Ayrımcılık oluyor deyip dershaneleri kapatmak bir işe yaramadı, hatta daha büyük bir ayrım ortaya çıktı:
Temel lise diye bir şey çıkardılar, tamamen devlet okulunu bırakıp buraya gidiyorsun. Üniversite ağırlıklı çalışmalar oluyor çoğunlukla ve yıllık 8-10 milyar. Yani özel okul benzeri bir şey oldu. Ne anlamı kaldı ki yani? Yine aynı kapıya çıkıyor. Hatta eskiden normal gelirli bir aile de taksitli falan bir şekilde idare edip çocuğunu dershaneye gönderiyordu, şimdi o da olmayacak. Yine zenginin çocuğu avantajlı oluyor bu şekilde.
Bir eşitlik olacaksa özel okullar kapatılmalı ve sadece devlet okulları, devletin verdiği kurslar olmalı.
Not: ak partiliyim ama bu konuda durum böyle maalesef.
Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde şöyle buyuruyor: Senin Rabbin, kendisinde eğlencelere ve fani zevklere karşı meyil bulunmayan, gençliğini Hakka itaat yoluna bağlayan ve gayr-i meşrû şehvet peşinde olmayan bir genci pek beğenmekte ve ondan çok hoşnut olmaktadır.
Diğer dinler size sadece inanmanızı ve düşünüp sorgulamamanızı söylüyor olabilir. Allah bizlere düşünmemiz ve soru sormamız gerektiğini, ancak bu şekilde inanacağımızı buyuruyor. O zaman araştırın, okuyun, inceleyin! Kur'an'ın "Hiç düşünmez misiniz?" diye vurgulaması gayet açıktır.
1.Ölüm Son Değil Bir Başlangıçtır
Ahirete yani ölümden sonrasına iman, iman şartlarından biri olup, olmazsa olmazlar arasındadır. Bu bakımdan ölüm alemler arası bir geçiş, bir boyuttan başka bir boyuta yolculuk gibidir. Bir müslüman ölümden değil ölüme hazırsızlıktan yani ölüme kadar ki hayatının nasıl geçtiğinden daha çok endişe eder. itikadım ne alemde? Namazlarımı kılabildim mi? Oruçlar tamam mı? Ahlâkımı neye göre belirledim gibi sorularla meşgul olan müslüman bu ve buna benzer kriterler tamamsa gönül rahatlığı ile emanetleri teslim etmeye hazırdır. Böyle bir ölüm sonsuz mutluluk alemine bir başlangıç olacağından, ölüm korkulacak bir şey değildir.
Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı. (Ankebut, 64)
2.Ölümünüzün nasıl olacağı size bağlıdır.
Bu konuda direkt bağlayıcı bir ayet ve hadis-i şerif olmasa da yaşanmış hadiselerden bu sonuca varmak mümkündür. Bir çok müminin ölümü çoğunlukla güzel bir şekilde olmaktadır. Namazda secde halindeyken ölenler,cihad meydanında ölenler,salih bir amel işlerken ölenler gibi bir çok güzel ölüm haberini mutlaka duymuşsunuzdur. Kuluna çok merhametli olan Allah (c.c.) kulunun da ölümünün güzel olmasını istemesi hepimize doğru gelecek bir gerçektir. Aşağıdaki hadis-i şerifte de Efendimiz (s.a.v.) bu konuda bize bir müjde verir gibidir.
Ölüm sizin bildiğiniz gibi değil,lâkin şöyledir:Mümine ölüm hali gelince, Allahın o kuldan hoşnûdluğu, Allahın ikrâm ve ihsânı ile müjdelenir. Bu müjde üzerine artık mümine (ölüm gibi) kendisini karşılayacak hâllerden daha sevimli bir şey olamaz.O anda mümin Allaha kavuşmayı arzu edip ister, Allah da mümin kuluna kavuşmayı sever . (Sahih-i Buhari,Kitabur Rikkak,94)
3.Allahın dostlarına korku yoktur
Müslüman aynı zamanda bu dünyada Allaha dost olmaya çalışan insandır. Bu hedef bizi hep canlı tutar. Aşağıdaki ayette bize dostlarına yönelik bir müjdeden bahsedilmektedir.
Açın gözünüzü! Allahın dostları üzerine ne korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar. (Yûnus,62)
4.Bize dayatılan ölüm korkusu ve Azrail figürleri başka inançlardan bize sirayet etmiştir.
