homo universalis
0 (düz adam)
on birinci nesil yazar 4 takipçi 58.59 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    insanda neden varis olur

    1.
  1. Variköz venler, vücutta çeşitli organların kapiler yataklar vasıtasıyla beslenmesinden sonra kanın toplanarak kalbe dönüşünü sağlayan venlerin anormal derecelerde genişleyip (dilate olup) sıklıkla kıvrımlı bir hâl alıp fonksiyonel özelliklerini yitirmesiyle ortaya çıkan, venöz yetersizlik barındıran venlerdir. insanlarda variköz venler (ya da varis), genellikle alt ekstremitelerde süperfisyel (yüzeyel) bölgelerde görülür.

    peki bunların evrimsel açıdan mekanizması nasıldır? Bu konuda yazılmış türkçe en nitelikli makâleyi paylaşıyorum:

    iNSANLARDA NEDEN VARiS OLUR? VARiKÖZ VENLER ÜZERiNE KISA EVRiMSEL DEĞERLENDiRME
    https://evrimseltip.org/2...a-evrimsel-degerlendirme/
    0 ...
  2. online sidik uzmanlığı

    1.
  3. geçenlerdeki tartışma üzerine kaleme aldığım bir yazı.

    online sidik uzmanlığı ve olgunlaşamayan Tartışmalar Hakkında

    öncelikle daha rahat okumak isteyenler için:
    http://necdetersozguncel....lg-ve-olgunlasamayan.html

    Şu 20 Temmuz günü gerçekleşen “Büyük Düello” Taslaman-Sifil tartışması sonrasında özellikle deve idrarı konusunda internette acayip derecede kanserli yorumlar dolanmaya başladı. Teker teker gruplara girip, search yapıp hem Facebook'tan hem Twitter'dan anahtar kelimelerle yorumlara bakıyorum. Sadece Sifil savunucularından değil, Taslaman destekçilerinden de yalan yanlış fanatik sözler havada uçuşuyor. Hayret ettim. Sözde 40 yıllık sidik uzmanı gibi davrananı mı ararsınız, yoksa bir günde tıptan icâzetini alıp insanlara idrar içimi/içmeme konusunda tıbbî önerilerde bulunup sözümona pek bir bildiği "modern tıp" hakkında sallayan mı... Muhtemelen taraftar olunca konu tıbbî mesele olsun olmasın, yargıda bulunmak kolaylaşıyor. O yüzden bugün daha çok bu “online sidik uzmanlığından” ve biraz da genel birkaç meseleden (tartışmalardaki üslûblar, karakteristikler…) bahsedelim.

    Ben bu meşhur deve idrarı içimi hadisiyle yanılmıyorsam 2010 senesi civarlarında hadis kitapları okurken ciddi olarak karşılaşmış; ancak üzerine kritik etmemiştim. Sonrasında, deve idrarı içimi üzerine yaklaşık 3 sene önce tıp fakültesinde Ehli Sünnet geleneğinden benden yaşça biraz büyük bir arkadaşımla bir sohbet etmiş, ilgili hadis konusundaki fikirlerini sormuştum. ilk önce hadisin sahih olup olmadığı konusunda fikri bulunmadığını söyledi. Ben sahih olduğuna dair düşünceleri sununca hadise birlikte kaynağından bakmış, sonra da hadis hakkında bir müddet sohbet etmiştik. Şu hâliyle ilgili hadisin mevcûdîyetinin tıbbî bir meseleye hâiz olması sebebiyle hadisteki “idrar içimi ve sağlığa kavuşmanın” tıbben nasıl değerlendirilmesi gerektiğine doğrudan bir kanaat getiremedik. Kendisi, son derece absürt görünen bu “deve idrarı içimi” meselesini daha çok bir hikmet, ardında yatan bir nedenle aramaya meyilli iken ben konuyu hâlihazırda savunduğum görüşler çerçevesinde pek de büyütmemiş, onca yanlış dinî yorum ve uygulamadan herhangi biri olarak görmüştüm. Konu onun için ne durumdadır bilmiyorum ama benim için her ne kadar dinî hava içerisinde olmasa da tıbbî bir eylem olarak deve idrarı kullanımı bir merak unsuru olarak yerini korudu. Aralıklarla konuyu araştırmaya devam ettim.

    Matür ve elit bir tartışmanın filizlenememesinde tartışmacılara düşen rol hakkında: Taslaman (ve biraz da Sifil) örneği

    Taslaman-Sifil tartışması öncesinde muhtelif lokasyonlarda bu konu çokça tartışılmasına rağmen bu tartışma sonrası “sidik uzmanları” tarafından sosyal medya adeta yeniden ateşe verildi. Deve idrarının özellikle deve sütüyle birlikte kullanımına dair hadis geleneğinden gelenlerin savunularıyla birlikte hadislere ciddi şekilde eleştirel yaklaşıp dinî referans olarak Kur’an’ı ön plana çıkaran Taslaman savunucusu kitle arasında güya pek bir “bilimsel” dönen tartışmayı izlemek bana açıkçası ilk başlarda keyif vermemişti. Başlarda keyif vermeyen sosyal medya atışmaları, deve idrarı üzerine kanseröz ve yanlış bilgilendirmelerin artmasıyla yerini kognitif zorlanmalara bıraktı. Belki de bunu, söylediği çoğu ifadeyi içine hafif agresyon ve tahrik katarak sunan Taslaman’ın ve hâlihazırda neredeyse çağdaşı olduğu bilimle ipleri koparmış bir durumda programa çıkmış olan Sifil’in kendilerinden başlayarak değerlendirmek daha yararlı olur.

