eve dönüş sevincinin içine sıçan, çenesi düşük, muhtemelen devlet dairesinde memur olarak çalışan tehlikeli ikilidir.
1: aaa kız şu geçen evrak kayıttaki hüseyin değil mi?
2: aaa evet ayol o valla. yanındaki kimmiş?
1: bilmiyorum. bizim daireden değil herlade hiç görmedim.
2: ayy kız geçen gün hüseyin'in kayınçosu bana feys'ten ekleme talebi göndermiş biliyo musun?
1: inanmıyorum. eee mesaj falan da atmış mı? naptın ekledin mi?
2: yok kız ekler miyim hiç deli(kih kih). beklesin biraz. hem o kim oluyo ki beni ekliyo(kıkırdaşmalar).
1: neydi kız hüseyin'in kayınçosu'nun adı?
2: semih.
1: yakışıklı çocuk allah için. işi de güzel kız meral. bence konuşun bi görüşün. ne de olsa ikiniz de bekarsınız. bakarsın evlenirsiniz kız.
2: ay yok ona mı kaldık. geçenlerde bizim şube müdürünün eşi benim fotoğrafına yorum yapmış. hüseyin öğlen arası geldi yanıma, "bak kızım öyle senin fotoğraflarına falan yorum yapıyolar, hiç hoş değil dikkat et" gibilerinden bişiler söyledi.
1: ee ona neymiş canım ne karışıyo ki sana.
2: o da şube müdürüyle* basılmıştı geçen sene. kayınvalidesi falan geldi kız daireye müdürün saçını başını yolmak için. vay efendim neymiş kadın kuyruk sallamazsa erkek bişey yapmazmış da, onun damadı bir taneymiş de falan bir sürü olaylar oldu. sen o zaman bölge müdürlüğündeydin bilmiyosun tabi bu olanları.
1: bak sen cazgır kadını görüyo musun.
2: neyse olaylar yatıştırdık hep beraber. hüseyin kayınvalidesi beni çok sever biliyosun. bunun eltisinin kocasıyla da biz akraba sayılır köyden. hastalanmıştı bir kere gittim bikaç kere yemek falan götürdüm çok sevdiler beni.
1: biliyorum canım bilmez miyim. kız senin yengenin bir amcası vardı yatalak ne oldu ona.
2: ayy sorma adamcağız hastanelerde süründü kimse dönüpte bakmadı babamızdır, atamızdır diye. sonra bunun belçika'dan en küçük oğlu geldi de biraz adam rahatladı. bi arada o belçikadaki çocuğu bana düşünüyolardı.
1: ee ne oldu görüşmediniz mi?
2: ayy ne görüşücem kızım ben yapamam öyle belçikalı falan. kıro oluyo onların hepsi.
1: amaaam sende çok ince eleyip sık dokuyosun be kızım. yaşımız geçicek evde kalıcaz kızım. bulalım artık birilerini.
2: amaaan bu yaşta* ne evliliği! yol ağzında inecek var. şurdan ikişer bira alalım da içelim kız.
1: olur alalım. rakı da içebiliriz.
tüm senenin yorgunluğunu deniz, güneş ve bikinili kızlarla taçlandırarak atma planının içine sıçan adamdır.
her yaz başı gündeme gelip bir türlü kimsenin programının birbirine uymamasından dolayı gidilemeyen yaz tatili için bu sene nihayet mutlu sona yaklaşılmış; güneş kremi, son moda mayolar, gece gezmeleri için jean ve canti gömlekler ve tabi ki kutu kutu prezervatifler alınmıştır. sevgilisi olanlar ayrıyetten bir de izin almak zorunda kalmıştır ki bu süreç arkadaşlar için oldukça sancılı geçmiştir. gidilecek otel, kimlerin aynı odada kalacağı, geceleri hangi mekanlara gidileceği, esmer, sarışın, kumral paylaşımı bile daha gidilmeden yapılan bir program yapılmıştır. herşey çok güzel, çok programlı giderken bir buluşma daha ayarlanıp haftasonu son detaylar konuşulmak için toplandık. program herkes için uygun, keyifli ve heyecan verici dururken aramızdan birinin sessiz durması sanki bir şeylerin habercisi gibiydi. herkes kendi planlarını heyecanlı heyecanlı anlatırken sadece pis bir sırıtış sergileyen kişi direksiyonun başında arabanın sahibi olan arkadaşımızdı. bir an için herkesin aklına aynı şey geldi. "ben arabayı alamıyacam beyler" cevabını almamak adına kimse bir şey sormaya cesaret edemezken kendisi; "beyler iyi hoş alanya'ya gidelim diyosunuz ama bu araba o torosların sarp rampalarını çıkarken ne kadar yakar diye sormuyosunuz amk" dedi.