Batı filmlerindeki Azrail figürünü hatırlarsanız korkunç bir figür karşımıza çıkar. Bu konu gaybi bir konu olduğundan konuyu Allaha havale etmek en mümince tavırdır. O kullarına asla zulmedici olmadığından(Enfâl,51) ve yüklenebileceğimizden fazlasını bize asla yüklemeyeceğinden(Bakara,286) bu hususta içimizin rahat olması gerekmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi ölümün nasıl olacağından çok hayatımızın nasıl geçtiğiyle ilgilenmemiz daha doğrudur. Siz en iyisi bu konuyu Allaha havale ediniz ve Ona teslim olunuz.
1.Allahû Teâlâ Biz Derken, Bizler Neden Ben Deriz?
Kuranı kesinlikle biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız. (Hicr s.15,a.9) ayeti, tabi ki Allahû Teâlânın kibriyası sonsuz azametinin ifadesidir. Aynı zamanda Allahın meleklerin vasıta olduğu işlerde Biz demesi, vasıta olan meleklere de işaret etmesidir. Yerlerin ve göklerin yaratıcısı sonsuz kudret sahibi Allahû Teâlâ Biz derken melekleri icraatına şahit gösterirken bizler neden bugün diktiğimiz bir fidanın ağaç olduğunu gördüğümüzde; bu benim ağacım, ben diktim, ben büyüttüm deriz?
2.Benden Vazgeçmek
Öncelikle içimizde ki Beni bitirelim. Ben yaptım, ben başardım gibi cümlelerin gizli öznesidir Allahû Teâlâ. Bugün sahip olduğumuz tüm özelliklerin, yeteneklerin ve bunların doğrultusunda elde ettiğimiz her başarının kaynağı Allahdır. Ne yazık ki bunun bilincinde olmayan insanlar; dünya hayatına dalıp Allahtan uzaklaşıp, makam, mevki, para peşinde enaniyet duygusuna kapılarak; bir Firavun, bir Karun, bir Belâm gibi hazin bir sona hazırlar kendini...
3.Tevhid inancı
Biz olabilmek; birlik ve beraberlik gücünden doğar. Bunun da temeli tevhiddir. Yani Allahın varlığına, birliğine, tüm yetkin niteliklerin kendisinde toplandığına, eşi ve benzeri bulunmadığına inanmaktadır. Farklı dil, renk, kültür ve ırktan insanların; kaostan uzak evrende bu kusursuz düzen içerisinde bir arada yaşayabilmesinin Allahın birliğinden başka bir açıklaması olabilir mi? Eğer yerde ve gökte Allahtan başka ilahlar bulunsaydı, yer ve gök (yani bunların düzeni) kesinlikle bozulup gider. Arşın Rabbi olan Allah, onların yakıştırdığı sıfatlardan münezzehtir.(Enbiyâ Suresi 22. ayet) ayetinde de anlaşıldığı gibi beraberliğin temeli birlikten gelmektedir. Birlik inancı doğrultusunda beraberlik oluşur ve tek bir çatı altında toplanarak ancak biz olabilmeyi başarabiliriz.
4.Ümmet Olabilme Bilinci
islam ümmeti olarak bugün gerçekten bir ümmet anlayışına sahip miyiz? Ümmet anlayışı ile hareket edebiliyor muyuz? Bugün siyonist işgalci israil; Gazzeye düzenlediği saldırılarla katliam yaparken biz müslümanlar savaş filmi seyreder gibi haberleri evlerimizde izlemeyi tercih ettiğimiz sürece ümmet olabilme bilincine varamayız. Birey olarak neler yapabileceğimizi düşünüp, ümmet olarak harekete geçmeliyiz. islam âlemi bir araya gelse, ülkeler politik çıkarlarından vazgeçip Allah inancı ile hareket etse bugün bu olaylar olabilir miydi? Ne vakit kişisel zevklerimizi, çıkarlarımızı bırakıp hareket edersek işte o zaman ümmet olabiliriz, Biz olabiliriz. Hep birlikte Allahın ipine (islama) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allahın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişileridiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve Onun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. işte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız (Al-i imrân 103. Ayet)
1- Kalbimizde imanı diri tutmalıyız.
Bu dünyada ve ahirette aradığımız her şeyin sırrı imandadır. iman, iyilik kapılarını açıp kötülük kapılarını kilitleyen bir anahtar gibidir. Kalpte imanı diri tutmanın ve sağlamlaştırmanın çok ve çeşitli yolları olup, ibadet ve hayırlı işler yapmak da bunlardandır.
2- Samimiyetle Rabbimize yönelmeliyiz.
3- Hedefimizi her daim yüksek tutmalıyız.
