Kitapları renk renk mi, boy boy mu dizersin, üst üste mi yoksa dik mi koyarsın? Orası sana kalmış. Tam bir özgürlük alanı. Kimse "neden kalp grafiği gibi biri kısa biri uzun duruyor?" diyemez. "O kitap hiç oraya olmuş mu?" Diye soramaz. Dese de, sorsa da zaten onu ilgilendirmez.
Kitaplık düzeltin. Kafanıza göre, elinize gelene göre, isterseniz öylesine.
nerede bir su birikintisi görsem -çok olmasına da gerek yok- içi genellikle izmaritlerle dolu oluyor.
bütün sigara içenler gizli bir toplantı ile bir araya gelmiş de, anlaşmaya varmışlar bu konuda sanki.
sağında solunda da beceriksiz kimilerinin denk getirmediği izmaritler olur, o da kaçınılmazdır.
hayatboyu öğrenme genel müdürlüğü tarafından yürütülen; suriyeli çocukların türk eğitim sistemine entegrasyonunun desteklenmesi projesi.
ab destekli olduğu için 'project on promoting integration of syrian children into turkish education system' adıyla geçmektedir.
suriyeli çocuklara eğitim vermek, türkçe öğretmek, rehberlik faaliyetleri uygulamak, kırtasiye ve taşıma olanağı sağlamak için 2016 ocak ayından beri uygulanmaktadır.
şu an afyonkarahisar ilinde eğitimcilere oryantasyon verilmektedir.
gerçek olup, birçok insanı rahatsız eden durumdur.
savaşlardan falan bahsetmeyeceğim ben, o kısımda ne kadar başarılı olduğunu herkes bilir. başka şeylerden bahsedeceğim;
-çanakkale savaşları sırasında, savaşın durulduğu anlarda karargahında latin alfabesi'nin taslakları üzerinde çalışmıştır.
-15-21 temmuz 1921'de, kütahya-eskişehir savaşı devam ederken, ankara'da i.maarif kongresini topladı.
-sakarya meydan muharebesi'ne cehaletle savaşmanın düşman ile savaşmaktan daha üstün olduğunu göstermek için öğretmenleri savaş meydanına götürmedi.
-sakarya meydan muharebesi sırasında, bu ülkede bir kültür bakanlığı kuralım, demiştir.
-döneminde, Lise ve ortaokul müfredat programlarından 1927 yılında din dersleri çıkarılmıştır fakat, Din dersleri haftada bir saat gösterilmesine müsaade edilmiştir.
-Doğu dilleri olan Arapça ve Farsça dillerinin öğretilmemesi için bu derslere Programda yer verilmemiştir.
-1928'de yapılan harf inkılabı sonucunda, popüler deyimle "turneye çıkıp" bir ay boyunca kara tahta karşısında ders vermiştir.
-karma eğitimin ahlakı bozmadığını göstermiş, aksine insanların insanca bir arada bulunmasına katkı sağladığını kanıtlamıştır.
eğitimin bilimselleştirilmesine önem vermiştir.
kendisi bilinenin aksine sadece komutan değildir. kendisi öğretmendir, öğretendir, öğrenendir.
kimse demesin ki nankörsün, ailen var onlar seviyor seni. Bunu bir kenara bırakın.
belki bir tercih meselesi, belki de vazgeçmiş olmanın adeta somut bir dayanak noktasıdır uzun zamandır sevilmemiş olmak.
biri tarafından çok sevilince başa gelen korkaklıktır eğer tercih içinse. o kişinin anılarını kaybetmemeye çalışmak ya da başka birinin o kadar seveceği ihtimaline yer vermemektir. kafanda ihtiyaç duyduğun kişiyi isterken, ütopik bir dünyada prenses/prens haline gelen kişinin gitgide daha da kusursuzlaşması, farkında olmadan daha da yücelmesidir. sesinin gitgide bir yağmur gürültüsü gibi mükemmelleşmesi, bakışlarının gitgide zehirlemesi, hatta ve daha çok, bedeninin bir süper kahraman gibi özelleşmesi.
ya da vazgeçmektir. yine vardır birisi, fakat yürektedir. çok acıtmıştır ki, sevilmek artık ince bir kurşun kalemin deride bıraktığı kızarıklık gibidir. zamanla iz geçer de, hani, kalemin o karanlık, sivri tarafı hep göz önündedir. hani zaman geçer, acı kapanır da, fakat bir an zamansız göz önüne gelen kalemin ucu bir hayalde bile çizikler içinde bırakır ruhu.
hani, yine aşması beklenilir çayın suyu boyu.
hani, motorlar maviliklere sürülmek istenir.
hani, bir zeki müren parçasında, güneşin gözleri karşılaştırması beklenir yalnızca.
kendisinin zarif görüntüsünün yanında, hırçın ritmlerini dinlerken, dünyanın en güzel manzaralarından biriyle karşı karşıya bırakıyor insanı.
kendisine ait bir solo albüm bulunmaması moral bozmak için birebir, fakat youtube'da kendisine ait kanalda orkestrayı yönettiği bir parçayı dinlemek mümkün. bunun yanısıra farklı kanallarda da birkaç parçasına rast gelinebiliyor.
belki bunlar yeterli gelmediyse, kendisi son olarak fazıl say'ın nazım oratoryosu'na katılan isimlerden birisi.
ve eminim ki, tarih kendisini altın harflerle bütün sanat kitaplarına yazarken, güzelliği de dillere destan bir ezgi olacak.
deniz rahatlatıcılığını yağmurun yağışında hisseder insan özellikle. deniz sinirlenir, köpürür, kıyıyı döver sertçe. yağmurun kendisine karışmasından nefret ederken, yağmur sularını atar benliğinden kıyıya.
an gelir durur yağmur, an olur sakinleşir deniz. sonsuz bir anlayışla silkinip nefes alır gibi kıyıda dönüp durur. bir adım atsan içine seni de sonsuz yapacak gibidir o an. yüceltecektir damlalarında sanki.