    Taslaman’ı aşağı yukarı 2010 senesinden beri bilir, bünyesinde “Taslamanist” şeklinde nick alacak kadar ileri giden fanatikler barındıran takipçilerini ise 2012-2013 döneminden beri internette görürüm. Yıllardır, konuşulan konulardan haberdar kalmak için diğer bazı felsefeci, düşünür ya da dinî araştırmacıyı da olduğu gibi tartışmalarının çoğunu ya canlı ya da sonradan video ile seyrederim. Kitaplarındaki iddiaları araştırırım. Taslaman, kendisini özellikle son birkaç yıldır artan frekanslarla medya odaklarında gösteriyor. Bu durum nedensiz değil. Kendisi, değindiği konular itibariyle oldukça önemli problemlere parmak basmakla ve o alanlarda ciddi bir farkındalık yaratmakla birlikte tartışmalarda takındığı tutum, üst seviye bir tartışmanın havasına uymayan limbik-beyin düzeyi emosyonel davranışları ve pek çok yerde başvurduğu mantık hatalarıyla geçerli ve kabul edebilir bir tartışmanın entelektüel yanına hiçbir zaman ne hitâp etti ne de bunun için tartışma esnasında somut bir girişimde bulundu; çoğu kez tartışmada oluşan duygusal dalgalanmalardan, girdaplardan, karambolden tartışmanın sağlığını hiçe sayarak istifâde etti. Âvâm ve konu üzerinde ciddi entelektüel birikime sahip olmayan seyirci üzerinde bıraktığı olumlu, alengirli lâkin boş izlenim, kendisinin medya üzerindeki albenisini artırmakla birlikte, popülerliğinin artmasının yanı sıra bu durum, kendisini davet eden medyanın da hassas duygularını okşuyordu. Bilineceği üzere tartışmaların çoğu kez teknik, ağır veya bilimsel üslûpla, tarafların “doğrular üzerinde uzlaşması” veya konunun emosyonel ve agresif tepkiler yerine yoğun düşünsel içerikli, argümantatif ve stabil bir biçimde seyretmesi çoğu kez ilkesel olarak istenmez. Sanıyorum ki Taslaman’ın medyadaki ivmesine etki eden en önemli unsur da buradan orijin alıyor. Taslaman, entelektüel derinliğini artıramadığı müddetçe bundan sonra da medyada daha çok yer bulacak, âvâmdan takdirleri daha çok toplayacaktır. Geldiğimiz noktada yıllardan beri kendisinin düşüncelerinde mantıkî, argümantatif tartışma ve entelektüelite söz konusu olduğunda elle tutulur bir gelişme yaşanmaması da yıldan yıla sayısı artan ama düşünsel kalitesi artmayan kitaplarından, savunduğu fikirlerin ekserîyetle alelâdeliğinden, sıklıkla kendisine gelen reaksiyonlara yanıt verirken beliren bir türlü olgunlaşamamış, tartışmayı sekteye uğratan üslûbundan, meydan okumalarındaki akılla bağdaşmayan “dünya karşıma gelsin cengâverliğinden”, vuruşkanlığından ve hemen her tartışmasında fikirsel içerikleri yerine yaşadığı emosyonel atışmalarla yorganın altından çizgi filmlerde Süpermen izleyen çocukların takındığı tavır gibi bir tarafgirlikle anlaşılmaktan öteye bir türlü gidemeyen, okumuş-öğrenmiş elit insana neredeyse nüfûz edemeyen içeriklerinden, dahası en temel ateolojik, agnostik ve seküler argümanlara veya Kur’an’a-islâm’a yaklaşım tarzı olarak tarihselciliğe bile verdiği yanıtlarda ciddi başarı sağlayamayıp -kendi adıma söylemem gerekirse- bağlı bulunduğu dinin hem bilimsel hem de mantıksal açıdan en zayıf hattına tekâbül eden geleneksel Ehli Sünnet anlayışının artık tarihsel olarak kökleşmiş, kökleştikçe verdiği açıklar kabak gibi ortaya çıkmış dogmatik savunularına –birkaç gün önce yaşanan tartışmada örneğini gördüğümüz üzere- yeterince başarılı bir kritik getirememiş olmasından anlayabiliriz. Her ne kadar bu tür hâdiselerde mind-reading’ten olabildiğince uzak kalmaya çalışsam da kısa bir süreliğine kendimde bu hakkı mahfûz görüyorum: Kur’an savunuculuğu üzerine ya da Kur’an’ı kabul etmeyen görüşlere karşı olarak yıllarca çalışıp tesirli/olağanüstü hiçbir argüman üretememiş olmak, ilgili konularda yeryüzünde ileri okumalar yapan kontra seçkin araştırmacılar tarafından bir ihtimâl dilediği ölçüde önemsenememek, kabul görmemek ya da didinmesine rağmen ahlâkî, bilimsel ve sosyal açılardan elit ve kaliteli seküler/dinsiz nüfusun hem Türkiye’de hem de yeryüzünde parlayıp yükselişini izlemek zorunda kalmak; tüm bu prosesler ışığında, kendisinde TV programlarında düşünsel çatışmalara mukâbil masaya sidik vurmaya dek giden devinimleri advers etki formatında getiriyor veyahût programlarını izleyenlerin tanışık olacağı diğer birtakım duygulanımlarını tetikliyor olabilir. Ucuz yazılarda salık vermek benim harcım olmasa da islâmî ekolde neredeyse bir tane bile yaşayan önemli bir entelektüel görememek beni de farklı düşüncelere sevk ediyor.

    Taslaman’ın deve idrarının içimi hususundaki hadise getirdiği eleştirilerin bilimsel mânâda ayrıntılı incelemesini bu yazıya almak istemedim. Aynı şekilde Sifil’in iddialarını da. Öte yandan, Taslaman ve Sifil destekçileri birlik olup bu konuda şu an internette kanser saçmakla meşgûl. Onlara önümüzdeki günlerde deve idrarının bilimsel ve tarihsel literatürdeki yerine dair yaptığım taramalarda yer vermek istiyorum. O nedenle şu idrar mevzûundaki akıl almaz yorumlara bir izân, hiç olmadı izah getirmeliyiz. Burada daha çok online sidik uzmanlığının doğuşunu simgeleyen çok önemli bir “entelektüel” gelişmeden bahsediyor ve ancak Taslaman ya da ona benzer bir çarpık tartışma ekolünün temsilcilerinden görebileceğimiz derecede yüksek kalitede düşünsel davranış modeli olan canlı yayına sidik getirip masaya koyup iç deme modelini kastediyorum.

    Ebubekir Sifil ise medyadan çok âşina olmadığım, sıklıkla Ehli Sünnet görüşleri çerçevesinde fikirleriyle tanınan, ilâhiyatta hadis üzerine çalışan bir akademisyen. Sifil, kabul edelim ki, islâmî düşünce ağacının sözgelimi bilim ve mantık tabanında en zayıf dalını teşkil eden, zahirî bir geçerliliği olsa da çağcıl insanın kabul buyurmayacağı bir geleneğin, irrasyonalizmin, bilim takipsizliğinin, hukuk ve adalet yabancılığının temsilcisi olmaya koşar adım yürümüş gibi duruyor. Sifil, o nedenledir ki, bu tartışmanın birnevî “kolay lokması” idi. Tüm bunlara rağmen, Sifil, ilgili tartışmada logical fallacy’den, biaslerden, Taslamanvârî hislenmeler ve çıkışmalardan hiç de geri durmasa da yanlış olduğunu izlenimlediğimiz fikirlerini –kendi içinde- daha tutarlı, formal savundu. ilâhiyat araştırmaları merkezli tartışmadaki teknik konulara hâkimiyeti ve bilgisi ön plana çıktı. Elmaya armut deme veyahût “modern bilim” lafzını kullanarak elmayı armut yapmaya kalkışma işinde sanılanın aksine dinî hüküm vermede hadisleri kabul eden (ve ayrîyeten bir miktar da tarihselci) kitleler pek bir başarısız görünmekte; bu işi daha çok evrenselci Kur’ancılar üstlenmektedir. Şahsî kanaatim, zırvalıkları kabul etmenin, var olan zırvalığı modern tıp, modern bilim, hukuk, mantık, akıl, adâlet gibi çağcıl ilişkili kavramları mundar etmek sûretiyle inkâr etmekten daha erdemli olduğudur.

