çocukluğumda annemi zor duruma düşürmemi sağlayan ikilidir. misal: anne, madem o kadar kötü allah neden şeytanı yaratmış? madem o kadar kötü yaratmasaymış...
sağlıklı bronzlaşmak aslında mümkün olmayan bir durumdur. cilt uzun süre ultraviyole ışınlarına maruz kalırsa melanin sentezler.bu durum melanogenez yani halk arasında bronzlaşmak olarak bilinir. bir tür savunma mekanizmasıdır, sağlıksız koşullardan doğdu işin de tamamen sağlıklıca yürütülmesi mümkün değildir.
zamanlı olamayacağını düşündüğüm eylemdir. insan hayatında derin yaralar açar. bazen yıllarca silinmez hafızalardan. belki böylesi daha iyi olmuştur diye avutmaya çalışırsın kendini ama gerçekten sevdiysen o kalp kırıklığı hep seninle kalır. ardından güvensizlik baş gösterir. herkesi onun gibi düşünürsün; önce seni kendine aşık edecek sonra seni hiç gibi ortada bırakıp gidecek...komik olan, gözlerin de hep onun gibisini arar. aynı şekilde bakan, aynı şekilde kokan.. bitmişsin sen..
sanırım en belirgin fark egoları. cezasını ödemek gibi bir derdi olmadığı için kırmızı ışıkta durmayan adam tanıyorum. trafik kurallarına uymak fakir işi adamın gözünde.
%100' e yakın oranda gerçekleşen durumdur. kuranda ne yazar dua ne söyler kimse sorgulamaz zaten arkasından da ' körü kürüne inanmak' diye bir durum gelir ki ona hiç girmeyelim..
insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. uğruna şiirler yazılıp şarkılar söylenen insana yaşadığını hissettiren nadide duygudur fakat bütün bu yüceltmelere rağmen nedeni basittir: neslini devam ettirme içgüdüsü.
çocukluk aşkımla teybin başına kurulup ara sıra birbirimize gülücükler atarak 17 isimli albümünü dinlediğimiz şarkıcıdır. bir dönem müziği bıraktığını açıklayıp sevenlerini üzüp sonrasında yine konserlerine devam etmiştir. madem dönecektin neden gittin vicdansız denilesi kişilik.
karanlık hiçlik midir dersiniz? bence karanlık her şeydir. karanlık açgözlüdür, sahip olduğunuz her şeyi ister, ruhunuzu bile.
hayat her zaman aydınlığı kovalar. peki üzerinize karanlık çökmüşken emin olabilir misiniz yaşadığınızdan? ben eminim. karanlığı yok sayacak kadar korkusuzum. etrafımdaki, bir görünüp bir kaybolan suretler umurumda değil.
koşuyorum. yapmam gereken son bir şey kaldı, onu hemen bulmalıyım! canım yanıyor, haykırıyorum ama beni duyan yok. herkes çıldırmış durumda. birbirlerini görmüyor, duymuyorlar. sadece koşuyorlar, nereye gideceklerini bilmeden.
koşmaya devam ediyorum ama yok işte. hiçbir yerde yok. cesaretimi kaybedeceğimi bile bile kaldırıyorum başımı gökyüzüne. işte kaçınılmaz son. tanrı verdiklerini geri alıyor. insanlar karanlığı yırtarak kaderlerinin son durağına doğru yükseliyorlar. gözlerim bana ihanet ederek onu gökyüzünde arıyor. hayır, henüz değil. gitmek istemiyorum!
sonrası derin bir sessizlik. hiçbir şey hissedemiyorum. olamam gereken yerden hızla uzaklaşıyorum. karşı koyamadığım bir güç beni gökyüzüne çekiyor. demek zamanım gelmiş, artık ben de onlardan biriyim.
kulağımda yumuşak bir melodi, bana yaralı bir martının öyküsünü anlatıyor. uzakta, yaralı, terk edilmiş bir martı. durun biraz, bu sesi tanıyorum, bu onun sesi!
hikayemin bakış açısı bu noktada yön değiştiriyor. ilahi bakış açısıyla anlatmaya devam ediyorum ama hikaye yıllar önce yazıldığı için bazı bölümler kayıp. orijinal halini bozmamak adına eksik noktaları tekrar kaleme almayıp eksik haliyle yazmayı tercih ettim.
bütün hikayeleri serbest bıraktı. onların gökyüzüne yükselişini izlerken boğazının yandığını hissetti. bugünün geleceğini o da en az annesi kadar iyi biliyordu. yere uzanıp, canının yanmasına aldırış etmeden sadece izledi. özgürlüğüne doğru ilerleyen ruhlar ve yanlarında her biri mutlu sonla biten hikayeler.
eşine az rastlanan bir durumdur. genelde durum tam tersidir, erkek aldatır ve kendini affettirir. her şekilde oldukça çirkin bir süreçtir. aldatıp geri dönen de affeden de onursuzluk yapmış olur.