iran'ın bu konuda çok net bir tutumu vardır. yakaladıklarını salladıkları için çok geçmez vazgeçer itler. bizimkiler de 400 hayalerini bırakıp örnek alırlar inş.
efenim kendileri avusturya\'daki evlerinden kaçıp suriye\'ye giden 15 ve 17 yaşlarındaki sabina ve samra\'dırlar.
çeçen militanlarla evlendirilmek suretiyle hamile kalmışlardır
bin pişmanlarmış ama nafile.
(bkz: ergenlik dönemi saçmalıkları)
şeytanın bile aklına gelmeyecek cinten olanlarına rastlamak işten bile değildir. boşuna kazıklı demiyorlar herife,
III.Vlad, kazığa geçirdiği insanların oluşturduğu bir dairenin ortasında saray halkı ile beraber yemek yemekten büyük zevk alırdı. Özellikle de Türkleri bu işkenceyle öldürmek onun için bir tutku haline gelmişti.
Eline Türk esirler geçince, ayaklarındaki derinin yüzülmesini, açığa çıkan etin üzerine tuz dökülmesini ve ızdırabın artması için keçilere yalatılmasını emrederdi.
Bir gün şehirdeki bütün dilencileri çağırtarak büyük bir ziyafet verdi. Dilencileri iyice doyurduktan sonra masayı ateşe verdirip, hepsini diri diri yaktı.
Bir defa da birkaç kadının göğüslerini kestirip yerlerine çocuklarının başlarını diktirmişti.
Bazı kadınları da kazanlara attırıp haşlatıyor, etlerini çocuklarına yediriyordu.
insanları doğramak, kazanlarda kaynatmak için özel yöntemler uygulamıştı. Bir gün eşek üzerinde tesadüf ettiği bir papazı eşekle birlikte kazığa geçirtti.
Hamile olduğunu söyleyen bir sevgilisinin karnını yarıp doğru söyleyip söylemediğine bakmıştı.
Dil öğrenmek için Eflaka gelen dört yüz Macar ve Erdelli genci casus oldukları gerekçesi ile diri diri yaktı.
Bohemyalı altı yüz kadar tüccarı da Pazar yerinde kazığa vurdurdu.
Tüm bunları bir şenlik havasında yapan Vlad, Mihaloğlu akıncıları tarafından Aralık 1476da Bükreş yakınlarındaki Baltenide iken ansızın bastırılıp yakalandı. Kesilen başı padişaha gönderildi.
iyyyk.
tabi ki de, sultan ii. selim'dir.
sekiz yıl saltanat sürmüş güya. o süre zarfında sarayından dışarı çıkmamış. osmanlı'nın ilerleme dönemini sona erdirip duraklama dönemini başlatmış ve güçlü bir ordusu bulunmasına rağmen fetihlere teşebbüş etmemiştir.
yaran şakirt iddialarından sadece birisi.
güya geylani sekiz asır evvel ona şöyle bir şiir döktürmüş.
"Bizi aracı yap, her korku ve darlıkda.
Her şeyde her zaman, candan koşarım imdada
Ben korurum müridimi korktuğu her şeyde.
Koruyuculuk ederim ona, her şer ve fitnede.
Müridim ister doğuda olsun ister batıda
Hangi yerde olsa da yetişirim imdada"
said efendi geylani nin kendini koruduğunu da şöyle şeyettirmektedir.
Evet Hazret-i Gavsın müridim dediği Said, esir olarak üç sene Asyanın kuzeydoğusunda, yok edici zorluklar içinde hep korundu. Üç-dört aylık yolu, kaçarak aşmış, çok şehirleri gezmiş ama Gavsın (Abdülkadir Geylânînin) dediği gibi hep koruma altında olmuştur.
Üstadımız diyor ki: Ben sekiz-dokuz yaşında iken, nahiyemizde ve etrafında bütün ahali Nakşî Tarikatında ve orada Gavs-ı Hîzan adıyla meşhur bir zattan yardım isterken, ben akrabama ve bütün ahaliye aykırı olarak Yâ Gavs-ı Geylanî derdim. Çocukluk itibariyle ceviz gibi ehemmiyetsiz bir şeyim kaybolsa, Yâ Şeyh! Sana bir fatiha, sen benim bu şeyimi buldur derdim. Şaşırtıcıdır ama yemin ederim ki, böyle bin defa Hazret-i Şeyh, himmet ve duasıyla imdadıma yetişmiştir"
yalanınız da batsın, siz de batın insch...
konu ile alakalı olarak kaynağı da verelim.
-Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Sözler Neşriyat, istanbul 1991, s. 119
Said Nursi, Sikke-i Tasdik-i Gaybî, Sözler Neşriyat s. 120.
makalenin ilk cümlesi "Dinin bir ruh ihtiyacı olduğunu bilim kabul etmiştir. Daha zekasının pek iptidaî olduğu zamanlardan beri, insanların din sahibi oldukları da bilinen gerçeklerdendir."
şeklinde.
madem öyle bu sözü söyleyen bir kişinin bir dine mensup olması gerekirdi di mi efendim?
not: çok severim atsız beyi toprağı bol olsun. bir dine mensup olmaması benim gözümdeki değerini hiç düşürmez.
edit: entry baştan sona değiştirlidi.
faişist beyin isteğidir. birileri hala "biz her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldık" falan diye zırvalayadursun içten içe insanlara milli kimliğini unutturmak için yapılan bir harekettir. türkiye artık öyle bir noktaya geldi ki ben kürdüm demek demokrasi, türküm demek ırkçılık, faşistlik sayılıyor. ben şuyum, ben buyum diyen ne bok olursa olsun bırak bari biz türklüğümüzü gururla söyleyelim. adama zorla nazi kolluklarını taktırmayın. ırk düşmanı etmeyin.
üzerinde zülfikar, yani hz. ali'nin kılıcının temsili resmi bulunan sancaktır. o halde yavuz ali ve alevi düşmanıydı demek ne derece mantığa uygun bir davranış olacaktır yahu?
işte sancak, https://galeri.uludagsozluk.com/r/473583/+
evet. tarihimizin en belirgin gerçeklerinden biri. özellikle girirt adasının kaybedilişi bu açılımın ne deece doğru olduğunu gösterir. şimdi;
(GiRiT YERiNE GÜNEYDOĞU ADINI KOYUN VE BU SÜRECi YENiDEN DEĞERLENDiRiN. NE KADAR TANIDIK GELECEK)
YIL: 1909
ittihat ve Terakki mensubu Edirne mebusu Haşim Bey, ağustos ayında Giritte Rumlar tarafından hunharca öldürülen Osman Efendi (Koraşaki) ile Hüseyin Ağa (Subaşaki) adlı iki Türkün naaşlarını kartpostal yaptırıp devlet erkânına gönderdi.
Mesajı açıktı: Girit elden gidiyor!
Osmanlı Devleti ise, dört büyük ülkeye güvenip, açılım yaparak sorunu çözeceğini umuyordu. Oysa Giritte daha önce kaç kez açılım yapmıştı
Kafanız fazla karışmasın; en iyisi olayları baştan yazalım
Osmanlı ordusu Akdenizin en büyük adalarından olan Giriti 1645-1669 yılları arasında Venediklilerden aldı.
Adanın Müslümanlaştırılması konusunda farklı bir metot uyguladı: Balkanlarda şenlendirme adıyla yaptığı zorunlu iskânı bu kez adada uygulamadı. Fakat zorunlu olmasa da Girit, Türk göçü aldı. Bu arada Osmanlı, Kapıkulu askerinin evlenme yasağını kaldırdı. Bunlar Rum kızlarıyla evlendi. Bazı Rumların da din değiştirmesiyle Girit nüfusunda Müslüman sayısı kısa sürede çoğaldı.
Anımsatmalıyım: ihtida eden Rumların bir bölümü, 823-963 yılları arasında adaya egemen olan Müslüman Araplar idi. Bizansın zoruyla Hıristiyan olmuşlardı. Bu gerçeği saklamayanlardan biri de, Giritli ünlü yazar Nikos Kazancakis (1883-1957) idi. El Grecoya Mektuplar eserinde Arap soyundan (Abadyotlardan) geldiğini iftiharla yazdı. Dünyaca ünlü ressam El Greco da (1541-1614) Giritliydi. Neyse
1700lü yıllarda ada nüfusunda Rumlar ve Türkler hemen hemen eşitti. Adanın dili Rumca, Arapça, Türkçe karışımı olan, yerel halkın Giritçe dediği dildi. Bu dil Rumcaya yakındı. Bunun sebebi, Osmanlı idaresinin Türkçeye gerekli özeni göstermemesiydi. ilginçtir; Giritte Türk dilinin unutulmamasını sağlayan Horasan kökenli Bektaşi tekke ve zaviyeleriydi.
