Türk solu diye tanımlanan sol fraksiyonu anlama çabası ve bu çabayla edinilen verilere göre anlam yükleme olayı.
anlama çabalarının sonunda muhakkak böyle bir sol fraksiyonun teoride ve pratikte mümkün olmadığının ayyuka çıkması şaşırtıcı olmamalı. nitekim 'sol'un belirli bir etnik grubu temsil etmemesi gerekliliği anlaşılacağından, türk solunun rasyonel bir tarafı olmadığı mantıktan kaçmaz. 'Türkiye solu' derseniz, eh! muhtemelen zayıf bir ihtimal.
Tanım: Evrim kuramının oluşturduğu sosyal etkileşimlerle gelişen ittifak.
bugün şöyle bir uludağsözlükte dolaşırken, charles darwin başlığında şu ilginç saptamayla karşılaştım:
"koyu hristiyan-koyu müslüman ittifakının kurulmasına yol açan adam."
saptamayı biraz açarsak:
şöyle ki nazi almanya'sının ünlü siyaset düşünürü carl schmitt'in "dost ve düşman teorisi"ne göre de, çeşitli farklılıkları olan toplumu bir arada tutmak ve toplumu istediğiniz gibi yönlendirmek için "dış düşman" yaratmak gerekir. Bu sayede toplumun birleşmesi ve dış tehditle mücadele edeceği savunulur. Bu yüzden de bilhassa ABD'de bilinçli olarak terörist gruplar oluşturulur. terörün şimdiye dek abd siyasetine sağladığı faydanın tartışılmayacak düzeyde olduğu aşikardır.
evrim kuramı da, tüm tabuların kökeni için ciddi bir dış tehdit niteliğine sahiptir. bu açıdan bakarsak, abd'deki evangelist gruplarla, ortadoğudaki köktendinci grupların, evrim kuramına karşı neden ortaklaşa dezenformasyon faaliyetleri yürüttüğünü anlamak pek güç olmasa gerek. bu da namı değer fethullah gülen'in "dinler arası diyalog" söylemlerinin nedenlerinden birini açıklıyor.
"Bütün dinler, birleşin!"
Tabii Hıristiyanlık ve müslümanlığın ortaklaşa çalışmalar yürütmesi olayının geçmişi yalnızca evrim kuramıyla sınırlı değil. Yakın tarihe baktığımızda, soğuk savaş döneminde Hıristiyan ve Müslüman örgütlerin birleşerek sovyetlere ve ülke içindeki sovyet yanlılarına karşı yürüttükleri pek çok faaliyetin olduğunu görürüz. Ancak sonuç genellikle benzer şekillerdedir; ABD işine geldiği sürece yardım eder, işi bitince eziyet eder...
tanım: değişkenliğin karşı konulamazlığı ve dogmatik bilgilerin durağanlığı arasındaki uyumsuzlukların bütünü...
insanlar her ne kadar belli başlı dogmaların hayatlarına yön vermesine müsaade etseler de, içinde bulunulan konum, şart ve imkanlar dahilinde değişen gereklilikler, dogma ile çelişecektir. bu durum, anlamlandırılamayan bir kafa karışıklığı doğurur. "acaba tanrı bu ayeti gönderirken yanlışlık mı yaptı?" diye sorgulamaktan da korkulacak ve elde olmadan dogmaya kafa tutarca şekillenen düşünceler suçluluk duygusu yaratacaktır.
bir müddet sonra bu durum kanıksanacak, iç çelişkiler umursanmamaya bile başlanacak ve inanışla çelişen eylem ve düşüncelerin ardı arkası kesilmez bir hal alacaktır. işte köktendinci toplumların hali budur.
insanlar her şeyden önce doğanın simbiyotik yönünü anlamalı ve değişmeyen şeylerin sürekli çelişkiler içinde boğulacağının idrakine varmalıdır. çünkü değişim ve gelişime açık olmayan şeyler, kendi kendilerini yok ederler
şöyle ki, totaliter sistemlerin temel mantığına göre, bir toplumdaki toplumsal sınıfların artışı o toplumun daha kolay idare edilmesini sağlar. örneğin, askeri bir birlikte bir çok rütbe olur ve kişiler gerçekte tek bir merkeze bağlı olsalar da, kendilerinden bir üst rütbedeki kişiler tarafından yönetilir ve yönlendirilirler. bu da kitlenin hem kendi kendini hem de tek merkezden yönetimini sağlar.
sivil toplumda da aynı şekilde bir çok sınıf bulunur ve bu sınıflar aslında hükümetlerine bağlı olsalar da birbirlerini yönetir ve yönlendirirler. bu sınıflar, kimi zaman sahip olunan para miktarına göre belirlenir. para sahibi üst sınıflar daha iyi bir yaşam sürme imkanlarına sahiptir. bu durumu gözlemleyen alt sınıflarda aynı şeylere sahip olmak isteği doğar ve bunun da iyi bir sınıf edinerek mümkün olabileceği düşünülür. tüm bu meseleler sınıf edinme mücadelesine temel teşkil eder.
