aklıma savaştan kalma bir anıyı getirdi. hey gidi günler. anlatıyorum dinleyin.
Sene 1930. dedeleriniz bilmez, ama babalarınız iyi hatırlar. Salı günü cuma namazından çıkmış, atın üstünde yaya harbe gitmiştik. ama çölde kar diz boyu. neyse tam o anda karşıma düşman askeri çıktı birden. çektim hemen kılıcımı, iki el ateş ettim. 3 kişiyi vurdum, 7'si öldü, 10'unu gömdüler. Yaralıları da hastaneye yetiştirmek için ambulansı aramamız gerekiyordu. Ama 1930'da telefon nerdeee?
Ne yapsak diye düşünürken birden yanımdaki arkadaş IPhone'u çıkarıp 118-33'ü aramıştı. bize bir ambulans göndermişlerdi. son sürat yola koyulduk hemen. fakat depoda bir damla bile benzin yoktu. neyse işte, o an ambulansın ani bir fren yapmasıyla kafamı çarptım, kolum kırıldı ve bacağımı alçıya aldılar. Nihayetinde eve geldim sonra. ama o da ne? evde elektrikler kesikti. işte o gün mum ışığında televizyon izlemiştim.. ne günlerdi be. duygulandım gece gece.
öyle böyle değildir. fiş toplamak kadar zor ve zahmetli bir iş yoktur. işin yoksa o kadar fişi topla, önce tarih sırasına göre ayır, sonra da aynı tarihte olanları fiş numarasına göre küçükten büyüğe doğru sırala, en son olarak da iade zarfına tek tek yaz. geldi yine sevdiğimin aralık ayı. işin yoksa uğraş dur.
tatile gittiğine bin pişman olan yazar. bi 3 günlüğüne uludağ'a kayak yapmaya gittim geldim, memlekette neler olmuş yahu. cem uzan yurtdışına kaçmış falan..
bugün gerçekleşmiş olaydır. alınan son bilgilere göre, gökhan özen kıbrıs yakınlarında kaldığı otelde, jet ski ile açılmış ve bi daha geri dönmemiş.
deniz mevsimini beklemeden bu soğukta binersem ben de kaybolurum tabi. şimdi bu gökhan dua etsin de ''aramazsan arama'' şarkısına uyup kaderine terk etmesinler kendisini. yoksa işi yaş.
şu sıralar gündemi baya meşgul eden tanju çolak - hülya avşar aşkından daha masum aşk olacağı kesindir. en azından tanju'ya dedikleri gibi, 'mülayimadam gol gol gol' diye bağırmaz kimse otelin önünde.
yakında askere gidecek olan yazar. ne şanstır ki, askerliğin 15 aya düşmesi gündemde şu sıralar. bi insan bu kadar mı ballı olur demekten alıkoyamıyorum kendimi.
geçen gün rastladığım, ''eehh yeter be! rönesans'ı batsın! boya koktu lan her taraf!!'' diye isyan eden adamdır bu.
düz adam dedikleri işte budur aslında. özünde saf ve iyi niyetlidir. ama rönesans bu sonuçta, herkes bir sanatla ilgileniyor yapacak bir şey yok. resimdir, heykeldir, mimaridir.. ee haliyle de her tarafta bi boya, tiner, vernik kokusu falan. adamcağız da belli ki bir süre sonra rahatsız olmuş ve haklı olarak isyan etmiş. üstüne fazla gidilmemeli.
kurtlar vadisi izlerken gaza gelmese iyi adam aslında. ama peşinen söylüyorum, sizle bi daha dizi izlersem iki olsun mk.
geçen bölüm polat'ın kafa kesme sahnesini izlerken bi an gaza geldi bu. olum az sakin demeye kalmadı, bizim moonlight sonata'nın beresinden tuttuğu gibi kendisine çekip boğazına meyve bıçağını dayadı. ''keseyim ha, keseyim mi!'' diye bağırıyor psikopat. moonlight ''oğlum bak git, bak git, daha sütü sübyansın git'' demedi tabi. canının derdine düşeceğine ''berem lan berem yırtılacak'' diye bağırdı sadece. zall psikopat da, moonlight değil mi sanki..
geçen gece de bu gidip erkenden yatmıştı odasına. benle moonlight salonda oturmuş bunu çekiştiriyorduk ayıptır söylemesi. artık nasıl hissettiyse, bi anda sessizce gelip ''sen benim geceleri uyuduğumu mu sanıyorsun memati!'' diye bağırmaz mı bu ruh hastası! o gün bu gündür moonlight hala kekeme mesela.
dost yazar. kafa adam. ama pes kapışırken benim kazanmamdan korktuğu için hesabı alman usulü olarak ödemeyi teklif etti. ödetmesine oynamaktan çekindi anlayacağınız.* biliyor tabi milan'da shevchenko ile coştuğumu. kendince haklı bi nedeni var, bir şey diyemem.
