evet. insanın aklına bu haberi görünce eski günlerin gelmemesi mümkün değil. zamanında pkk'nın 0 noktasına kadar getirildiği günleri hatırlamamak elde değil.
gözyaşları bitti derken, kanı bozuk itlerin idam edilmesini beklerken
başımızdaki siyonist uşaklar sağolsun... açılımlarla, oy toplama bahanesine ucuz siyasetlerle, en kötüsü kirli pazarlıklarla bu hale geldik.
adamlar araştırma yapmışlar, 11 Eylül'den bu yana geçen 11 yılda dünyada toplam 35 bin kişi terör suçundan hüküm giymiş. bunların 12 bini Türkiye'deymiş.
Yani dünyadaki her 3 teröristten 1'ini biz yetiştirmişiz... Düşünün ki, daha mahkumiyet bekleyen tutuklular bu hesaba dahil değil.
Terörist adaylarını da katarsak (ilker Başbuğ'dan doğu perinçek'e, Mustafa Balbay'dan Hopa protestocularına kadar genişleyen) liste, terörist istihsalinde dünya toplamını aşar tahminimce...
Bu şöhreti hakikaten altyapıdan yetişen teröristlere mi borçluyuz; yoksa elindeki "terörist" damgasını her iddianameye fütursuzca basan iktidardaki zihniyete mi?
Asıl "terör eylemi" de budur:
Fikrini beğenmediğin her muhalifi "terörist" diye içeri tıkmanın adı, "devlet terörü"dür.
--spoiler--
Bingöl'ün Genç ilçesi'nde PKK'lı teröristler kaymakamlık konutundaki polis noktasına uzun namlulu silahlarla düzenlediği saldırıda 2 polis memuru yaralandı.
--spoiler--
hemen iyi haberi verelim;
--spoiler--
Saldırıda yaralanan 2 polis memuru Bingöl Devlet Hastanesi'ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Yaralıların durumlarının iyi olduğu belirtildi.
--spoiler--
götü sıkışınca tek taraflı ateşkes ilan etmeyi bilirler. bu saldırılara laf etmeyen sözlükteki orospu çocukları, türk ordusu kandil'i bombalayınca halkların özgürlüğü diye nutuk atmaya başlıyorlar.
bu ülkede kürt sorunu yoktur, bu ülkede terör sorunu vardır. kürtler de canımızın bir parçasıdır. etnik kimliğin arkasına sığınarak sivil insanları katledip, sıkışınca demokrasi, halkların özgürlüğü diye nutuk atacak kadar aşağılıksınız hepiniz.
She was like April sky
Sunrise in her eyes
Child of light, shining star
Fire in her heart
Brightest day, melting (snow)
Breaking through the chill
October and april
He was like frozen sky
In October night
Darkest cloud in the storm
Raining from his heart?
Coldest snow, deepest chill?
Tearing down his will?
October and April
Like hate and love
World's apart
This fatal love was like poison right from the start
Like light and Dark
World's apart
This fatal love was like poison right from the start
We were like loaded guns
Sacrificed our lives
We were like love undone
Craving to entwine
Fatal torch
Final thrill
Love was bound to Kill
October and april
Hate and love
World's apart
Light and Dark
World's apart
This fatal love was like poison right from the start
Nisan'da bir gökyüzü gibiydi
Gözlerinde gün ışığı
Işığın çocuğu, parlayan yıldız
Yüreğinde ateş
En parlak gün, eriyen (kar)
Umutuzluğu kırıyor
Ekim ve nisan
Donmuş bir gökyüzü gibiydi
Bir ekim gecesinde
Fırtınadaki en karanlık bulut
Kalbinden düşüyordu damlalar
En soğuk kar tanesi, en derin umutsuzluk abidesi
Umudunu yerle bir ediyordu
Ekim ve nisan
Nefret ve aşk gibi
Dünya ikiye bölünüyordu
Bu ölümcül aşk başından beri bir zehir gibiydi
Işık ve karanlık gibi
Dünya ikiye bölünüyordu
Bu ölümcül aşk başından beri bir zehir gibiydi
Doldurulmuş silahlar gibiydik
Kendi hayatlarımızı kurban ettik
Bitmemiş bir aşktık
Sarmalanmayı özlüyorduk
Ölümcül meşale
Son heyecan
Aşk öldürmek zorundaydı
Ekim ve nisanı
Nefret ve aşk
Dünya ayrılıyor
Işık ve karanlık
Dünya ayrılıyor
Bu ölümcül aşk başından beri bir zehir gibiydi
aziz nesin'in en iyi kitaplarından birisidir. öykü genel olarak maden-iş'in mess'e karşı yaptığı grev'in yanlışlığından yola çıkarak iyi hesaplanamamış (veya sendika yöneticilerinin işverenle anlaşması sonucu verilen) grev kararlarının işverenin ekmeğine nasıl yağ sürdüğünü trajik biçimde anlatır. hikaye ilk olarak vatan gazetesi'nde yayımlanmıştır. sonradan yergileriyle, övgüleriyle, sövgüleriyle ve bunlara verilen yanıtlarla birlikte kitap haline getirilmiştir.