Bu dünyadaki amacımızı Allahın rızasını kazanmak, cennete layık olmak, en yüksek makam olan Firdevse erişmek diye belirleyerek bu uğurda çaba göstermeliyiz.
4 Sahabe, tabiin ve onları takip eden kadim Müslüman büyüklerini kendimize örnek bilmeliyiz.
5 Her dakikamızı, her anımızı iyi değerlendirmeli, kalbimizin attığı her saniyeyi imanımızı artıracak şekilde kullanmalıyız.
6- Oturup kalktığımız kimselerin güzel ahlaklı olmalarına dikkat etmeliyiz.
7 Bizi hem bu dünya hem ahiret mutluluğuna eriştirecek pek çok salih amel yapmalıyız.
8- Gece namazı kılmalı, şafaktan (günün ağarmasından) hemen önceki vakitte dua etmeliyiz.
9- Kurandan her gün bir kısım okumalı, Kuranın manası üzerine tefekkür etmemizi kolaylaştıracak başka zikir/tesbihlere de devam etmeliyiz.
10 Allahın mesajının yaygınlaşması için gayret etmeli, Allah rızası için iyiliği emredip kötülükten sakındırmaya çalışmalıyız.
1.Niçin Namaz Kılması Gerektiğinin Bilincinde Olmak
Bir Müslümanın niçin namaz kılması gerektiğini bilmesi namazlarına, bilhassa sabah namazlarına karşı hassasiyetini artacaktır. Çünkü bir, taklidî (taklit ederek) yapmak var bir de tahkiki (hakikatini bilerek) yapmak var.
2.Kalkmaya Niyet Etmek
Diğer önemli hususlardan biri de, namaza kalkmaya ciddi olarak niyetlenmektir. Yoksa Kalkabilirsem kalkarım gibi cümleler kişinin niyetinde ciddi olmadığının ve namazı pek de önemsemediğinin açık bir göstergesidir.
3.Erken Yatmak
geç saatlere kadar ayakta kalındığı takdirde, namaza uyanmak bir hayli zorlaşıyor. Özellikle kalkmak için önlemler alınmamışsa. Peygamber Efendimiz (s.a.v) ashabıyla ilim ve sohbet üzerinde bir mevzu konuşmuyorlarsa şayet yatsıdan sonra hemen yatarlardı.
4.Tedbir Almak
Tüm bunları yapıyor ancak hala sabah namazı için uyanmakta güçlük çekiyorsanız alabileceğiniz hem maddi hem manevi birtakım önlemler mevcut. Öncelikle, gece yatmadan önce Ayetel Kursi ve inna atayna gibi sureler okunabilir. Ayrıca Peygamberimizin (s.a.v) gece yatmadan önce yaptığı duaları okuyup ardından Allahtan sabah namazına uyanmak istenebilir. Bununla birlikte maddi olarak da, duyabileceğimiz şekilde bir alarm kurmak mümkünse hemen kapatabileceğimiz pozisyonda tutmamak ve tekrarını açmak alabileceğimiz en kolay tedbirlerden. Ayrıca birisinden sizi uyandırmak üzere yardım istemeniz de kalkmanızı kolaylaştıracaktır inşaallah. Zira ayette;
iyilik ve takvada yardımlaşın (Maide 2) buyrulmaktadır.
5.Uyanır Uyanmaz Kılmak
Sabah namazı için alarmı duyuyorum ve ama bu sefer de yataktan bir türlü kalkamıyorum ve bir bakmışım namaz geçmiş diyorsanız, bunun göründüğü üzere en büyük çaresi, alarmı ya da başka bir uyarıcınız varsa onu duyar duymaz, yani uyanır uyanmaz yataktan fırlamak. Yoksa şeytan sizi kaldırmamak için elinden geleni yapacaktır.
6.Kaylule Yapmak
Kaylule yani öğle uykusu Peygamberimiz (sav)in sünnetlerinden. Zira;
Gündüz orucu için sahur yemeğinden ve gece ibadetine kalkmak için kaylûleden yararlanın (ibn Mâce, Savm, 22)
buyurmuşlardır. Sehlden rivayet edildiğine göre de şöyle geçmektedir;
Bizler Peygamber (s.a.s)le birlikte Cuma namazını kılardık, kaylûle ondan sonra olurdu (Buhârî, Cuma, 40)
Bu uykunun kuşluk vaktinden (öğle namazı öncesinden) ikindi öncesine kadar yapılabileceği belirtilmiştir. Yarım saat kaylule uykusunun iki saat gece uykusuna denk geldiği söylenmiştir. Dolayısıyla hem nafile olan gece ibadetleri hem de farz olan sabah namazı için bu uykunun bereketinden yararlanmak hem sünneti işlememize vesile hem de uykusuzluktan ötürü sabah namazına kalkamamanın en büyük çözümlerinden biri olacaktır inşaallah.
