hyperstatics
486 (mtv icon)
dördüncü nesil yazar 5 takipçi 7.81 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    1000 inci entryim olur musun

    1.
  1. Neredeyse bütün interaktif sanal sözlüklerde bir gelenek halini almış, yazarların birbirlerine olan sevgilerini dile getirdikleri(!), daha fazla mana yüklemek istediğim ama yükleyemediğim gereksiz ve samimiyetsiz bir rituelin teklif sorusu.

    Yani dostlar sizce de garip değil mi? Neden böyle şeylere gerek duyulur bilmiyorum. Bir yazara gidip de 250. entryim sen ol istedim ne demektir yahu? Ne yapmalıyım bunu duyduktan sonra? Sevinmeli miyim? Bu bir jest mi? Yoksa bir ödül mü? "bak hyper seni öyle çok seviyorum ki böylesine önemli bir entryi sana nickaltı girerek harcıyorum" demek midir? Ulan sanki bana yazmasan öyle bir entry girecekmişsin ki sözlük yerinden oynayacakmış ve herkes bu başarını takdir edecekmiş gibi hava yaratmanın alemi nedir. Çok saçma...

    Aynı yazar 500. entrysini ise başka bir yazarın nick altına gidip "500. entryim sen ol istedim" yazdığında ne olacak peki. Bende ki hayal kırıklığı ne olacak, hiç beni düşünmüyor musun lan saygısız. Ayrıca Bu durum böyle devam eder gider. 750 başkasına, 1000 ötekine. Bu resmen birilerine yalakalıktır. Düşününsene yani 1000'e gelene kadar kaç yazara yalakalık yapmış olacak bu yazarımız. 100-200-250-300-400-450-500-600-700-750-800-900-999 ve 1000 toplam 14 adet nick altı demektir bu. 14 nickaltı demek yazdığın her entryi en az 10 kişi oylayacak demek. Bırakın bu tür masa başı oyunlarını arkadaşlar. Kimi kandırmaya çalışıyorsunuz böyle evcilik oynar gibi "ay 500 sen ol hyper, 750 sen ol statik, ben kaç olsam bilemiyorum ki" tavırlarını.

    yani merak ettiğim birkaç husus daha var dostlar. Şimdi 1000 demek cidden öteki rakamlara göre ayrıcalıklı bir rakam demek dimi, yani ne bileyim dalya gibi bir şeydir benim gözümde. 1000'i geçen yazara daha farklı bir gözle bakılır falan. O artık "eski bi yazar" olmuştur. Emektar olmuştur. Öyle anılır. Lakin 250 ne z.ikime yarar merak ediyorum. 300 nedir .mına koim. Yani kısacası merak ettiğim şey "Bu işte ki önem sırası nedir?". Bir yazara sevgimizi bu şekilde nasıl ifade ediyoruz. 1000. entryimizi hediye ettiğimiz kişi daha önemli, daha değer verilen biri mi oluyor? Ya da değilse öyle olması gerekmez mi? Düşününsene "ben bilmem kimin 250. entrysi oldum" diyerek hava atan birisinin olduğunu. Sizce de komik değil mi? Ama ben hyperin 1000. entrysiyim olum diye hava atabilirsiniz. Aslında yok lan yine komik ve abes durdu. Yav z.ktir edin böyle şeylerle uğraşmayın. Beni de yormayın.
    1 ...
  2. sevmedigi yazara seni sevmiyorum diyemeyen korkak

    1.
  3. hayatı boyu kendi fikirlerini söylemekten çekinmiş ve birilerinin yalakalığını yaparak kendi küçük dünyasında bu şekilde yaşamaya alışmış asalak. Hep ikinci kişi ya da ortamın "haklısın abicisi, tamam abicisi" sıfatından kurtulamayacak g.t yalayıcısı.

    Bu kinim nereden geliyor bilmiyorum ama oldum olası böyle ezik ve yalaka tiplerden hazzetmem arkadaşlar. Yani hiç tanınmayan ve belki hiç yüz yüze görüşme ihtimalinin olmadığı bir insana yapılan bunca yalakalık nedendir bir anlam veremiyorum. Sende yazarsın, o da yazar. Farkınız nedir? Daha iyi yazması mı? Ya da nesil farkı mı? işin kötüsü yani başlıkta anlatmak istediğim nokta ise, bir yazarı sevmediği halde ona yalakalık yapan tiplerdir. Sırf onun gücünden, karizmasından korkan zavallıyı incelemek istiyorum bu entrymde.

    Bunun asıl nedeni nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Ben ona gidip de nickaltında "kaka" dersem o da gelir bana "bok" der korkusu. Sürekli olarak nickaltını temiz tutma ve sözlük ahalisine olmadığı bir profille görünme çabasıdır. Yani bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz ama bu sözlük olayı bana çok samimiyetsiz geliyor. Allaşkına yazılan nickaltlarına bi bakar mısınız? Ulan hanginiz sosyal hayatında böyle konuşuyor? Hanginiz bir dostu hakkında böyle şeyler söylüyor. Açıkçası bana çok komik ve yapmacık geliyor. Hatta bazen sırf moralim düzelsin diye sözlüğe girip nickaltı okuyup çıktığım bile oluyor.tavsiye ederim...

    Hele bir de sevilmeyen yazar şöyle eski ve t.şşaklı bir yazarsa değmeyin zavallının haline gitsin. yani bırakın o sevmediği kişiye ayar vermeyi, Onun yazdığa başlığa bile yanaşamaz. Çünkü bilir ki o yazara ayar vermeye kalksa, o ve yandaşlarından kaç kere ayar alacak. Kim bilir ne kadar eksilenecek. Zaten olmayan karizması yerle bir olacak zavallının. Yani kısacası bir süre çevre edinmesi ve bilmem nerde ne yapıyoruz zirvelerine katılması lazım. Kendi çetesini, kendi çevresini oluşturması lazım. Bu şartları sağlayamayan yazarlara ayar vermek yasak arkadaş. Hadi ayarı geçtim olumsuz bir nick altı bile yasak böylelerine. Komik...

    Sana sesleniyorum ezik tip iyi dinle beni; bunları gerçekleştirmeden ayar verince nick altının ne hale geleceğini biliyor musun? O ve çetesi nick altını bi çöplüğe çevirirler haberin olsun. Aaa ne kötü değil mi? Düşününmesi bile ürkütücü. Mesela ismi lazım değil geçenlerde modluk yapmış bir yazara nickaltı girmiştim. Oldukça da legal bi entry idi. Okuyanlar bilirler. Bana cevap niteliğine bi entry girmiş bu şahış okumak nasip olmadı. Ardından onunda benimde entryleri patlatmışlar. Bu olaydan sonra düşündüm kendi kendime "ulan kaç kişiyi tanıyorsun be hyper, kaç zirveye gittin de çevre edindin lan barraaam" diye. iç sesim dedi ki bana "sen daha hiçbir zirveye katılmamış hala bakir bi yazarsın hyper". "haklısın" dedim. Oturdum ağladım. Hıçkırıklara boğuldum.

    O yüzden siz siz olun çapınızdan büyük işlere girmeyin yoksa o çok değer verdiğiniz nickaltınız kaka olur. Bok olur. Ayrıca ne z.kime yaradığını ve yazarların neden bu kadar önem verdiğini anlamadığım eksilenme olayından kurtulamazsınız. Tercih sizin, bir yerde karakter-gurur-onur. Bir yerde de artı-eksi-nickaltı-celebrity. Zor bi karar olmasa gerek...

    Velhasıl kelam, bu sözlük işini ve yazarlık olayını çok abartmayınız a dostlar. Kimseden korkmayınız. Canınızı sıkan biri varsa. Nickaltına gidip "seni sevmiyorum arkadaş" yazın. Yani en fazla ne yapabilir ki size. Hiçbir şey... mesela beni sevmeyen bir yazar varsa çıksın delikanlı delikanlı eleştirsin. Çok ciddiyim bu konuda. Eleştirilmek, bunları dikkate almak ve kendimi geliştirmek istiyorum. Her gün "bebişim yine coşmuşsun" tarzında nickaltları ile g.t kaldırmak neye yarar. Siz eleştirilmek istemiyor musunuz?

    beni eleştiren yazara cevap mahiyetinde bişeyler girersem patlatsınlar entrymi. Olayı laf dalaşı haline getirirsem atsınlar beni sözlükten, çaylak yapsınlar. Sözlük formatı böyledir. Sözlük raconu budur. Burası çocuk parkı değil. Herkese "canım cicim" diyecek halimiz yok değil mi?
    1 ...
  4. petek dincoz un cektigi her kliple birinci olmasi

    1.
  5. yayıncılıktaki kalitesi(!) ve dürüstlüğüyle(!) bilinen kral tv'nin halktan gelen oylarla belirlediği top 20 listesinde görmeye alışık olduğumuz başarılı assolist(!) petek dinçöz'ün her çektiği kliple listenin ve müzik dünyasının en sevilen ismi olduğunun tekrar tekrar kanıtlanması(!).

    bu durum, geleneksel kral tv video müzik ödüllerinde de başarısını aldığı ödüllerle kanıtlayan halkın sanatçısı petek dinçöz'ün artık bir marka olduğunun, kendi tarzını yarattığının bir resmidir(!). kendi dalında artık rakipsiz olduğunu gerek sesiyle, gerek fiziğiyle kanıtlayan petek dinçöz'ün canlı performansları ise gerçekten izlenmeye değer(!).

    ulan ciddi anlamda bize yani türk halkına salak muamelesi yapılıyor. bilgisayar ortamlarında benim bile sesimi ibrahim tatlıses'in sesine çevirebilen teknikler varken, sen hangi sesin kalitesinden bahsediyorsun. ayrıca canlı performanslarında ikinci cıyaklamadan sonra nasıl detone olduğunu hepimiz biliyoruz.

    "şan dersleri alıyorum, hocam bilmem ne tankut bey." diye verdiğin röportajlar yok mu hele. yahu sende ses ve yetenek yoksa, istediğin kişiden istediğin dersleri al. o ses adam olmaz arkadaş. bildiğin, kulak tırmalayan, rahatsız edici bir ses işte.

    ayrıca bilmem ne gazinosunda yaptığın assolistliği kimin sayesinde yaptığını da biliyor bu halk, kimi kandırmaya çalışıyorsun. seni oraya dinlemeye gelenlerin çoğu da "lan yeni bi kız çıkmış çok merak ettim" deyip de giden oranın eski müdavimleridir herhalde.

    "kasetim şu kadar bin sattı, çok başarılıyım." dediğini de biliyorum. hay allah'ım talihsiz bir açıklama oldu sanırım deyip kanal değiştiriyorum bu lafları duyunca. ya çevremde hiç bir Allah'ın kulunun petek dinçöz kaseti aldığını ne duydum ne işittim. siz gördünüz mü hiç?

    ayrıca özgüvenine hayran olduğumu da söylemeden geçemeyeceğim. gerçek halkın, gerçek kamuoyunun, sesini ve onun hakkında neler düşündüğünü bildiği halde halen bir süperstar edasıyla gezmesine hasta oluyorum. geçenlerde trabzon'da ki atatürk'ün köşkünü ziyaret etmiş. peşinde ki medya ordusuyla. kendisine olan sempatim nasıl arttı, nasıl arttı anlatamam a dostlar. atatürk hakkında "şimdi yanımda olsa ona yemek yapsam, onun o güzel gözlerine doya doya baksam" gibi abuk sabuk bir açıklama yaptıktan sonra bende televizyonu paramparça etme isteği uyandırdı. ama olsun o bizim sanatçımız, seviyoruz onu, sesi de güzel, kaseti de çok satıyor. iyi ki varsın petek, iyi ki...*
    3 ...
  6. zall dan gelen tebrik mesajini okumadan silmek

    1.
  7. uludağ sözlük'ün kurucusu ve kodırı zall'ın okuyup beğendiği entrynin sahibine özel mesaj yoluyla gönderdiği tebriği türlü nedenlerden dolayı silen yazar. mesajın silinme nedenlerini 4 başlık altında inceledim, buyurun beraber bakalım:

    1.neden: sözlük duyurularından biri sanmak

    gönderilen mesajın her zaman ki sözlük duyurularından biri olduğunu düşünüp "amaaan yine kandil mesajı falandır .mına koim, sil gitsin" diyerekten mesajın içeriğine bile bakmadan silmektir. aslında ne kaybettiğinin farkında olmayan biridir. mesajı okusaydı çok şey mi kazanırdı? orası da tartışılır ama moderasyondan birinin ya da sözlük adminlerinden gelen tebriğin daha değerli olduğu kanısındayım. sözlük mantığını kavramamış birisinden tebrik almaktansa günde onlarca başlığı okuyup değerlendiren ve okuduğu her entryi beğenmeyen, çok nadir tebrik mesajı atan birinden tebrik almayı yeğlerim.