Türk ve Rumlar arasında yıllar içinde akrabalık sayısı arttı. Et ve tırnak gibi oldular. Ancak ne zaman Osmanlı ekonomisinde duraklama ve gerileme dönemi başladı; Giritte isyanlar patlak verdi. Bunda, Ortodoksların hamiliğine soyunan Rusyanın payı büyüktü. 1768de Çariçe Katerinanın kışkırtmasıyla, ticari filoya sahip zengin tüccar Yanis Daskoloyanis önderliğinde Rumlar (Sfakyalılar) ayaklandı.
Osmanlı isyanı bastırdı; Daskoloyanis ve arkadaşları idam edildi ama 100 yıldır et ve tırnak gibi yaşayan Rumlar ve Türkler arasında güven kaybı başladı.
Ne yazık ki, yaşanılacak sonraki tarihsel süreç adanın bu iki halkını birbirine düşman edecekti.
Bunun içsel olduğu gibi dışsal nedenleri de vardı. Öncelikle, siyasi, sosyal ve ekonomisi altüst olan Avrupa yeniden kuruluyor; yeni ittifaklar oluşturuluyordu.
Bu nedenle 1821de Mora Yarımadasında başlayıp Girite sıçrayan isyan Avrupadan çok destek buldu. Bu desteğin siyasi yanı gibi kültürel yanı da vardı; Rönesansla birlikte Batıda antik Yunan hayranlığı başlamıştı.
Rumların camilere, tekkelere, çiftliklere, vakıflara saldırmasını; Türk köylülerini öldürmesini Avrupa seyretti. Kılı kıpırdamadı. Can güvenlikleri kalmayan köylerdeki Müslümanlar şehirlere göç etti. Ancak Rumlar şiddeti her geçen gün artırdı. Osmanlı, Mısırdaki Kavalalı Mehmet Ali Paşadan yardım alarak ayaklanmayı ancak 4 yılda bastırabildi. Cephe savaşları için eğitilen askerler küçük çetecilerle başa çıkmakta zorlanmıştı.
isyanın bastırılması ve Osmanlının Doğu Akdenize tekrar hâkim olma ihtimali, ingiltere, Fransa ve Rusyanın hoşuna gitmedi. Bu üç devlet Osmanlıdan Yunanlılara, Sırbistan ve Romanyada olduğu gibi prenslik vermesini istedi. Avrupada da büyük bir kamuoyu baskısı vardı. Şair Lord Byron, ressam Delacroix, yazar Victor Hugo vs. gibi aydınlar eserlerinde Yunan isyanına destek çıktı.
Kuşkusuz mesele sanatçılarla çözülmedi; ingiliz, Fransız ve Rus donanmaları Moradaki Navarin Limanındaki 57 Türk gemisini batırıp sekiz bin Mehmetçiki şehit ettiler.
Avrupa Konseyi: Osmanlı şaşkındı; ne yapacağını bilemedi. Çünkü Yeniçeri Ocağını daha yeni tasfiye edip, Asakir-i Mansure-i Muhammediye teşkilatını kurmuştu. Savaşacak askeri gücü yoktu. Sonuçta Osmanlı, Yunanistanın bağımsızlık talebinden vazgeçmesi ve kendisine her yıl belli miktarda vergi vermesi karşılığında, Mora Yarımadasında Yunan Prensliği kurulmasını kabul etti.
Aradan çok geçmedi. Rusya da Osmanlıya iki yandan saldırdı. Erzurumu, Edirneyi aldı. ingiltere ve Fransa, Rusyanın ilerleyişinden memnun olmadı. Taraflar bir masa etrafında buluştu. Buradan ne karar çıktı dersiniz; Yunanistanın bağımsızlığı!