akşam akşam hüzünlere gark olan yazar. durduk yere, çocukluğumuzdan kalma hüzün veren detaylardan biri olan 'kuruyup örtüye yapışan pirinç tanesi' geldi aklıma. sabah olup da kahvaltı yaparken örtüdeki o pirinç tanesini gördüğümüzde, dün yemekte pilav yediğimizi hatırlardık hani.
işte bazen hayatı kuruyup örtüye yapışan bu pirinç tanesi modunda yaşarız. hayattan beklentilerimiz azalmış, sevdiklerimiz gitmiş, hoşlandığımız kişiye mesaj yazmışız, görmüş ama cevap vermemiş, kurduğumuz hayaller yıkılmış ve kendimizi hiç hayal etmediğimiz bir hayatın içinde bulmuşuz gibi. benim şimdi tropikal bi adada viskimi yudumlayıp kızların uzattığı salkımdan erol taş misali üzüm yiyor olmam gerekirken, sabahın köründe kalkıp otobüs çilesi çektikten sonra imar bankası'nda iş başı yapıyorum.
altına numarasını yazanlarla ilginç diyaloglar yaşanabilir.
- merhaba, numaranızı "satılık değildir" ilanınızda gördüm.
+ haa anladım. satılık olmadığı için fiyat veremiyorum kusura bakmayın.
- tamam. ben de almak istemediğimi söyleyecektim zaten.
+ peki o halde, anlaştık.
- peki almamak için ne zaman gelmeyeyim? bugün uygun mu?
+ yok bugün müsait değilim. en iyisi yarın öğleden sonra gelmeyin.
- oldu, görüşmeyiz, iyi günler.
+ görüşmeyiz, siz de iyi günler.
düzgün kişilik. kimse bilmez. bir kaç sene önce, sanırım meşe ağacıydı, oturup sohbet etmiştik altında. üç camel içmişti yanlış hatırlamıyorsam. mevsim yazdı.
aynı meşenin altında vodka sözüm var kendisine.
sokakta maç yaparken spikerlik yapan çocuk buna iyi bir örnektir. dün yengenizle görüştükten sonra dönerken yolda çok enteresan olanına rastladım bu çocukların.
yürüyordum yolda. yaşları taş çatlasa 11-13 kadar olan çocuklar top oynuyordu. içlerinde de aynen böyle spikerliğe soyunmuş bir çocuk vardı. ama herkes gibi ronaldinho, del piero, alex, lincoln, delgado falan değil.. fadil vokri diyordu.
- fadil vokri!.. fadil vokri!.. şuuuuttt!.. hay a.ını skym..
ulan dedim, kimdi bu fadil vokri? vardı böyle biri ama kimdi? sonradan hatırladım. tahminen 8-9 yıl önce fenerbahçe'de oynayan sıradan bir futbolcuydu. peki bu eleman nereden biliyor fadil vokri'yi? yaşı el vermiyor bir kere.. efsane bi futbolcu da değil herif. hadi bi yerden duydu diyelim, ulan başka futbolcu mu yok koca memlekette? neden fadil vokri? çok düşündürdü velet beni bugün.
beraber olmaktan maksimum derecede zevk alınan, kırmaktan en çok korkulan, beraber tek bir hayat yaşanılan insan. ayrıca kişinin hayatında ''diğerleri'' kavramının ortaya çıkmasını sağlayan önemli ve ayırt edici bir nokta. o varsa, sizin için herkes diğerleri'dir artık.
bir süre sonra karşılıklı duygular beslenmeye başlanır. siz onu öldürmeye, camı açıp acımasız dünyaya salmak istemezken, o uyusa da kanını emsem modunda takılır. siz ona bakıp gülümserken o da size gülümser durumu çaktırmamak için. tabi siz onca samimiyetten sonra konduramazsınız böyle bir şeyi ama uyuduğunuzda ilk fırsatta hunharca yapışır kanınızın en tatlı yerine. sonra bir kez daha anlarsınız kimseye güvenilmemesi gerektiğini, daima şüphe edilmesi gerektiğini. o değil de gece gece sinek temalı başlığa yazdıklarıma bak amk. neyse bu da böyle bir anımdır. yok lan o öyle değildi pardon. ben değil bir arkadaş. bu hiç olmadı. katıldığım önerme. neyse ben kaçtım.
cem uzanın'ın benzinli araçlarını sattığını, yerine de dizel araçlar aldığına delalettir. ayrıca bizim mahalledeki bakkalın elinde 10 tona yakın mazot var. eğer vaad gerçekleşirse zıçtı lan adam. yedi boku.