    “Modern tıp” kavramını piç etmek

    Bunu esasında yıllardır temelinde ya sidik uğruna modern tıbbı baltalamak ya da geleneksel dindeki sidiği reddedeceğim diye modern tıbbın arkasına sığınmak, kırk takla atmak, iki büklüm dönmek, nadir görülen bazı caselerde de idrarın moleküler patoloji ve farma düzeyinde potansiyel terapötik niteliklerine dair birtakım bulguları yok ederek “modern tıp” kavramını kullanıp “modern tıp” adına yalan söylemek şeklinde vukû bulduğunu görüyoruz. Gerçekte ise idrar kullanımı, üroterapi ya da ürofaji oldukça tarihsel, islâm’dan dâhi eski, geleneksel veya alternatif tıp yöntemleri arasında yerini almış, son birkaç dekatta da çağdaş medikal araştırmalar içerisinde potansiyel yararlarına dair bulguları artan; buna rağmen Evidence-Based Medicine dediğimiz yaklaşımla temel araştırmalardan kliniğe dek katı bir kritiğe tâbi tutulduğuna henüz tümüyle terapötik icâzetini alamamış öğeleri olan bir mevkîdedir. Geçmişte de yaygın bir kullanımı olduğu gibi son dönemde de özellikle bazı hayvanlardan ve insandan alınanların kullanıma dair bir popülerlik söz konusudur. Gelecekle nasıl bir yolu olur, göreceğiz. Şu koşulda idrarın doğal komponentleri dışından kaynaklanabilecek pek çok mikrobiyolojik proses de dâhil olmak üzere idrarın yeri sağlamlaşmadığı müddetçe sokaktaki bilgisiz insanın rastgele kullanımına müsait değildir. Binâenaleyh Kur’an’da belirtilen alternatif tıbba yakın birtakım metotlara veya doğrudan bilimce geçerli olduğuna dair kesinkes veri bulunmayan, günümüzde savunulduğunda oldukça komik, mizahî nitelikler barındıracak bir hâle düşen uygulamalara karşı şaşmaz bir yönelimle “biat” eden bazı evrenselciler, Kur’an’ın dışında yer alan idrar kullanımı gibi konseptlere karşı her nasılsa aniden bir skeptik, modern bilimci, Western tıpçısı kesilmektedirler. Son birkaç gündür de değişen pek bir şey olmadı. Baş sidik uzmanı, “online sidik uzmanlığına” rol model olmuş Taslaman ile kitleler önünde deve idrarını sıradan bir insana “şifa” olarak yutturmaya çalışan ve bilgisiz insanların hayatıyla oynayabilecek bir zincirleme reaksiyona insanları sürükleyen, mürted bahsi gibi diğer yorumlarına da bakılırsa mortaliteyle arası pek bir hoş olan Sifil’in aşırı kaliteli sidik tartışmasının etkileri sosyal medyada kendilerini göstererek “modern tıbbı” refere eden online sidik uzmanlarının oluşmasına zemin hazırladı. ilkin, bir mürit rolüne yaklaşık bir konumda seyreden, ekserîsi genç, bilimle “az öteden biraz da şuradan” haşır neşir olmuş yeni Kur’ancı nesli temsîlen Taslaman savunucusu kitlelerin sahih olduğunda mutâbık kalınan deve idrarı içerimli bir hadise bakışında, tutarlı olmaları gerektiğinde birkaç yol vardır. Bunlar, kabaca ilgili hadisin Kur’an’da bir referansının olmaması ve uygulanmasına aklî/bilimsel engeller bulunup bulunmamasına göre biçimlenir. Böyle bir şahsîyet, ilgili hadisi ya Kur’an’da refere bulamadığından ya aklî/bilimsel süzgeçle temellendiremediğinden ya da dinî referans olarak kendisi onaylamasa da neredeyse a priori olarak kabul ettiği kutsal kitabının içerisinde görmediğinden dinî bir referans, zorunluluk olarak görmez. En münasip şartlarda sahih olduğu belirtilen hadise tarihsel olarak uyumlu görünse bile “uydurma” der, bunun temellendirilmesini genellikle veremez, topu bilime atar, peygamberini de böylelikle dinsiz kitlelerinin saldırılarına karşı kendince korumaya alır. Zannımca hem Kur’an hem hadis incelemelerinde tarihselcilik ve hermeneutike karşı alınan tavrın bir orijini de buradan gelmektedir. Nitekim evrenselciler tarafından sidikle mundar edilen “modern tıp” mefhûmunun aldığı hâli pek çok kez, farklı sûretlerde deneyimledim. Pek çokları, hadiste yer alan deve idrarı içimi ve “şifa” iddialarına karşı, ilkin sudan çıkmış balık gibi bakıyordu. idrar içimi savunusunun gelmesini takiben önemli bir kısmı bilhassa internetten harıl harıl idrar araştırmalarına koyuldu. Amaç idrarın tıbbiyedeki ve tarihteki yeri nedir ne değildirini hakkıyla, esaslı olarak öğrenmek değil; işlerine geldiği kadar sözde “tıbbî” bilgiyi kısmen ortaya döküp hadisin geçersizliğini veya uydurma olduğunu kanıtlamaya çalışmak. Öyle de oldu; Taslaman savunucularından idrara dair elle tutulur hiçbir önemli kritik, yazı, geniş review, meta-analiz göremedim. En başarılı görünen kritiklerin yazarlarının bile kendi görüşlerine paralel bulduğu bulguları derleyip toplayıp bağlı bulunduğu düşünceyi kurtaracak nitelikte sandığı bir araya getirilmiş bilgilerden bir toplama yaptığını gördüm. Kendilerine uymayan bulgulara şaşırtıcı olmayan biçimde neredeyse hiç değinmemişler, üstünü kapatıyorlar. Bunun aksi yöndeki tarafgirlerin tutumu da çok farklı değil. Düne kadar konu üzerine zırcahil olanlar, bugün deve idrarının savunusuna yanıt verebilmek veya sidik savunusu için kırk takla atmaya, olduğu yerde dönmeye başlamış, daha beyazları çekmeyip eline tüp değmeden tıbbiyeden bir günde icâzet alıp önemli ölçüde klinik mikrobiyoloji, patoloji ve dâhiliye bilgisi gerektiren bir meselede adeta bir tıbbî fetva meclisi kurmuş, gelene geçene danışmanlık görevi üstlenmiş. Şaşılası olduğu kadar acınası görünüyor.

    Yiyin birbirinizi mi diyelim illâki?

