haricname
111 (çevresinde sevilen sayılan)
yedinci nesil yazar 10 takipçi 145.51 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    dünya sözlük ün instela yı geçmesi

    1.
  1. tanım sayısına göre ocak ayında olan durum. yıllardır değişmeyen ilk üç ilk defa değişmiş. ekşi açık ara önde yine ondan sonra gelen uludağ sözlük de diğerlerine fark atmış durumda.
    2 ...
  2. her yere heykeli dikilen diktatör

    1.
  3. Hiçbir seçim kazanmadığı halde kendi kafasındaki ideolojisini bir devlet dini haline getirerek kendisine yalakalık yapan zümreyi çeşitli yerlere getirip, ülkesini demir yumrukla yönetmiş, kendi safahatına bakan lider.

    stalin de sovyet rusya açısından buna bir örnektir.
    1 ...
  4. tankların ağaçları ezmesi

    1.
  5. gezici artistleri harekete geçirebilecek şeydi. ama tanklar insanları ezdi. ağaç olsaydı meydan artist dolardı.

    +18 (buradaki birçok ergen kardeşimiz lütfen açmasın)
    https://www.youtube.com/watch?v=mzqiz9rTmec
    0 ...
  6. canımızla kanımızla bu vatan için varız

    1.
  7. emniyet müdürü ve küfürbaz darbeci subay arasındaki konuşmada araya giren polis memurunun unutulmaz sözü.

    yalancı küfürbaz darbeci tüm tsk adına darbe yaptığını savunuyor.

    satılmış köpek darbecinin ruh hali de küfürlerinden belli oluyor. şu anda nerede ne yapıyor acaba sütoğlan.

    http://www.timeturk.com/d...siz-diyalogu/video-202819
    0 ...
  8. vatandaşı öldüren pensilvanya uşağının ifşası

    1.
  9. katil bir pensilvanya uşağının ifşa edilmesidir. kameraya alanın dediği gibi allah'ın laneti üzerine olsun.
    https://www.youtube.com/watch?v=o8m5mq2_gog
    3 ...
  10. darbecilerin halktan destek bulamaması

    1.
  11. daha önceki darbelere baktığımızda darbecileri selamlayan, tezahüratlar yapan, sevgi gösterinde bulunan halkın da var olduğunu görüyoruz. münferit bir iki video dışında darbecileri destekleyen herhangi bir gruba rastalamadım. bağdat caddesinden bir video var darbecilere tezahürat ve ıslıkla destek veren üç beş kişi. darbenin başarısız olmasında halkın darbe aleyhine sokağa çıkmasının yanında darbe destekçisi çok az sayıda ödleğin de sadece klavye başında darbeyi desteklemek haricinde darbecilere sevgi gösterisinde bulunamadığını gördük. bu mevzu da darbenin önemli yönlerinden biri.
    2 ...
  12. bir darbeci ağlıyor gözleri yaşlı

    1.
  13. sosyal medyada dolaylı yoldan akamete uğramış darbeye kılıf bulmaya çalışan ve suçu darbeyi engelleyen koca yürekli halka atan insanların ruh hali.

    satır aralarında ve eksilerinle ne demek istediğini anlıyoruz.

    darbeci generallerine ve sana koyduk mu? koyduk.

    şimdi ağla!
    0 ...
  14. darbe başarılı olmadı diye ağlayan ulu yazar

    1.
  15. Ağlama biçimi genellikle suçu rte ve darbecilerini püskürten halka atmaktır.

    Zorlama ulu kafanı dostum!

    Başaramadınız, bari sessiz ağlayın.
    3 ...
  16. darbeyi rte kurguladı diyen tip

    9.
  17. bir başka açıdan Komik insan. Yaa öyle mi? Ciddisiniz sahiden.

    yazık o güzel zekanızın nefretle kör olmasına. Sonuçta siz de bu memleketin evladısınız.
    0 ...
  18. türk tarihinin en baskıcı dönemi

    1.
  19. tek partili dönemdir. tüm türk tarihi boyunca bu kadar tek bir kişinin dediği dedik bir dönem olmamıştır dense yeridir. kağanlar, sultanlar, padişahlar dahi belli başlı bazı baskı unsurlarının etkisindeyken kemal bey ve ismet bey istediği şekilde hukuk tanzim etmiş, halkın inançları da dahil her şeye istediği gibi müdahale etmeyi kendine hak bilmiştir. çeşitli modern komplolarla çeşitli sanal davalar üretilmiş ve muhalif görülen herkes bu halka içine sokulup öldürülmüş ya da yargılanmıştır. baskı altına alınmıştır.

    kemal beyin şeyhülislamı ya da toyu da yoktur. kendi karar verir ve uygulardı. kafasında belirlediği şeye muhalif olanlar da haindi.

    seyyar mahkemeler kurulup kolayca idamlar gerçekleşmiş, halkın tepeden tırnağa her şeyine müdahil olunmuş, en ufak muhalif ses bastırılmış, osmanlının son dnemlerinde artan fikri hareketlilik yerini kısır bir tek adam ve düşünce çerçevesinde köksüz çözüm arayışlarıyla kronik sorunlu ülke doğmasına neden olmuştur.

    batılılaşmanın etkisi osmanlının son dönemleriyle başlamış ve doğal seyrinde kültürel olarak kendi kalıbı içinde gelişme doğurması ümidi taşırken bu ümit tek adamlıkla baltalanmıştır.

