aslında vazgeçecektim ama, kafa izni aldıktan sonra yazarlığımın onaylandığını görünce bir giriş yapmak istedim. baktım, girdi. kafa izni filan da iptal olmuş oldu. dedim, yaz gitsin.
kimi zaman koca koca sarılan insanlar tanınır, bu bozukluğa. çünkü kendini ifade etmekte acele ediyordur, ya da tam tersi bir şekilde, hiçbir acelesi yoktur o kişinin. başlar konuşmaya, süsler cümlelerini. zamanla, sıfatla, durumla. aklına her ne geliyorsa. ve cümlenin sonuna doğru unutur ya da bir sokak daha dönmek ister ve biz bunu anlatım bozukluğu olarak görürüz. aslında herkes her şeyin farkındadır da işte, söylemeye mecali yoktur, kimsenin. ' burada anlatım bozukluğu var! ' diyenler hariç tabii.
hiçbir şekilde anlam verilemeyen, birden oluveren ve karşılık koyulamayacak kadar absürd, trajikomik mutsuzlukların tümüdür.
tümüdür, çünkü umut sarıkaya bunları karikatürlerinde tamamen işlemiş ve tüm bu başa gelenlerin en akılda kalıcılarını, en evrensellerini bir bir örneklemiş olduğundan, artık buna benzer mutsuzluklar, şanssızlıklar, absürd olaylar yaşandığında ilk akla gelen olur.
örnek vermek gerekirse, annenin yaptığı koca bir tencere dolusu çikolata sosunu sıyırmadan içine su doldurmasıdır. haberiniz vardır bu sostan ve bir an önce bitmesini bekliyorsunuzdur içeride. mutfağa gidip, daha bitmedi mi acaba, diye düşünürken lavabonun içinde o su dolu tencere ile karşılaşmaktır.
ya da, cüzdanda nakit yokken ve yakınlarda bulunan 8 atm'den biri dahi kullandığınız bankaya ait değilken ve saat de son metroya çok yakınken akbilinizde yahut kullandığınız toplu taşıma kartlarınızın içinde kalan paranın, alması gerektiğinden bir kuruş daha az olduğunu görmektir.
umut sarıkaya tipi mutsuzluk, günümüz türkiye'sidir, kısaca.
hukuk fakültelerinin daha çok 1. sınıfında görülen anayasa'ya giriş ve diğer anayasa derslerinde mutlaka ve mutlaka ders kitabı olarak seçilen, bazen farklılıklar olabiliyor, kitabın yazarı.
olaylara birçok açıdan bakarak, öğrencinin perspektifini genişleten bakış açılara sahip, birçok durumu ele alarak, ulan şimdi ne olacak, durumuna düşürmeyecek derecede derine inen bir hocadır kendileri. ve kitaplarının her birinin iki çeşidi bulunmaktadır, içerik bakımından. çoğu meslek yüksek okulundaki öğrenciler, yine kemal hocanın bu daha yüzeysel ve daha kısa tutulmuş kitaplarını kullanır, hukuk fakültelerindeki öğrenciler için de ayrıca, geniş ve derin bilgiler içeren kitabı vardır.
çok iyi bir hukukçu olduğu, her cümlesinden anlaşılıyor kitaplarında.
türk müziğinin açık ara en ustaca, en güzel, en gizemli ve en sarhoşluk veren saz semaisidir.
normalde tanburda alt, üst mızrap öğretilir. tek, çift, üçlü, dörtlü'ye kadar çıkar. ancak burada cemil bey, beşli mızrap vurur. ve bu da bir tanbur öğrencisine oldukça sonra öğretilen bir şeydir. yeteneğine göre, kısacası. fakat cemil bey bunu nasıl da dünyanın en kolay şeyiymiş gibi yapıyor, akıl alır gibi değil.
bilim adamı. bir sanatçı ya da tanburi değil. gerçek bir bilim adamı.
yaylı tanburu icat eden insan.
ah o güzel. bir kerecik dahi olsa ellerini koklayıp, okşamak isterdim. mızrabı sıkıştırdığı o iki parmağının arasına bakıp gülümsemek isterdim. eminim ki bundan rahatsız olur ve benden pek hoşlanmazdı.
hakkında bilgi edinmek isteyenlerin, oğlu mes'ud cemil bey'in ve yazar hanımefendinin ismini tam hatırlayamıyorum, affetsinler, kitaplarını okuyarak yeterli bilgiye erişebilirler.
kısaca bahsetmek gerekirse, andelip ismini verdiği klasik kemençesini hep yanında, paltosunun iç cebinde taşır. bir tarafından andelip, diğer tarafta ise çok sevdiği rakısı.
dışarı çıkarsanız öleceksiniz cemil bey, dedikleri gün dahi sirkeci'den bostancı'ya gelebilecek kadar deli ve musıki aşığı, kendileri. meşk olacak toplantıya gidebilmek için, doktor gider gitmez çıkıyor evinden.
eşi emine saide hanım, doğum yaptıktan sonra çok acı hissettiğini görüyor, cemil bey. ve bunu nasıl geçiririm, nasıl unuttururum, nasıl hafifletirim, diye düşünüp, ardından eşine dönüp, saide, size bir tanbur çalayım mı, diye soruyor.
güzel insan. güzelim. keşke şedaraban saz semaisinin o girişindeki neva perdesine, sadece neva perdesine senin gibi basabilsem.
tanburi cemil bey'in muhteşem üslubu ile yorumladığı ve böylece dillere pelesenk olmuşçasına, sazlara sıkı sıkıya sarılmış bir beste. kendileri bu eseri hem ud ile hem de klasik kemençesi - andelip - ile seslendirmişlerdir.
canlı olarak iyi bir tanburiden dinlemenizi tavsiye ederim. klavyeye hakimiyeti gayet iyi ve hız konusunda eksiksiz bir tanburiden.
koca bir el, birden dalıverir yüreğinize. gıdıklar gibi hissedersiniz de, canınızın yandığını hissetmenize daha vardır. eserin ortalarındaki mızrap sesleriyle irkilir, kaburgalarınızın da şiddetle titrediğini hissedersiniz. hemen sonra da gözleriniz bulanık görmeye başlar. ağlarsınız.
sultaniyegah makamından söz etmek istemiyorum bile. bu eser, çok farklı. çok kaygılı. çok muhteşem. çok muhterem.
ayrıca, bu eser aslında yine dede efendi'nin ah nihan ettim seni sinemde, isimli eserinin saz eseri olarak icra edilmesiyle ortaya çıkmış bir eser. aslen bahsettiğimiz gibi, ah nihan ettim seni sinemde ey mehpare canımsın, isimli bestesidir.
nikriz makamında olan sirto formudur. muhteşemdir.
oldukça hareketli ve inici çıkıcı seyirdedir. nasıl ve nerede, ne şekilde bittiği belli olmayabilir, genellikle tam ' işte burada, her şeyi söyleyecek ' dediğiniz yerde biter, bu makamdaki eserler.
sirto ise çok farklı bir form olduğu için, nikriz olmasından dolayı harika duygular uyandırır. yol boyu güleç bir hale sokabilir sizi. eğer gerçekten böyle bir hal ile donanmak istiyorsanız; https://www.youtube.com/watch?v=Vp2ua9eIpa8
hayır, ben biraz daha sakin kalmak istiyorum diyorsanız da;