    Mesele, nitekim özünde basit idrar hâdisesinden daha geniştir. Konu, modern tıp depreşimi, doğrunun namusunu kurtarma mücâdelesi değildir. Siz de fark edersiniz ki, hangi taraf olursa olsun, hepsinin sığındığı çağcıl olsun olmasın nosyonlar birbirine benzer; ancak kutupları farklıdır. Tüm bunlar hâsıl olurken kimse peygamber, kitap övgüsünü dilinden düşürmez. Birbirlerini bağlı bulundukları dinin tanrısını işin içine katarak suçlarlar. Çünkü bu tartışma en nihâyetinde doğruyu, bilimi, aklı, mantığı, dürüstlüğü, adâleti değil; çıtkırıldım pozisyondaki inancını müdâfaa gayreti, gâyesidir. Bilime veya doğrulara göre düşünceye yön verme değil, inanca bilimi kılıflandırma savaşımıdır. Gerçekten de bir tartışmayı aklıselim bir nihâyete erdiremeyecek olan, tarafgirliğe yakın seyreden inançlar, kognitif biasler, ontojenide edinilen ve hatta nesillerden orijinli ailevî kanaatler, anânelerdir. Son tahlilde boğuşkan bir tavırla birbirini yiyen bu kitleleri fildişi kulemde seyretmek belki de evlâdır. Birbirini yanlış ve hatalı olmakla suçlayan tarafların tek doğru söyledikleri bana kalırsa budur. Velhasıl benim açımdan deve idrarı konusunda hiçbir sıkıntı yoktur; zîrâ muamelem sidiğe iman ve sidiği inkâr düzleminden epey bir uzak seyretmekte olup hezeyanları uğruna mundar etmekte oldukları modern tıbbın kendisiyledir.
    0 ...
  4. alu tekrar elementleri

    1.
  5. Alu, AGCT sekansı ile bir sınır enzim kesme bölgesine verilen isimdir. Bu özel kesim bölgesi, Arthrobacter luteus isimli bir bakteriden izole edilen endonükleaz (spesifik DNA bölgelerinde kesi işlevi olan bir enzim) tarafından tanınan bir sekansa sahip olmasından ötürü “Alu” olarak adlandırılmıştır. Alu tekrar elementleri, DNA’da kısa serpiştirilmiş nükleotid elementleri (SINE) ailesinden olup modern insanlar ve büyük insansılar dâhil olmak üzere tüm primatlarda ortak olarak bulunur. Her bir Alu tekrar elementi yaklaşık olarak 300 baz çifti taşır ve ilgili elementin orijini 7SL RNA genini izler. Alu tekrar elementleri retrotranspozon sınıfındandır. Retrotranspozonlar, DNA’dan mRNA’ya transkript edilen, daha sonra da mRNA’dan tekrar DNA’ya kopya edilen sekanslardır. Bu elementler modern insan genomunun yaklaşık %10-11’ine denk gelmekle birlikte sadece %0,5’ten daha azı varyasyon gösterir. Polimorfik niteliktedir. Alu tekrar elementleri DNA transkripsiyonunu regüle etmekte yardımcı yapılardır. Bu fonksiyonu regülatör proteinlere bağlanarak gerçekleştirir; krossing-over ve gen duplikasyonu mekanizmalarıyla insan evrimine katkıda bulunur. Ayrıca filogenetik analizde ve popülasyon tarihi çalışmalarında yararlıdır. Bunun nedeni Alu insersiyonunun stabil ve neredeyse tamamen homolog olmasıdır. Modern insanlarda bulunan en aktif Alu alt familyaları Ya5 ve Ya8 alt familyalarıdır. Modern insanlarda polimorfik olan Alu elementleri özellikle popülasyon tarihi çalışmalarında yararlı olurken stabil Alu insersiyonları primatlar içerisinde filogenetik çalışmalarda daha kullanışlıdır.

    referans:
    https://evrimseltip.org/2...80%A2-ansiklopedik-bilgi/
    0 ...
  6. alveolar proses

    1.
  7. Alveolar proses, (L. alveus=oyuk, alveolus=küçük oyuk, processus=ilerleme, gelişme kaydetme) (processus alveolaris) üst çene kemiği maksilla ile alt çene kemiği mandibulanın korpusunun üst kısmında dişlerin oturduğu çökük kemik yapılarıdır. Maksiller ve mandibular alveolar prosesler üst ve alt dişlerin köklerinin gömülü bulunduğu yerdir. Maksilla ve mandibuladaki alveolar proseslerin içi olan socket için de alveolus terimi kullanılır. Alveolus teriminin çoğulu alveoli terimidir.

    Alveolar proses, periodontal ligamentin komşuluğunda lamina dura adı verilen bir kompakt kemik yapısına sahiptir. Alveolar prosesin servikalinde kalan kısmına alveolar krest adı verilir. Alveolar prosesin kemik yapısını ayrıca destekleyen kortikal ve trabeküler kemik yapıları bulunmaktadır. Trabeküler kemik yapılarını oluşturan kansellöz kemikler kortikal kemik ve alveolar prosesin kemik yapısının arasında kalır.

    referans:
    https://evrimseltip.org/2...80%A2-ansiklopedik-bilgi/
    0 ...
  8. alfa ve beta taksonomi

    1.
  9. Alfa ve beta taksonomi (Yun. alpha=ilk; beta= ikinci; taxis=düzene koymak) Ernst Mayr tarafından 1953’te modern içeriğiyle tanımlanan taksonomik terimlerden biridir. Mayr, incelenen grubun taksonomik olarak alfa, beta ve bazı kaynaklara göre gama şeklinde birtakım düzeylerden geçtiğini ifade etmiştir. Ona göre alfa, beta, gama ayrımında alfa taksonomi karakterize edilen ve isimlendirilen yeni tür hakkında olup beta taksonomi türleri alt ve yüksek kategorilere filogenetik rekonstrüksiyon yaparak ayırmaktır. Gama taksonomi ise iç spesifik varyasyonların incelenmesidir. Anlaşılacağı üzere alfa taksonomide üzerinde durulan esas seviye, tür seviyesi olmakla birlikte 1968 yılında yine Mayr tarafından verilen bir tanıma göre beta taksonomide sınıflandırma derecesi tür-üstüdür. Taksonominin tüm derecelerini esasında birbirinden keskin sınırlarla ayırmak zor olup sınıflandırma seviyeleri birbiriyle doğrudan ilişkili ve birbirinin içine geçmiş durumdadır.

    Alfa taksonomi terimi Mayr’ın belirttiği bilimsel açıklamalardan önce eski literatürde daha farklı içerimlere sahip olacak şekilde de kullanılmıştır. Eski literatüre göre alfa taksonomide morfolojik nitelikler ön planda olsa da günümüzde yeni tür sınıflandırılmasında morfolojik özellikler arka plana itilmiştir.

    referans:

    https://evrimseltip.org/2...80%A2-ansiklopedik-bilgi/
    0 ...
  10. allokorteks

    1.
  11. Allokorteks (Yun. allo=diğer, öteki; L. cortex=kabuk), serebral korteksin altı hücre tabakalı neokorteks dışında kalan altıdan az katmanlı kısımlarını ifade eden kısmıdır. Allokortikal alanlar sıklıkla olfaksiyon (örn. piriform korteks ya da paleokorteks), bellek ve uzaysal navigasyon (hipokampüs ya da archikorteks) işlevleriyle ilişkilendirilir. Allokorteks, evrimsel açıdan neokorteksten daha eski beyin yapılarını meydana getirir.

    referans:
    https://evrimseltip.org/2...80%A2-ansiklopedik-bilgi/
    1 ...
  12. allopatri