kuşkusuz ki kitlenin bu mücadelesine hem cevap verip, hem de nemalana bileceğini düşünen sermayedarlar, özel üniversiteler kurar ve kitlelere sınıf edindireceklerini vaat ederler. üniversitelerin gerçekteki amacı her ne kadar eğitimmiş gibi görünse de, aslında bunlar -günümüzde- diploma satan ve sınıf kazandırma vaadi veren şirketler haline gelmişlerdir. bu sebeple eğitim sistemleri nihai amaçlarıyla ilgili çelişkiler içindedir. verdikleri eğitimler de bu çelişkilere paralel biçimde kalitesizleşir. bu durum kitlenin bolca üniversite mezununa dönüşmesine sebep olur ve diplomalı işsiz/cahil miktarı artar.
meseleyi biraz daha genişletirsek, -normalde- eğitim kurumlarının nihai ve perde arkasındaki amacı, sistemin kendi çıkarlarına uyarlı şekilde düşünen ve yaşayan bireyleri oluşturmaktır. buna göre, kurduğu toplumun gereksinimleri doğrultusunda meslek grupları vb. için insan yetiştirir.
kişisel ve sosyal gelişim eğitimleri, sistemin aleyhine olabilecek kadar tarafsız verilmez, bilakis resmi bir ideoloji ile ilişkilendirilir. bu nedenle toplumun her bir bireyi belli başlı işler yapabilecek yeteneğe sahip olsa da, kişisel ve sosyal anlamda yeterince gelişmiş olmamakla birlikte, resmi ideolojisine körü körüne bağlı bir biçimde tutucudur.[1] yani perde arkasındaki mesele, canlı organizmadan robotlar imal etmeyi andırır. diplomalı cahilliğin bir diğer nedeni de bu temele dayalıdır.
günümüzde artan nüfus ve buna paralel olarak gelişen öğrenim talepleri, kitleye egemen olan sermayedarların iştahını kabartarak, eğitim kurumlarının -eğitim satan- şirketlere evrilmesine sebep olmuştur.
1. resmi ideolojiden kasıt, kitlenin tutuculuğunu oluşturan doktrinin kendisidir ve bu, o toplumun konjönktürel yapısına göre değişir. bu doktrinlerin gayesi, toplumun bir önderi sevip örnek almasını temel alır. ayrıca bu doktrinler, güncel devrimlerle ilgili şekilde oluşturulabildikleri gibi, güncel olmayan -monoteizm gibi- devrimlerle ilgili de oluşturulabilirler.
dincilikten başka düşünce ve yaşayış biçiminin olmadığını düşünecek kadar etrafı ezbercilik ve manipülasyonlarla donanmış bireyin genel sanrısı.
şöyle ki, her birey içinde büyüdüğü toplumun kültürel yapısını, düşünce ve davranış biçimini ve -varsa şayet- genel ideolojisini alır. bu durum, kendisine gösterilenden başka bir şey görmemesiyle doğrudan ilişkilidir. ancak her toplumun, gerek konjönktürel, gerek tarihsel, gerekse evrimsel yapısına göre ideolojisi değişebilir. buna göre kişilerin rolleri, içinde bulundukları toplum ya da aile yapısına göre de değişebilir. bu değişkenlik durumu, bir çok farklı düşünce biçimini, kısaca ide'yi ortaya çıkarır. tüm bu faktörlere göre, kişiler deist, agnostik, katolik, müslüman, hıristiyan, ateist gibi daha bir çok kavram ya da inanış yanlısı olabilir.
iddia: darwin ırkçı ve türk düşmanıydı. w. grahama yazdığı 3 temmuz 1881 tarihli mektubunda, ırkçı düşüncesini şöyle ifade etmişti: "avrupalı ırklar olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir. dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elemine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum" (harun yahya, yaratılış atlası 1, s.606).
yaratılışçıların bu iddiaları, yüksek makamlarda da etki yaratmış olmalı ki, (hem de) milli eğitim bakanı sayın hüseyin çelik, charles darwinin türkler hakkında gelişimini tamamlamamış, adi bir ırk dediğini iddia etmiştir.
yanıt: darwine ait, türkler ile ilgili bu tip ifadelerin yer aldığı hiçbir kaynak bulunmamaktadır. bakan çelikin charles darwin ve evrim kuramıyla ilgili bilgisinin sadece, amerikalı yaratılışçıların ülkemizdeki sözcüleri durumunda olan kişilerin çevirdikleri yayınlara dayandığı görülmektedir. bu yayınların bir özelliği ise, bilinçli şekilde yapılan çeviri hataları içermeleridir.
yaratılışçıların yukarıda çevirdikleri metnin orijinali şöyledir: the more civilized so - called caucasian races have beaten the turkish hollow in the struggle for existence. looking to the world at no very distant date, what an endless number of the lower races will have been eliminated by the higher civilized races throughout the world şeklinde yer alan metnin çevirisi şöyle olmalıdır: kafkas ırkları olarak bilinen daha uygar ırklar, varolma mücadelesinde türkleri tam bir yenilgiye uğratmıştır. dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine bakarsak, daha düşük uygarlık seviyesindeki sayısız ırk, daha uygarlaşmış ırklar tarafından tüm dünyadan ortadan kaldırılmış olacaktır. yaratılışçıların çevirisine bakılırsa, ingilizce orijinal metinde bulunmayan, türk barbarlığı ve bu tür aşağı ırklar ifadelerini çeviriye sokarak, bunları birbirleriyle örtüştürmeyi amaçladıkları görülür. böylece darwinin türklere barbar ve aşağı (ya da adi) ırk diyerek hakaret ettiği propagandasına malzeme hazırlanmış olmaktadır.
