mısın ekiyle ilgili bildiğimiz ilk şey bir soru eki olduğu ve ayrı yazıldığı.
bazen sözde sorularda da kullanır cevap beklemeksizin konuşmamıza devam ederiz.
ama bazı sözde sorular var ki mısın eki sırf kibarlık anlamında kullanılmış oluyor ve kendisine farklı bir misyon ediniyor;
birisiyle konuşuyosunuz ve konuştuğunuz kişi mal. sinirleniyosunuz ve tepki olarak ağzınızda "ya mal mısın?" cümlesi dökülüyor.
her ne kadar orda mısın eki olsa da, ayrı yazılmış olsa da, sonuna soru işareti eklenmiş olsa da soruya maruz kalan kişi o ekin orda nezaketten kullanıldığını bilmeli "sensin mal" ya da "hayır değilim" gibi gereksiz cevaplar vermemelidir.
hepimizin bildiği şeyleri farklı kelimeler kullanarak ya da aynı kelimeleri farklı şekillerde birleştirerek cümle kuran -ki biz buna liretatürde ağdalı cümle kurmak diyoruz- koltuk altlarından başlayıp, alında ve vücudun diğer kısımlarında ıslaklığa sebep olan bir anlatım şekli.
he kimisinin gözünü de ıslatır, yüreğini de burkar bu cümleler ama o anlatımın mükemmelliğinden değil kişinin bozuk psikolojisindendir.
ben üç (3) cümleden fazla dayanamıyorum, yaz günlerinde cümle sayısı eksilere düşebiliyor tabi.
"sen içimi kanırtırken (beni üzerken diyo) ben bohçasını çoktan alıp gitmiş yüreğimin senin yanındayken ne de istekli attığını zihnimde canlandırır(düşünür diyo) içimi bir kez daha kızıla boyardım (üzülürdüm diyo).
meal: sen beni terk ettiğin için ben çok üzüldüm.
ya tamam sanat yapacaksan yap da, seninkisi çok çakma duruyo be gülüm. 100 kişiye sorduk 100ü de bayık dedi.
kendini içindeki sapığa göre değil de sapıklık yapmadığı anlara göre değerlendirip içlenen sapıkçıktır.
yıllar yıllar önce, daha cep telefonu diye bir şeyin olabileceği bile akıllara düşmemişken sabit telefonda herkesin mutlaka yaptığı sapıklıkla ilgili bir anısı vardır.
akşam saat 10 gibi telefon çalmaya başladı. artık o saatlerde tarık tarcan'ın sunduğu çarkıfeleği mi izliyoruz yoksa evet- hayır mı takip ediyoruz bilemiyorum ama telefona annem çıkıyo. önce sessiz telefonlar geldi, sonrasında adamların demlenme katsayısına göre konuşmalar da olmaya başladı.
bir olur, iki olur, üç olur... annem oturur oturur kalkar. en son babam -ki kendisi aşırı şebek bi insan olmakla beraber sinirlendiğinde ağzından çıkan küfürler orijinallik bakımından duymaya değerdir- bir el hareketiyle anneme oturmasını işaret etti ve telefona doğru yürüdü.
sen telefonu alırsın, açarsın, dinlersin... sonra bi başlarsın ve telefon bi daha çalmaz.
tabi burda bitmedi, sabah yine telefon çaldı ve annem açtı. gayet düzgün konuşan ve kendini bilen! yetişkin insan anneme aynen şu cümleleri kurar;
"bayan ben dün akşam sizi sürekli arayan kişiyim. arkadaşlarla biraz alkol alıp eğlenmek istemiştik. alt tarafı bikaç kere daha arayıp eğlenicektik ama eşiniz gecemizi mahvetti. çok inanılmaz kaba bi insan, hiç size layık değil.ağza alınmayacak küfürler etti bize."
adama bak ya hem pişkin, hem sapık hem de savunma mekanızması mükemmel. arada anneme de asıldığı gözlerden kaçmadı tabi...
bazen insan daha fazla üzülmemek için kötü olmanın çözüm olabileceğini düşünür ve "yaşasın kötülük" nidalarıyla özün değişmeyeceğini unutur.
senin çakma kötülüğün ancak çerez olur karşındakilere bilmezsin.