    1.
  13. Allopatri (Yun. allo=diğer, öteki; patris=memleket, vatan, yurt) iki organizma/tür arasında coğrafî açıdan uzaklık olup organizmaların bütünüyle birbirinden ayrıldığı durumları ifade eder. Eldeki fosil kayıtları incelendiğinde özellikle hangi hominin türlerinin tümüyle allopatrik olduğunu ayırt etmek zor olsa da özellikle Australopithecus africanus (Güney Amerika) ve Australopithecus afarensis (Doğu Afrika) türlerinin allopatrik olabileceği söylenebilmektedir. Bu durumda bu iki tür arasında doğrudan bir kontaktın olduğunu iddia etmek zorlaşır. Allopatrik türleşmede de atasal bir türün üyeleri coğrafî ve üreme bakımından bir izolasyonla iki ayrık alt gruba ayrılır. Bu durum, gelecek nesillerdeki türleşmenin en önemli nedenlerinden biri olarak görülür. Coğrafî bariyerler (nehirler, dağlar, hareket etmeye müsait olmayan bölgeler, levha tektonikleri, deniz…) bu tipteki bir türleşmeyi olanaklı kılabilir. Allopatrik türleşme, özellikle motil (devingen) olan türlerde (hominin türleri gibi) türleşmeye imkân veren önemli bir mekanizmadır.

    referans:
    https://evrimseltip.org/2...80%A2-ansiklopedik-bilgi/
    1 ...
  14. allometri

    1.
  15. Allometri (Yun. allos=diğer; metron=ölçüm), 19. yüzyılın sonuna doğru bazı araştırmacıların (Dubois 1898, Lapicque 1898, Snell 1891) beden büyüklüğü ve beyin büyüklüğü arasında anlamlı bir ilişki (oran) kurma çabasına dayanmaktadır. 20. yüzyılın erken dönemlerinde Pezard (1918) ve Huxley (1924) konuyla ilgili olarak “heterogonik” ve “sabit diferansiyel büyüme” terimlerini literatüre kazandırmışlardır. Huxley ilerleyen yıllarda böyle bir oranın hem aynı bireyin ontojenik süreçlerinde hem de türlerin filogenetik seyrinde geçerli olabileceğini belirtmiştir. Huxley ve Tessier 1936’da “allometri” terimini bir organın büyüklüğü ya da büyüme hızının vücudun diğer kısımlarına oranlanması olarak kullanmışlardır (bu noktada vücudun tamamını ifade eden terim de proksi olarak literatüre geçmiştir). Günümüzde “allometri” terimi bilimde iki mânâya gelecek şekilde kullanılmakta olup bunlar kafa karışıklığı yaratabilir. Allometri bugün sıklıkla büyüklük farklılıklarının sıralanması çalışması olarak bilinir. Bu anlamda allometri, incelenen örnekleri skalaya koymakla eşdeğer düşünülebilir. Ancak allometri daha özel olarak bir organizma yapısının şeklindeki değişimlerin tüm organizmayla kıyaslanması olarak kullanılır. incelenen yapının büyüklüğü, organizmanın tamamına oranla daha yavaş değişiyorsa buna negatif allometri denir. Yani örneğin organizma büyüdükçe, incelenen kısmî yapının vücudun tamamına oranı azalır. incelenen yapı, vücudun tamamına oranla daha çok değişiyorsa buna pozitif allometri denir. Pozitif allometri gösteren yapılar, gelişimde vücudun tamamına kıyasla daha çok gelişim gösterir. Negatif ve pozitif allometri kıyaslarında büyüklükteki herhangi bir değişim, şekil değişikliklerine neden olur. Bu anlamla kullanıldığında allometrinin tersi izometri olarak düşünülebilir. izometride ilgili yapı ve vücut oranları gelişimsel seyirde sabit kalır; organizmada fotokopik büyümeye benzer bir değişim görülür.

    referans:
    https://evrimseltip.org/2...80%A2-ansiklopedik-bilgi/
    2 ...
  16. aziz sancar ın evrim gerçektir demesi

    1.
  17. aziz sancar'ın son beyanında sözlerinin bilerek yanlış yansıtıldığını, evrimin gerçek olduğunu söylemesidir. bilgi, orhan bursalı'nın yeni yazısında geçmektedir.

    http://www.cumhuriyet.com...__Evrim_gercektir....html
    1 ...
  18. yeryüzünün en eski insan fosillerinin bulunması

    1.
  19. başlık detaylandırmaya yetmedi. sadece "insan" dersek işin içerisine nesli tükenmiş diğer insan türlerini de katacağımızdan çok daha eski örnekler buluruz; ancak burada modern insanlar olan bizlerden, yani homo sapiens türünden bahsediyoruz.

    300 bin yıla tarihlenendir. en az 300 bin yıllığız. 200 bin anlatısı artık tarih oluyor.

    Max Planck Enstitüsü ve Fas Ulusal Enstitüsünden bilim insanlarının Fas’ta yürüttüğü araştırmada birtakım taş aletler ve hayvan kemikleriyle birlikte Homo sapiens kemikleri de keşfedildi. Bulunan kemikler yaklaşık 300 bin yıl öncesine tarihlendirildiğinden, elde edilmiş olan Homo sapiens fosillerinin türümüze ait bilinen en eski örneği teşkil etmesi söz konusu oluyor. Böylece klâsik literatürde modern insanların geçmişine dair sürekli söylenegelen 200 bin yıllık tarih, yeni çalışmalarla birlikte 100 bin yıl öncesine daha çekiliyor.

    kaynak:
    https://evrimseltip.org/2...apiens-fosilleri-bulundu/
    11 ...
  20. insanlar maymunlardan mı evrimleşmiştir

    1.
  21. popüler düzeyde pek çok insanın kafasını kurcalayan sorudur. konuya dair verilen en güzel cevaplardan birini zoolog prof. dr. mustafa sözen vermiştir:

