kaleci volkan' a bir çok kişi tarafından yakıştırılan, başta karşı çıktığım ancak norveç maçında yediği 2. golden sonra benimde bağırarak söyledim terkip.
sürekli siyasi, fikri tartışmaların içinde bulunan biri olarak (en azından modersayonun ithamı bu) sözlüğe ne zaman uğrasam, sol framede mutlaka bir kaç hayasız insanın bir şekilde kurumlar veya şahıslar üzerinden türk medeniyetine ve islam dinine dolaylı yönden hakaret ettiklerini görüp "yazmamak elde değil be kardeşim" diyen yazarın isyanı.
efendim neymiş sözlükler karşı duruş yeriymiş. tamam karşı dur kardeşim ama gidip cami duvarına işemeye kalkma. o zaman batının aşağılık psikopat serseri ülkesi danimarka dan ne farkın kalır.
bir de islam dininin yanına ılımlı ibaresi koyulup, kişilere kurumlara şeriatçı damgası koyulmuyor mu. çileden çıkmak mümkün değil be sözlük.
hele hele çocukluğu humma içinde geçmiş malum yazarın zibidiliklerini gördümde inan elimi klavyeden zor çekiyorum. bir de her gün nick altı entrysine kasideler düzülmüyor mu yazıklar olsun.
türk kelimesi ile yada medeniyet kavgamızla ne alıp vermediğin var bre cahil. sen kimsin ki hayat hakkındaki acayip garibane heyulalarını doğruymuş müsbetmiş gibi sunuyorsun. zavallı insan.
ne şahsiyet kalmış ne seviye ne haya ne edep.
peki sen niye bu sözlüktesin be fildişi kule derseniz cevap açık: karşı duruş yeri ya hani burası? bu zavallılara karşı kim duracak?
(bkz: sen yanmassan ben yanmassam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa).
milletimizin benliğinden değerlerinden ve mukaddesatından koparılması gerektiğini arsızca ve namussuzca savunan, inanç buhranlarını başka insanlara ihraç etmeye çalışan bir avuç zümredir bunlar. bizler bunların karşısında oldukça daha çok yobaz, gerici damgası yiyeceğiz. olsun... bu onurlu vazifeyi sırtlayanlar şüphesiz büyük acılara da göğüs germesini bilecektir.
bugün milletimizin ekseriyeti milli kültürün ve onun yegane sembolü aile hayatını yaşatmak isterken, milletin karşısındaki bu aşağılık zümre milletin eğilimlerini, vicdanını ve fikirlerini hiçe sayarak milletin karşısında durmaya çalışmakta ve bu yolda her şeyi mübah saymakta.
özellikle medya sayesinde, ahlakımızın yakın zamana kadar baş üstünde tutulan prensipleri ve kıymet hükümleri ayaklar altına alınmak istenmekte. bu zümrede buna hala çanak tutuyor.
bizler bu dönemde bütün hayatımızı ve aksiyonumuzu türk-islam medeniyetinin bizlere atalarımızın yadigarı kültürüne sımsıkı sarılma gereği duyuyoruz. ancak karşımızda hiç bir nizam, kaide, gelenek ve iman prensibi tanımayan arsız ve vahşi bir zihniyeti her an asabi hareketleriyle bulmaktayız.
bu kör zihniyet, kendi aklını maddi ihtiraslara feda etmiş, benliğinden soyulmaya razı, kim olduğunu nereye gittiğini çoktan unutmuş ve uzandığı gelecek hakkında hiç bir görüşe sahip değildir.
işte bugün her değeri devirip yerine kendi prensiplerini koymak için ter ter tepinen, geçmişimiz ve mukaddes değerlerimizi tanımayan, kendi ruhunun varlığından habersiz, yabancı ruhların piyonu, beyinsiz ve inançsız zümreyi susturmak bizim milli vazifemiz olmalıdır. ancak bu mücadele hem fikir hem de reel dünyanın tüm cephelerinde olacaktır.
bugün iran' ın basra' da 15 ingiliz askerini göz altına alması olayıdır.