yaratılışçıların darwinle ilgili olumsuz kampanyalarından biri de, ırkçı olduğu iddiasıdır. darwin kesinlikle bir ırkçı, kafatasçı değildi. kölecilik karşıtlığını nesiller boyu gelenek olarak yaşatan bir aileden gelmekteydi. çünkü ortaçağ ırkçılığın beslendiği ana kaynak kölecilikti. bunla ilgili pek çok şey yazılabilir; biz darwinin beagle yolculuğu sırasında kız kardeşi catherinee yazdığı 1833 tarihli mektupta yer alan bir paragrafı aktaralım: seçimlerde de görüldüğü gibi, köleliğe karşı yaygın duyarlılığın, sürekli arttığını gözlemekteyim. ingiltere köleliği tamamen kaldıran ilk avrupa ulusu olsa, bu onun için ne kadar övünülecek bir şey olur! ingiltereden ayrılmadan önce, köleliğin olduğu ülkelerde yaşadıktan sonra tüm düşüncelerimin değişeceği bana söylenmişti; şu an farkında olduğum tek değişiklik, zenci karakteri hakkında bende çok daha yüksek bir takdirin oluştuğudur. böyle neşeli, içten, dürüst ifadeli ve böylesine sağlıklı, kaslı bedenlere sahip bir zenci görüp de, ona karşı sevecenlik duymamak olanaksızdır.
darwin bunları ne zaman söylemişti? örneğin, 19. yüzyıl amerikasının en önemli doğa bilginlerinden, yaratılışçı louis agassizin zencilerle beyazların ayrı türler olduğunu ve tanrı tarafından yaratıldığını söylediği bir dönemde.
darwin insanın türeyişi kitabında, bugünkü insan ırkları, renk, saç, kafatası biçimi, vücut oranları, vb. gibi birçok bakımdan farklı olmakla birlikte, yapılarının tümü dikkate alınırsa, pek çok noktada birbirlerine büyük ölçüde benzemektedirler. bunların birçoğu öylesine önemsiz ya da apayrı niteliktedir ki, kökenleri başka olan türlerin ya da ırkların onları ayrıca kazanmış olması, son derece olanaksızdır. aynı düşünce, en farklı insan ırkları arasındaki zihni benzerliğin pek çeşitli yönleri için de, aynı ölçüde ya da daha çok geçerlidir diyordu. yaşadığı dönem göz önüne alındığında, darwinin sözlerinin değeri daha iyi anlaşılacaktır.
nerde şu eski müslüman düşünürler. nerede mezopotamya'nın dünya'ya akıl verenleri, nerede... kaldık bir kaç tane şarlatanın eline, emperyalistin teki sömürüyor alemi...
tam adı ebû ali ahmed bin muhammed bin yakub bin miskeveyh olan ibn miskeveyh 936 senesinde iranın rey kentinde doğdu. 940 veya 951 senesinde doğmuş olabileceği ortaya atılmıştır.
ibn miskeveyh öğrenimini, doğduğu kent olan rey kentinde tamamladı, iyi bir eğitim gördü. ibn miskeveyh döneminin ünlü bilginlerinden ve hocalarından ders aldı. çağının önde gelen filozofları (ibn sinâ, ebu reyhan el-beyrûni ve ebu hayan et-tevhîdî gibi) ile bilgi alış-verişinde bulundu. ibn miskeveyh özellikle farabiden çok etkilenmiş ve meşşai ekolün önemli isimlerinden olmuştur.müslüman filozoflar evrimden bahsetmişlerdir.onların zihnindeki evrim tasarımı allah'ın iradesiyle olan akışla ilgilidir.bilimi yeterince anlamayan sözde dini kesimler ile,dini yeterince anlamayan sözde bilimsel çevreler birbiriyle ideolojik açıdan tartışa dursunlar,insanlığın bütün düşünsel ürünlerine saygı duymak gerekir.( mehmet bayraktar, "ibn miskeveyh", dia c.xx,bayrakdar,mehmet,islamda evrimci yaratılış teorileri,saruhan müfit selim,ibn miskeveyh düşüncesinde tanrı ve alem,ankara,ilahiyat yayınları i.baskı,mart,2005,)ibn miskeveyh asıl ilgi alanı olan felsefenin dışında uzunca bir süre kimya ile de ilgilendi, çeşitli araştırmalar yaptı. kimya alanında yaptığı çalışmalardan hiçbiri bugüne ulaşmamıştır. ibn miskeveyh felsefe ve kimya dışında tıp, edebiyat, tarih, ahlak ve metafizik ile de ilgilenip, bu konularda birçok eser kaleme aldı. özellikle ahlak sistemi ile dikkat çeken ibn miskeveyh ahlak konusunda çok önemli bir yere sahip olmuştur. eserlerinde farâbi metodunu izlese de, genel olarak farâbinin aksine pratiğe nazariyeden önce yer verip, pragmatizme yaklaştı. kendisinden önceki meşşai ekolü filozofları gibi eflatun ile aristonun fikirleriyle islam dinini uzlaştırmaya çalıştı.
ibn miskeveyh dönemin önemli isimlerinin yanında katiplik ve kütüphanecilik yaptı. ilk önce vezir ebul-fadl ibnul amîdin kütüphane memurluğunu yapmış, ün ve itibar kazanmaya başlamıştı. daha sonra da sarayda katiplik, özel kütüphane memurluğu, hazinedarlık ve muallimlik gibi çeşitli görevler aldı.
