veya Değil" ikileminin makineye öğretilmesi ile oluşturulduğundan bahsediliyor.
Ülkede sözde bilimler, halkın alım isteğini arttıracak güç olarak kullanılmaya başlandıysa, ortada büyük bir bilgi ve zihniyet eksikliği var demektir.
Hurafeler artık Teknoloji Şirketlerinin Reklamları ile teşvik ediliyor. Buna en güzel örnekte Son Teknosa Reklamı...
Astroloji Neden Hurafedir?
Çünkü Bilim Evrenseldir. Bugün gittiğinizde Mars' ta da Fizik Kanunlarına vs. tabi olacaksınız. Fakat yarın, ışınlanmayı bulduk bambaşka bir galakside bambaşka bir gezegene yerleştik. Astrolojinin nasıl tanımlanacağını ortaya koyan kurallar yok!
Şimdi nasılsa dünyadayız. Yok Merkür Geriledi, Neptün Kocaya Kaçtı! bilmem ne. Gezegenler gerilemez kardeşim. Samanyolu Galaksisinin hızla hareket ettiği ve izlediği spiral yörünge içerisinde kütle çekim kanunlarına tabi olarak hareket ederler. Sistemde ki en büyük kütlede Güneştir. Bu yüzden yörüngelerde Güneş etrafında oluşur. Gerilemenin aksine, Samanyolu Galaksisi içerisinde bulunan bütün elemanlarla birlikte çok yüksek bir hızda hareketine devam etmektedir.
"Astroloji, astronominin kötü yola düşmüş kızıdır." demiş Üstün Dökmen.
Elbet bir gün yazdıklarımız, fikirlerimiz "Bilim- Teknoloji ve Gelecek" ortamında ses bulacaktır. Bulmasa da biz yine okumaya- çalışmaya- üretmeye devam edip, öğretmenimiz olan "Bilgi" nin peşinden, bilimin rehberliği ile ayrılmayacağız.
Bildiğiniz üzere geçen günlerde Erzincan Üni' de çalışan bir akademik personelin "Doktora Tezi" ülkenin gündemine oturdu. Geçmiş sabıkalarda bu olayla birleşince ister istemez aklımızda "Türkiye' de Bilimsel Çalışmalar Nereye Gidiyor?" sorusu oluşmaya başladı.
Şimdi şunu mutlaka söyleyen çıkacaktır: "istisnalar Kaideyi Bozmaz!" Artık olaylar istisna olmaktan çıkmaya başladıysa bozar efendim.
Kısaca belli başlı olayları hatırlayalım; Erzincan olayı zaten taze ve sıcak olduğu için herkesin malumu, bir başka olay da Karaman Üniversitesi bünyesinde yaşanmıştı. "Şeytanla Mücadele Edecek insan Eğitimi" diye uydurma bir konu doktora tezi olarak kabul edilmiş ve bu tezi yapanı Yrd. Doç. kadrosuna almak için kişiye özel ilan açılmıştı. Daha sonra ilan iptal edildi ama bu şahsın tezi ile ilgili herhangi bir iptal vs. olayı gerçekleşmedi. Yani tez hala geçerli. Bir başka gündeme gelen olay ise Sözde bilim olan ve hurafeden ibaret bir yapıya sahip "Astroloji" bilim yuvası üniversitelerde kendine yüksek lisans tezi olarak yer bulmuştur. "Astrolojik Kişilik ve Örgütsel Bağlılık ilişkisi" ismi ile çıkarılan tezde savunulan "Astroloji" Kelimesinin herhangi bir bilimsel geçerliliği olmadığından, bir bilim yuvasında tez olarak kendine yer bulması kabul edilemez bir durumdur.
Bilmediğimiz daha neler vardır kim bilir. Gün geçtikçe var olan absürdlükler ortaya çıkarken, Türkiye' de "Bilim" kavramının da içi boşalıyor. Yani bahsettiğim gibi "istisnalar Kaideyi Bozuyor Efendiler!"
Bu olayların temelinde yatan esas olgu "Yetersizlik". Belli bir konuma gelenler kendilerinde var olan yetersizliği bir gurur meselesine dönüştürdükleri için, bunu karşı tarafı suçlayarak örtbas etmeyi kendilerine hak görüyorlar. Oysa ki beraber gelişme ve hayat boyu öğrenme gibi kavramları hayatlarının merkezine yerleştirmiş olsalar ülkeyi çok daha güzel bir geleceğin bekleyeceği kuşku götürmez bir gerçektir. Ama ne gerek var her ayın 15' inde Devlet Baba Maaş yatırıyor değil mi?
