bazen aklınıza bir şarkı gelir ya da tesadüfen bulursunuz; başlarsınız dinlemeye.bir daha, bir daha...
beğenerek doldurduğunuz o listedeki hiçbir şarkıya geçemezsiniz.illa o..
bazen günler hatta haftalar sürebilir.sonra bıkarsınız.ama o da birkaç ay sürer.artık sürekli dinlemeseniz de önemlidir o sizin için.
orj. shooting fish olan 1997 yapımı bir ingiliz filmi.
dolandırıcılığın en eğlenceli hali.
bu iki kafadar aptal zenginleri bir güzel dolandırırlar.hem de dalga geçerek!
(özellikle yaptıkları konuşan bilgisayar harikaydı.)
--spoiler--
jez(stuart townsend) ve dylan(dan futterman) fazla nitelikli, kapasitelerinin çok altında çalıştırılan yirmili yaşlarda iki yetimdir.dylan; doğru zamanda doğru şeyleri söyleyebilme yeteneğine sahip, hızlı konuşan bir amerikalı, jez ise adeta dilsiz, saçları kötü kesilmiş teknik bir dahidir...
"zenginlerin daha da zenginleşmesi" ikilinin canına tak eder.artık tek bir işleri vardır.en kısa sürede birer milyon pound sahibi olmak!londra da onların altın madenidir.her kuponu alırlar her çekilişe katılırlar ve gücü olan herkesi dolandırırlar.
bu sırada yaşamlarına en az onlar kadar yaratıcı olan georgie(kate beckinsale) girer.onun da paraya ihtiyacı vardır ve jez ve dylan'la tanıştığında bir altın madeni bulduğunu farkeder
--spoiler--
insan konuşmaya başladığından beri seçim yapmaya zorlandı hep.daha biz kendimizi bilmezken, "anneni yoksa babanı mı daha çok seviyorsun?" dediler.ardından "anneanneni mi babaanneni mi? geldi...
her ikisini de diyemedi insanoğlu.biri daha çoktur dediler.ya da hakikaten birini daha çok seviyordu ama ayıp olurdu...
sonra kız; futbolla kıyasladı sevgilisinin ona aşkını.seçim istedi.
erkek; kız muhabbetleriyle dedikodularıyla.
ben 32 yaşında bir adamın karısına:"babanı mı daha çok seviyorsun beni mi?" deyişine şahit oldum.o da seviyordu elbet kayınpederini.kıskanıyordu belki.masumca bir soruydu ama yersiz.ve o kız da babasıyla kıyasladığı için evlemedi belki 32 yaşına kadar.evet harika biri olabilirdi ama kıyaslamak yersizdi.kabullenemedi bunu insanoğlu.
gün geldi kalp; dokunmak istediği ile kendisine dokunabilen arasında seçim yapmak zorunda kaldı.
hayalleriyle ailesi arasında seçim yapmak zorunda kaldı.
insanlar birbirinden farklıyken, biyolojileri bile farklı olan kadın ve erkek nasıl aynı olabilirdi?
bazen empati kuramazsınız.seçmeye zorlamak da bir o kadar manasız.
işte bu yüzden hayatın sırrı bazen orta yolu bulmakta...
her gülümsemende gözlerin kapalı
baktığın yerleri göremedim hiç
önümde kalan benden yaşça büyük abilerim yüzünden
izleyemedim top oyunlarını
adını söylesem dönüp bakacaksın belki
ama senin kulakların hep tıkalı
bu sağır aşkta topal bıraktın beni
gözünde izi var
adımı söylerken yabancısın
dilini bilmediğim bir aşk bu
belli, saklama başkaları sevmiş seni
bu gece izlediğim maçta kaybetmekle kalmamış daha çok kaybedeceğini de hissettirmiştir.
zira büyük formsuzluk* var.gerçi rakibi de es geçmemek lazım adam teknik oynuyordu ama yine de 39 yaşındaki rakibinin karşısında gençliğini dahi kullanamamıştır gökhan saki. **
dahil olduğum,mutluluk duyduğum gruptur.
gürültüden,istenmeyen insanlardan,tv sesinden uzak; kendin olabildiğin,özgür olduğun saatlerdir.
kendime ayırabildiğim tek vakittir.
herşey herkes doğaldır.
gece yemek yemek bile daha güzeldir.
hem karanlık daha güzel değil midir?
bu yüzden gece yaşarlar...
geceyi seven, gece yaşayan arkadaşlarım * yalnız değiliz,pes etmeyin en güzeli bu! **
edit:yaşamak,sadece canlı olmak değil,farkına varmaktır.bazılarının gündüz yaptıklarını gece yapanları kastediyoruz.