aniden beliren osuruk kokusundan evde yalnız olmadığını anlamaktır.
evde yalnızken hep bi tribe girerim.
"evime heran hırsız girebileceği" tribi.
size biraz evimden bahsedeyim; evim, memleketimin en merkezi yerinde. 2 bloklu bir apartmanın çatı katı.
şimdi diyeceksin ki; "e be gerizekalı, çatı katına nasıl girsin hırsın. sıpaydırmen mi lan o?"
haklısın da tabi.
ama yangın merdiveni doğal olarak benim çatımın hemen yanında bitiyor ve merdivenin çatısında demir yok.
elin oğlu bi keşfetse anamızı ağlatacak haberi yok.
haa burada yayınladım, bu saatten sonra hırsız girerse sözlük ahalisinden şüpheleneceğimin resmidir.
yok resim olmadı karikatürüdür.
neyse konuğumuza dönelim.
ne zamandır müzikle uğraşıyors... öhm..
konumuza dönüyoruz.
televizyonun karşısına kurulmuş, kucağıma laptopumu almış sağa sola sırnaşırken açık olan balkon kapı ve penceresinden ağır bir şekilde pis koku gelmeye başladı.
"kim osurduysa söylesin amk!" dediysem de kimseden ses çıkmadı.
kendime de yalan söylemediğimi anladıktan sonra yavaş hareketlerle koltuk altlarımı kokladım ve kokuları uyuşturmaya çalıştım, lakin başarılı olamadım.
ve o an bir ürperme hissettim; "ulan hırsız mı girdi acebooo?" şeklinde.
böyle gereksiz triplere hep girdiğim için evde yalnızken sağımda solumda biyerimde bir kesici alet bulundururum hep.
yavaşça ona uzandım ve balkona çıktım.
kimse yoktu.
"ulan ben balkondayken pat die camların birinden içeri atladıysa" diyerek hızlıca içeri girdim tekrar.
hızlıca girdim ki koala gibi bakakalsın pezemenk.
pat girdim perdeler uçuşuyor odanın birinde.
yaklaşık iki saniyelik yusufun ardından;
"çatı katı malum eserekli olur" şeklinde telkin ettim kendimi.
camı kapadım oda oda gezmeye başladım bu sefer.
her girdiğim odanın ardından kendime "temiz" şeklinde komut filan verdim.
dipnot: komut kredisi işini fazla anlamadığım için sadece temizle yetindim.
aslında bu kadar aranmazdım gereksiz yere ama o kim osurduysa söylesin amk lafından sonra kıss kıss gülme efekti duyar gibi oldum. ya ondan.
sene 97 98 o zamanlar.
okuldan koşarak geliyorum, çantamı kapının önüne bırakıp üzerimi çıkarmadan telefonun kablosunu takıyorum ananemin aldığı bilgisayarıma.
bizimkiler çalıştığından evde bi ben varım. çok rahatım.
"bi daha girersen yasaklarım o bilgisayarı!" tehditleri zerre umrumda değil.
mirc diye bişey çıkmış. dayım yüklemiş bilgisayarıma. her hafta sonu bizde kalıyorlar ve bilgisayara dokundurtmuyor.
merak edip tıklıyorum bi elli kere.
açılıyor sonunda. "bu ne ya?!" diyorum anlamaya çalışıyorum ama yok.
buton buton gezerken bi adam resmi görüp şaşırıyorum. bu kim lan triplerine giriyorum ufak yaşta. *
bakınız o adam: http://www.runescape-help...es/about-mirc-message.png
aradan günler geçiyor. elimde sözlük bilgisayar başında yiyorum saat 13.00 ile 16.59 arasını. *
bi şekilde nick almayı becerip bi odaya giriyorum. odalar, mirc in en meşhur zamanındakiler gibi tıklım tıklım değil. mahallemiz gibi. herkes birbirini tanıyor sanki. o derece az.
alışıyorum, seviyorum bu programı.her okuldan gelişte kuruluyorum bilgisayarın başına biraz daha karıştırıyorum mirci.
annem her akşam gelip bir tokat atıyor.
nasıl diyorum, nasıl anlıyor bu kadın internete girdiğimi?!
bir gün allah giriyor mirce.
dakikada bir bana ana avrat sövüyor.
cevap veremiyor elimi fareden çekip sadece ekranı izliyorum korkuyla.
allaha nasıl cevap veririm. korkudan bilgisayarın fişini çekiyorum devam ettikçe.
babama da söyleyemiyorum akşamları, allah bizi öldürcek, bana internetten küfür ediyo diye.
telefon faturasının dayağı belimi bükmüş zaten. bide allahın yaptıklarını nasıl söylerim diye düşünüyorum.