    kültür şoku da kamplaşma kutuplaşma ve çeşitli ırk sorunlarına yol açmıştır. reform değil kan akıtarak baskıcı devrimcilik anlayışının çerevesinde sisteme yalakalanan ve sistemden nemalanan bir kesim uzun yıllar ülkeyi kendi malları gibi kullanıp çoğunluğa tahakkümü doğal hakları olarak görmüştür.

    evet, türk tarihinin en baskıcı dönemi tek partili dönemdir dense pek uç bir tespit olmaz doğrusu.
    1 ...
  20. bir ateist gerçekten aşık olabilir mi

    0.
  21. tartışmalı bir konu. fakat benim fikrim aşağıdaki gibi.

    olamaz. kendinizi kandırmayın. her ateist özünde bir narsisttir. aşık olduğunu zannettiğinde bile ancak nefsini sever. ateistten aşık olmaz. aşkın içinde kader kavramı vardır. sevginin bahşedildiği vardır. ateist aşkı tüketilecek bir doğa olayı olarak görür. aşkın tarihsel gelişiminden dolayı bir ateist aşık olduğu vehmine kapılabilir fakat kendi kendisini de kandırmış olur.

    ateistten vefa bekleme. yaratıcıyı inkar eden ve vefa göstermeyen insan maşukuna(iddia) da vefa göstermez.

    ateistin aşk dediği nefsi doyumdan ibarettir kısacası.
    3 ...
  22. ateizm ve kemalizm arasındaki fark

    1.
  23. ateizm mustafa kemal atatürk de dahil hiçbir ahlak koyucunun mutlak ahlak yasalarına bağlı değilken kemalistler mustafa kemal atatürk'ün düşünceleri ve ahlakının en ideal ahlak olduğunu savunurlar.
    2 ...
  24. ateistlerdeki öfke patlamasının nedeni

    1.
  25. sık sık rastlanan durum.

    onlar huzursuz ruhlar.
    onlar hayatı anlamlandıramamış, varoluşsal boşluğa düşmüş, ama nefsinin kalıplarından da kendisini sıyıramayan, şımarık küçük çocuklar.
    onlar ki yeri gelir şu dünyada nefes almanın sorumluluğu ağır geldiğinde aşırı vicdan vurgularına sığınarak kendilerinin hala lanetlenmemiş birer yaratılmış olduklarına kendilerini inandırmak için kitap sayfaları arasında gezer durular.
    onlar, bastırılmış vicdanları nedeniyle olur olmaz vicdan patlamalarıyla bazen reddettikleri ahlakı ve ahlakıçılığı daha janjanlı ifadelerle dile getirirler.
    onlar ki bir sarhoş gibi iyi ve kötü icat edip kendi zihnindeki iyi ve kötüye uymayanları, kendi bireysel dinlerine uymayanları afaroz ederler.
    onlar ki doğadan kopuk, doğayla savaşımın bir zaferi olarak bilimi kutsarlar. öte yandan suçlulukla aşırı doğacı sözler de sarf ederler.
    onları yönlendiren temel kompleks reddettikleri derin çağrı ve buna bağlı huzursuzluğa kavramlar giydirmek ve kendi düşüncelerini kendileri yarattığına dair evhamı ve acziyeti çelişkiler ve bocalamar içinde huzurlu olan insanlara kusmak.

    neden ateistler çok saldırgan ve hiçbir şeyi beğenmeyen küçük ilahlar olarak ortalıkta dolanıyor zannediyorsunuz ki.

    onlar huzursuz ve çırpınan ruhlar.ölünceye kadar da çırpınacaklar.

    inna lillahi ve inna ileyhi raciun. onlar kördür, onlar sağırdır. onlar kendilerini materyalist dünya kalıbına sokarak sonsuzluğun ufkundan küçük hesaplarla bataklığa ruhlarını hapsetmiş orada küçük zevkler peşinde koşanlardır.

    veyl onlara!

    bakınz sözlüğe, nice ateistler nasıl çırpınıyorlar. karanlıklar içinde kalabalık olarak bulunmak, sığınmak için kendine benzer insanlara. herkes ben gibi olsa dünya ne güzel yer olur derken kendilerinden de nefret ediyorlar. çünkü öfke patlamaları gösteriyor ki kendileriyle kavgalı insanlar onlar.

    ruhu sükuna ermiş ateiste rastladınız mı?
    o halde meselenin ruhun sükuna ermesi olmadığını savunmak zorunda kalır insan.

    ben yapamıyorum demez de ben yapmıyorum der.

    ağır yükü yüklenememeye idealist kılıflar uyduran materyalist sancılar.

    işte kardeşlerim. ateistler maalesef bu dünyada kendi ruhunu lanetli hale getirenler, dünya zevklerini yücelterek insanlar arası güvensizliği, insan ilişkilerini kolayca tüketimi, insanlar arasında maddiyatçılığı bozuk felsefeleriyle yeryüzünü düzeltiyoruz vehmiyle artırdılar.
    2 ...
  26. her şeye ürperen bir liderin ülke yönetme iddiası

    1.
  27. saçmalığın daniskası.

    yönlendirmeye açık, korkak, hoşgörü adı altında terör örgütlerine yeterince sert tepki veremeyen bir parti lideri nasıl ülkeyi yönetme iddiasında oluyor anlamış değilim.

    bahsettiğim kişi kemal kılıçdaroğlu'dur.

    kılıçdaroğlu hükümet reisi olsun ordu tekrar ses vermeye başlar otorite boşluğunda. pkk'lılar chp'nin tek başına iktidar olmasını hiç bu kadar istememişlerdi. paralel devletçilerin de ümidi kılıçdaroğlu. türkiye'nin gelişmesinden çok memnun olacak batılı dostlarımız, israil gibi eks müttefikimiz de kılıçdaroğlu'nu istiyor. esed de kılıçdaroğlu diyor.
    1 ...
  28. 2015 yılında hala chp ye oy vermek