ahlâk felsefesinde özellikle eflatun, aristo ve calinostan etkilenen ibn miskeveyh ahlâkın gayesinin üstün saadete erişmek olduğunu düşünmekteydi. ona göre ahlâkın dört temel fazileti hikmet, şecaat, rikkat ve adaletti. bu faziletlerin tek başına yaşayan bir insanda değil de toplumda oluşabileceğini öne sürdü. bu nedenle ona göre ahlâk, sosyal ahlâktı. miskeveyh daha çok etik alanındaki eserleriyle islam felsefe geleneğinde tanınmıştır. hatta etik konuları ilk ele alan islam filozofu olduğundan bazı kimselerce kendisine "muallim-i selase" (üçüncü öğretmen) -bu sıfat, aristo'nun "muallim-i evvel", farabi'nin "muallim-i sâni" oluşu gözönüne alınarak kendisine verilmiştir- unvanı verilmiştir. miskeveyh plato ve aristo'nun yanısıra, porfirius, pisagor, galen, afrodisyaslı iskender gibi yunanlı filozofların eserlerinden etkilenmiş ve yararlanmıştır. felsefe tarihçilerine göre ibn miskeveyh öldüğünde geride 20 cilt eser bıraktı. fakat bu eserlerin çoğu bugüne ulaşamamıştır.
canlının sahip olduğu çelişkiler ve doğanın diyalektik yapısı gibi konular üzerine ehilleşmeden evrim teorisi aleyhtarlığı yapanların, mesele üzerine doğru düzgün konuşamazken vukua getirmeleri muhtemel dil sürçmesi.
+eee, şey evrim teorisi saçaktır!
-yok la salkımdır?
+aniden, çamurdan ortaya çıktığımızı inkar mı ediyosun?
-la yörü!
harun yahya ve saz ekibince gerçekleştirilmeye çalışılması an meselesi olan mevzuat. zira şu ara evrim kuramı lehine fazla entry giriliyor.
bunun dışında, google'a girersiniz, evrim kuramı yazarsınız, tüm sayfaların harun yahya ve saz ekibine çalıştığını görürsünüz. çünkü adam uyanık; evrim kuramıyla alakalı ne kadar domain varsa hepsini almış ki google'da başka birşey bulamayalım, kendi saz ekibine ait manipülasyonları görelim direk. iyiymiş...
şöyle ki, bu sistemdeki oligarşik totaliter yapı, finansal anlamda güçlenen aile ya da birey istemez. çünkü bir aile ya da bireyin finansal anlamda güçlenmesi demek, hem sistem içinde kontrol edilmesi zor olan birimler oluşması, hem de bu birimlerin tüketiminin yeterli olmaması demektir. ancak sistem, temel mantığı gereği her daim tüketime ihtiyaç duyar. bunu sağlayabilmek için de, bilhassa basın yayın organlarını kullanarak, kitleler üzerinde çeşitli yöntemler uygular.
sistem içindeki idari yapılanmanın bir parçası olan "sınıf üstünlüğü" hemen hemen her bireyde sınıf edinme arzusu oluşturur. "üst sınıf" edinmenin de üniversite mezuniyeti ile mümkün olduğu düşündürülür ve kitleler üniversitelere yönlendirilirler. bu durum hem kitlenin "sınıf edinme arzusu"nu paklar, hem finansal anlamda zayıflamasını sağlar, hem de gerekli tüketimi dengeler.
ancak kitlede sınıf edinme arzusu oluşmuyor ise, bireyi üniversiteye yönlendirmenin farklı yollarına başvurulur. bu dönemlerde sinema ve tv'de üniversitenin ihtişamını, onurunu, gururunu ve güzel kızlarla dolu sevişgen mekanı olduğunu anlatan filmler oynatılmaya başlanır. basın yayın organlarıyla kitlenin bilinç altına yerleştirilen bu tip imgeler bireyin üniversiteye gitmeyi arzulamasını sağlar. lafın kısası, üniversiteler hakkında edinilen genel kanı, sistem tarafından kurnazca empoze edilerek oluşturulur.
ergenekon soruşturması kapsamında "çeteleştirilerek" yargılanan ve tutuklanan onca alakasız insandan sonra gündeme gelmesi muhtemel hadise.
"dün öğle saatlerinde, istanbul emniyet amirliği ekiplerince gerçekleştirilen operasyonda, ergenekon çetesi elemanı olduğu saptanan ankara kedisinin ses kayıtları ele geçirildi. ses kayıtlarında yapılan inceleme ile, çete elemanı kedinin izini süren istanbul emniyet amirliği ekipleri, bölgedeki ağaç diplerinde buldukları bok örneklerini inceleyerek kedinin izini sürmeye devam ediyor." *
türkiye'de ve hatta dünyada, tamamen tarihe karışmış olan basın anlayışı.