    “Bu soruya cevap verirken cevabı sadece insanla sınırlandırmamak gerekiyor. Ancak ben yine de insandan başlayarak cevap vereyim. Yapılan tüm bilimsel çalışmaların sonuçları günümüzdeki bütün maymunların ve insanların aynı kökenden evrimleştiğini ortaya koymaktadır. Yani bu evrimsel süreç bizim soyumuzun insan olmasıyla sonuçlandı, bir diğer soyun bugün Şempanze olmasıyla, bir diğer soyun evrimsel süreci de onların bugün örneğin Goril olmasıyla sonuçlandı. Ancak bu saydığımız türlerin hepsinden geriye doğru gidersek yaklaşık 12 milyon yıl önce hepsinin aynı türe çıktığını görüyoruz. Günümüze kadar ortaya çıkarılan fosiller ve bu türlerin bu gün yaşayan bireylerinin genetik yapılarının karşılaştırılması bu sonucu ortaya koyuyor. Şempanze, Goril, Orangutan türleri insana en yakın akraba kabul edilen büyük kuyruksuz maymunlar grubundandır. Uzun kuyruklara sahip olan pek çok diğer maymun grubu ise çok daha uzaktır, ancak hepimiz birden Primatlar takımının içinde sınıflandırılıyoruz ve bütün Primat türlerinin de yaklaşık 65 milyon yıl önce ortak bir ataya sahip olduklarını görüyoruz. Aslında bu süreç sadece insanlar ve diğer primat üyeleri ile sınırlı değildir. Evrim teorisi bugün dünya üzerinde yaşamakta olan geçmişte yaşayıp nesli tükenmiş bütün türlerin ortak bir ataya sahip olduğunu öne sürmektedir. Buradan hareketle bugün yaşamakta olan bütün Primat üyelerinin günümüzden 65 milyon yıl önce ortak bir ataya sahip olmalarının ötesine geçeriz ve bu gün yaşamakta olan bütün memeli türlerinin yaklaşık 200 milyon yıl önce ortak bir ataya sahip olduğunu görürüz. Bitmedi Sürüngen, Kuş, Memeli gibi bütün karasal omurgalı türlerinin yaklaşık 300 milyon yıl önce ortak bir ataya sahip olduğunu görürüz. Böylece geriye doğru 3,8 milyar yıl öncesine gidersek ise bakteriden bitkiye, mantara, hayvana ve insana kadar bütün canlı türlerinin ortak atasına ulaşırız. Yani ortaya koyduğunuz tarihe kadar bizler bir balıkla bile ortak atayı paylaştığımız dönemlere sahibiz. Hala bunun genetik mirasına sahibiz ve gelişimimizin çok erken bir aşamasında balıklarda olduğu gibi solungaç yarıklarımız oluşur ve kısa sürede kapanır. Bir balık yavrusunun ilk gelişim aşamasındaki şekli ile bir insan yavrusunun gelişiminin çok erken bir aşaması birbirine çok benzer. Tüm saydığımız gruplarla ortak atalara sahip olduğumuz dönemlerin genetik izlerini hala taşıyoruz ve yapılan genetik çalışalar bunu ortaya koyabiliyor. Şempanze, Goril ve Orangutanın kromozom sayıları 48’dir. Bizim kromozom sayımız ise 46. Hepimizin ortak bir ataya sahip olabilmesi için bir sorun var görünüyor. Çünkü ortak atadan ayrıldıktan sonra bizdeki iki kromozom kaybolmuş görünüyor ve gayet iyi biliyoruz ki insanda tek bir kromozomun bile kaybı ölümcüldür. Bu problemi çözemezsek evrim yanılıyor ve biz bu türlerle ortak bir atayı paylaşmıyoruz ve bağımsız bir şekilde ortaya çıktık demektir. Ancak özellikle son 20 yılda genetik çalışmalardaki geldiğimiz nokta ve insan genomunun çıkarılmış olması, maymunlarda çok sayıda detaylı genetik çalışmanın yapılmış olması çok önemli bir gerçeği ortaya çıkardı. Bizim genomumuzdaki 2 nolu kromozom çifti Şempanze, Goril ve Orangutanda ayrı halde bulunan iki farklı kromozom çiftinin kafa kafaya birleşmesiyle meydana gelmiş ve bizim soyumuza özgüdür. Kromozom birleşmesi veya ayrılmaları konusu biyolojide açıklanmıştır ve buna Robertsoniyan translokasyonları denir. Üstelik bu iki kromozomun birleşme yeri öyle kesin bir şekilde ortaya konulmuştur ki dünyada isteyen her bilim insanı bunun gerçek olup olmadığını araştırabilir. iki kromozomun birleşme yeri bizim 2 numaralı kromozomumuz üzerindeki 114 455 823. baz ile 114 455 838. baz arası olarak belirlenmiştir. Yani 15 baz çifti. iki farklı kromozom birleşince birisinin sentromeri faaliyetini kaybeder, bir kromozomda iki sentromer olmaz. Birleşme sırasında faaliyetini kaybeden sentromer şempanzedeki 13 numaralı kromozomuna denk geliyor. Oldukça teknik bir açıklama olduğunun farkındayım, ancak konuyu biraz bilimsel olarak takip edenler burada neyden bahsedildiğini anlarlar. Yani biz Şempanze, Goril ve Orangutan ile ortak bir atadan farklılaştık, bunların içinde de en çok Şempanzeye yakınız ve onunla yaklaşık 5 milyon yıl önce ortak bir ataya sahiptik. Tarih bayınca bizim çok daha yakın akraba olduğumuz türler vardı, ancak onların nesilleri en son 35.000 yıl kadar önce tükendi. Sadece 40.000 yıl önce dünya üzerinde birisi bizim türümüz olmak üzere 4 farklı insan türü yaşıyordu. Bu dört türün ortak atası ise yaklaşık 2 milyon yıl önce yaşamıştı.”

    kaynak (evrimsel tıp topluluğu):
    https://evrimseltip.org/2...lardan-mi-evrimlesmistir/
    1 ...
  22. mandela etkisinin nedeni

    1.
  23. pek çok kişinin iddia ettiği üzere paranormal olaylarla, doğaüstü açıklamalarla veya komplo teorileriyle ilgili olmayandır. bütünüyle sinirbilimseldir ve evrimsel açıdan bir yorum getirilebilir.

    burada mandela etkisinin nedeni ve nasılına dair yazılmış en açıklayıcı yazı bulunuyor:
    https://evrimseltip.org/2...la-etkisi-neden-ve-nasil/
    1 ...
  24. submandibüler bez

    1.
  25. çene altında bulunan ve tükrük salgısının önemli bir kısmını sağlayan bez. seröz ağırlıklı mixed (serömüköz) salgı üretir. içeriği wharton kanalı aracılığıyla dil bazına drene olur.
    2 ...
  26. tüm zamanların en kapsamlı e kitap arşivi

    1.
  27. emektar bir arkadaşımız tarafından internette dolaşan bağlantıların bir araya getirilmesi suretiyle oluşturulmuş, son derece geniş bir e-kitaplık. içinde ilgili olabileceğiniz hemen hemen tüm alanlara dair kitapların bulunduğunu görebilirsiniz.

    tüm kitapların bağlantılarının listesi:
    http://www.sercanguneysu....-kapsamli-e-kitap-arsivi/

    örnek olması açısından, yukarıdaki bağlantıdan kitapların bir kısmını alıntılıyorum. kitaplığın tamamı yukarıdaki bağlantıdadır.