    1.
  29. demode olmaktır. taaa 1920'lerde kurulmuş, tek parti iktidarı ile sembol olmuş bir partiye 21.yüzyılda hala oy verebiliyor olmak gericiliktir. arz ederim.
    1 ...
  30. domuz gibi dağlarda yaşamak

    1.
  31. arada yerleşim yerlerine inip domuzluk yapmakla birlikte seyreden tipik bir hastalık.

    bir de pis kokarlar, bir de arsız olurlar ki bunlar.

    tarlasına saldırdıkları çiftçiye öfke duyar, kendileri emek harcayarak yaşamayı seçmedikleri halde çiftçileri suçlarlar.

    domuz... domuzlar... domuzluk...
    0 ...
  32. kemalistlerin yıllarca halka zulmetme sebebi

    1.
  33. nasıl bir kinden kaynaklındığını hala anlamış olmadığım durum.

    bir avuç azınlık olarak sürekli müslümanların çoğunluk olduğu memlekette müslümanları ezmeye çalıştılar ve bunu en doğal hakları gördüler. ne zaman nereden türediler bunlar, nasıl oldu anlayamıyorum.

    çanakkale'De var mıydılar?

    kurtuluş savaşında çarşaflı nineler cehpeye bir şeyler taşırken siz başörtülüsünüz sizin yardımınız makbul değil mi diyorlardı.

    ya da ne bileyim işte askeri törene almazken oğlu şehit olunca şehit anası diye bir anlığına sempati ile bakıyorlardı falan.

    kimdi bu marjinal topluluk arkadaşlar izah etsin biri?
    4 ...
  34. şiir yazan ateist

    1.
  35. tuhaf ateist. hormonal hareketliliğe sembolik haller giydirmek neden kardaş.

    sembolik düşünebilecek zeka kapasitesi olsa maddeye sığamazsın, ne yoruyorsun kendini.

    ömrünü bilime ve ilerlemeciliğe ada değil mi ama?

    evrildik kıvrıldık evrildik kıvrıldık şiir yazdık. bak ne kadar kısır kalıyor.

    şiir kavramlara sığmayan şeyleri kavramlara sığdırmak, içsel derin gerçekliği ortaya çıkarmak için doğmuştur özü itibariyle.

    ilkel insanlardan türemiş değil mi ama.

    sen son model evrimleşmiş canlı olarak bilime sar.
    0 ...
  36. genç ateistler ne istiyor

    1.
  37. ülkemizi müslümanların çoğunluk olduğu bir durumdan çıkararak ''sıradan bir batılı ülke halkı'' haline getirmek istiyorlar şeklinde cevabı verilebilecek soru.

    senin yedi sülalen uğraşsa yapamaz bunu fikrini sevdiğim. tabularını yık da gel, önce annenin cinsel sıkıntıları var mı onu sorgula bilimsel olarak ondan sonra toplumsal çıkarımlar yap. cinsellik özgür yaşanmadığından falan filan diye.
    1 ...
  38. dinleyin çocuklar

    1.
  39. enfes bir tarık tufan yazısı.

    şöyle:

    Dinleyin çocuklar!

    Müfredata girmemiş şeyler anlatacağım size. Hazır okullar da açılıyorken bilmeniz gerektiğini düşündüğüm konular..
    .
    Milli Eğitim Bakanlığı’nın tavsiye kararı almadığı, ders kitaplarına girmeyen, öğretmenlerin anlatmadığı konular.

    Öncelikle şunu bilin ki
    hayat dediğimiz, ders kitaplarından öğrenilebilir bir şey değildir.
    iyi vatandaş olmakla iyi insan olmak arasında, söylenmemiş, üstü örtülmüş bir fark vardır.
    Uygar ve uysal olmak adına anlatılan şeyler, hayatın derin anlamına nüfuz edemezler.
    Bu yüzden hayat çoğu zaman gayrı resmi bir yolculuktur
    . Çok zaman kaçak kalırsın yaşamak kompartımanında.

    Sana hayat bilgisi diye yutturulan konular gerçekte seni sıkıştıracakları dar bir elbisedir.
    Ve asla elbiseyi sana uyduracak değiller bunu unutma.
    Sana yazları sıcak ve kurak, kışları soğuk ve yağmurlu bir coğrafyada yaşadığımızı söyleyecekler.
    Gerçek olan senin mevsimindir oysa.
    O günün nasıl geçeceğini anlayabilmek için gökyüzüne bakman gerekmez.
    Dönüp yüreğine bak.
    Yağmurlar ve güneş yüreğinden süzülür.

    Gerçek olan yüreğinin mevsimidir, senin mevsimindir.
    Her sabah uyandığında gözlerinden dünyaya saçılandır mevsim.
    Güneş senden doğar ve yağmur senin gözlerinden düşer yeryüzüne.

    Sana atlaslar, haritalar gösterecekler. Adına sınır dedikleri bazı çizgilerle çevrildiğini göreceksin yaşadığın yerlerin.
    Bütün bunlar kurmaca.
    Gerçekte tüm yeryüzü Allah’ındır ve gerçekte yürüyebildiğin kadar senindir tüm coğrafyalar.
    Haritalar da gerçeği söylemez.
    Kuzey Amerika’yı Afrika’dan büyük gösterecekler sana.
    Doğru değil. Afrika altı milyon kilometrekare daha büyüktür.
    Avrupa’ya kıta deyip duracaklar. Doğru değil.
    Asya’nın uzantısından başka bir şey değil Avrupa dedikleri.

