biz fenerbahçeliler için mümkün olmayan bir durumdur.
alex'i unutmamak demek; günlerce kapısının önünde kuyruk oluşturmak demek değildir, keza bu mantık dışı bir durumdur. kaldı ki vefa diye ifade edilen yas tutma halinin* de aylarca, yıllarca sürmesi imkânsızdır. ne yazık ki, fenerbahçemizin futbol hayatı 10'suz devam etmektedir. sesimizin çıkmıyor olması, alex'i tarihe gömdüğümüz anlamına gelmez. fenerbahçeli olmayan dış kapının mandalları; bize alex sevgisini, alex'e duyulması gereken vefayı öğretme, ispat etme haddine dekati surette sahip değillerdir.
o bizim gönlümüzdedir. aklımızdadır. her kadroda , her maç sonu çıkan karelerde gözlerimiz onu arar. alex'siz fenerbahçe'nin ne anlama geldiğini de ancak biz biliriz. diğerleri sadece lafazanlık yaparlar. fenerbahçe alex için ne ise, alex de bizim için odur. alex nasıl ki yeni hayatına adapte olmaya çalışıyorsa, bizler de alex'siz yeni fenerbahçe'ye adapte olmaya çalışıyoruz. toparlanmaya çalışıyoruz. sanılan gibi vefa bizim için semt adı değildir. bizler vefanın ne demek olduğunu pek iyi biliriz.. alex sevgimizi, alex'e olan vefamızı ispat etmek için hergün salya - sümük zırıldanmamıza, kağısında yatmamıza, alex diye tepinmemize hacet yoktur.
kitabı okuyor ayağına yatmak ve yetmezmiş gibi omzunda valizi* olduğu halde; kitabı çantaya koymayıp elinde gezdirmek. on numara mallıktır bizatihi şahit olmuş bulunmaktayım. ve benim için birinci sırada bulunmakta. zira böylesi nadir görülür, paylaşmadan edemiyciğim.
bir gün otobüsteyim efendime söyleyeyim, beynini nerde unuttuğunu bilmeyen bir hanım kızcağımızın elinde kalın bir kitap var. klasiklerden bir tanesiydi fakat yetersiz hafızam bunu ansımıyor. eminim ki o beyin yoksunu entelektüel kızımız elindeki kitabın adını bile bilmiyordu. neyse.. bu kurumlu kızcağızımız önce etrafına bakıyor, akabinde 'ben bu kitabı çok pis okuyorum kızaam/oğloom, yetmiyor yalıyor-yutuyorum yhaa!' edasıyla açıyor rastgele bir sayfasını şöyle bir göz atıyor; hımm, vaay gibilerden mimikler takınarak sonra tekrar kapıyor. ve tüm bu olan bir dakikayı bile vurmuyor.* be beyinsiz madem şekil çizeceksin bunu güzel sun ki hepimiz yiyelim. anladık kitaptan nefret ediyor, bir sayfasını dahi bitirmeye tahammül edemiyorsun. da en azından sabit bir yer imin olsaydı be güzelim hiç değilse rastgele açtığın belli olmazdı.
okumasını bitirdikten sonra kapıyor kitabı ve etrafını şöyle bir kolaçan ediyor. okumaktan çok yorulan gözlerini biraz dinlendirdikten sonra 'ayşh neyse halim çıksın falim ayol' edasıyla rastgele bir sayfa tutuyor ve kitabı tekrar açıyor. aynı seremoniyi defalarca tekrarladıktan sonra otobüsten defolma vakti geliyor. çok entelim ben edasıyla yerinden kalkıp kapıya yöneliyor; hanım kızımız elindeki eseri önce bir valizine tıkıştırıyor, sonra 'entelim lan ben, entel adam kitabını elinde taşır, herkesin de gözüne sokar,' zannına kapılıp kitabı meymenetsiz valizinden tekrar çıkarıyor ve elinde gezdirmeye karar kılıyor. zira kültürlü insanlar böyle yapıyor(!) valiz, cep telefonu ve kitap.* bu dehşete düşüren görüntüyle beraber süpürge saçlarını savurup, kıçını attıra attıra gözden kayboluyor. ve bizim belleklerimize bir facia olarak kazınıyor.
ilk on beş dakikanın havasını atarken son on beş dakika mağduru olan cinconun aslantepede de zırlamaya, kudurmaya, tepinmeye devam ettiği maçtır.
hezimete afili aslantepesinde devam eden gassaray; demek ki neymiş "mekan fark etmez, fener affetmez"miş. bizden sana geliyor: bir mahsun mor menekşe ağlıyor mu ne?.