şöyle ki, parası ve siyasi kariyeri sağlam olan kim ise, o gelip basını lehine çalışmaya zorluyor. çalışmayanı da çete mensubu gibi göstererek fişletiyor. türkiye'de de, ne kadar özgür basın adamı var ise, hepsi neredeyse ortadan kaldırıldı, fişlendiler... bu fişleme bir liste tutularak yapılıyor; kim türkiye'nin ulusal bütünlüğünü ve bağımsızlığını savunan yazılar yazıyor, hemen listesini çıkarıyorlar. çıkarıyorlar çünkü bu memleket artık kendi adamlarınca yönetilmiyor. abd lehine yazı yaz, kralsın! türkiye'nin içinde bulunduğu tehlikeleri yaz, çete elemanısın!
geçenlerde bakınıyorum internette, bir liste buldum. söylenene göre, bu ele geçirilmiş olan bir fişleme listesiymiş. üstelik tsk'da bir makama ait olduğu söyleniyor. kardeşim bir kere tsk makamlarına ait belge ortaya çıkmaz, o işi geçeceksin! öyle sanıyorum ki bu akp hükumetince hazırlanmış bir liste olsa gerek, bir sürü gazetecinin ismi vardı. bir de göreceksin, hangisi daha önce fişlenmeli diye derecelendirmişler!
zülfü livaneli gibi, hem sanatçı hem de dünyanın en dürüst adamlarının bile isimleri vardı listede. düşündüm, "zülfü livaneli türkiye'nin ulusal bütünlüğünü korumak isterce bir yazı mı yazdı da fişlemek istiyorlar" diye düşündüm... zülfü livaneli'nin yazılarını da okumam açıkçası ama öyle sanıyorum 2005'de yazdığı bir yazısına denk gelmiştim. az önce yazıyı internette arattım ve buldum. alın size zülfü livaneli'nin fişlenme listesine alınmasıyla ilgili bir ipucu:
zülfü livaneli'nin söylediği "ulusüstü irade" ifadesi, dünyaya hükmeden bir örgütü işaret ediyor. ve bu örgüt türkiye'de ve dünyada gerçekleştirilen her türlü pislikten sorumlu olan bir örgüttür aynı zamanda. ondan sonra bizim akp kalksın, vatanperverleri fişleyip "örgütleri açığa çıkardık" diyerek kendini güvenilir ve sevimli göstersin...
bunun acısı er ya da geç çıkar; abdullah çatlı'nın trafik kazasında ölmesi gibi, muhsin yazıcıoğlu'nun uçağının düşmesi gibi, ya da kenan evrin'in kaderinin referanduma kalması gibi (...) *
küresel sermayenin çok uzun yıllardır kullandığı yöntemlerden biri.
şöyle ki, küresel sermaye dünyaya tek merkezden hükmetmeyi hedefler ancak ülkelerin ulusal bütünlüğünü koruyan anti-emperyalist dinamikler bu duruma karşı çıkar. basın yayın organları, ajanlar ve çeşitli siyasetçileri elinde tutan sermayedarlar, işlerine gelmeyen dinamikleri provoke etmek için "çete elemanı" gibi göstererek fişler. bunun için de çeşitli olaylar tezgahlar, sahte belgeler düzenler. son dönemde yapılan en büyük fişleme olayı "ergenekon çetesi" adı altında gerçekleştirilmiştir.
ergenekon çetesinin içindeki çeşitli organlar yine küresel sermaye için çalışmıştır ancak bu çalışanların işi bir müddet sonra biter ve sahip oldukları bilgilerle birlikte ortadan kaldırılmaları gerekir. küresel sermaye, bu çeteleri kullanarak oluşturduğu süreçlerin sonunda kendisine çalışan bir hükumet kurmayı başarır ve kurduğu hükumete, çetenin ortadan kaldırılması gerektiği emrini verir. hukümet, hem halka güvenilir görünmek hem de mevcut anti-emperyalist dinamikleri ortadan kaldırmak için çeşitli meseleler tezgahlar, belgeler düzenler ve bunları basına yansıtarak halkı inandırmaya çalışır. bu yolla hem daha önce küresel sermayeye çalışanların sahip oldukları bilgiler, hem de mevcut anti-emperyalist dinamiklerin tasfiyesi sağlanmış olur.
bu işlemler yapılırken, halkın nabzı sürekli ölçülür. halkın çoğunluğu tarafından beğenilen, sevilen ve güvenilen kişilerden herhangi birinin de ortadan kaldırılması gerekiyorsa, bu kişiler "çete elemanı" gibi gösterilmez, çünkü bu halkın olumsuz tepkisini çekebilecek bir girişimdir. halk tarafından desteklenen ve sevilen kişilerin ortadan kaldırılmasında zehirleme, trafik kazası, uçak kazası gibi yöntemlere başvurulur.
lost dizisindeki, teokratik idare biçimine benzeyen yönetim şekli.
teokratik idare biçiminde, ilahi bir varlık tarafından halkı yönlendiren emirler geldiği varsayılır. bu sayede, gelen emirlerin sorgulanması engellenir ve halkı idare eden zümre'nin üzerindeki yük de azalmış olur. çünkü alınan karardan ötürü doğan çelişkilerin sorumlusu ilahi bir varlık olduğu varsayıldığından, suçlayacak birileri de yoktur.