    Bazı şehirlerin uzakta olduğunu anlatacaklar sana.
    Uzaklık ve yakınlık aslı astarı olmayan ölçütlerdir.
    Kudüs’ü öğren mesela.
    Saraybosna’yı, Şam’ı, Bağdat’ı, Mekke’yi, Medine’yi, Hicaz’ı, Caharkale’yi...

    Öğren buralarda ne yetişir, insanlar ne yer ne içer, denizleri nasıldır, tarihte neler yaşamışlar, çocukları hangi oyunları oynar, anneler hangi ninnileri söyler, genç kızlar ne işler, erkekler ne işe koşar.

    Öğren hangi şarkıları söyler buraların halkları.
    Neye ağlar, neye gülerler.

    Öğren bu şehirler, ne zamandır senden uzakta.

    Öğren bu şehirler senden niye uzakta.

    Okuduğun yazıların, şiirlerin sonunda yabancı olduğunu söyledikleri kelimeleri sıralayacaklar.
    Dikkatli oku bu kelimeleri.
    Bil ki çoğu senindir bu kelimelerin.
    Bir hayata, bir medeniyete yabancılaşmış insanların, yeryüzüne yabancılaşmış insanların bir kenara bıraktığı kelimelerdir bunlar.
    Senin kelimelerin...

    Bir hayatı, bir düşünüşü, bir duyumsamayı, bir hayali, bir rüyayı anlatabileceğin kelimeler var bunların içinde.
    Kendi yabancılaşmalarını gizleyebilmek için bizim kelimelerimizi çalan insanlar göreceksin.

    Kitaplara girmemiş adamlar var bir de.

    Şiirlerini, öykülerini, romanlarını, piyeslerini müfredatlarda göremeyeceğin iyi ve sıkı adamlar.
    Gelecek güzel günlerin habercileri...

    Onları itinayla okumalısın.
    Yedi güzel adamı tanıyıp, Hızır’la kırk saatin nasıl geçtiğini öğrenmelisin.
    Derviş hüneri nasıl olurmuş onlardan öğreneceksin.
    Bir de kalem kalesini inşa etmeyi..
    .
    Okumaya nasıl başlayacağını Kitap’tan öğrenebilirsin ancak.

    Yaradan Rabbin adıyla oku!

    Böyle okursan varlığının anlamı kalın harflerle yazılır yeryüzünde.
    Böyle okursan insan olmanın ne demek olduğunu bilirsin.

    Böyle okursan anlarsın Hasan ve Hüseyin’in dedesi neden omuzlamış ağır bir yük!
    0 ...
  40. fazıl say ı dost edinmek

    1.
  41. bir ak partili işi değildir. zaten kendisiyle dost olmak isterseniz de bunu reddeden birisi. toplumsal kardeşliğimizin sembolüdür fazıl say. beni de fazıl say, say beni de fazıl.
    0 ...
  42. ateistleşmek

    1.
  43. ateist olmadığı halde yaşantısını allah yokmuş gibi sürdürmek, o'nu unutmak, ibadetten yüz çevirmek, günahları önemsememek, yetime, fakire, yolda kalmışa, dara düşene yardım etmemek gibi hallerdir.

    ayet-i kerime açık ve nettir:

    insanlar, "amenna (îmân ettik)" demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?

    (ankebut suresi 2)

    allah'ı unutanı allah'ta asıl yurt olan ahiret'te unutur. başta nefsim olmak üzere allah hepimizi ateistleşmekten muhafaza etsin.

    sevgi selam ve dualarımla..
    1 ...
  44. chp nin içinde geçen halk kelimesi

    1.
  45. ecevit dönemi hariç hiçbir zaman içi dolmamış kelimedir. elit beyaz türklerin partisi, yani sadece bir kesimin partisi olarak kalmıştır chp. bu nedenle komik bir ifadedir. doğu ve güneydoüğu anadolu'da chp yok. karadeniz'de çok etkisiz. iç anadolu bölgesinde neredeyse yok. akdenizde kısmen var. bir kıyı ege ve trakya. al sana türkiye partisi. olsa olsa beşiktaş, bebek partisi olur chp'den.

    yine yenildik ey halkım unutmaz bizi. kıps.
    0 ...
  46. yakın zamanda deprem olabilir

    1.
  47. herkesin ona göre tedbirini alması gerektiğini belirten uyarı cümlesi. benden demesi.

    ya hay! insan ölümlü, baki olan allah!

    (bkz: inna lillahi ve inna ileyhi raciun)
    2 ...
  48. tesettüre giren kemalist aile kızı

    1.
  49. ailesinden ve çevresinden çeşitli hakaretler duyması, baskı görmesi muhtemel kızdır. nitekim böyle vakalar olmuştur da. anne ya da babanın hafiften kemalist olması dahi baskıcı bir kişiliğe işaret eder zaten. böyle bir duruma pek fazla da rastlanmaz elit beyaz türkler, yani hakiki kemalistler arasında. beyaz türkler bu ülkede atatürk ve inönü döneminden beridir şehirlerde kemalist sisteme yaltaklanarak devlet dairelerinde önemli yerlere gelen sülalece iyi eğitim görme şansı yakalamış halkın çoğunluğundan kopuk kitledir.