    2.neden: zall'ı dikkate almamak

    "zall'da kim olum, hadi hyper tebrik mesajı atsa tamam, okur ve dikkate alırım ama ben o adamın attığı mesaja bırak cevap vermeyi, okumam bile" diyerekten mesajı silmektir. tamamen saygısızlıktır. kim olursa olsun ister admin olsun, ister ispitçi olsun, isterse benim gibi sıradan bir yazar olsun hiç farketmez. kibarca atılan bir tebrik mesajını okuyup cevap vermemek kadar görgüsüz bir şey olamaz. hadi diyelim ki kişisel bir problemin var adamla. bak adam bütün sorunları unutmuş ve gayet medeni bir insan gibi tebrik mesajı atmış. sana ve yazdıklarına önem gösterdiğini belli etmiş. uzatmanın alemi yok zira kısa zamanda uzarsın...*

    3.neden: bir celebrity asla gelen mesajları okumaz.

    celebrity olmanın yolunun ukala tavırlar takınmaktan geçtiğini düşünen yazarın hareketidir. sözlükte "üç beş .aşşaklı yazarla beraber örgütlenip sözlük yönetimine kafa tutmak lazımdır yoksa celebrity olamazsın" bilinçaltıyla hareket eden bu yazar sözlük yönetimini ciddiye almadığını göstermenin en iyi yolunun bu olduğunu düşünmektedir.

    4.neden: bi mallık yapıp gelen kutusundaki bütün mesajları silmek.

    bu maddenin mantıklı bir açıklaması yok, bildiğin mal işte...*
    5 ...
  8. kuresel isinma geliyor diye su stoklayan esnaf

    1.
  9. ticari zekası bilim adına kullanıldığında dünyayı susuzluktan kurtarabilecek potansiyele sahip, ölümüne bir materyalist olmasına rağmen dükkanın kapısına "cumadayım" yazısı asarak namazında niyazında birisiymiş imajı sergilemekten bile utanmayacak kadar düzenbaz ticaret adamı.

    dünyanın geleceğinin bilim adamları tarafından masaya yatırılıp incelendiği şu günlerde, susuzluktan eşleriyle ilişkiye bile giremeyen ankara halkı kadar bu olaya hassasiyet gösteren başka bir il yoktur zannımca. bu sorun halkın belini bükerken, bundan en karlı çıkanlar yine aklını kullanan esnaflar oldu. bundan 5-6 ay önce ankara'da su bitebilir haberlerini dikkate alan esnafın tonlarca suyu stoklayıp satmadığını ve suyu karaborsaya düşürdüklerini duyunca zekaları karşısında onlara biat etmekten başka çarem kalmadığını anladım. bu insanlar çernobilden hemen sonra da ellerinde kalan çayları "arapça yazılarla dolu, köşede bir yere de made in iran" yazan paketlere doldurup bizlere kakalamamış mıydı?

    hatta ve hatta sağlam kaynaklardan aldığım bir habere göre, aydınlıkevler tarafında bir esnaf, evinin önünde ki kuyu suyunu kurduğu basit bir düzenekle "hebele hübele su" diye şaşallara doldurup doldurup stoklamıştır. bu insanlık ayıbını yapan insanın bir an önce emniyet güçleri tarafından yakalanıp adalete teslim edilmesini istiyoruz.*
    ankara, tarihinde cenabet sayısının hiç olmadığı kadar arttığı şu günlerde levent kırca'nın oyunlarına konu olan bir durumla karşı karşıya. eline sabunu şampuanı alan vatandaş kendini panzerlerin önüne atacak neredeyse. sende hiç mi vicdan yok lan Allah'sız karaborsacı, gör şu halkın halini, 3 kuruşa satma insanlığını...*
    1 ...
  10. eksi verilen entry nin arti rekoruna kosmasi

    1.
  11. Belki bir anlık yanlışlıkla belki de yazara olan nefretle, belki de mizah anlayışının kıt olmasıyla eksi verilen entrynin sözlük rekorlarını alt üst edip artıya boğulması.

    Bir anlık dalgınlıkla yada ekseriyetle Mouse kontrolünün zayıf olmasından kaynaklanan bir hatadan dolayı beğenildiği halde eksi verilmesi durumu sanırım herkesin başına gelmiştir. Gelmese de gelecek gibi olmuştur. Gelecek gibi bile olmamışsa ilerde gelir yavrum merak etme. yapılcak pek bir şey yoktur. Entrynin sahibine bir mesajla durumun bildirilmesi şahsımca en mantıklı yoldur. 47 artı ve sadece 1 eksi almış bi entrynin sahibinden yiyeceğiniz küfürleri düşünmek bile istemiyorum. Hadi Entry sahibini geçtim bütün artı verenlerinde ana bacı sövmesi kuvvetle muhtemeldir. Tez elden açıklayıcı mesaj atılmalıdır.

    Entry sahibi yazarla geçmişe dayanan husumetinden dolayı eksi verilmesi olayı çok sıradan bir olaydır. Benim gibi kendi halinde, kimseye laf sokmaz, ayar nedir anlamaz bi yazarın bile seri eksicileri mevcutken stevemcqueen gibi yazarların neden eksi rekoruna koştuğunu anlamamak çok da güç değil. "Arkadaş bari her entryi eksileme, daha bi sivri dille yazılmış olanları eksile ki dikkat çekmesin." Diyerek de bu eksici arkadaşları yavaş yavaş topluma kazandırmanın faydalı olacağı kanaatindeyim. Bu seri eksici arkadaşları hep merak etmişimdir. Seri katille serbest çağrışım yaptığından mıdır nedir hep böyle pis bir mekanda ağzında külü yarısına kadar duran bi sigara, ayakları bilgisayar masasının üstünde tek elinde birası, kirli sakallı, saç baş dağınık, dişleri sap sarı ve kötü adam kahkası atan birini hayal ediyorum. Bu seri eksicilerin eksi verdiği entry artı rekoruna koşunca kendi çetesine de durumu bildirir ve yaklaşık 5-6 eksiyi bulur caaanım entry. Bunu görüp cesaretlenen entry hakkında oyu kötüye yakın olan kişilerde sürü psikolojisiyle basarlar eksiyi. Ardından feyk nickler girer devreye ve tam bir savaş hali.

    Sözlüğe iq testi yapılmadan yazar alınmasından kaynaklandığını düşündüğüm, okuduğunu anlamayanların gerçekleştirdiği bir hadise: yanlış anlamak yada hiç anlamamaktan dolayı verilen eksi. Beni sürekli vicdan azabına çekmeye zorlayan, Mizah yeteneğimin zayıf olmasından kaynaklandığını düşündüğüm bir durum. Aslında olayı mizah olarak sınırlamamak lazım zira tam bir ironi özürlüyüm. Sosyal içerikli bir mesajı bile anlamakta güçlük çekiyorum bazen. Ne anlarım kinayeden, sarkastik ironiden, metafordan.

    bütün sözlük yazarlarından özür dilemek istiyorum. Hani herkesin en beğenilen entry bölümü listesinin en başında ki o entryler varya, işte o entrylerin amına koyan salaklardan biri benim. Hani en iyi entrynin yanında ki 28 artının yanında afedersin ama at y.rağına kelebek konmuş gibi sırıtan o tek eksi varya onu ben verdim arkadaş. Affet beni. ilk okuyuşta anlamıyorum ve basıyorum eksiyi. Sonra artı üstüne artı aldığını görünce "ulan bu nasıl iş, bunun neresine artı veriyorlar deyip tekrar okuyorum ve sonra tekrar okuyorum, artılar geliyor ben tekrar okuyorum, entry rekora koşuyor ben tekrar okuyorum, sonunda anlayıp gülüyorum ama entrye değil kendi salaklığıma gülüyorum" tarzında sıralanan ve genelde sırası bozulmayan bir süreçte gerçekleşiyor her şey. özür dilerim...
    0 ...
  12. uzun yaziyorum saygi kazaniyorum ekolu

    1.
  13. Haftalardır zihnimin bir köşesinde sürekli bilinçaltıma verdiği uyarılarla olur olmaz her yerde ortaya çıkan ve beni derin düşüncelere gark ettiren bir oportunist akım daha.

    Yetmedi mi lan kanımızı emdiğiniz, yetmedi mi lan türlü türlü hilelerle bizlerden aldığınız şukelalar. Bırakın lan artık peşimizi. Daha samimi daha okunur daha saygılı bir sözlük istiyoruz artık. Nereden geldiyseniz oraya gidin!

    Demek ki bütün o ironi diye bize kakaladığın, arada geçen manasız kelimeleri metafor olarak açıkladığın, kısaca yazılarında anlamakta güçlük çektiğimiz bütün detaylar birer saçmalıktan ibaretmiş. Yola tüküren saygısız başlığında gaza gelip sözlük yöneticilerine ağır hakaretlerle bitirmiştin entryni. Bizde salak gibi bu durumu tebrik etmiştik.

    ***

    Gönderen: hyperstatics

    moruk yine döktürmüşsün, o kadar sürükleyici bir yazı ki yani başkası yazsa okuması adeta bir işkence olurdu diyebilirim lakin son bölümde bir beyaz gemiden bahsetmişsin, baya da uzatmışsın o beyaz gemi muhabbetini, açıkçası pek bişey anlamadım ama olsun yine de güzeldi öptüm mucx. Bye.

    Gönderen: uzun yazıyorum saygı kazanıyorum

    Eyv. Moruk sağol ama şu kullandığım metaforları anlamıyorsunuz ya cidden üzülüyorum. Orada ki beyaz gemi ölümü sembolize ediyor. Mucx. Bye.

    ***

    "ziktir lan tırto. Ölümü sembolize ediyormuş, sırf yazın uzun olsun diye uzattıkça uzatmışsın" demeyi ne kadar çok isterdim a dostlar bilir misiniz? Diyemedim. Diyemedik. Çömezdim o zamanlar. O saçmalardı biz tebrik ederdik. Nereden bilebilirdik ki? Hangimiz profesyonel anlamda yazarız ki? Hangimiz korkusuzca gördüğü her yanlışı eleştirme gibi bir yetiye sahip ki? Cevap çok basit ve kısa. Kimse...

    Sırf daha uzun yazmak adına açtığı başlıktan kopan, koptukça gaza gelen ve bambaşka olaylar anlatan bu karaktersizi deşifre etmemi benden beklemeyin a dostlar. Sadece biraz daha dikkatli okuyun. Satır aralarında ki karakterini yansıttığı kelimeleri-kelime gruplarını fosforlu kalemle çiziyorum. En beğenilen yazarlar sıralamasında daha fazla yükselmesine izin vermeyeceğim. Müsterih olunuz yavrularım benim...*
    1 ...
  14. tanimadigi yazara ilk nick altini giren oportunist

    1.
  15. telsim reklamlarında ki günlük çalışma saatini yarı yarıya indirdiğini söyleyen kurnaz patronun sözlükte ki ruh eşi. tamamıyla insan oğlunun zaaflarını ve hatta genlerini bile ezberleyerek hareket ettiğini düşündüğüm tatlı su kurnazı.

    ilk nick altı. adı bile heyecan verici değil mi dostlar. bağlılık ve aidiyet duygusu. ya da çiğ süt ve rant kavgası. karmaşık duygular içerisindeyim. taa 3-4 ay öncesine götürdü bu olay beni...*

    "hyper yine delirdi, saçmalamaya başladı" demeyin a dostlar. söyleyeceklerimi dikkatlice dinleyin. ne dinlemesi lan okuyun. ya da ne bileyim işte amaaan her ne sikimse artık. bu eylem altında derin anlamlar yatan bir eylemdir. boşa mı yapıldığını sanıyorsunuz. sizce insanoğlu bu kadar saf mı? karşılıksız. hiçbir çıkar olmadan elin lavuğuna nick altı girmek. çok saçma. güldürmeyin beni. bugün bir anne bile çocuğunu emziriyorsa çocuğunu düşündüğü kadar kendi vicdanını rahat tutmak için de emziriyor. bi çıkarı olmalı bu işten...

    bu "yeni gelen yazara ilk nickaltı" olayı gördüğüm kadarıyla bir çok eski yazar için tam anlamıyla oy kapısı haline gelmiş durumda. sinsice hazırlanmış bir plan. kısa vadede pek bir şey kazandırmasa da uzun vadede çömez yazarımızı bir yazardan daha çok nickaltı giricisi ya da şukela vericisi gibi garip ve küçük işler peşinde koşan biri haline getirecektir. her şeyi maddeleştiren yazarlarımız böylesine ulvi bir amaca hizmet eden bu sözlük geleneğini nasıl yozlaştırdılar hala akıl sır erdiremiyorum.