Not: bu satırdan itibaren yapılacak her türlü değerlendirme spoiler niteliğindedir.
lost dizisinde de, adada alınan kararlarının bütününün jacob adında birinden alındığı iddia ediliyor ve bu jacob denen karakterin bir tek richard tarafından tanındığı biliniyordu. jacob ortalıkta görülen biri değildi ve bu durum kendisini gizemli kılıyordu. jacob'ın gizemi, insanların kafasında ürkütücü ve ilahi imgeler oluşturuyordu. bu nedenle alınan kararlarla ilgili sorgulamaların da engellenmesi sağlanıyordu.
medya manipülasyonlarıyla kuşatılan halkta oluşturulan genel kanı.
bu konuda söylenecek çok şey var. ancak böylesine apolitik bir sözlükte siyasi meselelere dair çene patlatmanın yerinde bir davranış olduğunu düşünmüyorum. gerçekten siyasi meselelere, sosyolojiye dair mantık yürütebilecek donanıma sahip yazarlar varsa da, bu vesile ile ortaya çıkar umarım. bilhassa kontrgerilla -yani bugünkü adıyla ergenekon çetesi- nedir, ne değildir bunu kavramak lazım. emekli kurmay yarbay talat turhan'ın, 1970'lerde yayımladığı bir tespitine göz atarak başlayalım:
"kontrgerilla orgütleri, gerektiğinde terör ve siyasi cinayetlerle anarşiyi araç olarak kullanarak faşist askeri darbeler için ortam hazırlar ve bu suretle azgelişmiş ülke düzenlerinin emperyalist çıkarlara uyarlı şekle dönüştürülmesini sağlarlar."
yani kontrgerilla, türkiye'nin emperyalist çıkarlara(abd çıkarlarına) uygun hale getirilmesini sağlamaya çalışan bir örgüttür. peki o zaman neden akp hükümeti, kontrgerilla tarafından yürütülen faaliyetlerle öldürülen onca insanın hesabını abd'den sormuyor? soramıyor çünkü akp hükümeti, yürütülen kontrgerilla faaliyetlerinin bir meyvesidir.
şimdi, akp hükümeti mi türkiye'yi kurtarıyor, yoksa abd iktidarı türkiye'yi ablukaya mı alıyor?
Emekli kurmay yarbay Talat Turhan'ın, 1970'lerde yayımladığı ve ülke gündemindeki bir çok karmaşıklığa berraklık katan tespittir.
"kontrgerilla orgütleri, gerektiğinde terör ve siyasi cinayetlerle anarşiyi araç olarak kullanarak faşist askeri darbeler için ortam hazırlar ve bu suretle azgelişmiş ülke düzenlerinin emperyalist çıkarlara uyarlı şekle dönüştürülmesini sağlarlar."
geçerli hükümetçe yürütülen manipülatif propagandanın sloganı...
demek türkiye demokratikleşiyor, vay canına!
bir kaç gündür uludağsözlükte yazarlık yapmaktayım ve bu apolitiklik ve olup bitenlerden bihaber tavırlarla saçma sapan açılan başlıklar karşısında "ne kadar gerizekalı bir milletiz" dememek ve bunu sözlüğe aktarmamak için kendimi kasıyorum desem yeridir.
emperyalist bir ulus, türkiye'de gladyo diye bir örgüt kurar ve bu örgütle halkı birbirine kışkırtarak iç savaş yaratır, darbeler tetikler. bu sayede işine gelmeyen ideolojileri ve hükumeti tasfiye eder. bunu yaparken de askeri kullanır. asker de işine gelmemeye başladığında kendi oluşturduğu hükumeti kullanarak askeri ve ülkenin üst kademelerindeki işine gelmeyen dinamikleri tasfiye etmeye başlar. sonra da tüm bu yarattığı suni süreçlerin sonunda, kendi yarattığı hükumeti halka sevimli göstermek için, yine kendi kurduğu örgütleri çöpe atarca bir biçimde tasfiye etmeye başlar. bunu da "demokratikleşme süreci" diye bir manipülasyonla halka yutturur.
bu götveren abd ve ona çalışan medya her nasıl birşeyse, halkı öyle bir gerçeklerden uzaklaştırmış ki, söylenenler ve halkın düşünceleri karşısında şaşıp kalıyorum. böyle bir propaganda gücü ve böyle bir manipülasyona hayatım boyunca şahit olmadım doğrusu.
halka kızayım diyeceğim de, kızamıyorum ki. halkın ne günahı var; söylenenlere güveniyor ve inanıyorlar mecburen. sonuç her zamanki gibi, türkiye bokun içine doğru yuvarlanıyor. artık ben boşkoydum a dostlar, yarın bir gün bu götlekler "ergenekon" diye kapımıza dayanır diye çekinmiyor değilim.
1896 doğumlu, "din psikolojisi" kitabının yazarı...
Din psikolojisi kitabını aldım bir hevesle, ki o da piyasada yoktu, sahafçı bir arkadaştan temin ettik. daha önsözde tamamen köktendinci olduğunu bas bas bağırarak dışavurduğunu görünce, hayal kırıklığına uğradım. sosyolojide bir ide'ye taraf olunarak gözlem yapılamaz sevgili osman pazarlı. hayal kırıklığına uğrattın beni, yine de toprağın bol olsun... bu arada kitabını götürüp teslim edeceğim, zaten zorla hediye edilir gibi verilmişti şahsıma.
kimilerince saadet zinciri, titan vs. diye tanımlansa da, bu genel önyargı ve basın yayın manipülasyonlarının dışında, adam akıllı kişilerce yürütüldüğünde, ciddi anlamda kitlelere kişisel ve sosyal gelişim kazandırdığı aşikar olan ticari yapılanma.
eleştirdiğim tek yanı, din gibi işliyor olmasıdır.