    en bariz refleksleri ıyyyyy cahil halk deyimidir bunların. konumuza tekrar dönmemiz gerekirse böyle bir kıza pek fazla rastlanmaz. zira küçüklükten beridir kızın beynini yıkarlar ve kur'anda tesettür olmadığı, çağdaşlığın başın açık olmasından geçtiği, başörtülülerin yobaz olduğu, islamın kalpte hapsolması gerektiği gibi şeyleri dayarlar da dayarlar evlatlarına. sonra minik küçük ergen kemalistler yıllar içinde ateizme doğru evrilebiliyor. ee sen çocuğuna din diyanet öğretmezsen o da gider allah'ı inkar edip heva ve heveslerini ilah ediniverir değil mi?
    0 ...
  50. arapça ezan okuduğu için hapis yatan insanlar

    1.
  51. yasağa direnerek onurlu bir şekilde yasağın kaldırılması için mücadele eden insanlardır.

    aşağıdaki kaynakta tamamen emniyet arşivleri ve dönemin gazetelerine dayanan komik olayları okuyacaksınız.
    (bkz: trajikomik)

    http://belgelerlegercekta...m/tag/kuran-okumak-yasak/
    1 ...
  52. çocuklara kur an öğretmenin yasak olduğu dönemler

    1.
  53. çok değil üç beş yıl öncesidir. her birey kendi iradesi ile dünyaya getirdiği evladına yavrusuna istediği değerleri verme hakkına sahiptir. ateist çocuğunu ateist yaşantı tarzıyla yetiştiriyor diye kimse laf edemez. müslümanın da çocuğuna kur'an öğretmesi kadar doğal bir şey olamaz. hiçbir zorba bunun önüne geçemez, geçmemeliydi. oysa bu ülkede böyle şeyler yaşandı ve hala bunu savunanlar var. bu insanlar meydanlarda özgürlük naraları atan insanlar. çok şükür ki ak parti iktidarı bu baskıcılara haddini bildirdi ve artık 5.sınıftan itibaren çocuklarımız okullarda hem kur'an dersi alabiliyor hem de diğer derslerini görüyor.

    tarafsızlığı dinsizlik olarak gösteren, batılı materyalist felsefeye kimse inanmak zorunda değil. tarafsızlık adil olmaktır. hiçbir ebeveyne çocuğunu nasıl yetiştireceğini devlet dayatamaz.

    http://belgelerlegercekta...m/tag/kuran-okumak-yasak/

    not: okuyun lan dangozlar. yalancılıkla falan değirmen döndürmeyin. gerçek neyse odur. en azından ilkeli olarak arapça yerine türkçe öğrensinler falan filan ile savunmaya çalışın. her şey açık ve net. bildiğimiz manada kur'an öğretilmesi yasaktı.

    hala dinsizliği tarafsızlık olarak sunanlar var. 15 yaşına kadar çocuğunu allah yokmuş gibi yetiştirmek bir taraf tutmaktır. böyle saçma teranelerle kimseyi kandıramazsınız.

    zengileştirelim bakınızımızdan: arapça ezan okuma yasağı ile girift bunlar.

    (''Dün öğle namazında camiye gittim, müftü camide idi, müezzin Türkçe kameti getirdikten sonra müftü namaza başlamadı, dikkat ettim dudakları kıpırdıyor, Arapça kamet getiriyordu.”

    Savcı, bunun üzerine takibata başlamıştır.

    Hürriyet Gazetesi, Ezan 18 yıl Türkçe okundu, 16 Haziran 2000.)
    8 ...
  54. kemal bize tape dinlet

    1.
  55. tape bağımlısı bir gencin feryadı. mecliste yankılanan tape seslerini özlüyor insan. kasetle genel başkan olmuş bir kemal var, kasetle başbakanlık peşinde. bu kemal başka kemal. patagonya'da yaşıyor, karıştırmayalım.
    0 ...
  56. suriye de esed in öldürdüğü çocuklar

    1.
  57. şu ana kadar bir hayli çok olan çocuklardır. bunların türkiye'deki destekçileri de yeri gelince hümanizmden insanlıktan söz ederler falan. esed'e diktatör diyemeyen kimi nusayriler gelmiş ülkesinin seçilmiş başbakanına diktatör diyor. meydanlarda molotof elinde geziyor. esedciler ülkemizde son dönemde olan gösterilerde en ateşlilerden ve sürekli provokasyon peşindeler. o mazlumların kanı yerde kalacak sanıyorsunuz değil mi?

    kalmaz...

    http://timeturk.com/m/haber.asp?id=623710
    http://www.analizmerkezi....in-sayisi-9-32-41454h.htm
    http://www.bik.gov.tr/ist...gu-bebekler-haberi-46335/

    utanın diktatör esed'inizden utanın. iktidar hırsı için çocukların üzerine bomba yağdıran ilahlaştırdığınız adamdan utanın. terbiyesiz herifler. sürekli manipülasyonla türkiye'deki suriyeli savaş mağdurlarını bile aşağılama derdindeler. alenen esed'in yanında saf tutup bombalamalarını manipülatif haberler ve demagoji ile bastırma derdindeler. bir katilin öldürdüğü çocukları görmezden gelip esed aklayıcılığı peşinde bu insanlar. yazık insanlığınıza yazık size. onlar bizim kardeşlerimiz, her şeyden önce masum bebekler siviller.

    hiçbir manipülasyon esed'in çocuk katili olduğu gerçeğini değiştirmez. susmayı denemek gerek bazen en azından.
    2 ...
  58. fetret ehli

    1.
  59. biraz çetrefilli bir konudur. ama bu kavramın bilinmesinde azami fayda var.