nedendir bilinmez aziz nesin'in okuduğum en iyi hikayesidir.
"işçi-işveren çelişkisi 10-15 sayfada anlatılabilir mi?" sorusunun cevabı olması ayrıca takdir edilesidir.
Uyuşturucu madde kullanma alışkanlığı olan bir kişinin bu maddeyi birdenbire bırakması veya herhangi bir nedenle alamaması sonucu ortaya çıkan klinik tabloya verilen addır.
cumhuriyet güçbirliği'nin meclise 20 milletvekili sokma ihtimali, hepar'ın meclise girme ihtimalinden kat be kat fazladır. akp güvenoyu alamayacaksa, ancak cgb ile mümkün olacaktır.
Normal olarak, bir ülkede üyeleri liberal, milliyetçi, dinci veya muhafazakâr olan partilerin kendileri de aynı sırayla liberal, milliyetçi, dinci veya muhafazakâr olurlar.
Sorsanız, CHP üyelerinin hepsi solcudur; ama partinin kendisi bir türlü solcu olamamaktadır.
Normal olarak bir ülkede kendini liberal, milliyetçi, dinci veya muhafazakâr sayan seçmenler oylarını liberal, milliyetçi, dinci veya muhafazakâr olduğunu düşündükleri partilere verirler.
Türkiye'de kendini liberal, milliyetçi, dinci veya muhafazakâr sayan seçmen, oyunu bu doğrultuda verirken, oy verdiği partinin liberalliğinden, milliyetçiliğinden, dinciliğinden veya muhafazakârlığından fazla kuşku duymaz.
CHP istisnadır.
Çünkü Türkiye'de kendini "solda" sayan seçmen, CHP'ye oy verirken CHP'nin kendisi kadar solda olmadığını bilerek, hatta bu partinin solculuğundan ciddi kuşku duyarak verir.
Dahası, Türkiye'de CHP'ye hiç oy vermemiş bir sosyalist, sürekli CHP'ye oy veren bir solcuya oy verdiği bu partinin solculuğuyla ilgili bir eleştiri yapacak olsa, "yeni mi uyandın?" veya "zaten CHP ne zaman solcu oldu ki?" gibisinden bilgiççe bir istihzayla karşılaşır.
Yani sağ seçmen oy verdiği sağ partiden memnunken, CHP destekçiliğinin olmazsa olmaz koşulu bu partiye yönelik memnuniyetsizliktir.
Türkiye'de sağcı partilerin üye veya taraftarlarının kendi partilerinde "sızma", "ajan", "beşinci kol" aradıkları pek görülmez. Örneğin bir AKP üyesi veya seçmeni bu partide "mason", "ateist", "Marksist" veya "komünist" olabileceğini aklına bile getirmez. Aynı şey MHP üyesi ve seçmeni için de geçerlidir. Bu arada hiçbir BDP'li de kendi partisinde "asimilasyoncu, şoven ve Kürt düşmanı unsurlar" aramaya kalkmaz.
CHP istisnadır.
CHP üyesi veya seçmeni en fazla neye karşıysa onu önce kendi partisinde arar (ve bulur).
Örneğin, kendini emekten yana sayan bir CHP'li için, partisinde emek düşmanı, sermaye yanlısı unsurlar kol gezmektedir.
CHP'li anti-emperyalist ise, emperyalist merkezlerin kendi partisi içindeki uzantılarını hemen tespit edecektir.
CHP'li Kemalist için, "gizli" anti-Kemalistlerin en fazla doluştuğu yer kendi partisidir.