--spoiler--
Basra'da şok, iran'dan 15 ingiliz askerine gözaltı
ingiliz Dışişleri Bakanlığı, iran'ın Basra Körfezi'nde donanmaya bağlı 15 ingiliz askerini gözaltına aldığını iddia etti. ingiliz Kraliyet donanmasına bağlı donanma askerleri, yerel saatle 10.30'da iran donanması tarafından tutuklandı.
Açıklama yapan ingiliz Savunma Bakanlığı, iran'dan askerlerinin salıvermesini ve konuya açıklık getirmesini istedi.
ingiltere Savunma Bakanlığı, iran donanmasının, Basra Körfezi'nde 15 ingiliz denizciyi esir aldığını açıkladı.
Bakanlığın açıklamasında, ingiliz denizcilerin körfezde Irak karasularına rutin denetleme görevi yaptıkları sırada esir alındıkları belirtildi.
ingiliz denizcilerin araba kaçakçılığı yaptığından şüphelenilen bir gemide denetimlerini tamamladıktan sonra iran donanmasına ait gemilerin kendilerine yaklaştığı, ingiliz denizcileri silah zoru ile esir aldığı kaydedildi.
Kraliyet Donanması tarafından yapılan açıklamada ise esir alınan denizcilerin sağlık durumlarının iyi, güvende olduklarının anlaşıldığı belirtilerek, serbest bırakılmaları için her türlü çabanın gösterildiği kaydedildi.
Daha önceki haberlerde, olayın Şattülarap nehrinin körfeze döküldüğü yere yakın sularda meydana geldiği belirtilmişti.
Bu arada iran'ın Londra Büyükelçisinin ingiltere Dışişleri Bakanlığına çağrıldığı bildirildi.
Bakanlığın, büyükelçiden denizcilerin serbest bırakılmasını istediği belirtildi.
bunlar atatürkün yolundan gittiklerini söyleyip gazinin kemiklerini sızlatmakla kalmazlar, bir de yeniliği, modernliği, aydınlığı, atatürkçülüğü kendi tekellerine alırlar. tek parti iktidarından kalma bu çağ dışı zihniyet, ülkenin atıl kalması için, en ufak kalkınma kıvılcımına öcü gözüyle bakar laiklik elden gidiyor, devrimler elden gidiyor yandık bittik mahvolduk edebiyatına soyunurlar. çok partili hayata geçiş gibi demokratik bir hareketi karşı devrim olarak nitelerler, menderes, özal ve erdoğan iktidarlarının istikrarına çamur atıp kendi zamanlarının yağ kuyrukları, ekmek kuyrukları, gaz kuyruklarına bir açıklama getiremezler. zamanında istanbul boğazına köprü yapımına bile karşı çıkmışlar * şimdi de demokratik bir süreç olan cumhurbaşkanlığı seçimini baltalamak istemektedirler. boşuna tepiniyorsunuz hayal mahsulleri sizi.
siyasetin her türlü oyununu bilen, ancak sürekli yanlış kartlar oynayarak uful edip gidecek olan deniz baykal'ın, son kertede çankaya savaşında, partisinin ordunun gayri resmi devamı sayacak cürrete ulaşması ve "Asker Erdoğan'ı son anda uyarabilir" sözüyle tavan yapmış anti-demokratlığının özetidir. toplumun temayülleri ile hiçbir zaman barışık olmayan ve günlük hayata sürekli oklar yağdıran bir parti liderinden de bu hezeyan beklenirdi.
mabet milletin kalbi ise üniversite beyni demektir. ancak yıllarca üniversitenin, hayata tahammül etmeyi aradığımız bir çağda hayat kaynaklaarımızı kurutan fikri cereyanları karşısında takındığı tavır, çanak tutmaktan başka olmamıştır.