bi akşam annem günlük tokadını atıp bilgisayarı yasakladıktan sonra dayanamayıp anlatıyorum anneme.
gülüyor.
geceler niye sayıkladığın anlaşıldı şimdi diyor.
sarılıyor bana.
nasıl diyorum, nasıl anlıyorsun benim bilgisayarı açıp internete girdiğimi?!
oğlum sen o kabloyu bilgisayara takınca ev telefonu meşgul çalıyor diyor bana.
peki anne allah niye bana küfrediyor.
oğlum o allah değil bla bla bla.
büyüdükçe o adama olan saygım artıyor.
feyk olayının başlangıcıdır bence o adam.
allah nickiyle kullanıcılara korku salmak nasıl bir espri anlayışıdır. *
ulan adam ne eğlenmiştir kim bilir.
teravih namazı kıldıracağı cemaatin oyununa gelen nurettin dir. *
1977 senesinde, ramazan yine yaz aylarına denk gelmektedir.
bir kaç dini bütün gencimiz deniz kıyısındaki çimlerde iftarını yaptıktan sonra teravih namazını da deniz kıyısında kılmayı planlarlar.
aralarından bir imam seçerler ve doğal olarak seccadesini en öne sererler.
fakat serdikleri yer sadece seccadenin ağırlığını kaldırabilecek olan bir zemindir. uçurumun hemen kıyısıdır.
yani imam efendi secdeye vardığında, seccadenin serildiği zemin ağırlığı kaldıramayacak ve imam efendiyi yaklaşık bir-bir buçuk metreden kumsala düşürecektir. *
olayla ilgili bi vtr * miz önce onu dinleyip üzerine konuşalım!
tamam güzel, eğlenceli bir şaka olarak görülebilir.
böyle bir şakayı biz yapsak nasıl olur acaba?
aforoz ediliriz lan!
imam kalkar cemaatle birlikte linç etmeye kalkar şakayı yapanı.
bu nasıl bi zihniyet, nasıl bir şakadır.
eğer namaz bu dinin en önemli vecibelerinden biriyse bu yapılan nedir?!
frankie sandford, mollie king, una healy, vanessa beyaz* ve rochelle wiseman dan oluşan müzik grubu.
grup 2006 yılında londra da kuruldu ve günümüzde de müzik yaşantısına devam ediyor.
bu gece/sabah başımdan geçenler ve kafamdan geçenler...
bütün gece uyumadım.
saat 3 gibi "bir film izlemeliyim" dedim kendime.
hemen dvdlerimi aldım elime.
fight club mı izleseydim pulp fiction mu reservoir dogs mu...
pulp fiction u uzun zamandır izlemediğimi anlayıp seçtim.
bu sefer o çantanın içinde ne olduğunu belki anlayabilirdim. *
olmadı yine olmadı...
film bittiğinde hava aydınlanmaya başlıyordu.
hemen bi sigara yakıp balkona koştum ve etrafı izlemeye başladım.
güneş ışıkları apartmanların üst katlarına vuruyordu daha.
sokaklar bomboş.
bikaç belediye aracı yolu filan yıkadı işte. *
sahile doğru süzüldü gözlerim.
bikaç tekne yavaş yavaş açılıyordu.
"sahile inip koşsam mı acaba" diye düşündüm.
sonra nereye kadar koşsam diye düşündüm.
gözlerim bayağı uzağa gitti.
"ohooo hastane burdaysa... bayaa yol varmış lan!" dedim kendime. *
o'na mesaj atayım dedim.
atamadım fakat.
uyuyordu ne de olsa.
hem ne diyecektim?
sahilde koşalım mı?
çıkamazdı ki dışarı.
bunları düşünürken çıksa neler olabileceğine gitti birden aklım.
yine hayallere daldım. (bkz: hayallerde yaşıyor bazı ibneler) *
evinin önüne kadar koşmuşum.
ya da taksiye binip, sana; "koşarak geldim" demişim. *
sahilde yürüyoruz.
kumsala inip ayakkabılarımızı çıkarıyoruz filan.
tıpkı filmlerdeki gibi.
sonra banklara oturup denizi seyrediyoruz.
hiç konuşmadan.
sadece el ele tutuşarak...
tam bunları düşünürken balkon kapısından bir ses duyup kapıya yöneldim.
mutfağın yanından geçiyordum ve ocaktaki yemekleri görüp "hassktir şunları dolaba koyim bozulmasın" dedim.
demez olaydım. *
ilk tencereyi sorunsuzca buzdolabına yerleştirdim.