Sizi çok uzağa götürmeyeceğim, kendi yaşadığım bir olayı anlatacağım: "Bir Prof. Dr' un yanına gittim, dedim şöyle Yapay zeka, böyle asteroid madenciliği vs." verilen cevap şuydu "Bırak şimdi onları bunlar boş işler!"...
Aslında boş işler olduğundan öyle söylemiyor! Adam bilmiyor kardeşim! Adam hayatında duymamış bunları! Bu sefer sen çıkıntı oluyorsun.
Alttan gelenlerde de sıkıntı var. Biz çocukları eğitirken "Hayal Kurma" dan da mahrum bırakıyoruz! Bırakmıyoruz çocuklar "Ayakları Yere Basmayan Hayaller Kursun". Bırakın çocuk hayal dünyasında farklı şeyler keşfetsin. Keşfetsin ki sorgulasın. Sorgulasın ki "Merak" Dürtüsü hiç ölmesin. Tony Buzan “Aklın Gücü” isimli kitabında: “Beyninizce yaratılması mümkün olan fikirlerin sayısı, bilinen evrendeki atomların sayısından daha büyüktür.” der mesela.
Aslında her şeyi özetlemiyor mu bu durum? Biz daha çocuk yaşlarda, yaratıcılıkla, fikirlerle, hayallerle dalga geçmeye başlıyoruz. Öğrenilmiş çaresizliğimizi bir türlü yenemiyoruz.
En basit olayı size anlatayım, Üniversite 3. Sınıfta okuyor iken NASA J.F.K Üssü’ nden Summer Trainee (Yaz Stajı) için davet aldım, o dönem gidebilme fırsatım olmadı. Bu davet gelen kadar en yakın çevremde bile ya güldüler, ya dalga geçtiler. Geçen sene de "Astronot- Yükleme Uzmanı" başvurum reddedildi.
Bilindiği üzere, insan sürekli deneyimleyen ve kendini geliştirmeye yatkın olan bir varlıktır fakat her insan maalesef bu mucize özellikten faydalanamaz ve hayatın belli noktalarını kaçırarak bu dünyadan göçer gider.
Günümüzde var olan "Yeni bir şey öğrenmek başımıza bela açmaktır" anlayışından kurtulmak lazım.
Kişisel farkındalığı da arttırmak lazım. Son olarak şundan bahsederek yazımı bitireyim. Türkiye' de var olması gereken "insan Profili" ni hayal edelim birlikte!
Hep eleştirdiğimiz "Ezberci Sistem" içerisinde geliştik ama bu sistemin bizi hayata hazırlamadığını gördük. Belli bilgileri alamadığımızı, bunun için okumamız ve araştırmamız gerektiğini öğrendik. işin en güzel tarafı, bu yolla kendi kendimize öğrenmeyi öğrendik. Belli iş süreçlerine olduğundan farklı bakmaktayız, farklı iyileştirme yöntemlerini düşünüp, uygun olanı uygulamaya geçirme niyetindeyiz. Bilginin bir derya olduğunu ve her zaman öğrenilecek bir şeylerin olduğunun farkındayız, bu yüzden “Ömür Boyu Öğrenci Kalmayı” tercih edenlerdeniz. Beynimiz sürekli aktif, sürekli söyleyecek bir sözümüz ve fikrimiz var. Boşa eleştiriyi değil, yapıcı eleştiriyi savunanlardanız. Haklı olmadığımız zamanları iyi biliyoruz “EGO” ile değil “Mantık ve Akıl” çerçevesinde ikili ilişkilerimizi yönetiyoruz. Bizler, anlamanın başka şey, meraklı olmak, açık olmanın farklı şey olduğunun bilincindeyiz ve merakımızı hiç bir zaman öldürmüyoruz. Sadece kendi alanımızda değil farklı ilgi alanlarında da kendimizi geliştirmek bizim için mutluluk verici bir şey.