    SOSYOLOJi, PSiKOLOJi, KiŞiSEL GELiŞiM VE FELSEFE
    Sosyoloji serisi : https://yadi.sk/d/bIuboL4IgdCyB

    Psikoloji serisi : https://yadi.sk/d/iA_X6SpqgZBGe

    Psikoloji serisi 2: https://yadi.sk/d/VfJMjBULh76GC
    Psikoloji serisi 3: https://yadi.sk/d/FFs10IpWh76G4
    Psikoloji serisi 4: https://yadi.sk/d/3_A7B7n5gdCz2
    Psikoloji-ek seri: https://yadi.sk/d/fKRltbLAgWnXi
    Psikanaliz: https://yadi.sk/d/5Uu7uULSgswVU
    Kişisel Gelişim: https://yadi.sk/d/jdHZH1c4gdCxi
    Diksiyon: https://yadi.sk/d/OXzcDsdSma6Vq
    Anne ve çocuk bakımı: https://yadi.sk/d/wzAbjzpumEWnv
    Mega Hafıza Seti: https://yadi.sk/d/zHDtU8C5kdfPr
    Felsefi: https://yadi.sk/d/Vs1Ka0FCgdCxE
    Felsefe ansiklopedisi: https://yadi.sk/d/5dzmW70dgdCx4
    Veganizm arşivi: https://yadi.sk/d/uZuJbKF5fJASQ
    TARiH, iDEOLOJi, DiN VE MiTOLOJi KiTAPLARI


    Tasavvuf-sufizm kitaplığı: https://yadi.sk/d/PUj-G9rQkHmDa
    Hadis: https://yadi.sk/d/KFAvXey5kjyAu
    Mezhepler Tarihi: https://yadi.sk/d/ONs_JizQkjyCm
    Dini kaynaklar: https://yadi.sk/d/_HBnQjWhgdD3A
    Dört kitap: https://yadi.sk/d/LWdFUVDlgdCzc
    Tarih: https://yadi.sk/d/CqOe0zXXgdCzp
    Tarih 2: https://yadi.sk/d/NwTjRj7YgdCxt
    Tarih 3 : https://yadi.sk/d/WboJAaKkma6QC
    Orta doğu arşivi: https://yadi.sk/d/tvJQoLuggrML6
    Yahudi tarihi: https://yadi.sk/d/7qnBBeuHke5pp
    Çanakkale Tarihi Eserleri: https://yadi.sk/d/w0GvSG_BjtdBQ
    Osmanlı Tarihi Arşivi: https://yadi.sk/d/Npxb_54PjeBq4
    Osmanlı Tarihi Arşivi 2: https://yadi.sk/d/giwCMWlmhFnvo
    Osmanlı tarihi arşivi 3: https://yadi.sk/d/C7a14ogNma6L4
    Türk Tarihi ve Mitolojisi: https://yadi.sk/d/gNZUaEC7hFnaH
    Roma Tarihi: https://yadi.sk/d/4X6qXULQgw3qA
    Roma ve Bizans Tarihi: https://yadi.sk/d/LS7vh7RHke5s3
    Selçuklu Tarihi : https://yadi.sk/d/UkkmIOpckBTtg
    Kurumsal Tarih: https://yadi.sk/d/Lhd-jpkwgnS87
    II. Abdulhamit arşivi: https://yadi.sk/d/xJBewY1ZgpgZv
    Ntv Tarih Dergileri 2009: https://yadi.sk/d/r8cOfHUfkRqBz
    Mitolojik- dini Eserler: https://yadi.sk/d/vD1bztdSkRptM
    Destan ve Mitolojik eserler: https://yadi.sk/d/H-8C78wRfHFdx
    Destan ve Mitolojik eserler 2: https://yadi.sk/d/ULoMjPRbfHGTY
    Medya iletişim Gazetecilik: https://yadi.sk/d/7_IKXwwegCM82
    Anlam Dil Göstergebilim: https://yadi.sk/d/P0thTPlkdcD7n
    Dil Bilimi ve Türk Dili konulu eserler: https://yadi.sk/d/uZsyfBiYkCMCG
    Hz. Muhammed (sav): https://yadi.sk/d/tHUsId4mfvwgD
    Alevilik Bektaşilik: https://yadi.sk/d/QA54Nt4jkNNtF
    Alevi Bektaşi Şiirleri: https://yadi.sk/d/DMyGHiSahQE8k
    Milliyetçilik: https://yadi.sk/d/hnzm-CgYgaJrZ
    Siyaset Bilimi: https://yadi.sk/d/Bm8cycHfgdCyZ
    ideoloji: https://yadi.sk/d/3toxsfWogd3GT
    6 ...
  28. zener testi

    1.
  29. duyular dışı parapsikolojik algı başarısını ölçmek üzere zener kartlarıyla gerçekleştirilen bir çeşit test. karşınıza kapalı kartlar geliyor ve bu kartların altındaki şekli tahmin etmeye çalışıyorsunuz. şekillerin herhangi bir sırası, mantığı, düzeni yok. bütünüyle rastgele geliyor. bu yüzden "sıradaki şekil bu olmalı" şeklindeki tahminler genellikle tutmuyor. bu testte sadece içinizden bir anda gelen şekli tercih etmeniz bekleniyor. insanların bu testte ortalama başarısı %20 civarlarında bekleniyor. bu yüzdeden yüksek yüzdeler, zener testine göre parapsikolojik başarıyı (psişik yeneteği) gösteriyormuş.

    parapsikoloji, modern bilim metodolojisine göre bilim olarak görülüp görülemeyeceği tartışmalı bir saha olsa da oldukça ilginç bir literatür içeriyor. parapsikolojik deneylerin, bilimsel deneylerin yöntemine tam olarak uymadığını da belirtmek gerekir. bu nedenle parapsikoloji bugün pek çok bilim insanınca "pseudoscience", yani sözde bilim olarak görülür.

    bilgi:
    https://tr.wikipedia.org/wiki/Zener_kartlar%C4%B1

    testi buradan yapabilirsiniz:
    http://www.evrenindili.com/download/Evren_Zener.swf
    1 ...
  30. kültür felsefesi

    1.
  31. Kültür felsefesi, incelediği konu itibariyle, en başta bir “insan felsefesi” olarak görülebilir. Ürünleriyle var olan ve onlardan hiçbir surette izole edilemeyen bir varlık olarak insan, kültür felsefesinin merkezinde yerini alır. Dolayısıyla insan, tanımlanması problemler doğuran, kültür felsefesinin başat ve en karmaşık öğesidir. Tanımlanması çoğunlukla zor olmakla beraber, çok farklı disiplinlerde insanı değerlendiriş biçimleri farklılaşır. insan varlığının doğaya eklediği, onu dönüştürdüğü; biyolojik, sosyoekonomik, bireyler-üstü ürünler, eserler bütünü olarak bir giriş seviyesinde tanımladığımız kültür kavramı ve onun topluluklar nezdindeki değeri, ifadesi, anlamı da kültür felsefesinin, uzun yıllardır tartışılagelen sorunlarındandır.

    kültür felsefesi hakkında bazı temel bilgiler için:

    kültür felsefesine giriş
    http://necdetersozfelsefe...ne-giris-necdetersoz.html
    0 ...
  32. b17 vitamini