    şimdi bu olaya iki farklı bakış açısıyla yaklaşalım. olayın kahramanları yani iki kutbu yerine kendimizi koyarak empati sınırlarını zorlayalım. önce yeni gelen çömez ve nick altı bakire olan bir yazar düşünelim.

    bu yazarımız "sözlüğe geleli neredeyse yaklaşık bir hafta oldu ama hiçbir allah'ın kulu varlığımdan haberdar bile değil. neden kimse nick altıma bişeyler yazmıyor" diye kara kara düşünür. her gün sözlüğe girer girmez "acaba bugün biri beni fark edecek mi? acaba bugün nick altıma bişeyler yazıldı mı?" diyerek nick altına bakar. o çok beklediği nick altı nihayet gelir. hem de sözlüğün taşaklı sayılabilecek yazarlarından biri tarafınca. o an o yazara karşı nasıl duygular beslediğini hayal edebiliyor musunuz? gerçekten güzel bir duygu. artık o yazarın nicki hafızasına kazınmıştır. artık her nick altına baktığında o yazarın entrysini ve onun nickini görecek. ona karşı nedensiz ve durdurulamaz bir sevgi oluşacak içinde. ona minnet borcunu ödemeye çalışacak. özel mesaj atıp teşekkür edecek. yetmeyecek. yazdığı her şeye büyük bir sempati ile yaklaşacak ve dravdan bir entrysine bile şukela verecek. yeri geldiğinde o da nick altı girecek. hatta öyle bir kere falan da değil. sahibini yani ait olduğu yazarı memnun ettiğini düşünene kadar, ona yakışan bir nick altı girene kadar kendini kasacak. çok kârlı bi iş dimi...

    gelelim başlığa konu olan, sözlük formatını ezbere bilen ve çömez yazar psikolojisinden iyi anlayan yazarımıza. sözlüğe girer girmez "acaba bugün yeni avlar var mı, hangi enayiye bi nickaltı girsem de götümden ayrılmasa" diye düşünür. daha bakireliği bozulmamış o nick altına, o tertemiz sayfaya gözü dönmüş bir cani gibi saldırır. ağzının salyalarını akıta akıta. ne yarraama yaradığını anlayamadığım, sözlük yazarlarını birbirine düşürmekten, her gün onlarca "artı-eksi" odaklı başlıkların açılmasına sebebiyet vermekten başka bir boka yaramayan "haftanın en beğenilenlerine" istisnasız her hafta girmenin bu tür yollardan geçtiğini bilir bu usta yazarımız. kısacası okunmak, takip edilmek ve oylanmak için geliştirilmiş gizli bir silahtır bu onun için. sıkışınca aduket atan şerefsiz "ken" ve "ryu" gibi. adam gibi dövüşsene olum. erkekçe. ne gerek var böyle masa başı oyunlarına.

    fashiondesigner. bana ilk nickaltını giren yazar. kendisini tanımam etmem. o da beni tanımaz. neyse. şunu itiraf etmeliym ki az mı şukela verdim sana fashion. sırf bana o ilk nickaltını girdin diye. inan yazılarını bile hatırlamıyorum. bildiğim tek şey ben sözlüğe girdiğimde eski ve popüler sayılabilecek biriydin. hala nickini gördüğümde bir hoş olurum. yazılarına şukela vermek isterim. karakterin hakkında yorum yapmak bana düşmez çünkü hakkında hiçbir şey bilmiyorum. zaten sözlerim de sana değil üzerine alınma. ayrıca hala garip ve nedensiz bir şekilde sana sempatim var. öpüyorum yanaklarından ilk aşkım, ilk göz ağrım. bakireliğimi bozan adam...

    "yeni gelen yazarımıza bir hoş geldin diyeyim, belki benim gibi bir yazarın ona nick altı girmesi güvenini yerine getirir. okunduğunu, önemli olduğunu sanar. bu şekilde yazdıkça yazar." diye düşünen bir yazar var mıdır bilemiyorum. kimsenin günahını da almak istemiyorum. zaten ben hangi yazarların nasıl davrandığını ve ne karakterde olduğunu da çok iyi biliyorum kimse merak etmesin. kısacası gereken ayarlar yerlerine gidiyor canlarım benim. selametle...
    2 ...
  16. en begenilen entry si bos bakiniz olan talihsiz

    1.
  17. belki isteyerek belki istemdışı, belki tarzından belki sözlükteki popülaritesinden kaynaklandığını düşündüğüm bugüne kadar üretebildiği en kaliteli ürünün sadece boş bir bakınızdan ibaret olduğu sözlük kullanıcısı.

    bilmiyorum bu durum sizi rahatsız eder mi ama beni feci halde kıllandırıyor arkadaşlar. sinirleniyorum. nasıl olurda bir yazarın bugüne kadar üretebildiği en güzel ve en nadide eseri bir boş bakınız olur. tıklanıldığında altından destansı bir yazı ve ayarlarla dolu bir entry çıkacak diye beklediğiniz lakin okuyucuyu çıkmaz bir sokağa iten, kör kuyularda merdivensiz bırakan bu boş bakınız, bir yazarın bugüne kadar verdiği verebildiği en iyi eser olmamalı. bir yazar bu kadar aşağılanamaz diye düşünüyorum.

    bu mudur yani senin yeteniğin. verebileceğin en iyi eser bu mu? bu kadar basit mi? şahsen ben öyle bir durumla karşı karşıya kalsam o boş bakınızı direk silerdim. benim en iyi eserim bir boş bakınız olamaz. ne olursa olsun, ne kadar kaliteli olursa olsun. adı bile bi garip amına koim. ne demek boş bakınız. düşünsenize arkadaş ortamında interaktif bir sanal sözlüğün en beğenilen yazarlarından biri olduğunuzu falan anlatıp hava atıyorsunuz. ee peki en beğenilen eserin nedir? "hanım koş sözlüğü su bastı, hanım koş tüfeğimi getir, anket lan bunlar, ankete gel ankete" nedir lan bu allaşkına. millete arkandan güldürme. sen gidince "salak lan bu, bi saattir ne anlattı öyle bi zikim anlamadım" dedirtme millete.

    geçenlerde avrupa'da ki popüler sözlüklerden bir tanesinin teknik admini ziyaret amaçlı sözlüğümüze geldi ve birkaç yazarımızın en beğenilen entryler bölümüne baktı. rezil rüsva oldum. hiçbir şey diyemedim. "bu mudur efendim kalite kalite diye götünüzü yırttığınız oluşum, hepsi boş bakınız vermiş, rezillik efendim. gerçekten rezillik" dedi ve valizini aldığı gibi gitti. hiçbir şey diyemedim. uzun bir müddet sustum. gözlerim doldu, dayanamadım ve ağladım. hıçkırıklara boğuldum.

    velhasıl kelam, herkes bu entryi okuduktan sonra gitsin ve en beğenilenler listesine baksın. şu saatten sonra kimsenin ilk beşinde boş bakınız görmek istemiyorum. kendiniz için, kendimiz için...
    5 ...
  18. zirveden sonra kimsenin nick altı girmediği yazar

    1.
  19. ilk bakışta insan ilişkilerinden iyi anlamayan asosyal bir bireyin başına gelmiş gibi algılansa da bu üzücü vaka her sözlük yazarının başına gelebilecek bir olaydır. altında derin anlamların yattığı bir yalnızlık, uzaklık belki de soğukluk bilmiyorum nasıl açıklanır. bazı şeyler vardır hani bilirsiniz ama anlatmakta güçlük çekersiniz. yani bu durum konuştuğunuz dilin kullanılabilirliği ya da kelime hazineniz ile ilgili bir durumdur. işte bu yazarın hali de öyle bir şeydir. o kişiyi çok iyi anlıyorum ama anlatamıyorum. kelimelere dökmekte zorlanıyorum.

    acaba sadece bir boş bakınız mı verseydim. ama yok yok! sözlük formatına aykırı bir durum bu. başlığı açan kişi boş bakınız vermemeli başlığın tanımını mutlaka yapmalıdır. öyle değil mi? neyse sikmişim formatı şimdi.

    bence bu olay iki ana başlık altında incelenmelidir. çünkü bu duruma sebebiyet veren iki farklı kutup var. biri talihsiz yazarımız. öteki de zirveye gelen yazarlar. bu nahoş olayın yaşanması ilk olarak yazarın kendisiyle alakalı olabilir diye düşünüyorum. yani nickaltı denen şeyden haz almıyor ve bunu da zirveye gelen bütün yazarlara tatlı bir dille anlatmıştır. ya da yine kendiyle alakalı bir durum olan "asosyallik". ulan adam asosyal ise zirvede ne işi var. böyle alt başlık mı olur hyper demeyin. deyip de ağlatmayın beni. zirveye gidip de eline birasını alıp ben farklıyım ben sizin o iğrenç sığ muhabbetlerinize katılamam tarzında bir elinde bira öteki elinde sigarayla bir sağa bir sola bakan bir tip hakkında da kimse bir şey yazmaz sanırım. aslında yazılır nan neden yazılmasın ki. yalaka mı yok amına koyim. "bir elinde bira bir elinde sigarasıyla muhabbete pek katılmayan ama garip bir şekilde kendisine sempatim olan yazar" gibi bir entry girilmezse tapu kadastro müdürlüğünde ki bütün memurlar siksin beni emi. evet evet. kesin yazılır.

    neyse geçelim ikinci ana başlığa. yani zirveye katılan öteki yazarların herhangi bir sebepten dolayı mevzubahis yazarımıza aldıkları tavırdan kaynaklanan durum. "celebrity ben olcam ötekileri sikecem. banane banane" kaygısı yüzünden olabilir mesela. popüler bir yazardır. oldukçada sıcaktır. her muhabbete söyleyeceği bir şey vardır. anlattıklarıyla güler güldürür. hayrete düşürür. bir çok farklı duyguyu bir anda yaşattırır. lakin onu kendine rakip olarak gören materyalist-oportunist zihniyetin kurbanı olur. en azından "zirvede mal mal konuşan yazar" diye bir nick altı girin lan şerefsizler.

    ya da aynı madde altında bir alt başlık açarsak. zirveye gelen öteki yazarlara liderlik eden üç beş yazarın kulis yapmalarından kaynaklanan bir durum olabilir. mesela bir zirve çıkışı "bu hyper denen piçin oyununa gelmeyin lan, adam zirveleri kendi çıkarları için kullanan tam bir göt. sırf üç beş nick altı için ya da verilecek üç beş şukela için gelmiş buralara yoksa kimse umurunda değil." tarzında dedikodularla yazarların ayakları kaydırılmış olabilir. yoksa düşününsene koskoca bir zirveye gidiyorsun ve herkes birbirine "canım cicişim iyi ki gelmiş bebişim" tarzında samimiyetsizlik sınırlarını zorlayan nick altlarını girerken sana kimse bir şey yazmıyor ben bunda art niyet ararım arkadaş. haksız mıyım?
    3 ...
  20. tarzan ince dallarda

    1.
  21. 4.nesil bir yazarkadas.

    başlığını açan kişi ben olayım dedim. garip bir şekilde nickaltını ilk yazan yazara karşı duyulan sempatiden yararlanmak istiyorum bende...
    1 ...
  22. hulya avsar in turkiye nin en guzel kadini olmasi

    1.
  23. türk halkının özgür iradesiyle seçtiği(!), yapılan anketlerde açık ara önde olan(!), gerçekten de güzelliğiyle ve özellikle selülitsiz bacaklarıyla(!) bu unvanı sonuna kadar hakeden hülya avşar'ın yıllara meydan okuyan güzelliği(!) karşısında yapılacak tek şeyin er ya da geç bu gerçeği kabullenmek zorunda olmamızı anlatan bir fenomen.

    televizyonda ne zaman bir magazin programı seyretsem hülya avşar'ın "türkiye'nin en güzel kadını hülya avşar" olarak lanse edilmesi ve bir ara sokakta insanlara "sizce türkiye'nin en güzel kadını kim?" sorusu sorulduğunda çoğunluğun hülya avşar demesi güzellik anlayışımı sorgulamama neden olmuştur.

    bir televizyon kanalı, neden aslında halk tarafından o kadar da güzel bulunmayan bir bayanın abartılı bir şekilde reklamını yapsın, zorla halka "en güzel bu lan işte, siz ne anlarsınız" dayatmasını yapsın henüz çözmüş değilim lakin ortada bir gerçek var ki türkiye'nin en güzel bayanı hülya avşar değildir. o an sorulan 100 kişiden 5'i hülya avşar cevabını veriyor ve o 5 kişiyi ardı ardına göstererek "bakın halk yine hülya avşar dedi" deniliyor.