klişedir; her ülke iktidarı, belli bir sürecin ve başarının sonunda, hayallerini geliştirmeye başlar, oldukça beşeri ve doğaya uygun bir mevzuattır. örneğin atatürk, nutukta "tek dünya devleti ve dini fikri kulağa tatlı geliyor doğrusu" demiştir, ancak bu kendisine o zamanlar ütopya gibi geliyordu ve bu hayaline yoğunlaşma şansı olmadan öldü. fidel castro'ya bakın, dünyaya sosyalizm gelmesini hayal eder. dünyada olup bitenlerin bütünü, bu iktidar sahiplerinin hayallerinin sürekli olarak gelişmesinden ibarettir. toplumların ne düşüneceğine, ne yapacağına, ne olacağına bu kişiler karar verir. toplumların gidişatını etkilemede; düşünürlerin, sosyologların, bilim adamlarının tavsiyelerini uygulamada önderlik ederler. ellerindeki konum, şart ve imkanlar dahilinde hayallerini gerçekleştirmeyi hedeflerler.
dünyanın bugünkü haline bakıldığında, abddeki ekonomi imparatorluğu, dünya iktidarı halini almıştır. ülkelerde ne olup ne biteceği bu imparatorlukça belirlenir. hayalleri ise, tıpkı atatürkün aklından geçen şey gibi, dünyaya tek bir din ve tek devlet anlayışını getirmektir. kim olursa olsun, kapitalist bir sistemde hedefleyebileceği en iyi hedef budur. çünkü dünya kapitalist bir sistemde ilerlemekte iken aniden sosyalizm getiremezsiniz, getirebilmeniz için her şeyden önce dünyaya hükmetmeniz gerekir. tüm ekonomik hareket ve askeri güç sadece kendi kontrolünüz altında olmalıdır.
şimdi açıkçası ekonomi imparatorluğunun sosyalizmle ilgilenip ilgilenmediği bilinmiyor ancak tek bir din ve tek devlet yaratmayı hedeflediklerini gayet iyi biliyoruz. peki bu ekonomi imparatorluğunun türkiye hakkındaki fikri nedir? fikir gayet açık, türkiyenin tarikat liderlerince hükmedilen bir ülke olmasını hedefliyorlar. komşu ülkelerin de benzer hallere sokulup, ortadoğuya hükmetmek için bu birkaç müslüman devlet adamlarıyla ortadoğudaki hakimiyeti kolaylaştırmanın peşindeler. tüm bunlar tamamlandığında, asya birliği kurulacak ve türkiye de bu birliğin dahilinde olacak. dikkatinizi çektiyse, türkiyedeki önemli karteller rte hükümetinde satılmıştır. peki neden rte? ( ) bir de bu rtenin kankası var; fethullah gülen. fethullah abinin türkiyede konuşlanmış, sinsice bekleyen bir sürü yoldaşı bulunmakta. bu yoldaşların büyük bölümü de, devletin önemli kademelerine yerleşmiş vaziyette. hatırlarsanız, ilker başbuğun ağlama duvarında resmini çeken astsubay kimin adamı olabilir? yaşar büyükanıtın yahudi olduğuna dair ifşaatlar kime ait? ( )
ekonomi imparatorluğunun türkiyedeki tek sıkıntısı, şu atatürkçüler, sosyalistler, komünistler ve bilhassa da tskyı korumaya çalışan komutanlardır. son zamanlarda ergenekon diye bir zerzevat çıktı ortaya. ne zaman televizyona baksam hep komutanlar açığa alınıyor, haklarında soruşturmalar açılıyor, telefonları kayıt altına alınıyor, yahudi oldukları iddia ediliyor. şimdi bugün haberlerde gördüğüm şu olaya bakalım ve bağlayalım:
karadayi: karayalçin encümen-i daniş üyesi
org. karadayının internete düşen yeni ses kaydında ergenekon soruşturması kapsamında gündeme gelen encümen-i daniş üyeleri deşifre ediliyor. karadayı'nın kendisini de saydığı üyeler arasında daha önce gündeme gelmeyen bir isim de bulunuyor: chp'nin ankara büyükşehir adayı murat karayalçın.
söz konusu kayıtta encümen-i daniş'i oluşturan emekli generaller ile emekli büyükelçileri sayan karadayı, aralarındaki siyasetçileri ise şöyle sıralıyor: "girmek kolay değil oraya. bir kişi el kaldırmasa giremez. fethi çelikbaş var, eski başbakan, meclis başkanı, başbakanlık da yaptı... bülent ulusu var. murat karayalçın var, ondan sonra ilter türkmen var, mustafa aysan var, oğuz gökmen var, yani bunlar eski milletvekilleri. sefa reisoğlu var. kamuran evliyaoğlu var, 8 tane bakan var, bunlar hep eski bakanlardan. necmettin karaduman var, eski meclis başkanı."
benin anladığım, encümen-i daniş türkiyedeki laik demokrat rejimin ve milli bütünlüğün korunmasından yana olan atatürkçü bir hareket. bu yüzden habire haklarında soruşturma açılıp duruluyor. yıpratılmaya ve suçlulaştırılmaya çalışılıyorlar. bu suçlulaştırma sürecinde ciain, mit ile bir çalışma yürüttüğü aşikar. öyle ya da böyle bu atatürkçü hareket ve düşüncelerin bütününün kökü kazınmaya çalışılıyor ki türkiyeye islami bir rejim getirilebilinsin.