üniversite sade siyasetin meddahlığını yaptı. tek parti döneminde bir siyasi parti, hayata oklar yağdırırken üniversite erkanı dua hocaları dedegan gibi ona tehlilhan oluyorlardı.
tek parti iktidarında ne bir tenkid, ne bir tereddüd, ne de fikir ve aydınlık cephesi olan varlıklarının çiğnenmiş olduğunun ihtarını veremediler. vermediler...nihayet bahşişlerini aldılar. özerklik kazandılar. anlaşıldı ki mideleri ve saadetleri koruyucu siyasete sımsıkı bağlanarak millet kültürüyle bütün bağları koparmanın hikmeti bu imiş.
milletin mazisi dini felsefesi istikbale çevirilmiş iradesiyle yapayalnız bırakıldığını gösteren bu örneklerle belirtmeye çalıştığım, aydın denen zavallıların ihanetidir.
eğitimimiz yabancılaşma eğilim göstermekte. dış mihraklar medeni araçlarla, neşriyatla, sinema ve tiyatro ile televizyon ile radyo ile yabancı dünyalarınıon iç güdülerini bizim ahlakımızın prensipleri haline getirmeye çalışıyorlar.
bir milletin benliğinin kahrolup gitmekten kurtarılması gibi mukaddes bir vazifeyi üzerine alanlar, mukaddes ıztırabın sahipleridirler.
bir zümre eski örflerin ve yüzyılların bize devrettiği aile hayatını yaşatmak isterken, ekseri cemiyetin ahlakını yok etmeye görevli elit bir kesim milletin temayüllerini suni bir biçimde değiştirmeye çalımakta.
ahlakımızın yakın zamana kadar başlar üstünde tutulan prensipleri ayaklar altına alındı. bütün hayatımızı ve aksiyonumuzu dinin ve bin üç yıllık türk kültür mevzuatının emir ve kumandasına teslim etmek isterken karşımızda hiçbir emir, kaide, iman prensibi tanımayan yıkıcı ve devrimci bir zihniyeti her an asabi hareketleriyle bulmaktayız.
aklı ihtiraslarına feda etmiş, yalan vaatlerle benliğğinden soyulmaya razı olmuş, kim olduğunu çoktan unutmuş ve uzandığı istikbal hakkında hiçbir görüşe sahip olmayan bir zihniyet karşımızdaki.
bu her değeri devirmek için ter ter tepinen, mazi ve mefahir tanımayan, kendi ruhunun varlığından habersiz, yabancı ruhlara satılmış, hörmetsiz ve beyinsiz, imansız ve talihsiz zümreyi susturmak gerekir.
aklın saltanatına inanmış bir inkılaba, böylebir içtimai harekete her zamankinden daha şiddetle muhtaç bulunuyoruz. bu inkılap değer hükümlerimizi devirici değil onlara hayat ve tazelik verici inkılap olacaktır.
yeni nizamı hayatımızın her sahasına getirecek kuvvet, anadolu'nun toprağından, islam'ın ruhundan insanlığın beşbin yıllık hikmet ve ilminden ilham ve hayat alacak, milli bir kültürün doğuşunu müjdeleyecektir.
alt ve üst kimlik, türkiye'nin geçtiğimiz yıllarda yanlış yönlerle tartıştığı mefhumlardır. türkiye, selçuklu ve osmanlı devletlerinin yegane varisi olduğu için, ön asya' da kurulan bu iki büyük imparatorluğun bünyesinde barındırdığı çeşitli milletlerede bugün ev sahipliği yapmaktadır.
üst kimliğe örnek verecek olursak, özellikle 16. yy 'dan sonra toplumun bir osmanlılık kimliğinde bütünleşmesi sonucu baskın kültür olarak türk kültür ve medeniyeti olmak üzere, osmanlı üst kimliği içerisinde arap, rum, ermeni, süryani, fars, balkan, kafkas, ladino(ispanya göçmeni yahudi)kültürleri bir potada toplanmıştı. mesela türk kültürü, osmanlı medeniyet sahasın içerisinde yaşayan ermeni, sırp, rum gibi azınlıklara tesir etmiştir. bunu en çok günlük hayattaki yaşam tarzlarından anlayabiliriz. ayrıca diller arasındaki kelime alışverişi de bu kültür alış verişine örnektir. işte bütün bu kültür ve medniyetler bir osmanlı üst kimliğinde birleşmişti. ta ki fransız ihtilalinin yaydığı milliyetçilik dalgasına kadar.