    "sen beğenmiyor olabilirsin başkası beğeniyordur, zevkler ve renkler tartışılmaz hyper" diyenleri duyabiliyorum. hayatımda duyduğum en saçma laflardan biridir bu "zevkler ve renkler tartışılmaz" lafı. ne yani ben şimdi pedofil olsam, beni eleştirme hakkınız yok mu? benimle bu zevkimi tartışma hakkınız yok mu?

    "güzellik göreceli kavramdır hyper, yapma gözünü seveyim, salak salak konuşma" diyenleri de duyar gibiyim. iyi de arkadaşım, hangi bayana selülit yakışıyor. 160 cm boyunda bir bayan bacakları birer smo güreşçisi kadar ve selülitli ayrıca varis desen almış başını gidiyor. göğüslere hiç değinmek bile istemiyorum zira sütyeni çıkarsa dizlerine kadar sarkacak neredeyse. bu mu lan güzellik?

    bu konuyu kiminle konuşsam "ya aslında ben şunu şunu beğeniyorum ama halk hülya avşar diyor" gibi sözlerle karşılaşıyorum. bu kadını sen beğenmiyorsun, ben beğenmiyorum kim beğeniyor lan peki?
    0 ...
  24. ozel mesaj yoluyla sukela dilenen yazar

    1.
  25. "babuş bir entry yazdım, on numara bişey oldu. okumanı tavsiye ederim. ayrıca (+)'ya basmayı da unutma. öptüm mucx. bye. asl please. fucking amazing. sex on the beach" gibi bir mesajı hiç utanmadan ve sıkılmadan gönderen haysiyetsiz.

    basit bir aristo mantığıyla; yazdığı entryi, attığı mesajda ki kaliteden çıkartacak olursak, değil artıyı seri eksi oy veren ibneye okutulup eksi bombardımanına tutulması farz olan bir entry yazdığını tahmin etmek zor olmasa gerek. aslında uzun bir entry olduğu için ve kendince güzel olduğunu düşündüğün için bunu mesajla bildirmende bir sakınca yok. bu konuda haklısın zira uzun entrylerin okunmaması gibi bir durum söz konusu. lakin neden benden artı istiyorsun lan yüzsüz? sadece "oku" yazsana. gerçek niyetini belli etme hemen.

    zaten şu artı eksi olayıyla kafayı bozmuş yazarları anlamakta güçlük çekiyorum. sen yazdığını beğeniyorsan ve gerçektende içine sinerek yazdıysan problem yoktur be birader. yani burada yazan ve oylayan herkes akademik kariyer yapmış, her okuduğunu anlayabilen ve subjektif bir şekilde oy kullandığını kanıtlamış insanlar değiller ki. sırf ibneliğine oy kullanan bir dünya yazar var zira geçen haftanın en beğenilen entrysinin de eksi aldığına şahit olabiliyoruz. kısacası oy kullanmayı bilmeyen ya da bildiği halde sözlük içi çekişmelerden-entrikalardan etkilenip bu yetkisini kötüyü kullanan yazarlarda mevcuttur.

    diyelim ki gönderilen bu mesajın sahibini kıramadım. "ankarada heykele karşı domalıyoruz" zirvesinde tanıştığım "bahçeli7babuş" nickli yazarın mevzubahis entrysini okuyunca "lan aslında eksiyi hakediyor ama arada hatır meselesi var" diyerek artıyı verdim. eee ne olacak peki bunun sonu? sonra yazdığı her .mdan-.ötten entry için artı bekleyecek benden. kendini geliştirmeyecek. o yazdığı bok gibi entryler sözlüğü bir çöplük haline getirecek. bende onu sürekli kötü yazmaya teşvik edeceğim.

    şahsıma göre bir sözlüğün kalitesi, "geçen haftanın en beğenilenleri" istatistiğiyle belli olur. ekşi'nin kalitesi burada bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır. kim güzel yazıyorsa o ödüllendirilir. adamlarda oy kullanma bilinci tam anlamıyla oturmuş diyebilirim. "arkadaş hatrına vereceğim, o da bana vermişti, ben ona nasıl eksi veririm" gibi düşüncelerle olaya duygusal yaklaşmamamız lazım.

    ayrıca bu entryler için 38 farklı yazara "bu entryme artı verin" tarzında mesaj atmıştım ama aldığım artı sayısına bak. hala 25 barajını aşamadı. yönetimden bir kaç arkadaşla görüşüp kim artı vermiş kim vermemiş ortaya çıkaracağım, daha sonra da sözlükte ki geleciğinizi ve hakkınızda düşündüklerimi yönetime bir bir anlatacağım... jkahkjhakjhkjhaa
    4 ...
  26. zirvelere hatun kaldırmak için giden yazar

    1.
  27. yüzünde ki insanın içini ısıtan gülümsemeden, özel mesajlarda ki centilmenliklerden, yazılan onca şirin ve sempatik nickaltından sonra gerçek niyetinin sözlükten hatun kaldırmak olduğu anlaşılan, kadını cinsel bir meta olarak gören seks düşkünü zavallı.

    zirveye herkesten önce gidip bir köşede onlardan değilmiş davranır bu tipler. uzaktan izler ki gelen kızların güzel olup olmadığına bakar. eğer avını bulduğuna inanırsa sürünün arasına dalıverir hemen. hain planlarını gerçekleştirmek adına o centilmen ve karizmatik elbiseyi tekrar giyer. satır aralarında "ben aslında sözlüğe pek vakit ayırmıyorum, ona rağmen bu kadar popülerim" diyerek avının gözünde gittikçe karizmatik ve ulaşılmaz bir hal alır. halbuki günde 19 saat online olan, interneti sırf hatun kaldırmak için kullanan, yonja.comda geçen yılın en iyi profili seçilmeye aday potansiyelde bir sapıktır.

    aslında burada hatunlarında kendilerini kaldırtmamaları gerekiyor. sözlükte erkekler hakkında ahkam kesmeyi biliyorsun. "ah şerefsiz etçiller, işiniz gücünüz seks" deyip "ben motor değilim" imajı vermeye çalışıyorsun ama daha ilk defa bir zirvede karşılaştığın adamla orgazmın zirvesine ulaşıyorsun. yataktan kaltıktan sonra "ilk gecede ilişkiye girmek" başlığına "hayvanlık" diye bir bakınız veriyorsun. ulan bu nasıl bir iştir, nasıl bir samimiyetsizliktir. bu nahoş durum bir çok interaktif sözlük sitelerinde yaşandığı gibi uludağın zirvelerinde de yaşanmaktadır lakin kimse merak etmesin çok yakında nicklerini vereceğim bu yazarların. 8 adet şukela ve 2 adet nickaltına veren bayan yazarın ibretlerle dolu hayat hikayesini sizlerle paylaşacağım... jdklsjdlksajdjdlks
    9 ...
  28. adina kampanyalar acilsin diye sozlugu terk etmek

    1.
  29. şahsi menfaatleri doğrultusunda en yakın arkadaşını bile sırtından vurabilecek potansiyele sahip, dünyayı kendi zikinin etrafında dönüyor zanneden oportunist. sırf avrupa'da top koşturacağım diye takımına 5 para kazandırmadan takımını yüz üstü bırakıp giden şöhret budalası vefasız futbolcuların ruh ikizi.

    döndüğünde, davullu-zurnalı-kırmızılı halılı bir karşılama hayal eden bu yazarın karşılaşacağı tablo ise suratına bir tokat gibi inecektir. sözlükte hiç dostu olmadığını farkedecektir. halbuki moderatörlerle zamanında yediği içtiği ayrı gitmeyen biriydi. adminlerin sevgilisi, gönüllerin sultanıydı. istatistiklerin zirvesindeki entryleriyle başlı başına bir sözlük olmuştu. yalan mıydı lan bunların hepsi be sözlük. hayallerimle oynadın lan allah'sız.

    evet, itiraf etmeliyim ki bu entryde kendimi anlatıyorum. sözlüğün kilometre taşlarından birinin ibret dolu hayat hikayesini bir yazı dizisi halinde ilerleyen günlerde sizlere aktaracağım. bu piyasa çok nankör a dostlar çok. ulan veda entrysinden sonra bir allah'ın kulu nick altıma bir entry girmez mi ya. nasıl insansınsınız lan siz? sokayım böyle dostluğa. hepinizin kirli çamaşırlarını tek tek çıkaracam lan ortaya, ziki tuttunuz valla. halbuki neler hayal etmiştim geri dönerken.

    (bkz: hyperstatics gitmesin kampanyası)

    (bkz: bir kilo hyperstatics mi ağır bir kilo ssg mi?)

    (bkz: hyperstatics tarzı entry girmek)

    (bkz: goethe almanya'nın hyperstaticsidir)

    (bkz: hyperstatics vs umut sarıkaya)

    (bkz: hyper sensin staticste sana girsin)

    (bkz: hyperstatics'in ekşisozluğe transfer olması)

    (bkz: okan bayülgenin hyperstatics olması)

    (bkz: senden çocuğum olsun hyperstatics)

    (bkz: bir hyperstatics vardı o nooldu)

    hiç bir şey zoruma gitmedi lakin kimsenin gidişimi göstermek adına hanımını çağırmaması çok zoruma gitti. "hanım koş hyperstatics sözlüğü terketmiş" başlığını çok bekledim a dostlar. çok kırgınım çok. olur olmadık her yarraama hanımı çağırıyorsunuz ama arkamdan su dökmesi için bile hanımınızı çağırmıyorsunuz. gün gelecek o popülerliği tekrar yakaladığımda "ne olur bana ayar verme diye yalvaracaksınız. ama bu sefer acımak yok dostlar bilesiniz. biraz körelmişim. özellikle tanım konusunda oldukça zayıf ve eksik gördüm kendimi. nerdeee o eski betimlemeler. nerdeeee o 238 kelimelik rekor tanım cümleleri. acelemiz yok zamanla hepinize gereken ayarları verecek seviyeye ulaşacağım... jgkldjgkldjglkdjfglkjdg

    aslında bu ayrılık esnasında yurtdışında ki bir kaç sözlükte yeni heyecanlar adına şansımı denedim. gurbet ellerde aradığım ortamı bulamayınca geri dönme geri kararı aldım. özellikle kanada'nın en popüler sözlüğünde celebrity olmama rağmen sözlük içi çekişmelerden rahatsız olup ayrılmak istediğimi belirttim. başta sözlüğün admini olmak üzere tüm moderatörler ve türk diasporasının önde gelen isimleri gitmemem için kampanya üstüne kampanya başlattılar. "gitme" dediler. "illede vatanım" dedim. "seç beğen sözlük kızları emrinde" dediler. "bize yakışmaz" dedim elimin tersiyle ittim. "iyi lan siktir ol git" dediler. "ağzınız bozmayın lan orssspu çoçukları" dedim ve hemen uzaklaştım oralardan. pek hoş bir şekilde ayrılmadım ancak kaliteli yazardan anladıkları su götürmez bir gerçekti. zaten ülkemizde benim gibi onlarca cevher harcandı ve yok oldu. benim gibi değerlere yabancıların sahip çıkmasına alışığız... pehpehpeh.

