haluk levet'in "gel etme nazlı güneş sensin gönlüme eş" dediği yeri "gel etme nazlı güneş sensin gönlü beleş" olarak anladığını ben bu satırları yazmadan saniyeler evvel itiraf eden canım arkadaşım, aynı zamanda yalın'ın "severek unutmak olur iş mi" dediği güzide eserinde "olur ismi" demek istediğinden son derece emin olarak yalın'ın aslında s'leri söyleyemediğine hükmetmiş bir şahsiyettir. şarkı sözlerini yanlış anlama konusunda bilir kişidir.
Ne sen biliyorsun ne düşündüğünü,
Ne ben,
Ne ben biliyorum ne söyleyeceğimi,
Ne sen..
Yaşadım dediğim bir tek sen varsın,
Ve farkındasın..
Yine korku, yine cesaretsizlik engeller,
Hiç düşünmediğim kadar kolay ayrılmayı sağladı
Senden,
Henüz küçüksün diyorsun da,
Hayatımda ilk defa küçük olduğumu
Senin karşında kabullendim..
Beni de sen büyüttün belki,
Bir haftada dedem yaşına geldim..
Gittiğinde artık,
Hayalimdeki sen büyütecek beni,
Venüs'ü bile kıskandıran dudaklarından,
Bana gönderdiğin yasak ama masum
Öpücüklerin sonunda
Karşında ne kadar dayanılmaz, zavallı olduğumu anladım..
Onlar benim olmalıydı, yalnız beni öpmeliydi diye
isyan ettim Tanrı'ya,
Önemsemedi,
Mutluluk denileni sadece;
Senin ruhunda bana gösterdi; ve geri çekti,
En mutluyum demeye az kala..
Ortada bir suç var ama faili meçhul,
Suçu kime atacağımı bilmiyorum,
Herkes haklı, bütün sebepler doğru,
Seninle yaşadıklarımıza da..
Herhangi bir isim koyamıyorum, dünyada bilinen kelimelerden..
Ne sen biliyorsun ne yapmak istediğini,
Ne ben..
Ne ben biliyorum sana karşı hissettiklerimin sınırını,
Ne sen..
Bir hediye olmalı senin beni özlemen..
Özlem ki; hiç kimse için böyle önemli olmadı..
Değerini bilmem için bir tür uyarı olmalı ayrılıklarımız,
Ayrılık ki; hiç kimse tekrar bir arada olmayı bu kadar istemedi..
Bir dünya olmalı senin gülüşün,
O gülüş ki; kimse bir tek gülücük için yaşamayı kabullenmedi..
Yaşanılacak her şeyi yaşıyoruz birlikteyken,
Kıskanıyorlar, engellemeye, ayırmaya çalışıyorlar,
Açıkçası ben de,
Aramızda sahte olan bir şeyler seziyorum,
işte bu tamamen sana yaklaşmamı engelliyor,
Yada senin olmamı..
Sahte olan öpüşün mü anlamıyorum,
O kadar senin oluyorum ki o anda..
Sahte olan gülüşlerin mi anlamıyorum,
O anda sadece dinlemek istiyorum düşünmek değil,
Sahte olan sevdiğini söylediğin an mı anlayamıyorum,
Sadece onu senden duymak istiyorum, başka bir şey değil..
Sahte olan sana ihtiyacım olduğunu söylediğim an mı,
Bilmiyorsun, bunu bekliyorsun sadece,
Sahte olan, uğruna akıttığım göz yaşlarım mı,
Sadece onlar yere düşmeden yakalamak istiyorsun, diğerleri önemsiz,
Sahte olan sana sarıldığım an mı anlayamıyorum,
O kadar ihtiyacın var ki, o anda kesiyorsun dünyayla bağlarını..
Ne ben biliyorum kimin yada neyin sahte olduğunu,
Ne sen..
Ne sen sevgine isim koyabiliyorsun,
Ne ben..
Yaşadım dediğin; iki umutsuzun beklemedikleri bir anda, bir umutla sarılmasıydı,
Gözyaşım dediğim; iki sulu gözün, ağlayabildiklerini kanıtlama çabalarıydı
Mutluluğum dediğin; iki mutsuzun ilk defa yaşadıkları bu şeye verdiği isimdi, belki mutluluk değildi,
Özlemim dediğim; iki gurbet treninin birilerini özlemiş olmaları gerektiği anda söyledikleri bir sözdü,
Bebeğim dediğin; iki çocuktan, birinin bebek, birinin anne olma isteğiydi,
Aşkımız dediğin; iki kişinin ihtiyaçtan birbirini canım'lamasıydı belki..
"Seni Seviyorum" dediğin zaman hiçbir şey düşünmedim
Sana dediğimde sen de öyle..
Birbirimize bir tek bunu doğru söyledik belki..
muhtemelen hamile kalmadan önce de içen, doğum yaptıktan sonra da sigara içecek olan kadındır..
öte yandan sigara bağımlısıdır..
ve bir bağımlılığı birden bire sonlandırmak asında bebek için daha zararlıdır..
canavar, sevimli bir kız çocuğu kisvesindedir. ailesi de, ya bu kandırmacaya ortaktır yada düpedüz kandırılan güruhtandır. havaalanında karılaşılır sevimli bir kız çocuğu kisvesindeki canavar, beraber uçsunlar ve canavara gözkulak olsun diye abukça düşünce ile flushroyale'a emanet edilir. görünüşte her şey sütlimandır. sevimli bir kız çocuğu kisvesindeki canavar söze girer;
sevimli bir kız çocuğu kisvesindeki canavar: abla senin nüfus cüzdanında bakabilir miyim?
-o vakit sevecen olan- flushroyale: tabi al bakalım
sevimli bir kız çocuğu kisvesindeki canavar: neden senin nüfus cüzdanında fotoğraf var da benimkinde yok?
-her şeyden habersiz,sorumluluk sahibi, hala iyi niyetli ve kendinden emin- flushroyale: belirli bir yaşa gelene kadar nüfus cüzdanlarına fotoğraf yapıştırılmaz
-yüzünde küçümser bir ifade ile- sevimli bir kız çocuğu kisvesindeki canavar: ben altı yaşındayım, sence bu belirsiz bir yaş mı?
"siz bilmezsiniz albayım;
insanlık tek başına kollarımda can verdi..
yanında kimseler yoktu.." diyen, soyadı benol olan, oğuz atay'ın tehlikeli oyunlar adlı romanındaki karakterlerinden birisi, en inciteni..
her şeyden öte hayvanseverliği gelir benim için.. gorbi'si ölmüş geçen günlerde, taşıdığım tek boyun aksesuarı dediği bir düdükten bahsetmiş, duyunca gelsin gorbi diye taşırmış, eşi ile, son saatlerini yaşayan gorbi'nin dolaylarında beklerken, bir umut gelir diye çalmış düdüğü, gelememiş gorbi, kalkmış bekir coşkun varmış yanına 16 yıllık dostunun, "değil mi ki aramızdaki mesafeyi azaltmak içindi bu düdük" diyor..
onuncu köy ise bir köşe adı olarak seçilebilecek en güzel örnektir kanımca..
bu zamana kadar okumamış olduğum için hayıflandığım, okumaya başlayınca elimden bırakmak zorunda kaldığım -zaruriyet dışında bırakmak kabil değil- her an devam etmek için delice sabırsızlandığım, murat menteş yazsın, hep yazsın dediğim ve içten içe hayal gücünü kıskandığım, kıskançlığımı hayranlığa dönüştürebilen muazzam bir kitap..
su gibi.. öyle akışkan, öyle duru, öyle güzel..