everest dağına tırmanmak isteyen dağcıların yaklaşık iki ay boyunca kamp kurarak yaşamak zorunda oldukları, himalaya sıradağları eteklerinde yer alan, khumbu buzulu üzerinde bulunan kamp bölgesidir. dağa çıkmak isteyen dağcıların çadırları, ekipmanları lojistik malzemeleri hep buradadır. filmlerde vs. denk gelmişsinizdir muhtemelen.
everest dağına tırmanmanın minimum 65.000$ olduğunu ve inanılmaz bir fiziki dayanıklılık istediğini göz önüne aldığımızda, ortaya ikinci bir seçenek daha çıkıyor. everest ana kampı treking rotası. bunun için de yaklaşık 2.000$ ve 15-20 günlük bir yürüyüş etabının olduğunu başta belirtelim.
etap, katmandu'ya havayolu aracılığıyla ulaşmayla başlıyor. istanbul'dan katar aktarmalı giderseniz fiyat oldukça düşüyor. thy'nin direk uçuşu da var; ama yaklaşık 5 katı daha fazla.
katmandu'ya ulaştıktan sonra iki seçenek karşımıza çıkıyor.
birincisi; tekrar uçak kullanarak dünyanı en tehlikeli pisti olan lukla'ya gitmek, (bkz: lukla havalimanı)
ikincisi; yaklşık 12 saat berbat bir yolda otobüs ya da jip ilephaplu şehrine -ya da köyüne- ulaşmak. sonrasında ise 4-5 günlük bir yürüyüşle yine lukla'ya gelmek.
genel olarak insanlar uçak ile lukla'ya inerek yürüyüşe başlıyorlar ki ana rota da bu zaten. benim tercihim ise, diğer yolu seçerek, hem maddi olarak tasarruf etmek, hem de daha bakir kalabilmiş olan şerpa köylerini gezebilmek. daha yorucu evet; ama kesinlikle daha otantik.
sonrası ise; tek bir patika üzerinden everest ana kampına kadar yürümek. aynı rotayı oranın yerli halkı da, yak ve eşekler de, yürüyüş yapan turistler de kullanıyor. her gün yaklaşık 6-7 saat yürüyüşün ardından bir köye gelerek konaklıyorsunuz. tabii ki bu arada irtifa da artıyor. ta ki 5600 metrelere kadar. sanırım ağrı dağından daha yüksek. alternatif rotalar da var tabii ki; ama ana rota şu şekilde;
bu rotaya, alternatif köyler, kalacak başka yerler, tırmanacak küçük dağlar da eklenebiliyor. orası artık sizin keyfinize kalmış. bazı yerlerde irtifaya alışmak için birden fazla gün kalmak zorundasınız. buna da aklimatizasyon deniyor. kalacağınız yerden daha yüksek yere tırmanıp, tekrar daha alçak bir seviyede uyuyorsunuz.
amatör olarak bu işlerle ilgilenen insanların gidebileceği en olağanüstü rota bu olsa gerek. hem insanın kendi sınırlarını zorlaması, hem de bu çabanın ödülü olarak göreceği manzara çok heyecanlandırıyor beni. 5200 metrede uyuma fikri bile yeter. hazırlıklarımı yapıp seneye (2022) kasım ayı sonlarında kendime doğum günü hediyesi olarak bu deneyimi hediye edeceğim.
pandami müzik isimli oluşumun solisti, inanılmaz yetenekli, aynı zamanda inanılmaz güzel kadın. rock, rap, arabesk, pop her türlü müziği harika icra edebiliyor. videolarına bakılınca, iyi de bir mizah anlayışı olduğu belli oluyor. bu tarz videoları izlerken, oluşturulan mizansen kimin fikriydi diye düşünüyorum hep. grubun beyin tayfası kim? müzikal düzenlemeleri kim yapıyor? komedi kısmıyla kim ilgileniyor?
siz de benim gibi mi izliyorsunuz videoları yoksa normal misiniz?
neyse. alara canay'a gelirsek. insan izlemeye de dinlemeye de doyamıyor...
ayrıca; videolar kısmından izlenebilecek, tanıdık kelime hatasıyla gülümsetmiştir. senin aklına nereden geldiğini bilmiyorum; ama benim aklıma nereden geldiğini biliyorum.
toprak sezon maçlarından atp tek erkekler finali. roma'da gerçekleşen maç.
bu adamları kaç sene daha izleriz bilmiyorum ama sonlara yaklaştığımız muhtemel. nesil olarak kesinlikle tarihe tanıklık ettik. roger federer ile birlikte bu üçlü , spor dünyasının en büyük rekabetlerinden birini yaşattı bizlere. belki belgesellere, filmlere konu olacak cinsten hem de. ben de bu rekabete rafael nadal fanı olarak dahil oldum yıllarca. genlerimize işlemiş futbol fanatizmini bir kenara koyarsak gerçekten spor dünyasında çok daha üst düzey ve çok daha temiz, şaibesiz müsabakalar oluyor. naçizane tavsiyem; yapabilirseniz kendinize, yapamazsanız çocuklarınıza bu iyiliği yapın.