    buraya taparcasına bağlı kalmamın nedenini çok düşündüm lakin adam gibi bir cevap bulamadım. 4.murat'ın "bağdatı almaya çalışmak, bağdatın kendisinden daha güzeldi" sözü belkide benim bilinçaltımda yatan gerçeğin en güzel şekilde kelimelere dökülmesidir. piyasada ki bütün sözlükleri fethedince anladım bunu. bonservisi elinde olan bir ronaldinho misali teklifler aldığım bir dönemde zall'ı kıramadım. ssg'nin bizzat bir akşam yemeği esnasında moderatörlük teklifini zall'a verdiğim bu söz nedeniyle geri çevirdim.

    ayrıca hiç bir allah'ın kulununda "baba senin eski entryler nerde ya" dememesi de beni çok şaşırttı. bende otisabi gibi bir dönüş yapmak istiyordum. eski entrylerimle çok yakında sizlerleyim deyip sözümde durmamak istiyordum. silecem lan bu gece hepsini. ulan yediniz bitirdiniz lan bir efsaneyi... daraldım lan.
    5 ...
  30. tebrik mesaji atilan yazarin gotunun kalkmasi

    1.
  31. gönderilen tebrik mesajının mantığını kavrayamamış, karakterinin zayıflığını sözlük içi mesajlaşma gibi basit bir iletişim şekliyle bile zorlanmadan gözler önüne seren, hayatı boyunca hiç bir konuda tebrik edilmemiş ne oldum delisi. muhtemelen akraba evliliğinden olan bir homosapiensin akıllara zarar ego mastürbasyonu.

    attığım tebrik mesajı yazdığın o entrye olan hayranlığımdan değil, entryi yazarken ki hissiyatı o duyguyu kıskandığımdan tebrik mesajı attım. yoksa ona çok benzer, hatta ondan daha güzel entryler yazabilirim ama gel gör ki, yine sende ki o bir türlü yaşayamadığım duygudan yoksun yazılacak bu yazılar. işte tebrik mesajının altında yatan gerçek budur. rahatladım ohh.

    mesajlaşma esnasında verdiği cevaplarda ki ukalalığın etkisinden aylardır çıkamadığım bu nahoş durumun baş kahramanı şimdi kimbilir nerelerdedir. açıkçası buralarda olduğunu hissediyorum. şu an bu entryi okuduğunu da biliyorum. çık erkek gibi ortaya, tavuk gibi saklanma.

    sabahtan akşama kadar online olmasına rağmen, "arada bir girip bişeyler karalıyorum, ne yazık ki sizleri yazılarımdan mahrum bırakıyorum, umarım beni mazur görürsünüz" gibi bir mesajı kim unutabilir a dostlar. çok zoruma gitti bu laflar, sanki karşısında sözlük dünyasının en rezil yazarı varmış gibi bir hava estirdi. evet kabul ediyorum, ezildim. karizmasıyla beni yerle bir etti. belki entryleri beş para etmezdi ama benden daha karizmatik ve kuuldu.

    bu entryi yazmak için sözlükten ayrılmasını bekliyordum. beklediğim gün geldi. evet sözlük, ben bir korkağım. o buradayken yazamadım bunları. korktum. kendisinden ve burada ki çetesinin üzerime geleceğinden korktum. ayrıca koskoca bir fake nick ordusuna sahipti, korkmamak elde değil. sadece fake nickleriyle beni reşat çalışlar'ın sitelerine kapak yapardı. reşatcım bile benimle t.şşak geçerdi. bi hoş oldum ayol.

    geçen günlerde uludağ sözlük moderasyonundan biriyle bir disco'da eğlenirken bu nacizane sıkıntımı anlattım kendisine. kendisi yeliz yeşilmen'in "elemtere fiş kem gözlere şiş" adlı parçası eşliğinde çılgınlar gibi eğlendiği için beni pek s.klemedi lakin "bir yönetici bu kadar vurdumduymaz olmamalı, her daim yazarlarının sorunlarıyla ilgilenmeli. onlara şevkat göstermeli" dedim kendisine. "lan s.ktir ol git canımı sıkma" dedi. "kalbimi kırıyorsun babuş" dedim daha samimi olmak adına. "ne babuşu lan g.t uzak dur benden" dedi. aldırmadım. toyluğuna verdim. "kanka o p.çi sen attın demi sözlükten, canımsın" dedim ve bir makas aldım y.vşak y.vşak sırıtarak. çok sinirlendi biraz ağzını bozdu ama olsun ben severim kendisini.

    bu kadar sinir iyi değil be babuş... jdkljsldkjaslsa
    2 ...
  32. trident splash reklamlarindaki papillalar

    1.
  33. Tepkilerini dile getirmekten çekinmeyen bilinçli bir toplum imajı sergileyen, her türlü sivil toplum örgütüne kayıt yaptıran insanlar gibi bir görüntüleri olan dilin üzerindeki hücreler. Seslerini duyurmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Bu mücadeleleri Rauf denktaş'ın güzel bir sözünü hatırlattı bana;

    "Sesimi duyurmak için seks filmleri dışında tüm filmlerde oynarım."

    Aralarında gizli bir liderleri var ama tam olarak kestiremedim kim olduğunu. En yakın zamanda eşgalini alıp robot resmi için çalışmalara başlayacağım. Aradan bir ses çıkıp "çilek bu çileeek" diye bağırınca öteki papillalarında ona uymaları bu tezimi destekler nitelikte.

    Neden, Uzaktan bakıldığında her biri birer penisi andıran papillalar yapmışlar anlamış değilim. Adam akıllı bir şey bulamadın mı kardeşim. "Sik kafalı Japon askeri" dedikleri böyle bir şey olsa gerek.

    Dilin her noktası her tadı algılayamıyor. Mesela dilin ucu acıyı, orta bölgeler ekşiyi algılıyor. Çilekli sakız geldiğinde onu algılayan bölgenin sözcüsü konuştuğundan dolayı o lavuğun çıkıp onlara lidermiş gibi görünme ihtimali de vardır. yani her bölgenin farklı bir sözcüsü vardır. ee artık ekşi-tatlı karışımı bir sakız ağza alındığında dilin üzerinde yaşanacak hengâmenin hayalini varın siz kurun.
    4 ...
  34. derste atatürk ün portresi ile kesişmek

    1.
  35. "Niye çalışmıyorsun lan, ülkeyi senin gibilere mi emanet ettim" der gibi bakan atatürk'ün hiç gülümseyen bir resminin olmamasından kaynaklanan o sertliği hissetmektir. hemen hemen her öğrencinin farkında olmadan gerçekleştirdiği, bakış amacına göre değerlendirildiğinde göreceli bir fenomen. cüretkar bir göz teması.

    yıllardır newton'un yasalarını dinlemekten, okumaktan, ezberlemekten bıkmış bünyenin ders esnasında yapacak başka bir şey bulamamasından kaynaklanan bu göz teması bazen rahatlamanıza yardımcı olabilir. sizi bilmem ama ben içimden de olsa derdimi paylaşıyorum onunla. her gün orada ve beni izliyor. çok dikkatli bir şekilde anlattıklarıma konsantre oluyor. hiç lafımı kesmiyor. çok iyi bir dinleyici diyebilirim kendisi için. bazen çok heyecanlanıyorum. atamın gözleri benim üzerimde ve beni dinliyor.

    bu sabah yine tüm sıkıcılığına rağmen betonarme dersindeki yerimi aldım. dersi blok yapan hocanın yüzünden yine uykum gelmişti. ders anlatma tarzı çok yanlıştı. öğrencinin uykusunu getiriyordu. dersi daha zevkli bir hale getirebilirdi. bu sorunumu atamla paylaşmak istedim. eğitim sistemi hakkında sıkı bir muhabbete girdik. bugün çok agresifti. sanki benim bu konuyu açmamı bekliyormuş gibi oldukça doluydu. bir ara kendimi kaybetmişim ve el kol hareketleriyle bir şeyler anlatmaya çalıştığımı farkettim. bütün sınıf bana bakıyordu. açıklama yapamadım. ne deseydim "atamla konuşuyorum lan ne bakıyorsunuz mal mal" mı deseydim. diyemedim. onlarda güldü geçti zaten. hocanın da beni siklemediği bakışlarından belliydi.

    tekrar atama döndüm, "elimi kolumu fazla oynatmamamı" söyledi. "tamam" dedim. çok sinirlendi dudaklarımın kıpırdamasına, dikkat çekiyorduk çünkü. "sen sus hiç bir şey söyleme, sen sus ta gözlerin konuşsun" bakışı attı. bir an ebru gündeş'e sempati duydum. ders çıkışı gidip orjinal kasetini aldım. sanatçım kazansın dedim. kankası serdar ortaç'ın paralı askerlik yapıp askerden kaçtığını düşününce, kasedi kırdım, çok sinirlendim. oturdum ağladım.

    yarın atama ebru gündeşi şikayet edeceğim. "bu kadın yanlış insanlarla takılıyor atam" diyeceğim. umarım kızmaz.

    (bkz: bu mühendislik yedi bitirdi beni)
    7 ...
  36. yiğit özgür e değiniyorum kaliteli oluyorum ekolü

    1.
  37. hain planlarını gerçekleştirmek adına, en yakınındakini bile kullanmaktan çekinmeyecek kadar acımasız, sırf celebrity olacağım diye kendi gibi davranamayan, girilerinde gerek sözlükten gerekse şov dünyasından mizah gücü yüksek kişilere değinerek, yer yer onların yazılarına ve diyaloglarına yer vererek, "herkesi okumam, her şeyi beğenmem çünkü ben onu şunu bunu okuyorum" havası estirenlerin yeni trendi.

    bazen bir kuğunun suda süzülmesi kadar zarif, bazense leşinin üstünde dolanan bir akbaba gibi acımasız girilerin aynı kişi tarafından yazılması sonucu karakter tahlili yapmakta zorlanıyorum. her giride farklı bir karakterle karşılaşıyorum, bir girisinde akp'ye hakaret eden bünye öteki giride "yarınlarımız aklandı" diyerek akp'nin başarısını takdir ediyor. isim verip kimseyi rencide etmek istemiyorum ama bir kaç girisini okur okumaz, "bu o değil" diyorum. hemen kendini ele veriyor. ayrıca başlığından, girisine kadar hatta kelimelerine kadar bir yerlerden arak yaptığını anlıyorum. bu yaptığı ayıbı gün yüzüne çıkarmak hiç de zor olmuyor. neyse konudan kopmayalım efendiler.