Daha "liberal" CHP'liler içinse, parti otoriter-bürokrat-devletçi-seçkinci köklerinden bir türlü kopamamıştır.
Ama sonuçta hepsi CHP'ye oy verecek, vermeyene de kızacaktır.
Türkiye'de sağ seçmen, umduğunu bulamadığı, kendisini düş kırıklığına uğratan sağ partisini "cezalandırmak" için tutup sola oy vermez. Başka bir sağ parti bulur, ona verir.
CHP istisnadır.
CHP'li "sol" seçmen, çok ama çok kızdığı durumlarda, yeterince solda bulmadığı partisini cezalandırmak için sağdaki partilerden birine oy atabilir.
Türkiye'de sağ seçmen, ideolojik-siyasal tercihine göre oyunu sağdaki herhangi bir partiye verebilir.
CHP istisnadır.
Bu ülkede "sol" seçmen, kendi ideolojik-siyasal tercihi ne olursa olsun çok kızdığı zamanlar dışında oyunu her zaman ve yalnızca CHP'ye verecektir.
Sağcı seçmen için, alternatif, her zaman bir başka sağ partidir.
CHP'li solcu seçmen içinse, sol bir alternatif hiçbir zaman olamaz.
Şimdi, bu durumda bir tuhaflık varsa, bunun kaynağı CHP mi, yoksa onun yandaşı, seçmeni mi?
Siz parti olsanız, yandaşınız-seçmeniniz de böyle olsa, CHP gibi olmayıp da başka ne gibi olurdunuz?
Ortada bir "tencere yuvarlandığı kapağını buldu" meselesi var.
CHP yönetimine o kadar kızmayın; yuvarlanan tencere, kendini solda sayan CHP seçmeni, bulduğu kapak da CHP'dir.
Ancak yine de hakkını teslim etmeliyiz, bu parti oldukça karmaşık bir uluslararası ortamda emperyalist dünyanın desteğini süreklileştirmek konusunda büyük başarı gösterdi. Bu başarı, tek başına AKP'nin ABD ve Avrupa Birliği'nin başat ülkelerinin planlarına "cuk" oturan bir zihniyeti temsil etmesiyle açıklanıp hafife alınmamalı. Erdoğan'ın liderliğinde gerici parti birçok başlıkta mutlak güven verdiği emperyalist merkezlerin tereddütlerine, kafa karışıklıklarına ve yetememe duygusuna hitap etmek için tek bir fırsat bile kaçırmadı.
Demek ki AKP, şimdiye kadarki iktidar partilerinden farklı olarak "akıllı hizmetkar" olduğu için dış destek konusunda bir sıkıntı çekmedi.
- AKP'nin bir diğer güç kaynağı, emperyalist dünya ile ilişkilerinde son derece sağlam bir çapa görevi de üstlenen baskın "piyasacı" karakteridir. Bu parti, yalnızca Türkiye burjuvazisinin değil, bölgedeki tüm sermaye gruplarının ve hatta Avrupa Birliği'nin hormonlu tekellerinin eski hayalinin gerçekleşmesi yolunda küçümsenmeyecek bir hamlenin sahibidir: Kapitalist girişimcinin önündeki hukuki ve ahlaki her tür kısıtlamanın kaldırılması!
Demek ki AKP, sermaye sınıfının iç dengelerine dönük rahatsız edici müdahaleler yaparken bile sömürücü sınıfın bütünü nezdinde heyecan verici bir siyasal özne olduğu için uzun sayılabilecek bir dönem burjuvazinin has partisi olma ayrıcalığı elde etti.
- AKP'nin diğer güç kaynağı, hiç kuşkusuz geri toplumsal dokuyu "özgür" bırakarak o dokunun içindeki bütün renklerin kabul ettiği bir üst otorite olmasıdır. Tarikatlarla örülmüş bu doku üzerindeki hakimiyetinin temel nedeniyse, AKP'nin aynı familyadan gelen rakiplerinin ufkunun çok ötesine geçen bir iddia ve cesaret sergilemesidir.
Demek ki AKP, Türkiye gericiliğine eşik atlatıp ona kolay kolay vazgeçmeyeceği siyasal mevziler armağan ettiği için bozulmayan bir karşı-devrimci koalisyon oluşturabildi.