öteki tencerede bol salçalı makarna vardı. *
tam dolaba götürüyordum ki o lanet olasıca kulp koptu ve bol salçalı makarna yerlere saçıldı.
her yer yağ içindeydi.
o denizi izlerken ki halimden eser yoktu.
sinirlenmiş, küfürler savurur hale gelmiştim. *
bu güzel sabahımın, hayallerimin, sigaramdan aldığım zevkin içine sıçmıştı bir tencere makarna. *
temizlik filan derken acıktığımı farkettim.
fırına inip poğaça alıp kahvaltı yapim dedim.
yaptımda.
her şey tam bir sen eksiktin.
yokluğun en fazla bu gece yordu beni.
bu gece daha fazla kırdı söylediğin sözler.
bu sabah daha çok kapıldım umutsuzluğa.
inanmasan da, inandıramasam da artık,
seni hala seviyorum...
yine işbaşında olan tiplerdir.
beşiktaş ın guti yi renklerine bağlamasıyla yanıp tutuşmaktadırlar.
yok efendim neymiş guti nin onu bunu ellemesiymiş, ona buna binmesiymiş.
yav arkadaş mantıklı düşünün.
guti birilerine binecek olsa bineceği ilk kişiler sizlersiniz. *
guti binip, quaresma cila çekerken kıçını tutan ezikleri görür gibiyim. *
akıllı olun azcık ya. *
guti ve quaresma yı tutacak transfer yapamayan takım transfer yaptım demesin!
yaz aylarının girmesi ile gazete, tv, radyo haberlerinde sıkça duyduğumuz söz.
örneğin; madrid in midyat ilçesinde, lise öğrencisi b.m(17) serinlemek için girdiği gölette boğularak can verdi.
ben işin "serinlemek için" olan kısmına takılı durumdayım. bakın el sallıyorum ordan. *
bi garip geliyor bana, sürekli aynı ibarenin kullanılması. neden serinlemek için?
belki arkadaşlarıyla deve güreşi oynamak için girdi denize, göle, gölete, dereye, akarsuya, havuza, ve benzerine!
belki de amacı serinlemek değil sadece yüzmekti.
neden insanların amaçları hakkında kesin fikirlere sahip olmadan haber yapılıyor? ve bu haberler ulusal kanallarda bangır, bangır yayınlanıyor. *
"serinlemek için denize girip boğulan ve ardından kaybolan y yi arama çalışmaları devam ediyor"
madem öyle kesin fikirlere sahip olabiliyoruz haber yapmak için, "merak etmeyen iki gün sonra şişip balıkçı ağlarına takılır ne de olsa" diye altyazı geçelim. teselli edelim aileyi.
- evet ilknur hanım nasıl oldu olay?
+ oğlum b.m. "anne kızlarla plaja gidiyoruz, okey filan oynar, yüzeriz" diyerek evden çıktı!
- serinlemek için girmiştir o denize!
+ yok yok oğlum çok serin kanlı bir insandı, öyle aman serinliim, şapka takiim başıma güneş geçmesin, terli su içmiiim hasta olurum filan düşünmezdi!
hayattan soğumaya sebebiyet veren küllüklerdir bunlar.
lebtabımı masama kurmadan önce sigara-çakmak ikilisini masama bırakırım. ardından buzdolabımın buz gibi soğuğundan gelen kolamı bardağa koyup içine birkaç buz atar ve masama bırakırım.
akabinde hep o lanet olası küllüğü aramaya başlarım ancak hiçbir zaman ilk baktığım 10 yerde bulamam bu küllüğü.
bir küllük nerede olabilir ki? mutfaktaki lavabonun içinde ıslak bi halde olabilir ama yoktur.
bulaşık makinesinde olabilir ama yok.
cam kenarları... yok arkadaş!
yatağın altı... ahaha şakamısın?
yemek masası... siktir ordan!
(en fazla beş dakika süren aramalardır bunlar) (daha fazlası insanın cinnet geçirmesine sebep olur) *
ulan daha nerde olacak bu küllük?!
aranılan şeyin hiçbir zaman bulunmaması, arama işleminde saçma sapan yerler tercih edilmesine sebebiyet verir.
bu arada küfrederek bilgisayarın başına oturur ve zaman geçirmeye başlarsınız. bi sigara yaktıktan sonra tabi. *
sigara yanar ve ne ilginçtir ki kül oluşur. *
ulan nereye dökücez bunu?!
ayağa kalk lavaboya dök!
camdan aşağı dök!
eline dök, elini yıka!
peçeteye dök, yakma dikkat et!
ye amk ye! bu amk küllüğü seni delirtmeden ye o külleri! *
içine sıçılmış bir pc-kola-sigara zevki!
aynı zamanda yazmayı düşündüğüm kitabın adı. *
aranıldığı anda bulunamayan şeyler üzerine sıçılmış tespitlerle süslenmiş, içinde fazlaca dram bulunduran bir kitap.