"Musa milletine: 'allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor.' Demişti: 'bizi alaya mı alıyorsun?' Dediklerinde de: 'cahillerden olmaktan allah'a sığınırım.' Dedi."
Allah (c.c) bu ayette inek hadisesinden bahsediyor. Bu yüzden bakara 'inek' olarak adlandırılmış.
Musa (a.s) kavmine: "allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor." Dediğinde ilk cevapları "bizi alaya mı alıyorsun? Bizden bir inek kesmemizi mi istiyorsun?", "henüz bir cinayet yaşandı ve Allah'ın cevabı bizim inek kesmemiz mi oldu?"
Allah (c.c) burada onların Allah'ın emirlerine nasıl tepki verdiklerine dikkat çekiyor.
Peygamber size Allah rızası için bir inek kesmenizi istiyor. Size mantıklı gelsin veya gelmesin, bu Allah'ın emri.
Ama sizin cevabınız "alay mı ediyorsun? Bizimle dalga mı geçiyorsun?" Oluyor.
Ayette bundan bahsediliyor. Çünkü bu her zaman geçerli olan bir problem. Bugüne kadar illaki bir müslümandan görmüş veya duymuşsunuzdur. Onlar açıkça Allah'ın peygamberinden gelen bir emir duydukları halde derler ki "benimle alay mı ediyorsun? Ciddi misin? Islam bunu mu emrediyor? Şeriat bunu mu söylüyor? Hadisler bunu mu söylüyor? Olamaz, hiç mantıklı değil."
Bu tarz bir tepki musa (as)'ı öylesine üzer ki aynı ayetin içinde "dedi ki: allah'a sığınırım." Neyden? "Cahillerden (duygularını kontrol edemeyenlerden) olmaktan."
Cahil âkil kelimesinin zıttıdır, âkil duygusuna hakim olan kimse demektir, cahil ise bunları kaybedendir.
Bu ayet sadece Allah'ın emirleriyle dalga geçenler için bir uyarı değildir. Aynı zamanda Allah'ın mesajını yayanlar için bir uyarıdır. Peygamberlerin görevini (tebliğ) yapmaya çalışanlar için, onlar Allah rızası için bir şey söyleyip dalga geçildiklerinde soğukkanlılıklarını yitirmemelidirler. Çünkü musa (as) hemen "cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım." Dedi.
Gerçekten saçma şeyler söyleyecek insanlarla karşılaşabilirsiniz ve demelisiniz ki "cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım."
Allah'ım bizi emirleriyle alay etmeyen, öğüt verdiğinde cevap olarak uygunsuz şey duyduğunda duygularını ve sinirlerini kontrol edebilen insanlardan eylesin. (Âmin)
"Musa milletine: 'allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor.' Demişti: 'bizi alaya mı alıyorsun?' Dediklerinde de: 'cahillerden olmaktan allah'a sığınırım.' Dedi."
Allah (c.c) bu ayette inek hadisesinden bahsediyor. Bu yüzden bakara 'inek' olarak adlandırılmış.
Musa (a.s) kavmine: "allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor." Dediğinde ilk cevapları "bizi alaya mı alıyorsun? Bizden bir inek kesmemizi mi istiyorsun?", "henüz bir cinayet yaşandı ve Allah'ın cevabı bizim inek kesmemiz mi oldu?"
Allah (c.c) burada onların Allah'ın emirlerine nasıl tepki verdiklerine dikkat çekiyor.
Peygamber size Allah rızası için bir inek kesmenizi istiyor. Size mantıklı gelsin veya gelmesin, bu Allah'ın emri.
Ama sizin cevabınız "alay mı ediyorsun? Bizimle dalga mı geçiyorsun?" Oluyor.
Ayette bundan bahsediliyor. Çünkü bu her zaman geçerli olan bir problem. Bugüne kadar illaki bir müslümandan görmüş veya duymuşsunuzdur. Onlar açıkça Allah'ın peygamberinden gelen bir emir duydukları halde derler ki "benimle alay mı ediyorsun? Ciddi misin? Islam bunu mu emrediyor? Şeriat bunu mu söylüyor? Hadisler bunu mu söylüyor? Olamaz, hiç mantıklı değil."