Enosis (birleşme) için ilk adım atılmış oldu
Girit Rumları fırsatı kaçırmadı; Yunanistanla birleşmek için hemen ayaklandılar. isyan bu kez çabuk bastırıldı. Rumlar Avrupadan da gerekli desteği bulamadı. Çünkü emperyal devletler, hasta adam Osmanlıyı nasıl paylaşacakları konusunda henüz hemfikir değillerdi.
Öyle ki, Osmanlı; ingiliz ve Fransızların Avrupa Konseyine alınma sözüyle Rusyaya savaş açtı. Ruslar da sıcak denizlere inme hülyasından hiç kopmadı. Giritli Rumların umudu da Rusların bu hülyasıydı Her fırsatta ayaklandılar ve her isyanda bir siyasi hak elde ettiler. Nasıl mı? Açılımın birinci aşaması: Genel af çıkarıldı.
RUSLAR dindaşları Yunanlıları, ingilizlere kaptırmamak için, Çar II. Aleksanderın yeğeni Grand Düşes Olgayı Yunan Kralı Georgios ile evlendirdi. Bu düğünde bir dedikodu çıktı; Ruslar çeyiz olarak Giriti Yunanlılara verecekti! Dedikoduya o kadar inanıldı ki, Giritin fanatik milliyetçi dağlıları Sfakyalılar, Mihail Korakas önderliğinde ayaklandılar. 16 Ağustos 1866da Selino kazasındaki Müslümanları kadın çocuk demeden öldürdüler. Osmanlı ordusu çetecilerin peşine düştü. Tam isyanı bastıracakken devreye ingiltere ve Fransa girdi.
Teklifleri şuydu: Girit Yunanlılara verilemezdi ancak Osmanlı da Girit Açılımı yapmalıydı.
Nasıl olacaktı bu açılım?
1. ilk şart, askeri harekât hemen durdurulmalıydı.
2. Ayrıca silah bırakacak isyancılar için umumi af çıkarılmalıydı.
Tanıdık geliyor mu? Devam edelim:
3. Girit yoksuldu; ada halkı iki yıl vergiden muaf olmalıydı.
4. idari reformlar da yapılmalıydı; Padişahın atayacağı valinin biri Türk, diğeri Rum iki yardımcısı olmalıydı.
5. Ayrıca resmi yazışmalarda Türkçe zorunluluğu kaldırılmalıydı.
Osmanlı açılımı kabul etti. Türkler rahatladı; köy ve mezralarına döndü. Müslümanlar, Bu açılım ne kadar güzelmiş, demeye başladı.
Açılımın ikinci aşaması: Jandarma yeniden düzenlendi. Osmanlının 1878de Ruslara yenilmesi Giritte yeni bir ayaklanmaya neden oldu. Olan, köylerine dönen açılım kurbanı Türklere oldu; evleri, tarlaları yakıldı; canlarından oldular.
Osmanlı ordusu yine isyancıların peşine düştü. Ve devreye yine Avrupalılar girdi. Onların bastırmalarıyla, diğer Osmanlı vilayetlerinden farklı, Girite özel imtiyazlar tanındı; yani yeni bir sözleşme/açılım yapıldı.
25 Ekim 1878deki bu Halepa Sözleşmesi/Açılımı şöyle olacaktı:
1. Girit Valisi sadece Müslümanlardan seçilmeyecekti, Hıristiyan da olacaktı.
2. Vilayet genel meclisinde Rumlar (49/31) çoğunlukta olacaktı.
3. Hıristiyan kaymakamlar Müslüman kaymakamlardan sayıca fazla olacaktı.
4. Vilayet Meclisi ve mahkeme dili Rumca olacak; ancak resmi zabıtlar ve dilekçeler Rumca ve Türkçe olabilecekti.
5. Ve en önemlisi asayişi sağlayan jandarma, yerli halktan seçilecekti.
Osmanlı bu açılıma da Evet dedi. Yeter ki kardeş kanı dursun, diyordu. Fotyadi Paşa, Sava Paşa, Kostaki Anthopulos Paşa, Nikolaki Sartinski Paşa gibi isimleri sırasıyla Girite vali atadı. Diyeceksiniz Artık bu açılım adaya sükûnet getirmiştir! Hayır Açılımın üçüncü aşaması: Avrupaya müdahale hakkı 1885-1888de Girit iki ayaklanmaya daha sahne oldu. Fakat, en büyük isyan 1896da oldu. Artık taraflardan biri asker değildi; Ağride, Kaliveste, Resmoda, Hanyada vd. 250 yıldır birlikte yaşayan komşular birbirine silah sıkmaya başladı. Girit yanıyordu. Tabii yine beklenen oldu; ingiltere, Fransa, italya, Almanya, Rusya olaylara müdahale etti. Asayiş amacıyla savaş gemilerini Girite gönderdiler.