Bilimsel blr konuya ilginiz aşırı düzeyde varsa takip etmeniz gereken yolları söyle sıralayabiliriz;
1- Sakın ilgili alanın varsa alet edavatını almak gibi bir çılgınlık içine girmeyin. Yani diyelim Astronomi konusunda felaket derecede ilgilisiniz.. Sakın hemen gidip blr teleskop edinmeye çalışmayın.
2- Bütün bilimlerin anası "Okumaktır". Öncelikli olarak bilgi dağarcığına saldırın. Bilginizi arttırmak, çıktığınız yolu daha da kolaylaştıracaktır.
3- Elinize geçen herşeyi okuyun, anlamaya çalışın. Anlamadıklarınızı sorun, sormak utanılacak blr eylem değildir. Bu aşamada elinizin altında bulunan internet sizin en büyük dostunuz olabilir.
4- Öğrenme Pratiğe Dökülebilir mi ? Sorusuna cevap aramak çok önemli.. Eğer şans varsa dökülmeli. Burada "Geçici Heves" olup olmadığını kati olarak anlayabilirsiniz.
5- Eger heves geçici değil ise artık ekipman alımı bütçeye göre yapabilirsiniz. Astronomi örneği verdik oradan devam edelim. Teleskop almaya bütçeniz olmayabilir ama Dürbün bile iş görebilir. Hatta internet dediğiniz alemde bunları kendiniz bile yapabilecek kadar bilgi edinebilirsiniz.
6- Genel deneyler ile araştırma başlar. Özele doğru ilerler. Yani bir nevi "Tümden Gelim" anlayışı öngörülebilir.
7- Her adımda ama düşünülmesi gereken tek bir şey var ama "Ben ne katabilirim?"... Bu anlayış Yaratıcılığı her daim zirvede tutar.
8- Ayrıca baştan beri kaybetmemeniz gereken tek bir alışkanlık var "Merak"... Bilim için olmazsa olmazdır...
Carl Sagan 'Beyin de bir kas gibidir; işe yaradığında kendimizi iyi hissederiz. Anlamak mutluluk vericidir' demiş.
Yani sevdiğiniz alanda okumayı ve öğrenmeyi arttırmak sizin bu kası geliştirmenize olanak verirken, farklı alanlarda da okumalar ve öğrenme gerçekleştirmek, kasın estetiğine katkı sağlar.
Örneğin; bir vücut geliştirme sporcusu için kas geliştirmek ne kadar önemli ise kasın estetik bir hal alması ve göze hoş bir vaziyete sokulması da o kadar önemlidir.
Günümüz popüler sorularından bir tanesi şu "Yapay Zeka insanlığı Yok Edecek mi?"
Hadi gelin bu konuyu biraz çiğneyelim;
insanlar şu anda maalesef bir yanılgının içinde buluyorlar kendilerini. Zeka ve Bilinç kavramlarının aynı şey olduğunu düşünüyoruz. Fakat yanılıyoruz!
Zeka, problem çözebilme yeteneğidir. Bilinç ise hissetme kabiliyetidir. Bilinç ve zeka birbiri ile ilerler fakat tamamen farklı şeylerdir. Şu anda bilgisayarlara öğrenme ve problem çözme kabiliyeti kazandırabiliyoruz ama bilgisayarların veya algoritmaların hisleri, ihtirasları yoktur. Bu 50 yıldır böyle. 50 yıldır yapay zeka konusunda ilerlemeler almış başını giderken, bilinç konusunda hiç bir ilerleme sağlanamamıştır.
Bu ilerlemenin sağlanamamasının en temel nedenlerinden birisi de "bizim bilinç konusunda yeterli bilgi birikimine sahip olmamamız".
Aklınıza şu soru gelebilir " Biz çok kaynak tüketiyoruz, çok kötü tercihlerimiz var. Neden bizden kurtulmak istemesin?" Çünkü ne direktif verirseniz onu uygulayacaktır. Deneyimlerini buna göre elde edecektir. Ayrıca, Elit bir grubunda, algoritmaya sizi öldürmesi gerektiğini söylemeyeceğini garanti edemezsiniz.
Asıl olay aslında yapay zekanın gelişmesine bağlı ortaya çıkan "insan Faydasızlığı"...
düşünsenize, Google Translate, Çevirmenlerin, Otonom Araçlar, Kamyonlar- Şöförlerin, Bir kaç uzman operatör asker dışında siber savaşçılar ve farklı teknolojik savunma sistemleri orduların, IBM' in Watson' ı doktorların yerini alırsa vs.