Bu tarz bir tepki musa (as)'ı öylesine üzer ki aynı ayetin içinde "dedi ki: allah'a sığınırım." Neyden? "Cahillerden (duygularını kontrol edemeyenlerden) olmaktan."
Cahil âkil kelimesinin zıttıdır, âkil duygusuna hakim olan kimse demektir, cahil ise bunları kaybedendir.
Bu ayet sadece Allah'ın emirleriyle dalga geçenler için bir uyarı değildir. Aynı zamanda Allah'ın mesajını yayanlar için bir uyarıdır. Peygamberlerin görevini (tebliğ) yapmaya çalışanlar için, onlar Allah rızası için bir şey söyleyip dalga geçildiklerinde soğukkanlılıklarını yitirmemelidirler. Çünkü musa (as) hemen "cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım." Dedi.
Gerçekten saçma şeyler söyleyecek insanlarla karşılaşabilirsiniz ve demelisiniz ki "cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım."
Allah'ım bizi emirleriyle alay etmeyen, öğüt verdiğinde cevap olarak uygunsuz şey duyduğunda duygularını ve sinirlerini kontrol edebilen insanlardan eylesin. (Âmin)
"Musa milletine: 'allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor.' Demişti: 'bizi alaya mı alıyorsun?' Dediklerinde de: 'cahillerden olmaktan allah'a sığınırım.' Dedi."
Allah (c.c) bu ayette inek hadisesinden bahsediyor. Bu yüzden bakara 'inek' olarak adlandırılmış.
Musa (a.s) kavmine: "allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor." Dediğinde ilk cevapları "bizi alaya mı alıyorsun? Bizden bir inek kesmemizi mi istiyorsun?", "henüz bir cinayet yaşandı ve Allah'ın cevabı bizim inek kesmemiz mi oldu?"
Allah (c.c) burada onların Allah'ın emirlerine nasıl tepki verdiklerine dikkat çekiyor.
Peygamber size Allah rızası için bir inek kesmenizi istiyor. Size mantıklı gelsin veya gelmesin, bu Allah'ın emri.
Ama sizin cevabınız "alay mı ediyorsun? Bizimle dalga mı geçiyorsun?" Oluyor.
Ayette bundan bahsediliyor. Çünkü bu her zaman geçerli olan bir problem. Bugüne kadar illaki bir müslümandan görmüş veya duymuşsunuzdur. Onlar açıkça Allah'ın peygamberinden gelen bir emir duydukları halde derler ki "benimle alay mı ediyorsun? Ciddi misin? Islam bunu mu emrediyor? Şeriat bunu mu söylüyor? Hadisler bunu mu söylüyor? Olamaz, hiç mantıklı değil."
Bu tarz bir tepki musa (as)'ı öylesine üzer ki aynı ayetin içinde "dedi ki: allah'a sığınırım." Neyden? "Cahillerden (duygularını kontrol edemeyenlerden) olmaktan."
Cahil âkil kelimesinin zıttıdır, âkil duygusuna hakim olan kimse demektir, cahil ise bunları kaybedendir.
Bu ayet sadece Allah'ın emirleriyle dalga geçenler için bir uyarı değildir. Aynı zamanda Allah'ın mesajını yayanlar için bir uyarıdır. Peygamberlerin görevini (tebliğ) yapmaya çalışanlar için, onlar Allah rızası için bir şey söyleyip dalga geçildiklerinde soğukkanlılıklarını yitirmemelidirler. Çünkü musa (as) hemen "cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım." Dedi.
Gerçekten saçma şeyler söyleyecek insanlarla karşılaşabilirsiniz ve demelisiniz ki "cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım."
Allah'ım bizi emirleriyle alay etmeyen, öğüt verdiğinde cevap olarak uygunsuz şey duyduğunda duygularını ve sinirlerini kontrol edebilen insanlardan eylesin. (Âmin)
Özellikle çocuk ve gençlerin sıklıkla yapması gerekendir. Oradaki yaşlıların halini anlamak, onları sevindirmek, yüzlerinde bir tebessüm görebilmek için yapılması gerekendir. Her insan yaşadığı sürece bir gün yaşlanacak..
Ana-babadan biri veya ikisi yaşlanınca usanıp da öf deme! Ağır söz söyleme! Onlarla yumuşak ve tatlı konuş." ayetini ve Ana-babası, yanında ihtiyarladığı halde, (onların rızalarını alamayıp) Cenneti kazanamayanın burnu sürtülsün. Hadis-i Şerifini düstur edinen bir gençlik lazım bize, Zora gelince annesini babasını bırakan değil.