joanne greenberg'in başyapıtı olan sana gül bahçesi vadetmedim kitabında nasıl oldukları detaylı ve ürpertici bir şekilde anlatılmıştır. bu kitabı okuduğunuzda bir şizofren için genelde yapılan 'hayal dünyasında yaşayan kişi' tanımlamasının ne kadar sığ kaldığını anlayacaksınız.
bir şey sona ermek için başlamıştır. serüven uzamaya gelmez, ona hayat veren ölümüdür yalnızca. jean-paul sartre-bulantı
kimin nerede oturacağının hiçbir önemi olmadığını, ilk sırada olanın, ender olarak birinci derecede önem taşıdığını anlamıyorlar ki bu ahmaklar! kimi krala, bakanı hükmeder; kimi bakana da müsteşarı! bu durumda birinci derecede önem taşıyan kişi kimdir? bence bu kişi, diğerlerini değerlendirebilen ve onları, kendi tasarılarını gerçekleştirmek için kulanacak kadar kudret ve kurnazlığa sahip olan kişidir. goethe-genç werther'in acıları
perdeyi kaldırıp arkasına adım atmak! işte bu kadar! bu ikircim ve kararsızlık niye? perde arakasının nasıl bir yer olduğu bilinmediği için mi? açık seçik bir bilgimizin olmadığı konulara kargaşayı ve karanlığı atfetmek, tinimizin bir özelliği değil midir? goethe-genç werther'in acıları
bana mı koydun kendine koydun dememek işten değil. bizi hayat dersine gark edecek, ibretlik bir hikayeyle sarıp sarmalayacak bir dizi daha tv gündemimize konuşlanmış bulunmakta. vatanımıza-milletimize hayırlara vesile olması temennisiyle. ailecek izliyeciğiz efenim. zira daha iyisi olamazdı. efendime söyleyeyim; olağanüstü efektli, hayal gücünü zorlayan, zeka ürünü diziler neyimize bizim, hiç de sevmeyiz halk olarak. öyle diziler ne işe yarar ki. adını feriha koydum izle ibret al, otur aşağı işte.
insanları nasıl diye merak uyandıran köy. köyün adıyla ilişiği olan köy halkı az sayıda olmadığından ister istemez merak ediyo insan. ama gereksiz bir merak elbette. düşünmeyin böyle şeyler.
kısaca öküzdür, erkek değildir.* bir kıza küfürlü konuşulmaz klişesi bir tarafa edepten yoksundur zevat. halk arasından toplatılıp, kendi habitatları olan vahşi doğaya salınmaları çok doğru bir hareket olacaktır.
cesaret örneğidir, alından öpülesidir.* yusuf yusuf modunda olunsa da ne önemi vardır? cesaretin getirisi olan 'çok cesurum lan sınava bile çalışmadım' afrası her şeye bedeldir. zaten esas cesaret korkmadığın bir şeye duyduğun yüreklilik değildir, korktuğun bir şeyin üzerine gitmektir değil mi efem.*
fenerbahçe'nin gassaraya koymaya devam edeceği yeni stad. aferin iyi oldu çok gelişmiş bi stad kurdunuz, daha zevkli olcak at koşturması. vurucaz kırbaçı vurucaz kırbaçı.*
ruhunda katil potansiyeli olmayan bi' insana bile cinayet işlemeyi düşündürtecek ses. benjamin franklin'in glass armonicası bile horlama sesinin yanında halt etmiş arkadaş. hangisi delirtir deseler, cevap tereddütsüz horlama sesidir.*
lanetlenmişlerdir. gelmişken zevatı ve peruğunu da alıp gitselermiş en azından türkiye'ye faydaları olurmuş. bizlere yaşattıkları bu hezimetten ötürü meşum ajanları esefle kınıyor-tükür lanet ediyoruz. hayır geldin niye spermle yetiniyosun!? komple götür. çiçek-böcek ek, bir şey yap yani.*
kendini öve öve bitiremeyen, övmekten tükenen zat. bi' de şimdi bodye gidiyomuş abim, günde bilmem kaç yüz şınav falan çekiyomuş. abdominalleri de şişirmiş çok yakışıklı olmuş.** baklava dilimi yaparken beyninin oksijensiz kaldığını düşünmekteyim. kendisi yine de altın çağını yaşıyor efenim. en azından makyajı bıraktı spora başladı bu da bir gelişimdir en nihayetinde.