ön sözünde bu küllüklerin bir şekilde ortadan kaybolmasını sağlayan güce iç burkan açıklamalar yapacağımı belirteyim şimdiden. *
çok canımı sıktı arkadaş!
doluyum bu küllüklere, dökemem içimi çöp poşetine. *
aslı şöyle olan başlık; "sadece mutsuz bir insan sabahın yedisinde mastürbasyon yapar."
mutsuzluğu tanımlayabilecek şahane sözlerden bir tanesi.
sabaha kadar uyumayıp, yatmadan önce "bide osbir patlatiiim" diyenleri parmakla gösteren aforizma. *
teröristlerdir.
şerefsizlerdir.
allah nasıl böyle bir ortaklık kurmuştur?! tartışılır.
onca ana-baba şehit olan evlatlarına ağlarken, teröristler için "allahından bulsun şerefsizler" derken allahın kılını kıpırdatmaması bu ortaklığı daha inandırıcı hale getirmiştir.
işin aslına gelelim;
allah, azrail e işlerinde kolaylık sağlamaları için bu şerefsizlerle bir anlaşma yapmıştır.
anlaşmaya göre bu terör laneti kıyamete kadar azrail e yardımcı olacaklardır. polis, asker, masum köylü, kundaktaki bebek, lojmandaki asker eşi vb. canlıların hayatlarına bu şerefsizler son verecektir.
ama bu şerefsizler emir almaktan pek hoşlanmadıkları için, tıpkı şeytan gibi allah a karşı gelmiş isyan etmişlerdir.
ee işte bundan sonra ipin ucu kaçmıştır.
azrail de arada kalmış ne yapacağını şaşırmıştır ama düşündükten sonra yüce allah ına sığınmaya karar vermiştir.
bu şerefsiz ortaklar ellerindeki olası hisseleri de satmaya yanaşmadıkları için allah bunları saf dışı bırakamaktadır.
o yaratırken bunlar da yok eder.
o halde yok edici allah değil bu şerefsizlerdir.
haa "teröre kurban gitmeden ölenler noluyo ozaman yarraam" diyeceksiniz.
cevabı bulmak için fazla aramaya gerek yok.
biraz eskiye gitmemiz yeterli.
-fücceten.
yani sebepsiz ani ölümlerdir bu ölümler.
kanseri olur, veremi olur, trafik kazası olur ama cinayet olmaz. sebepsiz ve anidir, ama olmaz.
cinayet yine şerefsizlerin işidir.
yani allah ortaklarının.
bu şerefsizlere böle yüksek mertebe değer vermek içimi acıtsa da gerçekler ortada.
onlar yokedicir.
allah yaratan, herşeyi görüp bilen, dilediğini yapandır.
ama tıpkı nuh tufanı gibi bir olay daha gerçekleştirip bunların kökünü kazımayı dilememektedir sanırım.
hergün onca askerimiz şehit olurken, sayısız gencimiz hayatını kapanamayacak yaralarla sürdürmek zorunda kalırken, binlerce insan bu şerefsizlerin korkusuyla yaşamaya çalışmaya devam ederken allah ın bütün bu olanları sadece izlemesi düşündürücüdür.
sözlük yazarlarının olası intihar mektuplarında bakınız kullanması durumu.
sevgili ailem;
siz bu mektubu okurken ben çok uzaklarda olacağım. (bkz: fizan)
sizi çok seviyorum. (bkz: seni seviyorum demenin 99 yolu)
sakın üzülüp ağlamayın, böylesi hepimiz için daha iyi olcak. (bkz: ölünün ardından ağlamanın günah olması)
hep sizinle olacağım ve hep sizi izleyeceğim sevgili ailem. (bkz: bbg) *
ilk defa bir intihar mektubu yazdığım için biraz kısa ve saçma oldu ama durum böyle. *
daha kötüsü için; (bkz: intihar mektubunda caps vermek)**
sol framede beren saat ile ilgili başlıkları gördükten sonra sorulması gereken sorudur.
beren saat ten bir saat fazla faydalanmak için neden ileri geri almayalım ki değil mi? *
inci sözlüğün chelsea yi ele geçirmesinin ardından 112 metre uzunluğunda, 35 metre genişliğindeki 6 katlı "le grand ble" adlı lüks yatından canlı yayınla yaptığı serzeniştir. inci sözlüğün chelsea taraftarlarını galeyana getirmelerinden duyduğu üzüntüyü dile getirmiş ve inciyi kınamıştır. sözlüklere de bikaç laf soktu ama çeviremedim. *