ulan adam demiş ağaç kesilmesini eleştirenler araba kullanmasın ayfon kullanmasın. bulunduğun çağ coğrafya ne gerektiriyorsa onu yapacaksın tabi. burası tibet mi andorra mı izlanda mı? 15 milyon kişi yaşıyor bu şehirde, mikrodan çıkıp makroda fark yaratacağını mı sanıyosun burada? erk makroda ne yaparsa o olur burada, imam osurur cemaat sıçar başka bir şekli yok buranın.
al illa önerdiğin çözümle karşılaştıracaksan, adam iki yıllık katliamın resmini koymuş uzaydan, on-yüz hadi diyelim bin kişiye çağın gereklerini kullandırmayarak, şu zararın %1'i kadar katkı sağlayabileceğini sanıyor musun ekolojiye?
insanların ben kocaelideyim feneri tutuyorum, çemigezekliyim galatasaraylıyım, viyanada sovinyon hüpletiyorum beşiktaşlıyım türevi itirazlarını manasız buluyorum şahsen. kitlelerin, devasa toplulukların da kendine özgü eğilimleri, tavırları var, senin ya da senin çevrendeki herkesin bu eksenin dışında olması, ekseni yok kılmaz. az sosyoloji okuyup öyle yorumlamak lazım.
bir şekilde yine işgal edilemezdi/ettirilemezdi. Zaten 1800'lerden 1914'e kadar imparatorluk kendi iradesiyle-gücüyle ayakta durmuyordu, paylaşılamadığı için ayakta duruyordu.
eğer küresel dengeleri değiştirmeyecekse kimsenin osmanlının işgaline bir itirazı yok, 1878 avusturyanın bosnayı ilhakı gibi.
fakat olay küresel dengeleri değiştirecekse tüm büyük güçler osmanlı toprak bütünlüğünü savunuyor, 1853 kırım savaşı gibi.
rusya'nın doğu anadoluya girmesine, ingilterenin-fransanın arap topraklarını ve petrolü cukkalamasına diğerleri eyvallah geç gülüm demeyecekti. zaten böyle bişeye izin verse, işgale serbest bırakılan devlet şimdi abd'nin pozisyonunda olurdu, başta ingiltere kimse de buna izin vermezdi.
petrol bölgeleri yine farklı projelerle planlarla ittifaklarla elden giderdi-gitmezdi orası tartışılır, fakat ortaylı'nın yorumları makul hatta da iyimser senaryolar bile mümkün.
üç gün önce sekiz tane iteleyip grup liderliğini aylar öncesinden garantilemiş 'hollanda'nın türkiye'ye yenilmeyi pek siklemeyeceği' gerçeği yanında çok sönük kalmaktadır.
türk kadını ilahe çünkü amk.
haklılık payı yok değil, ancak en azından 'türk erkeği' denince akla bir kalıp geliyor, ama iyi ama kötü. ki aşırı kötü bir tip de değil, orta dünya skalasında haradrim'den halliceyiz muhtemelen.
fakat kadın tarafında iş çok daha vahim ne yazık ki.
her seferinde hayatını deli gibi bir adet bireye endeksleyen, kendini ne mental ne fiziksel anlamda geliştirmeye tenezzül dahi etmeyen saftirik kişinin yaşadığı herhangi bir ayrılığın üçüncü ve dördüncü safhalarında** dile getirdiği söylem.
en keyifli taraflarının kızılderili mitolojisi ve postmodern edebiyat, en sıkıcı taraflarının da püritenist, transandantalist ve kısmen realist* dönemden oluştuğu kanısını taşıdığım bölüm.
sarımsaklı sosuyla bezenmiş kimyon çeşnili ziyadesiyle leziz bulgur köfteleri yapan mekan. şaka lan şaka bu ne amk koy un-salça-bulguru masaya daha iyisini yapayım. su da olmasa boğazımda kalıyordu.
olaya bir de yıllarca hakkı yenmiş mazlum eris'in gözünden bakmak lazım. sen adamdan %25-40 daha fazla kütleye sahip ol, ama yüz yıldır adam güneşi locadan seyrederken sana asteroid len o denip geçilsin. ben olsam o konseyi kafasına vura vura sikertirdim, siker melankoliyi hakkım yenmiş olum benim.
elmayla armudu karşılaştırmaktır. zira ağır ve daha uzun menzile sahip g3 7.62 mm zırh delici mermi kullanırken, daha rahat hareket olanağı sağlayan ak-47'nin akranı m-16'dır.
ayrıyeten g-3 yalnız türk ordusu tarafından değil, avrupada almanya, isveç, danimarka, litvanya, letonya, hırvatistan, yunanistan ve güney kıbrıs orduları tarafından da kullanılmaktadır.
fransa, ingiltere ve portekiz lisanslı üretimini yapmakta ancak kullanmamaktadır.
ünide o dönem farkedemediğim bir hatun tarafından muhtelif aralıklarda tip olarak benzetildiğimden kelli bende ayrı yeri olan özlem. ah ulen şimdiki aklım olaydı.
bunu özleyen şunu da özleyecek ayriyeten bir beş-on sene sonra:
(bkz: filip holosko)