tenis, formula 1, nba belki snooker.. vs. vs. dahil olunacak çok şey var gerçekten.
beşiktaş kültür merkezi'nin bizlere izlettiği efsane oyunlardan birisi.
hem dönemin siyasi ortamını, hem naif insan ilişkilerini hem de zekice yazılmış kelime oyunlarını çok iyi bir araya getirmişler zamanına.
tiyatro-film kıyaslamasına bakarsak; sanırım başkaları tarafından canlandırılması en zor metinlerden birisi bu bkm oyunları. çok zor ya da çok sanatsal oldukları için değil, yılmaz erdoğan bu metinleri yazarken hangi rolü kimin oynayacağını da o sırada planlıyor ve kelimeleri bile ona göre seçiyor. hangi tonlamayla konuşacağı, nerede es vereceğini bile düşünüyor oyuncunun. çok nevişahsına münhasır karakterler o yüzden. o yüzden başka birisini o role koyduğunuzda kesinlikle olmuyor. tabii ki bunda oyuncuların da becerisini yabana atmamak lazım. demet akbağ, zerrin sümer, bican günalan, sinan benginer, altan erkekli vs. vs. hepsi müthiş oyuncular.
izlediğim zaman çocukluk dönemlerimi hatırlatması nedeniyle de gözümde yeri ayrıdır bu oyunların. türünün tek örneği olmalarının da payı büyük. favori şakam; camu'nun yabancısı.
ben de bir kere görmüştüm ateş böceği. sanırım 15 yaşımdaydım ya da 16. izmir'de askeri kampta gece 4-6 nöbetine kalkmıştım. (çat nöbeti diye bi şey var. bölüğün bütün silahları bir yerde toplanır ve birbirlerine yaslanarak düzenli bi şekilde dizilir. kemal sunal filmlerinde görülür sıkça. herkes silahını koyar, en son kemal sunal gelip devirir bütün tüfekleri. işte o silahların başında tuttuğun nöbet.) nöbeti devraldığım arkadaşım gösterdi. oturduğu basamakların oraya gelmiş. ben de oturdum aynı yere. boyum kadar tüfeği dayadım duvara ve elimde el feneri bütün nöbet ateş böceğini izledim. ben o zamana kadar ateş böceğinin öyle bi şey olacağını hiç düşünmemiştim. neden ateş böceği dendiğini de anlamamıştım; ama o an o canlıya verilebilecek en iyi isim olduğunu farkettim. galiba belli bir yaştan sonra, artık şaşırabileceğin şeyleri görme ihtimalin gittikçe azalıyor. şaşırtmıyor hiçbir şey. şaşırmak insanın en büyük ihtiyacı. güzel bi yemek yiyince verdiğimiz tepki aslında bizi şaşırtması. birisine aşık olma sebebimiz de aynı. gerek güzelliği gerekse fikirlerinin bizi şaşırtması. sıradan şeyler o yüzden çabuk sıkılıyoruz ya da baştan ilgimizi çekmiyor. ateş böceği de beni bir bebeğin etrafındaki her şeye şaşırması gibi şaşırtmıştı. sanırım her yaşta ateş böceği görmeye ihtiyacımız var. her şey o kadar sıradan ki artık.
"bir babanın en iyi dostun olması, hayatta en büyük şanstır." demişti gülseren. keşke seninle bu konuyu uzun uzun tartışabilsem gülseren...
daha başlığı bile açılmamış, 2020'nin en iyi filmlerinden. *
hepimiz gibi, aslında çok yetenekli ve çok zeki olduğunu düşünen ama bu özelliklerini kullanıp kendini gerçekleştirmeye imkan bulamamış bir adamın hikayesini izliyoruz aslında temek olarak. hikaye de denmez. intihar etmek üzere olan bir adamın aklından geçenler desek daha doğru.
açılıp, elde edemediği bir kıza yüklediği anlamlar ve o kızı ailesiyle tanıştırma seremonisi üzerine kurgulanmış bir bilinçaltı. bilinçaltı ters bir olay örgüsü kurguladığında, hemen kızın tarzı, mesleği, ailesiyle olan ilişkisi değişiyor. bilinçaltında bile ters giden bir şeyler var çünkü. sen bunları haketmiyorsun diyor kendi kendine. ailesinin hayatına olan etkisi o kadar fazla ki, onlarsız hayal bile kuramıyor ve ailesine yaptığı hizmetleri de sevgilisine onaylatıyor. zaten sürekli bir kendini onaylatma çabası içersinde. o kadar bize benziyor ki ana karakter. .
mulholland drive filmi vardı. orada da bir kızın rüyasını izliyorduk farkında olmadan. zaman zaman o filmi hatırladım. özellikle evden çıktıktan sonra tatlı almaya gittikleri sahnede. burada da bilinçaltını izliyoruz. rüyaların da bilinçaltı ürünü olduğunu düşünürsek, normal aslında böyle olması.