    ---------- mehmet paksu'dan bir cevabi yazı bu konuda---

    dünyanın dörtte biri müslüman, dörtte üçü ise islâm dışı inançlara sahip. islâm dairesi dışındaki bu dörtte üçün yarısı ehl-i kitap, yani hıristiyan ve yahudi. kalan yarısının önemli kısmı da, hinduizm, budizm, jainizm gibi değişik inançlara mensup. bir bölümü ise ateist, yani tanrıtanımaz. böyle bir durumda, zihinlere çokça takılan ve dolayısıyla çokça sorulan bir soru mevcut. soru, şu: islâm ülkesinde doğup büyüyen, müslüman bir ortamda yaşayan bir insan islâm’ı tanıma ve yaşama fırsatına kavuşuyor, dolayısıyla allah’ın varlık ve birliğine inandığı için kur’ân’ın ifadesiyle cennet ehli oluyor. bunun yanında, islâm’ı duyduğu halde allah’ın varlık ve birliğini kabul etmeyen bir insan da, yine kur’ân’ın ifadesiyle, cehennem ehli olacak. fakat islâm’ın mesajı kendisine hiçbir şekilde ulaşmamış veya ulaşmış olsa da, yanlış bir biçimde tanıtılmış olan bir insanın durumu nasıl olacak? ki, böyle bir insan, genellikle gayrimüslim bir ülke vatandaşı olduğu gibi, müslüman bir ülkede yaşadığı halde ailesinin ve çevresinin yönlendirmesiyle islâm’dan uzak kalmış biri de olabiliyor. bu çeşit insanlar ne derecede sorumlular? burada bir fırsat eşitsizliği yok mu? allah mutlak adalet sahibi olduğuna göre, bütün insanlara kendisini tanıma yolunda ve islâm’ı bulma yönünde eşit fırsatlar vermemiş mi? açıkçası, ortada, bir yönü kulun iradesi ve seçimi ile ilgili, asıl önemli tarafı ise ilâhî adaletin tecellisi ile alâkalı bir sorular yumağı mevcut. esas itibarıyla, ilk insan ve ilk peygamber hz. âdem’le birlikte insanlara hak din ulaştırılmış ve öğretilmiş, son peygamber olan hz. muhammed’e (a.s.m.) kadar bütün peygamberler aynı hakikati dile getirmişler. ancak hiçbir şekilde peygamberin mesajının ulaşmadığı insan ve toplumlar da vardır yeryüzünde. bunların sorumlu olup olamayacağı hususunu kur’ân açıkça cevaplandırıyor: “peygamber göndermedikçe, biz kimseye azap edici değiliz.” (el-isrâ, 17:15); “kendilerine öğüt veren ve allah’ın azabından sakındıran peygamberler göndermedikçe, biz bir belde halkını helak etmedik. çünkü biz haksızlık edici değiliz.” (eş-şuarâ, 26:208-209) ayrıca el-kasas, 28:47 ve tâhâ, 20:134 âyetlerinde de insanların sorumlu tutulmaları için peygamber gönderildiği bildiriliyor. ilâhî adalet burada hemen kendisini gösteriyor. bu âyetlerden açıkça anlaşılıyor ki, sorumluluk ve dolayısıyla ceza, ancak doğru bilgiden sonra sözkonusu oluyor. peki, insanların hak din hakkında ‘doğru bilgi’den mahrum oldukları, yani peygamberin davetinin ve mesajının insanlara doğru biçimde ulaşmadığı zamanlar var mıdır? hangi zamanları bu tarif içinde görebiliriz? peygamberin getirdiği mesajın ulaşmadığı zamanlar ve ortamlar tarih içinde var olagelmiştir. dinî ıstılahta bu dönem veya ortamlara ‘fetret,’ bu çeşit insanlara da ‘fetret ehli’ adı veriliyor. bu tür insanlar ya bir peygamberin mesajını duymamışlardır veya peygamberle gelen ilâhî mesaj çarpıtılmış yahut unutulmuştur. terim olarak ‘fetret’ hz. isa ile hz. muhammed (a.s.m.) arasında hiçbir peygamberin gelmediği dönem için kullanılmış olsa da, islâm’dan sonraki dönemde de ‘bir derece fetret’ mevcut olabilmektedir. nitekim, yaşadığımız çağın en büyük islâm âlimlerinden bediüzzaman said nursî, hz. isa’ya gelen hakiki vahiyden mahrum olduğu gibi, islâm hakkında doğru bilgiye ulaşma imkânından da uzak olunan bir ortamı, ‘fetret ortamı’ olarak gördüğünü belirtmektedir. (bkz. kastamonu lâhikası, 2:1615.) fetret ehlinin sorumluluğu ve ahiretteki durumu ile alâkalı olarak, islâm âlimleri arasında belli başlı iki önemli görüş vardır. birinci ve ağırlıklı olan görüşe göre; fetret ehli, putperest ve ateist de olsa, dinî bakımdan mükellef değildir. ahirette ise kurtuluşa erecek ve cennet ehli olacaktır. çünkü, bu insanların peygamber davetinden haberleri olmamıştır. gelen vahiyden haberleri olmadığı için de, akıllarını kullanarak dinî yükümlülüklerinin nelerden ibaret olduğunu bilemezler. çünkü, akıl tek başına iyi ile kötüyü ayırt edebilecek kapasitede değildir. kur’ân’da, peygamber göndermedikçe insanların azaba uğratılmayacağı ve helâk edilmeyeceği belirtilmiştir. itikadî bir mezhep olan eş’ariyye’nin çoğunluğu bu görüşü benimser. imam şâfiî ve ahmed bin hanbel ile birlikte, bir diğer itikadî mezhep olarak mâtüridî mezhebine mensup serahsî ve ibnü’l-humam gibi âlimler