    özetle şunu anlatmak istiyorum; penguen okuduğunu, yiğit özgür hayranı olduğunu buradan birilerine duyurarak prim yapmak isteyenlerin oportunist tavırları çok zoruma gidiyor. olduğu gibi yiğit özgür'ün diyaloglarının buraya yazılmasına da bir anlam veremiyorum. ne oluyor yani onu yazınca, birileri onu okuyor, beğeniyor, şukela veriyor. eee ne oluyor peki? ne değişiyor? o şukelayı sen mi aldın yoksa yiğit özgür mü? Allah korusun adam öldüğünde ne yapacaksın lan, sıradan geçirirsin artık selçuk erdem, erdil yaşaroğlu, fatih solmaz... biraz kendin ol olum, kendi fikirlerini kendi düşüncelerini yansıt. başkasının ne dediğini, ne yazdığını neden kendin yazmışçasına sözlüğe aktarıyorsun ki? bir haber niteliği taşısa eyvallah diyeceğim ama yok anam yok, adam zikini kaşıyor ve o an hissettiklerini yazıyor, sende aynen gelip bize anlatıyorsun. nedir bu copy-paste hayranlığı, bu kafayla ne kendini ne de sözlüğü geliştirirsin.

    dost muhabbetlerinde yiğit özgür'den bahsetmekte oldukça moda bu aralar. penguenin yeni sayısını ilk önce alanın ayrı bir karizması olur. en çok ben seviyorum, sabahın köründe gittim aldım ve okudum havasıyla gezer bu tipler. elinde pengueni katlamış, penguen yazısı üste gelecek şekilde kasıla kasıla yürürler. hani salı pazarından geldiği gün gibi aşikar olduğu halde, aldığı nevaleyi yanında götürdüğü büyük mağaza poşetlerine koyup da mahallenin ortasından hava atarak geçen koca karılar vardır ya, hiç bir farkı yok bu tiplerin onlardan.

    ayrıca sözlükte ki yiğit özgür diyaloglarını lütfen bir ara okuyun, o kadar rezil diyaloglar var ki. yani sırf onu sözlüğe taşıyıp, kendine ve bize eziyet ettiği için eksi veriyorum bazen. mesela bu hafta ki sayıda geçen bir diyalog;

    -tak tak
    +gel!..
    -hemende atlıyorsun.

    lan bu ne allaşkına, bunu sözlüğe koymanın alemi nedir. yiğit özgür'ü tanımayan biri gelip bunu okusa "siktir lan ordan" der geçer. hem kendini rezil ediyorsun, hem sözlüğümüzü kirletiyorsun, hem de yiğit özgür'ü rezil ediyorsun. halbuki karikatüre bakıldığında suratta hafif de olsa bir tebessüm oluşturabilir ama sözlüğe sadece diyalog halinde konulduğunda afedersin ama bir yarraama benzemiyor.
    14 ...
  38. rowenta reklamindaki kadinin bacagindaki kedi

    1.
  39. Bulunduğu konum itibariyle kendi familyasındaki bir çok kediye göre daha şanslı olan, uyumak için pürüzsüz bir zemin seçme arayışına girmiş, rahatsız edilmekten hoşlanmayan reklam kahramanı.

    neden orada ikamet ettiğini anlamak için reklamın senaristiyle irtibata geçtiğim bu kedinin cinsi benim için büyük bir merak konusudur. ne kadar şirin değil mi efendiler.

    bu kediye karşı, hayatımda ki yerim ve konumumu beğenmememden kaynaklanan bir çekememezlik söz konusu. kendini salıverişi, geleceğe dair hiç bir sıkıntısının olmaması, özellikle seçtiği mekan beni hasedimden çatır çatır çatlatmaktadır.

    bu kedi neden rowenta'yı görünce bir anda irkiliyor ve kaçacak delik arayor acaba? olum sen dövme değil misin? ne korkuyorsun o zaman? hangi makina deriyi yüzerek tüyleri alıyor ki? öteki markaların epilasyon aletlerine atılmış çok feci boklar vardır bu reklamda.

    ayrıca o bacağın kıllısına bile yatmaya razı binlerce abazan varken bu kedinin yaptığı büyük bir terbiyesizliktir. sanki rowenta'dan başka marka gelirse "ben bu ortamı terkederim arkadaş" havasında ki hareketlerini şiddetle kınıyoruz.

    gelelim yazarın bu reklam filmi için açıklamak istediği gerçeklere;

    epilasyon aletinin hiç bir numarası yoktur. bildiğin tüy alıcı makina işte amına koyim. burada gizliden gizliye genç kızlarımıza yönelik bir mesaj vardır. Reklamdaki bayanın dövmesini bu denli sempatik gösterme çabaları neden acaba hiç düşündünüz mü a dostlar? evet efendim bu reklamda "kıçınıza başınıza dövme yaptırın" mesajı verilmektedir. sonra dövme çıkana kadar cünup cünup sokaklarda gezecek bu kızlarımız. camilerimiz hızla boşalacak. din elden gidiyor efendiler. lütfen oyuna gelmeyelim. lütfen...kdsjflksdjflkdsjfklds
    5 ...
  40. general mobile reklamındaki seksi kadın

    1.
  41. Çift kartlı telefon gibi müthiş bir aletin tanıtımı için seçilmiş abuk sabuk bir senaryo üzerine kurulu kısa filmin kalın dudaklı, düzgün fizikli ve tahrik edici teklifleriyle akılda kalan bayan kahramanı.

    Oyunculuklarını değerlendirme zahmetine girmeyeceğim bu reklâmda çok garip detaylar var. Kadın "görmek istiyorum" diye olaya girince "ne oluyoruz lan, yoksa uyduya geçtimde haberim mi yok" gibi bir tepki verdim. Ablacım, görmek istiyorsun anladık ama ulu orta yerde söylenmez ki bu. Hadi diyelim niyetin kötü değil. Sadece abinin cebindeki çift sim kartlı telefonu görmek istiyorsun. Çok masumane bir teklif lakin sokağın ortasında ne görmek istediğini söylemeden "görmek istiyorum" dersen, hakkında çok da iyi şeyler düşünülmez haberin olsun zira william james, "Yanlış anlayanlar tarafından söylenen bir doğrudan daha kötü hiçbir yalan yoktur" dediği sözünde her şeyi özetlemiştir.

    Diyelim ki adam telefonunu çok seviyor ve kimseye göstermek istemiyor. o zaman ne yapacaksın? Adam telefonu çıkarınca neyi görmek istediğin belli oluyor da o şekilde yırtıyorsun, yoksa bütün sokağa rezil olacaksın.

    Telefonu çıkarıp kadının suratına sürmenin mantığı nedir hala anlamış değilim. Sanki kabe'den getirmiş anasını satayım. ilk 3310'lar çıktığında "labirentsiz yılan" diye bir şeyle tanışmıştık. Telefon teknolojisinin geldiği son nokta olarak görüyorduk. o telefonu alacak parası olan arkadaşların telefonu kendi elleriyle bi 3-5 dakika gösterip tekrar ceplerine koymaları gibi bir durum var bu reklam filminde. lan kızın güzelliğinin hatırına bi yılan oynatsaydın bari.

    Şifa niyetine, telefonu kızın suratına sürerken kızın orgazma ulaşmasına ramak kalıyor. ulan ne telefonmuş bu. hem çift kartlı, hem orgazm sorunu yaşayan bayanlar için devrim niteliğinde. abimiz az daha sürmeye devam etse kadın titremeye başlayacaktı sanırım.

    Kadının "görmek istiyorum" demesine adamın "şimdi olmaz" diye cevap vermesi nedendir acaba? Telefonun şarjı mı yok? Telefonu göstermenin yeri mi olurmuş. Göster gitsin işte amına koyim ne diye naz yapıyorsun ki.

    Gelelim yazarın bu reklam filmi için açıklamak istediği gerçeklere;

    türk örf ve adetlerine uymayan bu reklâm filminde kadınlarımıza, genç kızlarımıza yönelik hain planlar mevcuttur. Gizliden gizliye "seksin yeri yoktur, canınız nerede isterse orada yapın" mesajı vermektedir. Ayrıca reklâmda teklif konusunda bir terslik olması bütün bu şüphelerim de haklılığımı ortaya çıkarıyor. Niye ilk teklifi erkek yapmıyor lan? "Bak yeni telefon aldım görmek ister misin" tarzında. yine genç kızlarımıza, "gidin hoşlandığınız erkeklere, o an canınız ne istiyorsa teklifte bulunun" gibi şeytani bir mesaj vermektedir. Kızlarımızın bilinçaltına böylesine rezil düşünceleri ilmik ilmik işlemektedirler. Lütfen oyuna gelmeyin bayanlar. Lütfen...kdjfklsdjfklsdjflksdjfkls
    1 ...
  42. vodafone reklamindaki kurnaz patron

    1.
  43. işçisiyle diyalog konusunda hep en iyiyi isteyen, işveren ve işçi arasında ki uyumun önemini fazlasıyla bilen ama yinede şahsi menfaatleri doğrultusunda sırtından ekmek kazandığı o insanlara, dalga geçer gibi "günlük çalışma saatini yarı yarıya indirdim" diyerek zavallıların tertemiz hayalleriyle oynayan kapitalist.

    işçilerin arasına girdiğinde "bende sizdenim" havası estiren bu kurnazın gerçek niyetini kim bilebilirdi ki. Meğer işçilerin fazla içli dışlı olmasından kaynaklanan bir performans düşüklüğü sezmiş ve onları birbirlerinden ayırarak performansı yükseltmek istemiştir. Yaptığı tek güzel şey, gün boyu kapalı mekânda duran bu insanlara açık havada da çalışma şansı vermiştir lakin işçilerle taşşak geçmesi hiç etik değil. Bu işçiler salak mı da senin ne yaptığını anlamayacaklar bir müddet sonra. Zaten reklâmda da işçilerin surat ifadelerinden ne kadar mağdur olduklarını görmekteyiz.

    Patron müjdeyi verdikten sonra işçilerin kağıdı kalemi fırlatıp bu olaya sevinmeleri biraz abartı gibi geldi bana. Ulan sanki adam sizi zorla çalıştırıyor. Hem insan biraz şükretmesini de bilmeli. Tertemiz işiniz var lan doyumsuzlar, nice insan işsizlikten evine ekmek götüremiyor. zira peygamber efendimiz bi hadisinde;

    "Suyu iki, üç nefeste için. Bir şey içeceğiniz zaman besmele çekin; içtikten sonra da elhamdülillah deyin." diyerek şükretmenin önemini belirtmiştir.

    Günlük çalışma saatini yarı yarıya indiren bir patronunuz var ve bir gün size gelip bu müjdeyi veriyor. Aklınızda hiç soru işaretleri oluşmaz mı? içinizden "siktir be patron, kim bilir altından neler çıkar bunun" diye şüpheye düşmez misiniz? içlerinden birinin çıkıp da "durun olum hemen sevinmeyin, patronu tanımıyor musunuz, o ne tilkidir o" diye ötekileri uyarmasını bekledim bir reklâm boyu. Ama yok anam yok bunların hepsi saf.

    O yalandan sevinç çığlıkları esnasında gözünü çalışma arkadaşını dikmiş fırsatçı bi çalışan da dikkatlerden kaçmıyor. Hemen karıya sarılıyor Allah'ın abazası.

    Ayrıca, neden bütün patronlar kel ve göbekli olur ki? Taa Hulusi kentmen'den gelen bir alışkanlık olsa gerek. Yani genç, sırma saçlı, uzun boylu ve kaslı bir patron koyarsalar onun patron olduğuna inanmamız daha mı uzun süre alır. Aslında dediğim profillerde patronlar olmadı değil oldu tabi ki ama daha çok dolandırıcı ve acımasız patron rollerini kel ve göbeklilere verirler. Ee haliyle bizimde bilinçaltımızda patron dendiğinde böyle bir profil oluşuyor. Örnek olarak Kurtlar vadisindeki iplikçi nedim gibi adamlar favorimdir.*

    Gelelim yazarın bu reklâm filmi için açıklamak istediği gerçeklere;

    Türk milletinin genlerine işlemiş yardımseverliği ve samimiyeti(!) kendilerine hedef seçen kapitalistlerin bir tuzağıyla karşı karşıyayız. Gizliden gizliye "her şeyde bir çıkar vardır, kimse karşılıksız hiçbir şey yapmaz" lafını hayat felsefemiz haline getirip bizi birbirimize düşman etmeye çalışıyorlar. Hâlbuki güzel ülkemde ben böylesine çıkarcı patronlar görmedim(!), patron ve işçi arasında ki uyumun ve yardımlaşmanın daha güzel olduğu bir coğrafya tanımıyorum(!). lütfen oyuna gelmeyelim arkadaşlar. Lütfen...klsdfjlksdjfksdjflksdjfld
    0 ...
  44. diger operatorden bir kiz sevdim

    1.
  45. Eski Türk filmlerindeki replikleri andıran, "bütün engellere rağmen hala seviyorum" edebiyatıyla yazılmış, maddi durumu düşük olan aşık gençlerimizin feryadı. Öğrenci milletinin iç sesi.

    Sadece alt yazı şeklinde gördüğüm bu reklâm, patlamaya hazır bir bomba gibi. Süper bir slogan bulmuşlar lakin adam gibi reklâmını yapmıyorlar. Ne duruyorsun avea, yap şunun reklâmlarını da patlamayı gör.