    1.
  33. kansere mucize çözüm olarak sunulan; ancak esasında bir vitamin bile olmayan kimyasal. esas ismi amigdalin olup ticarî/yapay olarak laetrile etken maddesi ismiyle bilinir. yani bırakın yararlı olmasını böyle bir vitamin literatürde dâhi yok ve bu kimyasal birtakım zehirlenmelere neden olabiliyor. klinik olarak ise hiçbir sürekli başarı gösterememiş. çoğunlukla maddî çıkar peşine düşen bazı ilaç satıcılarının, herbalistlerin veya kanıta dayalı modern tıp karşıtı insanların kanserin tedavisindeki güçlüklerden yararlanarak ortaya koydukları bu tip "mucize kanser tedavisi" ürünlere her zaman şüpheyle yaklaşılmalı. bu konuyu ele alan detaylı bir blog yazısı için buraya geliniz:

    kanser ve b17 vitamini yalanları
    http://necdetersoztip.blo...ini-yalanlar-olumune.html
    0 ...
  34. sinir sistemi embriyolojisi

    1.
  35. embriyoloji ve nöroatomi başlıkları altında incelenebilen alandır. burada detaylı olarak anlatılmış:
    http://necdetersoztip.blo...mbriyolojik-gelisimi.html
    3 ...
  36. dedektif dna

    1.
  37. hücre ve tıbbi biyoloji üzerine çalışmalarıyla tanınan kadir demircan'ın piyasaya yeni çıkan kitabı.
    0 ...
  38. kadir demircan

    1.
  39. hücre biyolojisi, tıbbi biyoloji, moleküler biyoloji ve genetik gibi temel bilimlerde çalışmalarıyla bilinen bilim insanımız. geçtiğimiz günlerde "dedektif dna" adlı kitabı piyasaya çıkmıştır.
    1 ...
  40. modern insan vs neanderthal

    1.
  41. insanlığın evrim sürecinde ölümlere, çiftleşmelere, sevişmelere ve hatta belki de yamyamlıklara sahne olmuş mücadeledir. neticede biz yaşamış ve neslimizi devam ettirmişiz. akrabalarımız olan neandertaller ise bu süreçte, yaklaşık 40000 yıl önce yitip gitmişler dünyadan. buna rağmen hâlâ modern insanlar olan bizlerin genlerinde neandertal genleri mevcuttur. neandertaller dünya'dan silinse de genlerimizde yaşıyorlar!

    konuyla alakalı, ilgi çekici bir yazı: mücadeleyi nasıl kazandık?
    http://evrimseltip.org/20...ucadeleyi-nasil-kazandik/
    0 ...
  42. hücre biyolojisi

    1.
  43. Hücre biyolojisi, tıpta temel bilim olarak okutulan, biyoloji ve tıp sahasındaki araştırmacılar için öğrenilmesi elzem olan bir tıp bilimidir.
    hücre biyolojisiyle ilgili temel bilgiler, tüm konuları kapsayan ancak son derece özlü bir şekilde, burada verilmiş:
    http://necdetersoztip.blo...mel-hucre-biyolojisi.html
    0 ...
  44. insan vücudunun kütlece element bileşimi

    1.
  45. insan vücudunu oluşturan elementlerin kütlece yaklaşık oranlarıdır.

    insan vücudunun kütlece yaklaşık olarak element bileşimi şu şekildedir:

    %65 oksijen
    %18 karbon
    %10 hidrojen
    %3 azot ve
    % 1,5 kalsiyum.

    geriye kalan oranları, diğer elementler küçük oranlarda oluşturur.

    konuyla ilgili güzel bir infografik hazırlanmış:
    http://evrimseltip.org/20...kutlece-element-bilesimi/
    0 ...
  46. evrim düşüncesinin kökeni

    1.
  47. sanıldığının aksine, charles darwin ile başlamayan, antik yunan ve hatta çok daha öncesine giden; ancak bu ilkel hâli bilimsel olmaktan ziyade felsefî olan düşüncedir.

    Evrimsel düşünce, şu anda sahip olduğumuz evrimsel biyoloji literatüründen çok daha öncesine uzanmakta ve ilk ortaya atılış şekli, bilimsel olmaktan uzak, daha çok felsefî bir düşünce tarzıdır. Evrim, sanılanın aksine Charles Darwin’den çok daha önce de savunulmuştur. Zamana bağlı bir değişim, dönüşüm ve devinim anlamlarında genel bir şekilde kullanılabilen “evrim” sözcüğü, köklerini sistematik-aksiyomatik felsefenin Antik Yunan’da doğduğu dönemlerden, hatta onun daha öncesindeki bazı düşünce ekollerinden almaktadır. Ancak, hiçbir suretle modern evrimsel biyoloji öncesinde veya dışında kalan evrim fikirleri, evrimsel biyolojiyi yanlışlamak ya da ona destek olmak amacıyla kullanılamaz; evrimsel biyoloji dışında kalan evrim düşünceleri bilimsel olmaktan uzak olup tarih içerisinde kendilerine getirilen eleştiriler evrimsel biyolojiden bağımsızdır.

    konuyla ilgili türkçe ulaşılabilecek en detaylı yazı:
    http://evrimseltip.org/20...imsel-biyolojiyle-durumu/
    0 ...
  48. metafelsefe

    1.
  49. Metafelsefe (meta-felsefe), sözcüğün doğrudan çevirisiyle felsefeötesi, felsefeyi çeşitli disiplinlere ayırmadan genel olarak felsefenin ne olduğunu, yöntemlerini, ilkelerini sorgulayan; felsefeye dair neyi nasıl bilebileceğimizi, sınırlarımızın ne olduğunu ortaya koyan, doğrudan felsefenin kendisine yönelik bir araştırma sürecidir. Bu nitelikleriyle beraber, bizzat felsefenin kendi işleyişini, felsefenin kendi doğasını refleksif açıdan ele aldığından, felsefenin felsefesi olarak da adlandırılır. Metafelsefenin bu özellikleri çerçevesinde sorduğu en temel soru, “Felsefe Nedir?” sorusudur. Metafelsefenin tanımı, bu nedenle oldukça geniş ve sınırları tam olarak çizilemeyen yaklaşımların ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir.
    metafelsefeye giriş konusunda türkçe internette bulunabilecek en ayrıntılı yazı:
    Meta-Felsefe Nedir? Tanımı, Konusu ve Genel Yaklaşımlar
    http://necdetersozfelsefe...tanm-konusu-ve-genel.html
    1 ...
  50. kuponla umreye gitmek

    1.
  51. yeni akit gazetesinin şu sıralar başlatmış olduğu uygulama. 40 kupona cevat akşit rehberliğinde umre vaat ediyorlar. sanırım önceden de böyle bir etkinlik olmuş, oldukça tartışılmıştı.

    http://m.yeniakit.com.tr/...reye-goturuyor-47964.html
    1 ...
  52. ortapia

    1.
  53. serkan karaismailoğlu'nun nbeyin'den ayrıldıktan sonra hazırladığı sinirbilim temalı oluşum. "sinirbilim dünyası" mottosunu taşıyor. twitter, facebook ve youtube üzerinden paylaşım yapıyor. popüler bilim faaliyetlerinin az olduğu ülkemizde, bu tip girişimlerin daimi olması düşüncesindeyim.
    2 ...
  54. © 2025 uludağ sözlük