Ve Osmanlıya yine, yeni bir sözleşme/açılım dayattılar.
1. Girit valisi kesinlikle Hıristiyan olacaktı.
2. Bu Vali, adada karışıklık çıkması halinde Batıdan silah ve asker yardımı isteyebilecekti.
3. Hemen genel af ilan edilecekti.
4. Memurların üçte biri Hıristiyan olacaktı.
5. Avrupalı hukukçular adli bir ıslahat reformu hazırlayacaktı.
Osmanlı bu açılıma da boyun eğdi. Başkent istanbulun Giritte açılım yapmaktan başı dönmüştü. Ancak 25 Ağustos 1896 Nizamname / açılımı Giritten kopuşu hızlandırdı.
Elleri silahlı Rumlar artık şehir merkezlerinde bile gezip, kimseden korkmadan Türkleri öldürmeye başladı. Bu cinayetler sonucu, Amcaoğlu Hüseyin, Bedeloğlu Mehmet, Bunacuoğlu Selim Ağanın çoban oğlu, Yanatoğlu Halim, Salih Kaziyatoğlu, Güldanoğlu Hüseyin, Muradoğlu Hasan, Osman Korethaki gibi yüzlerce Türk öldürüldü. Resmolu Hüseyin Subaşaki gibi Türkler şehit edildikten sonra, hıncını alamayan asiler tarafından kafatası bıçak ve sopalarla delik deşik edildi. Türkler korunaksızdı.
Giritin Hıristiyan valisi, kasten Osmanlıdan asker yardımı istemiyordu; Türklerin Giritten gitmesini istiyordu. Giritte oluk oluk Türk kanı akıyordu. Tek tek öldürmeler kısa zamanda toplu katliamlara neden oldu. Elida, Ahladina, Nisiya, Balyovici, Sika, Lisinsi, Mulina, iskalavos, Handra, Akriba, Lamnon, Ziru gibi Türk köyleri yakılıp yıkıldı; Müslüman ahalisi öldürüldü. Türkler adadan kaçış yolu arıyordu artık.
Hanya ve Resmoda altmış bin Müslüman sığınmacı kurtarılmayı bekliyordu. Giritli Müslümanlar, açılım gereği Osmanlının Girite asker çıkaramayacağını anlayınca, iran Şahı Muzafferiddin Handan yardım istedi! Sadece Giritte değil Yanyadaki feryatlara Avrupalının kulağı kapalıydı.
Sonunda Osmanlı, 18 Nisan 1897de Yunanistana savaş açtı. Beklendiği gibi bir ay gibi kısa sürede Yunan ordusunu perişan etti. Türk ordusu Atinaya girecekken, Rus Çarı II. Nikolayın isteği ve ingilterenin baskısıyla II. Abdülhamid Türk ordusunu durdurdu. Yapılan barış görüşmelerinde galip Osmanlı, bırakın bir avuç toprak almayı, savaş tazminatını bile alamadı. Aksine Giritteki nüfuzunu kaybetti
Açılımın dördüncü aşaması: Girit Özerk/Otonom ilan edildi
Diyeceksiniz ki, Osmanlı ordusu, Yunanlıları yenince Giritteki Rumlar korkup sinmişlerdir. Ne gezer! En acıklısı Giritte yaşandı. Türkler, Rumları kesecek iddiasıyla Avrupa devletleri (ingiltere, Fransa, Rusya, italya) adaya asker çıkardı. Asayişi artık onların askeri sağlayacaktı! O halde Giritte Türk askerine gerek var mıydı? Diyorlardı ki, Osmanlı askeri gidince Rumlar bir daha ayaklanmazdı!
Gülmeyiniz, aynı gerekçeler günümüzde Kıbrıs için de söyleniyor
1. Avrupanın bu kandırmasıyla Türk askeri 1898de Giritten çekildi.
2. Ada özerk ilan edildi.
3. Giritin kaderi, Avrupalılara bırakıldı. Avrupalılar, Rumların ve Türklerin can ve mal güvenliklerini güvence altına aldıktan sonra adadan ayrılacaklardı. Girite böylece barış gelecekti. Harika!