    Aoon dırırın dıt dırı dırı* gibi bir reklâmın bile tutup ta dillere pelesenk olduğu bu ülkede bu sloganın üzerine ne çekersen çek tutar lan. Koy bir kız bir erkek, kavuşamasınlar, gencin parası olmasın. avea'da ona bu kampanya ile güzellik yapmış olsun. Sevenleri kavuştursun. (Senaryo hoşunuza gittiyse menajerimle görüşün, patenti bana ait ona göre.)

    Adam haklı arkadaş. Turkcel'le dışarıyı aradığında ebenin örekesini görüyorsun. Öğrenci milleti nasıl kontör yetiştirsin amına koyim. Her ayın 7'sini iple çekiyoruz. 7'sinden 7'sine kontör yüklüyoruz. Bu konuda en çok takdir ettiğim hattır avea. Çekmiyor mekmiyor ama piyasada ki en hesaplı hat.

    son olarak kahramanımıza bir çift sözüm var;

    ilerde kız isteme esnasında operatörlerin uyup uymadığına bakılmadığı için boynunu bükmene gerek yok evladım. Kızın babası hattına bakıp "vay piç vay, demek avea kullanıyorsun he, kaybol lan kız mız yok" gibi bir tepki vermez. Müsterih ol.
    2 ...
  46. uc nokta koyuyorum duygusal oluyorum ekolu

    1.
  47. Özellikle, paragraf sonlarında hiç bir manası olmayan sözcük yığınına bir anlam yükleme, derinlik katma amaçlı başlayan bir akım. Nasıl ki serdar ortaç kliplerinde söylediği her sözü oynamaya çalışıyorsa, bu ekolden gelenlerde, yazdığı her kelimede bir çatışma ve derin anlamlar olduğunu göstermenin mücadelesi içinde sağa sola noktalama işareti sıçarlar.

    "sahte gülümsemeler, duygu sömürüsü, mağduriyet edebiyatı..." adına ne derseniz deyin, ne ararsanız vardır bunlarda. "önemli olan her kelimenin, her cümlenin sonuna üç nokta koymak değildir, marifet kısa cümlelerle kendini anlatmaktır" diyorsun da, o hissiyatı 3 noktayla mı vereceğini sanıyorsun. hiç bir anlamı olmayan bir cümlenin ardından "iyi bakın ulan, adam gibi okuyun, aslında boş gibi görünüyor ama içinde ne manalar gizli" mesajı vermenin ne gereği vardır. ulan cümle kabak gibi ortada, ne bir duygu yoğunluğu var ne de derin bir anlam. nedir bu gizemli olma çabaları? olmuyor işte, neden zorluyorsun ki? bu iş yetenek işidir, kabul et artık sen yeteneksizsin tekisin. isim verip kimseyi rencide etmek istemiyorum ama lütfen bu ekolden olanları sözlükten içeri sokmayınız.

    "koştum...bir anda gözbebekleri kocaman oldu...eliyle bir şeyler işaret ediyordu...bir an durdu...yapamayacağını anladı...sustu...son bir kez daha etrafına baktı...öylece yere yığıldı...boğazıma bir şeyler düğümlendi...ölmemeliydi...elimi sıkıyordu...beni bırakmamak için direniyordu...o boncuk mavisi gözleri sanki hala bana bakıyordu...sonra bir anda doğruldu...meğer ölmemiş piç, beni kandırıyormuş..." ah be güzel kardeşim ne de güzel anlatmışsın, her şey çok güzel, kelimeler sade ve özenle seçilmiş, olay ve kurgu kafa karıştırmayacak şekilde ve okuyucuyu sıkmayacak tarzda yazılmış ama o amına koduğumun 3 noktasını neden zırt pırt kullanma ihtiyacı duyuyorsun anlamış değilim. olmamış işte, anasını zikmişsin yazının. otur sıfır.

    "oturmakla dinlenemeyecek kadar yorgundu. başını dayayacak yer arıyordu. gururu vücudundan daha yorgundu. selma'yı bütün gün dört defa aramış, evinde bulamamıştı. izzetinefsini yoran şey, sabahtan beri gittikçe artan arzusunu saatlerce süren bir araştırmanın soyup çırılçıplak bir zaaf haline getirmesi değilse, dört ayrı zamanda, uzun uzun çalındığı halde açılmayan kapının selma'ya vekalet ediyormuş gibi, şuurlu bir mukavemeti andıran bir hareketsizlikle kapalı kalmasıydı. sanki evin sessizliğinde Selma'yı müdafaa eden kaderin cevabı vardı..." koskoca bir paragraf ve bir tane bile 3 nokta yok, * peki neden yok? çünkü o 3 nokta koyuyorum duygusal oluyorum ekolünden biri değil, o peyami sefa. 3 nokta koymaya gerek yok. zaten o duygusallığı, o hissiyatı kelimeleriyle haddinden fazlasıyla okuyucuya veriyor.
    5 ...
  48. hayat bilgisi ndeki beton a ozenen kizlar

    1.
  49. dikkat çekme adına cinsiyetinden memnun değilmiş gibi hareket eden ama içinde bir yerlerde o kadınlığı saklı tutan, "ben farklıyım, öteki kızlara benzemem" imajı sergileyen televizyon dizileri tarihinin en antipatik karakterine hayran olan güruh.

    oldum olası erkek gibi davranan kızlardan nefret etmişimdir. bir de iyi bok yapıyorlarmış gibi "helal olsun be erkek gibi kız valla" diyerek bu hal ve hareketlerini takdir edenler yok mu? insanın hortumla bu tiplerin sırtına sırtına vurası geliyor.

    bu kızlarla aynı ortamda bulunmak en büyük kabusumdur. "sende erkek misin lan" bakışları atarlar sürekli. ses tonlarını özellikle kalınlaştırmaya çalışırlar. bazılarında tespih falan da olur. kaşlar sürekli halde polat abimiz gibi çatıktır. Nedendir bilmiyorum ama onun o sert halini görünce bende anlamsız bir yumuşama durumu hasıl oluyor. sanki ben yumuşadıkça o erkeksileşiyor. Sonuna kadar gitmek istiyorum. Bir kız ne kadar erkek olabilir? Evet sanırım bu sahneyi görmek için yapıyorum tüm bunları. Belki de yıllardır sakladığı bir gerçeği masanın altından gösterir falan. Ne dersiniz, hoş olmaz mı? *

    bu kızların genelde sevgilileri olmaz, çünkü bu tribe giren kızların geneli çirkin olur, yakınlaşamadığı erkeklere bu şekilde yakınlaşmak isterler ama bir türlü bu bilinç altında yatan gerçekle yüzleşemezler. Bir ömür boyu kendilerini kandırırlar.

    Bu kızlar erkeklere yakınlaştıkça ve kanki ayağı çektikçe özellikle orta okul yıllarında erkeklerin mastürbasyon malzemesi olurlar. el kol şakalarının haddi hesabı olmaz ve göğüslerine dokunmak için yapmayacağı dalavere olmayan tiplerle kanki olmanın cezası da işte budur efendiler. Yanlışlıkla okul çıkışı bir kızın bacağına sürttükten sonra 1 ay onu hayal edip mastürbasyon yapan homosapiensler olduğu müddetçe de bu böyle olacaktır.
    1 ...
  50. seni öpeceğime kül tablasını yalarım

    1.
  51. sigara içenlere hakaretten ziyade bir nevi onları bu illetten kurtarmak için sarfedilen aşağılar bir tarza sahip, 90'lı yıllarda blue jean dergisinin sigaraya karşı başlattığı savaşın sloganı.

    bu slogan ne kadar yararlı olmuştur yada olmamıştır tartışmaya açık bir mevzudur ama o dönemler dilimize pelesenk olduğu su götürmez bir gerçektir.

    ayrıca bu lafın sevgiliye söylenmesi durumunda aynı tarzda bir cevabın gelmesi de kaçınılmazdır. "bende senin elini tutacağıma, zikimi tutarım daha iyi" gibi bir cevabı verebilecek potansiyelde bir sevgiliye sahip kişilerin uzak durması önerilir.
    4 ...
  52. bridgestone reklamindaki basibos lastikler

    1.
  53. otomobil lastiği konusunda dünya markası bir firmanın yaptığı ve zeka ürünü olarak adlandırmaktan korkmayacağım reklam. Nasıl ki usta bir yazar metaforlarıyla, ironileriyle ve bunlar gibi kullanılması ve anlaşılması zor sanatlarla eserlerini süslüyor işte bridgestone reklamları da aynen böyledir. Ne anlatmak istediğini anlamak için bir oturup düşünmek lazımdır zira bu işin şakası yoktur, lastik işi ciddiyet ister efendiler.

    Gelelim söz konusu başıboş lastiklere. o lastiklerin ne anlatmak istediğini anlamak için iq seviyenizin belli bir seviyenin üzerinde olması lazım zira reklama boş boş bakarsınız ve hiç bir anlam veremezsiniz. "vay be lastiklere bak tertemizmiş, ne güzel de yuvarlanıyor" gibi salak salak yorumlar yapmak zorunda kalırsınız.

    söz konusu lastikler, reklâm içinde türlü türlü işler yapmaktadırlar, kah üst üste kah yan yana sürekli bir devinim içindeki bu lastiklerin neyi anlattığı, kimi ifade ettiğini sizlerle paylaşmak isterdim ama inanın bende bir bok anlamadım bu reklamlardan. Tertemiz kanalları olan, cirlop gibi jantlara geçirilmiş bu tekerlekler pirelli'nin "kontrolsüz güç güç değildir" reklâmına bir ayar mahiyetinde mi yapılmıştır acaba. "bakın sizinkisi son anda duruyordu bizimkisi dur deyince duruyor, gel deyince geliyor. Gücün kontrolü tamamen sizin elinizde..."

    hangi formula 1 pisti olduğunu çıkaramadım ama daha çok san marino gırant piriksinde ki virajlara benzer bir yoldan sırayla virajı dönen bu lastikler formula 1 araçlarının yerine konmuş, yani araçları temsil etmektedir. "bakın formula 1'de ki bütün takımlara lastiği biz yapıyoruz" manasına gelmektedir. Halbuki yalandır efendiler. koskoca michellen ne oldu, bir kalemde sildiniz lan adamları. Yoksa formuladan çekildiler de ben mi bilmiyorum?

    ayrıca ne saçma bir reklamdır ki, o lastikler bi yan yana yarışır vaziyetteler görünüyorlar bir de üst üste çıkmışlar eşkenar üçgen formunda ve kendi içinde hareketli lastiklerden oluşan, ne anlama geldiğini bilemediğim o geometrinin üzerinden atlıyorlar. ee peki ne anlama geliyor bu hareket efendiler, sonuçta bütün lastikler bridgestone değil mi, hepsi oradan başarılı bir şekilde atlamayacak mı? bu reklam mantık olarak biraz "cafe crown reklamında sürekli buzz diyen kıza" yaptırdıkları harekete benziyor. sürekli ürünü gösterelim, ne anlattığı önemli değil, boş boş lastikler gezsin etrafta, zaten izleyiciler mal mal bakıyor, ne kadar çok ürünü gösterirsek o kadar kârdayız mantığı vardır.

    gelelim, yazarın bu reklam filmi için açıklamak istediği gerçeklere;

    bridgestone bu reklam filminde, bütün izleyicilere bariz bir şekilde salaksınız demek istiyor. "formula 1 aracı çıkartıyoruz herkes bizi formula 1'e sponsor olmuş bir firma sanıyor. biz de formula 1 araçlarının yerine koskoca lastikler koyarız, bu şekilde bizim de formula 1 de araçlara lastik yapan şampiyon bir marka olduğumuz anlaşılır." diyerekten bu reklam filmini çekmişler. ayrıca gizliden gizliye dünya delikanlı olsaydı yuvarlak olmazdı mesajı da vermektedir. bir mesaj daha var ama tam emin değilim, sanırım hepimize topsunuz demek istemişler. bu da amerika'nın oyunudur efendiler gelmeyelim böyle oyunlara...
    0 ...
  54. kahvesi buz gibi fazla uzaga gitmis olamaz

    ?.
  55. mükemmel zeka parıltılarıyla işlenmiş bir reklam filminin en can alıcı sahnesinde ki vurucu söz. filmin her karesinden akıl dolu esprilerin fışkırdığı, özellikle baş roldeki tipin karizmasıyla bizleri kendine hayran bıraktığı reklam filmidir bu sıra dışı reklam.

    en yakın arkadaşını güzel ve dahide ki kızları andıran suratında ki ebleh ifadeyle "seninki nerede?" diyerekten tarih boyunca görülmemiş bir teklifle yaklaşan bir kıza değişen abazan, sana sesleniyorum. sen nasıl bir insansın ki bir kuku uğruna beraber neskafe içtiğin arkadaşını o mükemmel tattan o çıldırtan aromadan mahrum bırakıyorsun. arkadaşın geri geldiğinde nasıl yıkılıyor fark etmedin mi? suratında ki o ifadeyi görmedin mi? biz gördük de ne oldu amına koyim, adamın neye üzüldüğünü anlayamadım ki. kızı senin kaptığına mı üzülüyor yoksa giden neskafeye mi üzülüyor. şöyle bir adam akıllı düşünüldüğü zaman, neskafeye üzülmesi kadar saçma bir şey olamaz. kaç paraysa gider bir tane daha alır ama her dediğine sorgusuz sualsiz inanacak, bilgi birikimi sıfır olduğu için ne anlatsan ağzı açık bir şekilde her dediğine şaşıran ve doğruluğu konusunda zerre şüpheye düşmeyecek kadar koyun, hayatında bildiği tek şey makyaj yapmak ve kral tv'yi açıp bengü-serdar ortaç düeti çıksın diye krala mesaj atan bir kızı hangi erkek kaybetmek ister ki? hele bir de olaya, havuzun başında bekleyip etrafa kesik atıp "rus avına" çıkmış bu tiplerin gözünden bakarsak çocuğun attığı o kesiğin az bile olduğunun farkına varırız. başkası olsa çeker vururdu mazallah.

