çakmağın içersindeki iki bölmede sıvıyı eşitlemeye çalışır. efsane nesil midir değil midir sözlük tarafından belirlenmesini istediğim çocuktur. ona göre davranacak bundan sonra.
esprili siyah tişört satışı da yapılan, içersindeki nargile dumanından göz gözü görmeyen garip ortamlardır. sahibi de siyah giyinir, saçları zenci saçı gibidir bilekliği koluna kadardır ve genellikle "dostum", "hocam" gibi hitap şekilleri vardır. yanında da şebnem ferah'a benzeyen kız arkadaşı vardır.
gözde büyütülen, dünyanın en güçlü insanı olarak görülen babaya "naber len ehehe" diyen adamlardır. o çocuk aklımla boğasım, ışıklı ayakkabılarımın topuğuyla burnunu ezesim gelirdi.
sözlüğün ağır abilerini rahatsız eden durum.
troller, sözlüğü eğlenceli hale getiren adamlardır. onları ciddiye alıp (bkz: yav he he) (bkz: düşünme demiyorum hobi olarak yine düşün)diye ayar vermeye çalışan zırzoplardan daha zeki oldukları aşikar. iki kişinin bile fikir birliğine varamadığı bir dünyada, istiyorlar ki herkes ciddi takılsın, kimse şaka yapmasın.
oldu amk.
bir sonraki derste başka bir hoca geldiğinde mutlaka küçümseyen bakışlarla tahtayı süzmesine neden olan durum. kendisi john nash ya anasını satayım.
halısahada kendisinden önceki maçı izleyen adamların hıh bunlar kim ki şimdi beni gör bakışı ile kapışır.
2004 yılıydı....
tekken 3 ün gerçekçi geldiği, fifa da henry nin esip gürlediği yıllardı.
sonra, birden bir grup çıktı. rock soundları ile rap kültürünün garip bir sentezini dinledik beyaz camdan.
ergendik, heyecanlandık...
abi, dedik. adamlar yapmış dedik.
abieee dedik hatta, sondaki i yi yayarak.
ergendik çünkü.
yıllarca dinledik. bir kadın çizeceksin dedin, "beni anlatıyo" dedik. bitti rüya dedin, "aynı ben lan" dedik. dursun zaman dedin, "benim o ben" dedik.
yaptığın her şarkıyı sevdik, kendimizden bir şeyler bulduk. şehrimizin üniversitesindeki şenliklerde görevlilerle kapıştık, kapıda yattık. giremedik. yaşımız yetmedi.
sırtımıza havlu koyan anamıza, eve ekmek getiren babamıza atarlandık senin için.
peki sen ne yaptın?
müzik piyasasına ilk çıktığınız yıllarda kliplerinizin hepsi animasyonluydu. hatırladınız değil mi? yoo, utandırmak için söylemiyorum. o zamanın 3d grafik teknolojisi o kadardı. ona bir lafım yok. başka bir "ayrıntı" vardı o yıllardan.
maskotunuz vardı hani.
hani her klibinizde oynattığınız...
kullan-at peçeteler gibiydi değil mi o adam.
yazıklar olsun.
avrupaya açıldınız, eurovision a katıldınız, az biraz adınız sanınız duyuldu ya, utanın ondan değil mi. zombi maskeli kemancılarla, kafası kopan robotlarla takılın siz. yakında onları da savarsınız başınızdan.
robot abla az aklın varsa, al kafanı kaç git.
bir yıl önce bilgisayardan çizim yaparken birden çat diye bilgisayar çöker ve kalırsın, hocalara anlatsan da dinletemezsin, bölümün son sınıfında olmana rağmen üçüncü sınıfın ikinci dönemini baştan okursun, sonra yeniden odaklanmaya çalışırsın her şeye sıfırdan, teknik geziye gidersin, herken arazi çalışırken bir boktan mısır yüzünden zehirlenirsin ve üç gün serum yersin, arazi hakkında bir şey öğrenemezsin, sonra yine çizersin, çizersin ama bir boka benzemez, hoca yine kalacaksın der, hastane dersin, zehirlendim dersin, yine dinletemezsin, sonra yine uğraşırsın, bir ay boyunca yiyeceğin ekmeğin parasını çıktıya, ozalite verirsin, final teslimine bir hafta kala, bir aydır uğraştığın çizimler, yeniden çizim programının çökmesi yüzünden gider, her şey yeniden sıfırlanır, sonra kalırsın işte. gece yatamazsın, bilirsin ki sabah uyanınca tüm bunların bir rüya olmasını dileyeceksin, ama olmaz. sonra söversin rastgele, dünyanın adaletine, vurur kafayı yatarsın evde tüm ailen seni sınıfı geçmiş zannederken sen yine gömülürsün sessizliğe, gel gör ki onlara da izah edemezsin.
sonra bir bakmışsın derviş olmuşsun.
olur mu olur vallaha.
bir hollywood klişesi. genelde ölen kişi hakkında kimsenin bilmediği önemli şeyleri biliyordur. birinci muhattabı merhumun karısı, kocası ya da çocuğu olup dış görünüşünün ciddiliğine rağmen söylediklerine inanılmaz. aradan bir süre geçtikten sonra "lan acaba?" diyerek esrarengiz tekrar aranır ve senaryo o adamın üzerinden dönmeye başlar.
suyu da sadece susadığımız zaman içeriz fakat ömrümüz boyunca suya muhtacızdır. ihtiyaç ile muhtaç olma arasındaki farkı kavrayamayan aristoteles terk arkadaşların bu tarz derin konularda bu kadar özgüven dolu başlıklar açmaması gerektiğini gösteren nadide bir örnek.
çok büyük yanlış yapan insandır. hayatında iphone dan başka başka bir sermayesi, tutunacak dalı olmayan bir sığırın hayat felsefesini ciddiye almayan insandır. halbuki sığır da olsa, öküz de olsa insan insandır.
eurovisiona katılıp havalanan manganın, emektar üyelerinden koca gözlü sarı maskotu unutup, sanki daha önce fifa 2002 seviyesindeki klip çevirmemişler gibi davranmalarıdır. o maskotun ahı tutar, o birinciliği vermezler adama böyle. yazıklar olsun.
arkasından kovalayan var gibi dakikada yüz kere şarj bitiyor bitiyor aman da valla bitti diye yaygara kopara kopara, kalan iki gıdım şarjı sırf boşboğazlığından telef eden ömür törpüsü telefondur.