bugün ise bir üst kimlik olarak türklük, türkiye cumhuriyeti vatandaşlığı olarak tebarüz eder. türiye cumhuriyeti içerisinde yaşayan farklı etnik ve dinsel teşekküller türk üst kimliği ile kanunlaşmıştır. bu çok yanlış ifade edilen mozaiklik kavramından ziyade kanunsal bir birlikteliktir. zira devletin laik özelliği, herkesin kanun önünde haklarının eşitliğini sağlar.
bugün türk dünyasını oluşturan türkiye türkleri, azeriler, kırgızlar, kazaklar, türkmenler, özbekler... in hepsi dünyada farklı siyasi teşekküllerde varlıklarını sürdürse bile hars(kültür) ve medeniyette birer üst kimlik olarak türklük etrafında birleşirler.
bugün itibariyle gerçekleşmiştir. Yanal'ın yardımcılarından Nadir Arıkan'dan alınan bilgiye göre, yönetimle görüşen Yanal, vestel manisaspor un teknik patronluğunu bırakmıştır. ersun yanal'ın yarın basın açıklaması yapacağı bildirilmiştir.
yahya kemal' in bir ramazan günü atik valde deki izlenimlerini anlatan şiiridir.
Atik-Valde'den inen Sokakta
iftardan önce gittim Atik-Valde semtine.
Kaç defa geçtiğim bu sokaklar, bugün yine,
Sessizdiler. Fakat ramazan mâneviyyeti
Bir tatlı intizâra çevirmiş sükûneti;
Semtin oruçlu halkı, süzülmüş benizliler
Sessizce çarşıdan dönüyorlar birer birer;
Bakkalda bekleşen fıkara kızcağızları
Az çok yakında sezdiriyor top ve iftarı.
Meydanda kimse kalmadı artık bütün bütün;
Bir top gürültüsüyle bu sahilde bitti gün
Top gürleyip oruç bozulan lâhzadan beri,
Bir nurlu neş'e kapladı kerpiçten evleri.
Yâ Rabb nasıl ferahlı bu âlem, nasıl temiz.
Tenhâ sokakta kaldım oruçsuz ve neş'esiz.
Yurdun bu iftarından uzak kalmanın gamı
Hadsiz yaşattı rûhuma bir gurbet akşamı,
Bir tek düşünce oldu teselli bu derdime:
Az çok ferahladım ve dedim kendi kendime:
"Onlardan ayrılış bana her an üzüntüdür;
Madem ki böyle duygularım kaldı, çok şükür."
anadolunun türk-islam kültürü ile yoğurulmuş iki güzel şehrine, sırf muhafazakar çizgilerinden dolayı şüpheyle bakmaktır. evet bizler yobazız, softayız beyler. hatta öyle yobazız ki sanayide, ihracatta anadolunun yükünü sırtlıyoruz. 200 kadar ülkeye ihracat yapıyoruz. selçuklunun, romanın, bizansın, osmanlının mimari ve kültürel ürünlerini modern mimari ile yaşatabiliyoruz. ticarette, tarımda hep öndeyiz. üniversitelerimizden komunist, anarşist çıkmıyor da ondan yobazız beyler.
biz bu ülkenin 200 yıllık hastalığı olan batılılaşmaya yakalanmadık bir diğer deyişle teceddüdü doğru biçimde algıladık. sporda, eğitimde, kültürde, ticaret ve sanayide hep öncülüğü biz yaptık. ondan yobazız. biz yenileşirken maziden kopmadık ondan yobazız. sokaklarımızda şehit diplomatların, yüce fatihlerin, ulu sufilerin isimleri var. ondan yobazız...