artık kendini anlatma, savunma, haklı gösterme ve biraz olsun anlaşılma çabaların robotlaşmış insanın taslaklara kaydettiği metotlarıyla yok sayılacaktır.
kendisini öyle bi korumaya almıştır ki korunmatiklikten savunmatikliğe ne zaman geçiş yaptığını anlayamazsın bile.
sonunda matik yazan deterjanlar köpürmez, onları yalnızca makinelerde kullanabilirsiniz. matiğe bağlamış insanlara da "he" deyip geçer ve tartışmaya girmezseniz içinizde "yaşasın kötülük" nidası atma isteği de olmaz.
bi anda içim dondu ama üşümek manasında olan donmak değil;
(bkz: donakalmak)
sonra insan gibi hissetmeye başladım o an; bir sürü şeyle uğraşmaya başladım.
alt komşunun ezik bakışlarına üzüldüm önce sonra birden dalga geçesim geldi.
bakkala öfkelendim tarihi geçmiş yoğurt satıyo diye, sonra yazık dedim atsın mı? geçtiyse geçti tarihi.
park yerimi kapan adama küfür ettim içimden, sonra aman dedim yer bulamadıysa napsın ki?
saçımı yarın nasıl yapsam dedim; düz mü dalgalı mı?
sonra ne renk giysem acaba?
yağmurlu ama havalar saçımın fönü bozulablir.
müzik mi dinlesem yoksa film mi izlesem dedim sözlükte takıldım.
telefonla kapı aynı anda çaldı. hangisine baksam diye düşünürken ikisi de sustu.
bi pişmanlık çöktü keşke makarna değil de patlıcan yeseydim diye.
saçmasapan şeyler olmaya başladı içime insan kaçınca, buna alışmaya çalışırken duvarları şampanya köpüğüne mi boyasam yoksa açık mavi mi kalsa diye düşündüm.
artık bitmiş olan masumiyet duygusunu en doğal haliyle hala hissettirebilen şarkı.
bir anda bütün dünyam karardı...
hey gidi barış ben bi daha istiyorum bundan.
kafanı kaldır, havaya bak.
ne var?
bulut.
gece ne var?
yıldız.
gündüz başka ne var?
güneş.
gece başka ne var?
ay.
heh, işte bu saydığım bu şeylerle aramdaki mesafe kadar uzak olsun bana.
çekilme*z.
ama nası severler onu, aman o ne iyidir, o ne kadar acizdir, aman o bi bebeğin masumiyetine sahiptir, ona el uzatılsındır, o tek başına hiçbir şeydir.
ağlak edebiyatı kendini ispat etmeyi beceremeyip kendini bi şekilde çevreye kabul ettirme çabasında olup, normal haliyle kendini kabul ettiremeyen kişiciklerin yaptığı edebiyat türüdür.
tarihi ademle havvaya kadar gider o kadar eskidir, bilinendir ama her daim de yenendir.
hayalkıran... hayalleri çok kırılmış şu zamana kadar ki o da edilgen yapıdan etken yapıya geçiş yapmış belli ki.
isyan etmiş; kırayım artık başka hayalleri demiş belki...
yapamamış belki ama istemiş.
iyilik kendisine iyilik etmeyince o da çekmiş hayallerini.
elini eteğini de çekmiş hayal kurmaktan; arada harf değişiyo ne var ki demiş ha kırmışım, ha kurmuşum.
biraz ağlak edebiyatı yaparım, biraz ağdalı cümleler kurarım...
sonra gelmiş buralara anlatmak için kurduğu ve kırdığı hayalleri.
çaresizliğin can acısına, kaybedişe, varlığın yokluğa dönüştüğü anlardır.
fazla kendine güven sonucu sonsuza kadar var olacağından emin olduğunuz kişilere karşı olan "ne yaparsam yapayım o benim hep yanımda" yanılgısından hareketle yaptığınız şeyler ve onun gidişi ya da gönderişi.
keşke o kadar ağır konuşmasaydım deyip o an'ı dünyadan silmek isteseniz de giden gitmiştir.
siz, pişmanlığınız ve çeresizliğiniz 3 in 1.
2 in 1 yetmemişti ya, bu da eşantiyonu işte.