Yani, AKP'nin meşruiyet kaynağı seçimlerde aldığı oy, güçlü kitle desteği ya da öteki "muktedir"leri etkisizleştirmedeki ustalığı değil, emperyalist merkezlere, piyasaya ve Türkiye gericiliğine açtığı olanaklardır.
Türkiye solunun önemli bir kesimi AKP'nin meşruiyet kaynaklarını koruma ve kollama görevini gönüllü olarak üstlendi. Bu tarihsel ayıp orta yerde duruyor. Emperyalizm, piyasa ve gericilik. Bu üç başlıkta da "delik" açarak AKP'yi karşılaşacağı çok ciddi meşruiyet sorunlarından koruyan, zaten bunun dışında iktidar açısından bir kıymeti harbiyesi bulunmayan "sol"un emperyalizme, piyasaya, gericiliğe karşı duvar oluşturmadığı bir ülkede, düzenin en köklü partisinden, CHP'den farklı bir davranış beklemek elbette haksızlık olacaktı.
Ancak bilinmelidir ki, sistem içinde kapladığı yer ve seçmen bazında AKP'nin ardılı olmayı tekeline alması oranında bugün AKP'ye meşruiyet sorununu çözmede en büyük yardım CHP'den ve onunla bağlantılı güçlerden gelmektedir.
Cumhuriyet Halk Partisi, AKP'nin üç meşruiyet kaynağını meşrulaştırmaktan başka bir şey yapmamaktadır.
Türkiye gibi işçi hareketinin zayıf, solun hâlâ etkisiz olduğu bir ülkede bile, emperyalizme hizmet, tam boy piyasacılık ve gericilik meşruiyet kaynağı olmak bir yana, meşruiyet krizi yaratacak özelliklerdir.
CHP, eskisi de yenisi de, bu krizin derinleşmemesi, kontrol altında tutulması için çaba harcamaktadır. Yenisinin farkı, emperyalizme hizmet, tam boy piyasacılık ve gericiliğin Türkiye'nin yeni meşruiyet kaynakları olduğunu kabullenmesi, bunu ilan etmeye başlamasıdır. Kılıçdaroğlu'nun misyonu ne yazık ki budur.
Bunlar "tamam ama" diye geçiştirilecek şeyler değildir. Düne kadar Ufuk Uras'ın, şunun, bunun Avrupacı, Sorosçu, cemaatçi, Amerikancı olduğunu ileri sürenlerin CHP'ye doluşmaları hazin bir görüntü vermektedir. "Hele bir AKP'yi düşürelim"le liboşların "hele bir demokratikleşelim" demesi arasında hiçbir fark olmadığı gün gibi açıktır.
CHP'yi işaret edenlerin artık sineye çekmeyecekleri tek bir şey kalmamıştır. Onları partinin NATO planlarını, ABD çıkarlarını, sermaye sınıfının gereksinimlerini gözeten politikalarına dair artık müstehcen bir hal alan somut örnekler filan asla durduramaz. Onları bu uğursuz yolculuktan alıkoyacak tek şey, her geçen gün daha fazla örselenen vicdanlarıdır.
Vicdan, 2011'de, AKP'nin Türkiye'ye dayattığı meşruiyet kaynaklarını kabul etmemektedir.
Türkiye emperyalist merkezlerin meşruiyetini mutlak olarak reddeden emperyalizme boyun eğmeyenlerin güçlenmesiyle esenliğe çıkacaktır. NATO'yu, ABD'yi, Avrupa Birliği'ni AKP'den kopartmak isteyenlerin oylarını yüzde 30'a yükseltmesiyle değil!
Türkiye piyasacılığın hırsızlık olduğunda ısrar edenlerin inadına muhtaçtır. Piyasayı "çağdaş" bir eksene çekmekle uğraşanların hayaline değil!
Türkiye gericiliğin siyasal mevzilerinin tümünü sorgulayan ilerici damarın genişlemesine gereksinmektedir. Bu mevzilerin içinde hangilerinin "kabullenileceği"ne ilişkin tasnifçiliğe değil.
Ya AKP faşizmi?
AKP'nin üç meşruiyet kaynağı olmadan ne faşizmi!
Ya da bu üç kaynak kurutulmadan, en azından kuşatılmadan faşizmin geriletileceği mi sanılıyor?
Evet, AKP'nin meşruiyet kaynaklarına boyun eğmeyenlerin hızla çoğalmasından başka çıkış yolu bulunmuyor.