şimdi akla gelen bir diğer soru var: peki tek dünya devleti ve dininin uygulanması nasıl olacak, bilhassa müslüman toplumlar nasıl olacak da ekonomi imparatorlarının belirlediği dini benimseyecek?
çok basit, islami rejim getireceksiniz, insanları örteceksiniz, recm cezasını yasallaştıracaksınız, kurmadan birkaç tane tarikat liderine cia ofislerinde hazırlanan vaazlar verdirecek ve toplumlarda ciddi sıkıntılar yaratacaksınız. içki içenleri kırbaçlayacaksınız, başı açık kadını döveceksiniz ve bu aşamalar sınırlarını zorlayarak gelişmeye başlayacak. bir süre sonra iltica başlayacak, insanlık kaçacak delik aramaya başlayacak ve dinlerinden soğuyacaklar. insanlık bir şekilde bu durumdan kurtarılmayı bekleyecek ve tam bu sırada sotede bekleyen ekonomi imparatorlarının bir mesihi ülkenizde devrim yapacak ve tüm bu rejimden gelen sıkıntılar sonsuza dek bitecek. toplumlar bu ekonomi imparatorlarına tapacaklar, sevecekler ve destekleyecekler. bu sırada yeni bir dinin inşası yavaş yavaş başlayacak. insanlık bu dinden kaçmak yerine, kitabını talep edecekler tüm insanlığın vücutlarına güvenlikleri adı altında çip takılacak ve bu çip sayesinde insanların devletlerine karşı akıllı uslu durmaları sağlanacak. böylelikle dinlerle yaşamayan insanlığın belli bir dine inandırılması gerekliliği de ortadan kalkmış olacak çünkü vücutlarındaki çip 24 saat izlenmelerini sağlayacak. dinci ve dinci olmayan toplumların tümü iki din tarafından kontrol edilir hale gelmiş olacak: tekno totaliter din ve ilahi din
"insanlar nasıl olacak da vücutlarına çip takılmasına müsaade edecek?"
müsaade etmek değil de, çip takılmasını talep edecek hale getirilecekler.
o da çok basit; televizyona bir kaç tiyatrocuyu çıkartıp çip taktırdıklarını ve artık güvende hissettiklerini söylettirecekler. sonra bir kaç çocuk okullarından alınıp kaçırılacak ve bu olay basına yansıtılacak. bu olaylar dizesi ciddi bir şekilde devam edecek. toplumlara büyük bir korku salınacak, travmalar yaratılacak. güvenlikten sorumlu kurumlar televizyonlara çıkıp "çocuklarınızda çip olsaydı elle koymuş gibi bulurduk" diyecek. derken çip taktırmak için sıraya girenlerin oluşturduğu kuyruklarda izdeamlar bile yaşanacak. toplumun büyük bölümünde çip olması bu yolla sağlandıktan sonra, çipi olanlar çipi olmayanlara bunu tavsiye edecek. en fazla 5 yıllık bir süreçte bu büyük bir hızla yayılacak. sonrası malum, çip taktırılması kanuni bir zorunluluk haline getirilecek. çipsiz insanlar hüviyetsiz(nüfus cüzdansız) sayılmaya başlanacak ve herkeste çip olacak...
hem ırkçılık, hem yobazlık, hem de eğitimsizlik üçgeninin arasında yeşeren ülkücülüğün vukua gelmesiyle oluşan mesele.
tüm bu özelliklerin bir araya toplanarak oluşturduğu "ülkücü kitle bilinci", bilhassa küreselleşme taraftarı sosyologların ağzını sulandırmış ve bu "ülkücü kitle bilinci" diye tanımlanan iç dinamik, bağımsızlık taraftarı ve emperyalizm karşıtı kitlelere karşı kullanıldıktan sonra çöpe atılmıştır.
Edit notu: bunların fikir beyan edecek ya da düşünerek savunma yapabilecek potansiyeli de olmaz. bu nedenle sözlüğün "boş bkz. yazarlığı"nı oluşturan güruhun büyük bölümünü bunlar temsil eder. bunlarla sosyoloji, küreselleşme ve bağımsızlık üzerine bilimsel gözlemler hakkında konuşmak yerine, seks, uyuşturucu, alkol üzerine konuşursanız sizden kafa dengi adam yoktur.
cia ve türkiye'deki işbirlikçilerce geliştirilen karma ideoloji. kuşkusuz ki 1980 ihtilaliyle birlikte etkisini ciddi biçimde göstermiş ve türk genci bugünki asimile edilmiş halini almıştır.
bu karma ideolojinin temeli bilinçsizce bir pragmatizme dayalıdır. listeleyerek izah edersek:
1. abd'yi seviyorum, tv'de gördüm hepsi hero! dünyayı kurtarıyorlar, çok güzel insanlar.
2. milliyetçiyim çünkü türk'üm ben ve türk üstündür.
3. laiklik önemli çünkü dini baskı istemiyorum.
4. müslümanım çünkü işin içinde cennet vaadi var.
Ataerkil toplum olmanın temel oluşturduğu eylem ve düşüncelerin bütünü.
Örneğin, kadının apış arasından sorumlu hissetmek ataerkil toplum bilincinin ahlaki bir değerini oluşturur. Buna göre, kadının apış arasının gardiyanlığını yapmak ataerki diye tanımlanabilir.