50 yıl içerisinde belki bu insanlarla yapabileceğimiz bir şey kalmayacak!
Artık devir kabul etseniz de etmeseniz de "TEKNOLOJi" devri..
Ülkelerin toprakla vs. ile işleri yok. Ülkeler artık farklı yerlerden teknoloji toparlıyor, teknoloji satın alıyor. Geçtiğimiz seneye kadar Çin Avrupa ve Amerika' dan 295 Milyar Dolarlık Teknoloji Alımı (Tesis vb.) yaptı. Almanya' nın en büyük robotik devi Kuka' yı satın almak istediğinde Angelina Merkel aynen şunu söyledi: "Ben bu satışı onaylamıyorum, sizlerden de bu satışın onaylanmamasını umuyorum. Çünkü bu tesis ve teknoloji bizim için stratejik önem taşlıyor. Bunu sattırmamak ne gerekiyor ise yapmaya hazırım" diyerek şerh düştü.
Teknoloji her gün yeniden doğar. Teknolog Kevin Kelly şunu der: Teknoloji siz doğduktan sonra icat edilen her şeydir. Biz de bu her gün yeniden doğan nimetten faydalanmanın yolunu bir şekilde bulmamız lazım.
Ayrıca teknoloji apayrı bir "Okur- yazarlık" biçimidir. Teknoloji üretmek veya mevcut teknolojileri geliştirme yollarını aramak, alfabeye bir harf eklemek ve "bu alfabenin içerisine biz de katkıda bulunduk" diyebilmemiz gerekiyor.
Kimisi teknolojiyi insan hayatını kolaylaştırmak veya katma değer sağlamak için kullanırken, kimisi de "angry Birds' te Domuz Vurmak için" kullanıyor ise burada suçlanması gereken bellidir.
Günümüzde Uzay çalışmaları dendiğinde akla gelen ilk uzay ajansları Amerikan Uzay Ajansı NASA, Avrupa Uzay Ajansı ESA, Japon Uzay Ajansı JAXA, Çin Uzay Ajansı CNSA ve Rus Uzay Ajansı Roskosmos..
Peki hiç Hindistan (ISRO)’ ın adını duyduk mu? Cevap olarak genellikle “Hayır!” ın aklınızdan geçtiğini tahmin edebiliyorum. Alttan alttan gelerek, tuhaf çalışmalar ve ilginç vizyonları ile Hindistanlılar Uzay konusunda isimlerinden gelecekte çokça bahsettirecekler.
Geçtiğimiz şubat ayında ISRO, 18 dakika içinde 104 adet uyduyu dünya yörüngeye fırlattı. Önceki rekor, aynı gün içinde 37 uydu fırlatan Rusya’ya aitti. Hindistan bu rekoru neredeyse üçe katladı. Saatte 27 bin 358 km hızla hareket eden Polar Satellite Launch Vehicle (PSLV) her bir uyduyu sadece birkaç saniye aralıkla fırlattı. O hızda yapılacak hatalı bir fırlatma işlemi, uyduların çarpışmasına sebep olabilirdi. Neyse ki Hint Okyanusu semalarında her şey yolunda gitti. Fırlatılan uydulardan bir tanesi de 18 yaşında bir Hintli mucit tarafından icat edilen mini uydu idi.
Hindistan Başbakanı Modi, bağımsızlık günü kutlamalarında yaptığı konuşmada 2022’ de uzaya insanlı bir misyon yapmayı planladıklarını açıkladı. Hindistan Gaganyaan adlı bu görevi gerçekleştirebilirse, Rusya, ABD ve Çin’in ardından insanlı uzay görevi gerçekleştirebilen dördüncü ülke olacak. ilk görevin 40 ay içinde gerçekleşmesi ve 90 milyar Rupi’ye (7,42 milyar Lira) mal olması bekleniyor. Tabi daha roketler insani uçuş için onay alamamış durumda ki bu konuda çalışmalar hala sürüyor.
Asıl bomba haber ise ISRO Başkanı’ ndan geldi. ISRO başkanı 2030 yılında Ay yüzeyinden elde edilecek Helyum ile Hindistan’ ın bütün enerji ihtiyacının karşılanabileceğini belirten bir açıklama yaptı. Hedef “Ay’dan toplanacak helyumun yine Ay üzerinde enerjiye dönüştürüldükten sonra Dünya’ya iletilmesi”…..