4. Tabii bu arada bir şart daha ileri sürüldü: Girit valisini seçme hakkı Osmanlı padişahına bırakıldı. Ancak istisnai bir durum vardı; büyük devletlerin o valiyi onaylaması gerekiyordu. Yoksa kendileri atama yapacaklardı. Ne oldu dersiniz; Osmanlının karşı koymasına rağmen Prens Otto Girit Valisi yapıldı.
Kısa bir süre sonra dört devlet adadan çekildi.
Rumlar hemen adaya Yunan bayrağı çekti. Hani barış gelecekti; beyaz güvercinler uçacaktı adanın üzerinde? Osmanlı büyük bir diplomasi başarısıyla (!) bayrağı indirtti. Karşılık olarak, Avrupa ülkelerinin ve Yunanistanın tepkisini çekmemek için, istanbulda sahnelenen Girit adlı tiyatro oyununu sansürledi. Şaka gibi
Ve sonuç: Toprak Kaybı
OSMANLI, Avrupalı dört devletin oyalayıcı sözlerine, teminatlarına ve açılım masallarna hep inandı. Bunun karşılığında Giriti kaybetti.
Bu da şöyle oldu: 1910da Girit Meclisi Yunanistanla birleşme kararı aldı.
Anadolunun birçok yerinde mitingler yapıldı; Türkler, Giritte savaşmak için gönüllü asker olma müracaatında bulundu; Yunan malları boykot edildi, gemileri Osmanlı limanlarına sokulmadı; Osmanlı konuyu Lahey Hakem Mahkemesine götürmek istedi vs. vs. Bunların pek yaptırımı olmadı. Girit onca açılıma rağmen 1913te Osmanlının elinden kuş olup uçtu, gitti!
Fritz Neumark'ın türk milleti hakkında söylediği düşüncesi
"Türkler pek farkında değil ama Avrupalılar şu gerçeğin farkındadır. Tarihten Türkler çıkarılırsa ortada tarih diye birşey kalmaz."
suriye toprakları müslüman araplar tarafından fethedidiğinde zayıf kültürel değerleri olduğundan onların etkisi altına girip yok olmuşlardır. tek cümleyele böyle özetlenebilir. oraya daha önceleri, savaş çıkmadan evvel gidenler varsa eğer görmüşlerdir ki, onların içlerinde hala renkli gözlü filan olanlar vardır. türklere benzerler genelde. ama içlerinde aslında arap olanlar da bulunmaktadır.
ayrıca suriye diye es geçtim ancak ırak araplarının da bir çoğu, türkmen ve kürt olmayanları, arap değildir gerçekte.
bakınız şu adam suudi. gerçek arap. esmer sakallı, tipsiz bişey.
islamda kadının yeri yokmuş da, ikinci sınıf bir varlıkmış da, şöyleymiş böyleymiş diyenler için. bakalım muasır medeniyetlerin toplumunda kadının rolü neymiş.
tanım: pek de iyi sayılmaz.
tüm bunları yazmamdan kasıt şurda burda müslüman ülkelerde kadına şiddet oranları şöyle böyle diyenler bunu direkt islama yazmanız anlamsız. iran'da tecavüzcüler idam edilmiyor mu? eee. öyleyse? problem?
marmariste gerçekleşmiş bir olaymış. dinledikleri kurandan çok etkilenen norveçli aile islam'ı kabul etmiş. ne gözel. kur'an böyle etkileyici işte darısı tüm müslümanların başına. haber için tıklayınız
çoğu zaman işlemlerde çok faydalı olan tekniklerdir. misal; bir sayıyı 5'e bölmenin kısa yolu, önce 10'a bölüp 2 ile çarpmaktır. ne? gülmeyin bana öyle faydaları oldu ki şaşakalırsınız.
ayrıca bir diğeri de; bir sayıyı 1 e bölünce yine o sayının aynısını bulursunuz.
yani 195847463554675585859747 sayısını ikiye bölünce yine aynı sayıyı, 195847463554675585859747'yi bulursunuz.
(bkz: aynştayn)