asıl yobaz sizlersiniz... asıl yobazlık kafanızı değiştirememekte ve cehaletinizde. şekilcilik içinize öyle işlemiş ki kendinizi ölçme aleti insanlığı ve medeniyeti de materyal haline getirmek istiyorsunuz.
bu ülkenin bütün şehirleri aynı damarın cevherleri değilmidir? sorarız size?
cemil meriç'in bu ülke adlı eserindeki kıymetli bir sözü. değerli aydın demek istiyor ki haysiyetimiz fikirlerimizi dile getiren sözlerimizde saklıdır.
günlük hayatla ilgili pek çok mefhum, olay ve fikirlerin artık içini boşaltmak ve saçma sapan tahayyüllerle ilişkilendirmeye başlanmasına tepki veren yazarın serzenişidir. tartışılacak pek çok ehemmiyetli konu varken, sözlükte sanki konu kısırlığı varmış gibi durmadan saçma sapan başlıkların açılması ve ilgi çekilmeye başlanmasından gına gelmiştir. özellikle akşam vakitlerinde ilgi çekmeye çalışan tipler, hiç bir zaman el sürülmemesi gereken kutsi değerlere laf atarak, ya da toplumun gelenklerine ve yerleşmiş davranış biçimlerine karşı alaycı ve laçka bir tavırla edepsiz ve seviyesiz yaklaşımları artık çoğumuzun yeter artık demesine sebep olmuştur. sol frameyi kişisel fantazileri ve bilinçaltını dökme yeri olarak görme zihniyetinin kontrol altına alınması ve sözlük kalitesinin korunması gerekmektedir.
eleştiriyi yerlerde süründüren malum gazetenin yaptığı propogandaya karşı taarruzdur. bunların asıl rahatsızlığı statükonun bozulması. Asıl rahatsızlık, AB üyelik süreci devam ederse, Türkiye'de taşların yerine oturarak hukukun üstünlüğü ve özgürlüklerin genişlemesi ile gerçekleşecek demokratikleşmenin, bir daha anti demokratik güçlere imkân tanımayacak olması. toplum mühendisliğine soyunup biz sizin yerinize düşünürüz diyen ulusalcılara ithaftır.
16 mayısta milletin sırtında kambur olan bir zihniyet gidiyor. sizin rahatsızlığınız burda efendiler.
football manager ve cm' de, daha çok şampiyonlar ligi ve uefa kupası gibi büyük kupalar hedefleniyorsa, yönettiğiniz takımda ahım şahım bir takım değilse rakibi yenene kadar oyunu kaydedip tekrar tekrar devam etmektir.
eleştiride bulunması gereken seviye yani üsluptur. ne olursa olsun karşınızdaki kişye "yanlış düşünüyorsun" denmemelidir, onun yerine "bence şöyledir" kelimesi tercih edilmelidir.. eğer fikir cephesindeki savaşımızda bir zafer elde edeceksek, her şeyden önce fikire saygı duymalıyız.
siyaset tartışmalarında da karşımızdakinin tezini çürütmek adına insan olduğumuzu unutup hakarete varan ithamlardan kaçınmalıyız. bir devlet adamı eleştirilirken o kişinin şahsı veya hayat tarzı değil icraatleri eleştirilmeli ve ondan beklenenler sıralanarak o kişinin görevindeki yanlışları dillendirilmelidir. kişinin şahsına hatta ailesine karşı yapılan mütecaviz ithamlar ve hakaretler eleştiride ahlak ve üslubun dışında bir bakış açısının ürünüdür.
ahlaki yıkılışımız tarihimizi inkar ile başlıyor. çünkü tarihte biz yaşıyoruz. biz ise yıkılmak istenen bir cemiyetin çocuklarıyız. tarihini dosdoğru okumayan bir türk genci, gerçek atası fatih'in hocası ile camide bile karşılaşsa ayağa kalktığını nereden bilebilir? bırakın bunları haya ve debe hasret bakışların ve tavırların ortasındayız. ahlak biziz... herşeyimizle biz.