Tabi işin bir de şu boyutu var; Hindistan uzay ve uzay teknolojileri konsunda patent üretme hususunda çok önlerde olan bir ülke. Bu bilgi birikimini de artık fiilen bir kaynağa dönüştürmek istiyorlar.
Sabah sabah bizzat arkadaşımızın yaşadığı durumdur.
Taşınma süreci içerisinde bulunan bir arkadaşımızın saf ve temiz niyetlerle evine çağırdığı klima ustasından "Sök- Tak" ücreti için talep ettiği indirim türüdür.
Bugünün anlam ve önemine istinaden "istenen" bu indirim, maalesef karşılık bulmamış olup, arkadaşın eşiyle de arasının bozulmasına sebep olmuştur.
Tukididis, Klasik Yunan döneminde milattan önce beşinci yüzyılda yaşamış bir tarihçi ve aynı
zamanda bir askerdir. Atina’da doğmuştur. Tukididis, Atina ve Sparta arasındaki Peloponnes
Savaşı boyunca (M.Ö. 431 – 404) Trakya’daki Amfipolis şehrini korumakla görevlendirilen
donanmanın komutanıydı. Ancak şehre zamanında ulaşmayı başaramadı. Şehir, Spartalı
general Brasidas’ın eline geçti ve bundan dolayı Tukididis yirmi yıllık bir sürgüne gitmek
zorunda kaldı. Bu sürgün, Tukididis’e savaşan iki taraf hakkında ayrıntılı bilgi toplama ve
Peloponnes Savaşı’nın Tarihi adlı çalışması için araştırma yapma imkânı verdi.
Tukididis, tarih öncesi zamanların en önemli tarihçileri arasında kabul edilir. O, tarihinin
gelişimini açıklarken kader veya ilahi güçlerin müdahaleleri yerine, bireysel tutum ve
davranışlar ve doğal sebeplere odaklanır. Onun çalışmalarında gerçekler, sadece kısa
hikâyeler olarak sunulmazlar. Gerçekler, ana karakterlerin o veya bu şekilde davranmalarına
neden olan sebepleri bulmak adına araştırılırlar. Tukididis’in bazen hayali konuşmalara yer
vermesinin nedeni, bireylerin davranışlarını vurgulamaktır. Bu hayali konuşmalar, Tukididis’in,
tarihi karakterlerin davranışlarının arkasındaki nedenleri açıklamasına yardımcı olur.
Tukididis, aşağıdaki konuşmayı Peloponnes Savaşının ilk yılında ölen askerlerin onuruna
Atinalı hükümdar Perikles’e ( M.Ö. 5. yüzyıl) atfeder.
Bizim devlet yönetimi sistemimiz komşu devletlerin kanunlarını taklit etmez; tam tersine taklitçi
olmak yerine biz başkaları için bir örnek oluşturuyoruz. Yönetim az kişiye değil, çok kişiye bağlı
olduğundan dolayı bizim sistemimize demokrasi denir. Bizim kanunlarımız insanlara özel
yaşamlarında eşit haklar verir. Bununla birlikte toplum yaşamında saygınlık, sosyal sınıfa değil
kişinin erdemine bağlıdır.
Sosyal sınıf, bir kişiyi herhangi bir toplumsal mevkiye sahip olmaktan alıkoymaz (…). Özel
yaşama müdahale etmememize karşın toplumsal konuları ilgilendiren kuralları bozmayız. Biz
yetkili konuma getirdiğimiz kişilere itaat ederiz ve konulan kurallara, özellikle de ezilenleri
korumak için konulmuş kurallara ve uymamanın utanç verici olarak kabul edildiği yazılı
olmayan kurallara uyarız.
Dahası, zihinlerimizi dinlendirmek için birçok imkân sunarız. Tüm yıl boyunca düzenlenen
oyunlar ve kurban şenlikleri, dinlenmek amacıyla tasarlanmış özel konutlarımızın zarafeti,
bütün üzüntüleri uzaklaştıran keyif kaynaklarıdır. Ayrıca Atina’da ikamet edenlerin birçoğu, tüm
dünyada üretilen mahsullerden alıp Atina’ya getirirler ki Atinalılar diğer ülkelerin mahsullerini
kendi mahsulleri gibi bilirler.