de bu görüştedirler. ikinci görüşe göre ise, fetret ehli allah’ın varlık ve birliğine inanmakla; ayrıca, kendi aklıyla bilebildiği kadarıyla iyi işleri yapıp kötü işlerden kaçınmakla yükümlüdür. bu yükümlülüğü yerine getirenler kurtuluşa erecek, getirmeyenler ise cehennem ehli olacaklardır. çünkü, ergenlik yaşına gelen bir insan kâinatın bir yaratıcısının var olduğunu aklıyla bulabilir. akıl, mükemmel anlamda olmasa da, allah’ın varlığını ve birliğini bulma ve bilme kapasitesine, temel konularda da iyiyi kötüden ayırt etme gücüne sahiptir. nitekim kur’ân’da hz. ibrahim’in aklını kullanarak allah’ın varlığına ve birliğine ulaştığı haber verilmiştir. (el-en’âm, 6:76-79) yine aklın yardımıyla insanın cehennem azabından kurtulabileceği ifade edilmiş (el-mülk, 67:10); pek çok âyette ise, kâfirlerin affedilmeyip cehennem azabına çarptırılacakları bildirilmiştir. (el-bakara, 2:39 ve 2:162 gibi birçok âyet) peygamberler ise ahiret âlemi, ibadetler, hukuk ve ahlâk kuralları gibi aklın bilemeyeceği konularda insanlara bilgi verirler. başta imam-ı âzam olmak üzere ebã» mansur mâtürîdî ile bu mezhebe bağlı olan âlimlerin çoğunluğu, ayrıca fahreddin er-râzî, reşid rıza gibi âlimler ağırlıklı olarak bu görüşü kabul ederler. zamanımıza gelince; esasen, ‘fetret dönemi’ şartları zamanımızda değişik tarzda devam ediyor. islâm geldi, bâtıl din ve inançlar geçersiz oldu; ama hak dinden hiçbir biçimde haberdar olamayan, islâm gibi bir hak dinin varlığını duymakla birlikte bazı tabiî engeller, fizikî imkânsızlıklar, güçlü psikolojik ve sosyal baskılar ve engeller sonucu hidayet nimetinden mahrum olan insanlar da az değildir bugün dünyada. buna göre, günümüz şartları içinde islâm diye bir dinden hiç haberi olmayan insanları, eş’ariyye mezhebi âlimleri, hiçbir şeyden sorumlu tutmazlar. mâtüridî âlimleri ise, bu insanların normal zihinsel yeteneğe sahip olanlarının gözlemlerine dayanarak, akıllarını kullanarak, düşünce melekelerini çalıştırarak allah’ın varlık ve birliği gerçeğine ulaşabileceklerini belirtirler. yine genel hatlarıyla belli başlı kötülük ve iyilikleri birbirinden ayırt edebilirler. bu husus hem hak dinlerin temel esaslarına, hem de insanın fizik ve psikolojik yapısına uygundur. islâm’dan hiç haberi olmayan insanlar hakkında eş’arî ve mâtüridî yaklaşım bu şekilde iken, islâm’dan haberi olduğu halde onun hidayetinden yeteri kadar nasibi olmayanların durumu nasıl görülmektedir? eski âlimlerden câhiz ve imam gazalî, çağımız âlimlerinden ise reşid rıza’nın ele aldıkları üzere; bu sınıfa giren insanların durumu, islâm’ın veya peygamberimizin sadece adını duyup mevcut hükümler konusunda sağlam bir bilgiye ulaşamamak şeklindeyse, bu insanlar, eş’ariyye mezhebinin görüşü istikametinde, fetret ehline dahildirler. öte yandan, imam gazalî hak din olan islâm konusunda yanlış bilgi ve telkinler sonucu yanlış bir kanaate varanları da aynı kategoriye tâbi tutmaktadır. bediüzzaman said nursî de bu konuya temas ederek şu açıklamayı getirir: “fetret zamanında ‘peygamber göndermedikçe biz kimseye azap edici değiliz’ sırrıyla fetret ehli kurtuluşa ermiştir. ittifakla, teferruattaki meselelerdeki hatalarından dolayı hesaba çekilmezler. imam-ı şâfiî ve imam eş’arî’ce, küfre de girseler, iman esaslarını kabul etmezlerse de, yine kurtuluş ehlidirler. çünkü ilâhî teklif peygamberin gönderilmesi ile olur. peygamberin gönderilmesi ile haberdar olunur, mükellefiyet de kararlaşır.” (orijinal ifade için bkz. mektubat, 1:531) ayrıca ikinci dünya savaşında avrupa’da ve rusya’da öldürülen çoluk çocuğun ve halkın katliamından dolayı büyük bir acı duyan bediüzzaman, onbeş yaşına kadar olanların—“her çocuk fıtrat [islâm] üzere doğar” hadisi mucibince—hangi dinden olursa olsun şehit hükmünde olduklarını ifade ettikten sonra, şu açıklamayı getirir: “onbeşinden yukarı olanlar, eğer mâsum ve mazlum ise, mükâfatı büyüktür, belki onu cehennemden kurtarır. çünkü ahirzamanda madem fetret derecesinde din ve din-i muhammedîye (a.s.m.) bir lâkaytlık perdesi gelmiş. ve madem âhirzamanda hazret-i isâ’nın (a.s.) hakiki dini hükmedecek, islâmiyetle omuz omuza gelecek. elbette şimdi, fetret gibi karanlıkta kalan ve hazret-i isa’ya (a.s.) mensup hıristiyanların mazlumları, çektikleri felâketler, onlar hakkında bir çeşit şehadet denilebilir. hususan ihtiyarlar ve musibetzedeler, fakir ve zayıflar, müstebit büyük zâlimlerin