kendiyle yüzleşmeye cesareti olanlar için gayet güzel bir film diyebiliriz. daha üzerine çok konuşulur ama neticede burası uludağ sözlük.
kasım ayında formula 1 yıllar sonra tekrar türkiye’de düzenlenecek. formula 1 fanatikleri için güzel haber. tek problem seyirci yasağı olup olmayacağı. kasım’da istanbul’dayız mecbur.
dünyanın en güzel aktivitelerinden. hele ki kedinizin zarar verme genleri yoksa daha da keyiflidir. siz götünü ısırınca size bakıp miyuv diye bağırması çok komik oluyor.
iki kadeh bir şeyler içip, biraz müzik dinleyip, yeni insanlarla tanışıp geceyi orda geçirmek istenilen ortaçağvari atmosferli mekanlardır. ülkenin dört bir yanından gelen gezginler, müzik yapan müzisyenler, savaş yaklaşıyor dedikodularını yayan şehir sakinleri, içki servisi yapan hancının güzel kızı, üniformalı askerler ve daha birçok detayla fantastik dünyaların vazgeçilmez ortamları. rpg oyunlarında bütün olayların çözüldüğü, fantastik serilerde herkesin yolunun düştüğü; sıcak, güvenli sığınaklar. bir de buraların kendine özgü içkileri vardır. bal likörü, şıralar, değişik meyve şarapları vs. hepsinin tadını da merak etmişimdir.
aksaray üniversitesi öğrencileri tarafından hazırlanmış doğa için çal klonu video. neredesin sen şarkısını çalıp söylemişler.
söylenecek çok şey var ama; kalp kırmaya gerek yok sanırım. iyi niyetli bir çalışma olduğuna şüphe yok; lakin keşke kayıttan sonra açıp bir kere dinleselerdi.
yine mercedes takımının dominasyonuyla geçecek bir gp. diğer takımlar gibi biz de yağmurun yağmasını, mercedeslerin spin atıp yarış dışı kalmasını ya da pit stop esnasında hata yapmalarını bekleyeceğiz. 90'lı yılların sonlarından beri formula izleyen birisi olarak bu kadar etkileyici bir takım performansı gördüğümü hatırlamıyorum.
eski ferrari başarılarını durdurmak için elinden geleni yapan fia bu sefer gayet sessiz bir şekilde olan biteni izlemektedir. bu şekilde devam eden heyecansız bir formula'nın seyirci kaybedeceği aşikar. bakalım gelecekte neler olacak.
zamanında satın alıp, ses çıkartıp, istediğim şarkıyı çalıp sonra her şeyde olduğu gibi hevesimin çabuk geçtiği ve süs olarak salonumu süslemeye devam ettiği bir dönem olmuştu. üflemek sayılır mı emin değilim.
fantastik eserlere ilgili kişilerce çoktan okuyup sindirilmişse de biz yine de tavsiyemizi yapalım. içinde (bkz: locke lamora) isimli harika bir karakter barındırır. bu da seriyi, karakter odaklı okuyucular için de cazip hale getiriyor.
enstrumantal ayna şarkılarının yer aldığı albüm. ağırlıklı olarak yaylı sazlardan oluşan bir orkestrayla, bazı şarkıları kaydetmişler. sanırım biz söyleyelim diye. kareoke hesabı.
eski ayna hayranları için pırlanta değerinde. en güzellerini de ekleyeyim.
kaltekibinin eski üyelerinden. sanırım dedektif serisinin de senaristi. ekipten ayrıldıktan sonra tek kişilik gösteriler yapmaya başladı. hatta gösterilerinden birini de sosyal medyada paylaştı.
lig tv 3'te yayınlanmakta olan atp maçı. londra'da oynanmakta.
ekselansları setlerde 1-0 önde ve gerçekten güzel oynuyor. novak ise her zamanki gibi; ona karşı ancak karşılanması imkansız toplar atabilirseniz sayı alırsınız!
--spoiler--
hintçe şarkının komikliği, teyzenin telefondaki çırpınışları, selçuğun bozulması, ardından kopya verişi, şiir sahnesi ayrı ayrı efsane olmuş eser.
--spoiler--
baldırı kuvvetli sözlük sakinlerinin sahip oldukları velespitlerdir. şahsen toplama tercih edenlerdenim.
- sedona 781 2011 kadro (18" mavi beyaz)
- rock shox tora beyaz maşa (havalı, gidondan kilitlemeli)
- shimano deore ön ve arka ruble
- sram x7 2012 vites kolu (2009 sram x9 vites koluyla aynıdır)
- sram x7 ön arttırıcı
- sram x9 arka arttırıcı
- shimano deore hidrolik disk fren
- shimano mt 15 beyaz jant
- schwalbe asfalt yol lastikleri
- race face gidon, gidon boğazı ve sele borusu
kido'nun başlattığı, hazır, soğuk puding olayının kanımca en başarılı temsilcisi. çikolata ve fındıklı yoğun kıvamıyla insanı delirtebilir. bir tane genellikle yetmez.