    "kahvesi hala buz gibi, fazla uzağa gitmiş olamaz" gibi bir espriyle bizi gülmekten karın ağrılarına sokan arkadaşın eline diline yüreğine sağlık. ne güzel de düşünmüş, yazmış ve bu harika senaryoyu bizlerle paylaşmış. reklamı izledikten sonra hayata farklı gözlerle bakıyorum artık.

    şimdi benim merak ettiğim olay reklamı birileri yazıyor, artık kimin yazıdığı beni pek ilgilendirmiyor ama bu reklam senaryosu birilerinin eline gidiyor. o birileri de senaryoyu okuyor ve beğeniyor, sonrada reklama onay çıkıyor ve reklam çekiliyor. kabaca bir reklam çekilmeden önce yaşananlar bu şekilde olsa gerek. reklamı yazan ve onaylayan arkadaşların zevklerine ve espri anlayışlarına diyecek bir şey bulamıyorum, tam dilimin ucuna bir şeyler geliyor ama moderatörler ensemizde, neyse... bu reklamın hedef kitlesi de merak konusu. acaba neskafe adamı salaklaştırıyor mu? espri yapma ve espriyi anlama yetilerinden mahrum mu bırakıyor? "kahvesi hala buz gibi fazla uzağa gitmiş olamaz" lafını söyledikten sonra izleyicilerden bekledikleri tepki ne acaba?

    "Allah Allah nasıl oluyor yaa, her şey ters. kahve sıcak olmaz mıydı yaa? ee bu kahve buz gibiymiş. kahvesi hala sıcak demesi gerekmez miydi, salak yanlış söyledi herhalde. aaa bu kahve soğuk oluyormuş, o zaman tam tersini demek istedi herhalde, kahve hala soğuk olduğuna göre demek ki sahibi yakınlarda bir yerlerde. vay anasını bee espriye bak ulan biz reklamı çözene kadar reklam çoktan bitmiş. neyse bir daha çıkınca daha dikkatli seyrederim belki daha görmediğim detaylar vardır." gibi bir tepki bekliyorlar herhalde.

    sanırım reklamın en başarılı yanı espriyi yapan çocuğun üzerinde ki "ters" yazan baskının tersten yazılmasıdır.

    gelelim, yazarın bu reklam filmi için açıklamak istediği gerçeklere;

    bu reklamda neskafeseverlere gizliden gizliye geri zekalı muamelesi yapılmaktadır yada neskafe içen iq seviyesi yüksek, mizah anlayışı normalin üzerinde olan insanlara desek daha iyi olur. ayrıca başka bir konu daha var, birlik ve beraberliğe bu kadar ihtiyacımız olan şu son günlerde insanların bilinçaltına bir kuku uğruna yakın arkadaşa satış, eski dostları yarı yolda bırakış, aileye saygısızlık, babaya serzeniş...gibi türk örf ve adetleriyle uzaktan yakından alakası olmayan şeytani düşünceleri sokan bu reklam filmini kınıyorum. arkadaşlar lütfen sizde bu tür basit oyunlara gelmeyin, hepimiz kardeşiz, bu kavga ne diye...
    2 ...
  56. vadaa reklamlarinin bikkinlik vermesi

    ?.
  57. Yapı kredi'nin ne amaçla reklam yıldızı yapmaya çalıştığını anlamadığım, neye ve kime hizmet ettiği konusunda beni yüzlerce komplo teorisi üretmeye sevk eden bu küçük mor yaratıkların kapıdan bacadan her yerden çıkmaları ve yapı kredi'nin ısrarla reklamlarında kullanması sonucu mide bulandırmaya başlaması, yenilikçi beyinlerin feryadı, eleştirinin "dost acı söylermiş" kıvamında dudaklardan dökülmesi.

    olmadı arkadaş, tutmadı işte bu reklam, kabul etsene bu gerçeği. neden hala ısrar ediyorsun aynı şeyde. başlarda herkesin hoşuna gitti, aa ne kadar farklı bir reklam, çok sıra dışı, ekspresyonist düşüncenin marjinalleşmiş bir eseri falan fistan hebele hübele... gibi yüzlerce osuruktan yorum yapıldı. arkadaşın kafasına burus lii gibi vururken ses efekti olarak beyinlerde ki bir çok tabuyu yıkan, el kol şakalarına farklı bir boyut getirmesiyle bir devrim olarak nitelendirilebilecek, bir çok kunkfu çığlığı ritüelini tarihe gömen bu ses efekti artık miadını doldurdu diye düşünüyorum. ya o mor yaratıkların reklam serisinden vazgeçin ya da şu ses efektini değiştirin be arkadaş.

    eskiden bankalar kendi logolarının bulunduğu küçük kumbaralar falan verirdi, çok sempatik olurlardı bu kumbaralar, ilk aldığımız yıllar "ya o kadar müşteriye kumbara veriyorlar, bunlar nasıl zarar etmiyor" diye dar düşünürdüm ee haliyle çocuktuk yani. daha sonraları o kumbarasını aldığım bankaya karşı ister istemez bi sempatim olduğunu farkettim. bana güven veren tek banka oydu. Bunda küçükken bana verdikleri o kumbarayla kendilerini bana sevdirmelerinin rolü azımsanamayacak kadar büyüktü. işte yapı kredi'nin yapmaya çalıştığı da böyle bir şey. yeni nesle sempatik görünmeye çalışıyorlar. ilerisi için temelleri sağlam atmak istiyorlar, belki şu an çocuk yaşta olan bir çok kişi ilerde yapı kredi'ye karşı bir sempati besleyecek, sırf bu küçük yaratıklar yüzünden.

    yeni nesle sempatik görüneceğim diye bizlere eziyet etme be yapı kredi. bir nesli böyle heba etme. gel anlaşalım. seriye devam et ama ses efektini değiştir. ayrıca bu yaratıklar kaç yıldır ülkemizdeler ve Türkçe konuşamamaları da çok ayıp. fenerbahçe'li eski futbolcu uche gibiler valla, yıllar geçti ama vaddaa'dan başka bir şey bilmiyorlar. hayvan gibi kapıyı çalıyor sonrada yüzsüz yüzsüz vaddaa diyor. selamün aleyküm desene lan Allahsız yaratık. hem bu şekilde islamcı kesime de yakın olursun yapı kredi benden söylemesi...

    not: başlık biraz abuk görünebilir. "yapı kredi reklamında vada yaratıklarının bıkkınlık vermesi" karakter sınırına takılınca bu şekilde açmak zorunda kaldım.
    1 ...
  58. vodafone reklaminda frikik atan kahraman kaleci

    ?.
  59. sınav esnasında, sürenin bitmesine 3-5 dakika kala yanında oturan sınıfın en çalışkan öğrencisinin verdiği kopyanın doğruluğuna inanmayıp, soruyu sil baştan kendi bildikleriyle ve inandıklarıyla dolduran bir mühendislik öğrencisinin ruh ikizi. "ya herro ya merro" mottosunu benimsemiş biri. bu teknik çoğu zaman cortlasada tutturduğu zamanlar ortalıkta kahramanmış edasıyla gezmenin karizması yeter.

    belki de frikiği kullanan kişiye güveninin olmamasından kaynaklanan bir durumdur. yani kopyayı sınıfın en çalışkanından değil de şöyle ortalama bir öğrenciden almış olabilir. belki de güvensizliği buradan kaynaklanıyor olabilir.

    yaptığı bu hareket ve attığı gol takdir mi edilmeli yoksa cezalandırılmalı mı? aslında bu olay bana kolombiya'nın efsanevi kalecesi rena higuita'yı hatırlattı. yıllarca jeneriklerde kendine yer bulmuş bir hareket yapan fakat o hareketin gerekliliğini tartışmamıza vesile olan bir kaleciydi. belki bir şehir efsanesi ama o hareketten sonra takımdan kovulduğunu duymuştum. tip itibarıyle reklamda ki kaleceyi andıran o abimiz aldığı riskin cezasını çok pahalı bir şekilde ödemiştir. o hareketi o maçtan önce bir kaç maçta daha denemiştir ama maçlar önemsiz olduğu için istediği sükseyi yapamamıştır. sonunda milli maçta yapınca da ebesinin örekesini görmüştür.

    bu kolombiyalı kalecinin cezalandırılması olayı risk nedir sorusuna verilen cevabın ikinci perdesini hatırlattı bana. ilk perdeyi herkes biliyor zaten anlatmaya gerek yok. ikinci perdede ise olay mahalli yine odtü. hoca yine aynı soruyu sorar. "risk nedir?" ee haliyle sınıfta ilk perdeyi izlemiş bir sazan mevcuttur. boş kağıdın ortasına "risk bu kağıdı boş vermektir" diye yazan sazanımız notlar açıklandığında sıfır aldığını öğrenince soluğu hocanın yanında alır ve kağıdına bakmak ister. kağıdın üstünde kırmızı bir kalemle "aynı risk iki defa alınmaz" diye yazılmış notu görünce göt olur.

    topa doğru attığı o kendinden emin depar, chilavert edasıyla topa vuruşu, topun kaleye gidişini seyretmesi, gol olduktan sonra ki zıplaya zıplaya seyirciyle kucaklaşması ayrı ayrı başlıklar altında incelenecek her birinden ayrı ayrı dersler çıkaracağımız tam bir zafer hikayesi gibi.

    Ulan hadi gol olmasaydı, ne yapacaktın lan o zaman? Sen takımın bütün dengelerini boz, taa kalenden koşarak takımın frikikçisini zikine sallama ve gel topa vur. Olacak iş mi lan bu? Belki takımın frikikçisi gol yapacaktı, senin yüzünden takım puan veya puanlardan oldu. Polat abimiz gibi "sonunu düşünen kahraman olamaz" mottosuyla hareket ediyorsan amenna ama sırf dallamalığına vurduysan adamın götünden kan alırlar haberin olsun...

    Hepsi bir yana gol olmadıktan sonra birde dönen topun rakibin orta sahasının en klas adamına gelme ihtimali var. Hani götünü yırtarak seyirciye koşuyordun ya, o götü 2 kat daha fazla kasıp kaleye koşman kadar karizmanın yerle bir olduğu bir an daha olamaz sanırım. Gol olma ihtimalini düşünemiyorum bile. Madem Kolombiyalı bi kaleciden verdik bir de Kolombiyalı bir defans oyuncusundan örnek verelim. 94 amerika ve andres escobar desem yeterince açık olur sanırım.

    Allah rahmet eylesin, büyük insandı...
    1 ...
  60. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2025 uludağ sözlük