cebir ve şiddetleri altında musibet çekiyorlar. elbette o musibet onlar hakkında medeniyetin sefahetinden ve küfranından ve felsefenin dalâletinden ve küfründen gelen günahlara keffaret olmakla beraber, yüz derece onlara kârdır diye hakikatten haber aldım, cenâb-ı erhamü’r-râhîmîn’e hadsiz şükrettim. ve o elîm elem ve şefkatten tesellî buldum.” (kastamonu lâhikası, 2:1615) bu noktada belirtmemiz gerekiyor ki, insanların hak dine ulaşmada karşılaştıkları bütün engel ve engellemelere rağmen, kur’ân âyetlerinde açıkça ifade edildiği üzere, her insanın hak dine karşı güçlü bir eğilimi vardır. insan, yapısı gereği, geçmişi de dikkate alarak, yaşadığı âlem ve gelişen olaylar sonucu düşünme durumundadır. “bu âlem nedir, bu kâinat neden var, ben nereden geldim, nereye gideceğim?” gibi sorular her insanın aklına hayatının bir döneminde muhakkak gelen sorulardır. insan, bu soruların cevabını sorup soruşturmaya çalışmalıdır—velev bu arayış içinde doğru olmayan veya eksik cevaplara takılma durumunda olursa olsun. bu araştırmadan müstağni kalıp da kibir, gurur, inat, zevkine düşkünlük ve tembellik gibi sebeplerden dolayı hak dinden ve hakikatten uzak bir hayatı tercih ederek iman ve faziletten mahrum bir ömür süren bir insan ise, âhirette ebedî saadete kavuşmayı da düşünmemelidir. çünkü burada hiçbir çaba sarfetmeden sonuca katlanma durumu sözkonusu olmaktadır. dünyevî çıkarı, menfaati, geçimi, geleceği ile alâkalı her türlü incelemeyi, araştırmayı, sormayı, soruşturmayı yaptığı halde, ruhunda mevcut olan inanma ihtiyacı, bir yaratıcıyı bulma lüzumu üzerinde hiç durmayan, bu konuda emek harcamayan bir insan, bütün bütün sorumluluktan kurtulamayacaktır. öte yandan, vahiysiz bir ortamın insanı, bu dünyanın ve bu dünyada varoluşunun amacını araştırsa bile, akıl hakikati tek başına bulmaya yeterli olmadığı için, yanlış cevaplara takılıp kalabilir; böyle bir insanın durumu, hesap günü elbette içinde bulunduğu şartlara göre değerlendirilecektir. ki, ilâhî adalet hem bu dünyada, hem de âhirette en küçük bir haksızlığa meydan vermeden tecelli etmektedir. hesap günü insanlar konumlarına, durumlarına, yaşadığı şartlara, zamana ve niyetlerine göre muameleye tâbi tutulacaklardır. allah hiçbir kuluna zulmedecek değildir, hiçbir kulunun kaldıramayacağı bir yük ve mükellefiyet de vermemiştir. meallerini vereceğimiz şu âyetler meseleye açıklık getirmektedir: “iman edenler, yahudiler, sâbiîler, hıristiyanlar, mecusîler ve müşrikler arasında şüphesiz ki allah kıyamet gününde hükmünü verecek ve haklıyı haksızdan ayıracaktır.” (hacc, 22:17) “kıyamet gününde biz adalet terazisini kurduğumuzda hiç kimse en küçük bir şekilde haksızlığa uğratılmaz. hardal tanesi kadar bir amel de olsa onu mizana koyarız. hesap görücü olarak biz kâfiyiz.” (enbiyâ, 21:47) “zulmetmiş olan herkes o gün yeryüzündeki herşey kendisinin de olsa kurtulmak için feda ederdi. onlar azabı gördüklerinde için için pişmanlık duyarlar. sonra, haksızlığa uğratılmaksızın aralarında adaletle hükmedilir.” (yunus, 10:54) ama insan duymak istemiyor, görmek istemiyor, kabul etmeye yanaşmak istemiyorsa, hiçbir şeye inanacak da değildir ve sorumluluğu kabul etmiş demektir. “sen ölülere işittiremezsin, arkasını dönüp kaçan sağırlara da davetini duyuramazsın” (neml, 27:80-81) buyuruyor kur’ân. kabul edilmesi gerekir ki, artık dünya eskisi gibi değil bugün. iletişim, ulaşım, bilgi ve bilgisayar ağının zirveye dayandığı bir dönemi yaşıyoruz. gerek ilim, gerekse sanat çevresinde meşhur insanların islâm’ı seçmesi, özellikle batıda okuma alışkanlığının ileri bir seviyeye ulaşmış olması, turizmin yaygınlaşması sonucu insanların imkânları ölçüsünde islâm kültür ve medeniyeti ile yakından tanışmaları, islâm âdet ve geleneklerini bizzat görmeleri, son olaylarda olduğu gibi islâm’ın öne çıkması gibi durumlar artık belli bir oranda insanların gözünü açmalı ve hakikate doğru hızını artırmalıdır. ancak bütün bu gelişmelere ve değişimlere rağmen henüz birtakım engelleri aşamayıp hak dine, islâm’a ve kur’ân’a ulaşamayan bir kesim varsa—ki vardır—eş’ariyye’nin belirtmiş olduğu görüşe göre, onların allah katında sorumluluğu bulunmamaktadır. ilâhî muameleye tâbi tutulduğunda ise durumuna, konumuna, kendisine verilen akıl nimetini kullanma gücüne göre hüküm görecektir.
    0 ...
  60. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2025 uludağ sözlük