öfkesinden sonra bir elin ile dokunduğunda sanki yumuşar hatta. gökkuşağı açtırır bir geminin tüten bacasından. güneşin upuzun uzanmasına izin verir üzerinde.
kahve dediğin şekersiz, kremasız olur. çikolata bile karıştırmazsın işin içine. kremalı kahve içerken sanki çamur içiyormuş izlenimi veren görüntüsü de ayrı bir iticidir.
zaten hiç anlamam, amaç kahve içmekse kahve iç. bi işi de adabıyla yap.
Bunalımdan çıkmak için yapılması ücretsiz, fakat nadir bilinen eylemlerden biridir.
yıllarca kitap okudum. çok uzun zaman boyunca hatta. ailevi şartlarımın çokta iyi olmaması yüzünden, ne öğrendiysem kitaplardan öğrendim bugüne kadar.
sonra kafamı kaldırdım ve gerçek dünyaya şöyle bir baktım: kitapların basit ve sabit kurallara göre yazılmakta olduğunu keşfettim.
ardından birçoklarının aptalca, komik ve hatta gerici bulduğu şeyi yapmaya başladım; yaşlılarla konuşmaya başladım. üniversitede, arkadaşlarımı beklerken ilk gördüğüm çınara doğru yürüdüm ve sohbet ettim kendisiyle. hep aynı şeyle başladım konuya; hikayen nedir teyze/amca? ve hep güzel şeyler öğrendim kendilerinden. kitaplardan öğrenemeyeceğim şeyler. yaşamaya kalksam bitiremeyeceğim şeyler. ve bu insanların yanından ne zaman ayrılsam hep iyi dileklerde bulunuldu bana.
demem o ki, yaşlılarla sohbet edin. onların aklının aydınlığına sorular sorun. evet kimileri bir gencin düşünebileceğinden daha zayıf fikirlere sahip olabilir. o zaman siz yaşlanın anında. siz onlara bir şeyler öğretin. düşüncenizi gülümseyerek anlatın. ve iyi gözlemleyin; o yaşta ki insanların zihnini parlattığınızda, o aydınlığın gözlerine damladığını çok çok iyi gözlemleyin.
ve sağda solda biriyle sohbet eden ve bu sohbetten tat alan birisi varsa, ona da iyi davranın. o kişinin yanına gitmesi yalnızlıktan değildir. yüksek ihtimaldir ki bunun sebebi eksik aile figürüdür. hikayesini bilmiyor olmanız da mümkündür. muhakkaktır ki, birçok şeyi kafasının içinde yaşamaktan bir an kurtulmak için, kafasındaki sesleri bir anlığına susturabilmek için o çınarın yanında almıştır soluğunu.
Özgün adı "Bonaparte franchissant le Grand-Saint-Bernard" olan "Alpleri Geçen Napolyon"; Jacques-Louis David'in 1801 yılında tamamlamış olduğu yağlıboya tablosudur.
Napolyon Bonaparte şaha kalkmış beyaz bir at üzerinde askeri üniformasıyla resmedilmiştir. Sağ eliyle ileriyi gösterirken, ifadesiz fakat güçlü bir bakışla izleyiciye bakar. Yüzünün bir kısmına düşen saçları bu görüntüyü daha da güçlendirir.
Üzerinde olduğu at ise sanki korkmuş bir şekilde gözlerini açmıştır. Belki de Napolyon'un atı olmanın verdiği heyecan gözlerine düşmüştür. Napolyon'un zaferlerini güçlendirir bir şekilde de şaha kalkmış, yelesi ve kuyruğu olaya daha dinamik bir hava katmıştır.
Arka kısımda Alpleri aşmaya çalışan askerler resmedilmiştir.
Resimde dikkati çeken asıl nokta ise, atın ayakları altındaki kayaların üzerinde BONAPARTE, HANNIBAL and KAROLVS MAGNVS IMP yazar. Hannibal Napolyon'a verilmiş ya da atfedilmiş bir ünvandır.
KAROLVS MAGNVS IMP hakkında da Çok sağlam kaynaklı bilgiler olduğunu söyleyemediğim birkaç bilgiye ulaştım;
IMP imparatorluk anlamında kullanılıyor sanırım.
Karolus Magnus da Karolenj Devleti'ni imparatorluk seviyesine çıkarmış bir devlet adamı. Şarlman olarak da bilinir ve 773 yılında amcasıyla beraber Alpleri geçer. Birilerini kovalarlar oradan. Fakat niçin geçtikleriini ve Napolyon ile ne ilgisi olduğunu anlayabilmiş değilim hala. Tek ortak yönleri ikisinin de komutan olması. fakat Şarlman dini değerler ile yönetirken, Napolyon adeta bir katliam yapmış Avrupa'da.
Acaba diyorum, ressam Şarlman bunu yaptı öldü, şimdi Napolyon geçti, o da öldü tarzında bir gönderme mi yapmaya çalışmış ki?
Ayrıca atın yele kısmında ki kayışta, imza niteliğinde David yazmaktadır.