her şeyi planladık bunu atlamışız. balıkesir düzayakmış. oraya gidiyoruz amk.
gerekli konfigürasyonu sağlayan bilgisayarına kurduğu oyunu teknik olarak oynayabilen ancak stratejik olarak çuvallayan generaldir*.
strateji üretme konusunda oldukça geniş bir yelpaze sunan, bence dünyanın en iyi strateji oyunu olan age of empires'ta ne yapacağını şaşıran paşa; oyunun başındaki nabız yoklama adına yapılan saldırılarda kendisinden beklendiği gibi hiçbir savaş bilgisi olmayan işçilerle kendini savunurken, ekonomisini boşverecektir. çünkü paşa için ekonomi önemli değildir.
epey bir işçi kaybettikten sonra saldırıların da kesilmesiyle derin bir nefes alan paşa; askeri birliklerini yavaş yavaş kurar. ama o da ne? en ucuz askerin maliyeti bir işçinin neredeyse 2 katı. hemen stratejisini bu yönde kullanan paşa hazretleri; sürekli işçi basarak, yine ekonominin amına koymak kaydıyla saldırılara işçilerle cevap verir. tabi rakibinde hızla çağ atlayıp teknolojisini geliştermesi paşayı rahatsız ederken ekonomiye ağırlık vererek bir üst çağa yarım tabur işçi feda ederek geçmeyi başarır.
sahip olduğu alanı savunamayan, sürekli aynı yerlerden saldırı yiyen paşa çaresizlik içinde çırpınır durur. eğitimli askerlerini saldırılara karşı kullanmamayı, onları sürekli market, town center, castle gibi yerlerde dinlendirmeyi tercih eden paşanın artık bir çağ daha atlaması gerekmektedir. çağ atlamak için yeteri kadar et ve altın toplayan paşanın önünde çok büyük engel vardır. sadece ekonominin iyi olması çağ atlamasına yetmemektedir. çağ atlayabilmesi için bazı yapıları tamamlaması gereklidir. bunların içinde olmazsa olmazlardan biri de kilisedir. işte bu noktada tıkanan çok değerli paşa; çağ atlamak için elleri titreyerek kuş uçmaz kervan geçmez bir yere kurar kiliseyi. etrafına da biriktirdiği askerleri yığar ki mazallah bir din adamı çıkarda kiliseden işçilerimi, halkımı falan etkiler diye korkar. çağ atlar atlamaz kiliseyi yıkmak ister ama işçiler sürekli buna engel olur. çünkü kilisenin varlığı, işçiler ve askerler için önemlidir. irtica tehlikesi baş göstermiştir. tehlikenin(!) farkındadır. ardı arkası kesilmeyen saldırılara karşı artık yapacak hiçbir şeyi yoktur. paşa, saldırıdan sonra bölgeye takviye kuvvet gönderse de, kiliseyi yıkmakla uğraşmaktan, dosta güven düşmana korku verememiştir. ve options'tan resign diyerek oyunu bir daha izleyip ders almamak için kaydetmeden çıkmıştır. sonra da vatan sağolsun demiştir.
her kuruyemişçi gibi; esnaf ve sanatkarlar odasına kayıtlı, alkol satışı yapıyorsa sabahın 4'üne kadar kadar hizmet veren, yanında mutlaka ahmet abi tarzı gözükara bir komşusu olması makbul, "1 liranız varsa ben size 5 lira vereyim" insanıdır çoğu.
berberler* gibi gündemi yakından takip edip, halkın nabzını tutmayı bir görev bilen mahallemin esnafıdır. konuşma arasında mutlaka kendi çabında pr* çalışması yapıp, pazarlama ve satış tekniği yeteneğini üzerinizde deneyebilen ve bazen başarılı olan esnaftır. ama çok bilmiş ve kurnaz insandır.
dünya kupasının başlamasıyla beraber, keyifsiz geçen maçları en azından kafa olarak keyifli hale getirmeye çalıştığım bir haftasonu akşamı alışverişimi yapmaktı amacım. geçen haftadan kalan yarım şişe absolute vodkama partner arayışı için girdiğim kuruyemişçiden yarım saat çıkamamamın tek suçlusu benim. dolaptan aldığım 4 adet red-bull'u aldıktan sonra parayı verip çıkmak yerine "ne kadar başkan" diye sormamla başlayıp "16 lira abicim" ile devam edip "ooo çok pahalıymış şef ya" ile fitilin ateşlendiği bir diyalog oldu.
k: kuruyemişçi
b: ben
k: yeni bir marka geldi ondan vereyim bu pahalı geldiyse
b: yok başkan red-bull güzel oluyo da bu kadar pahalı olduğunu bilmiyordum.
k: abi şımartıyosunuz işte ibneleri böyle yaparak. satın alma bakalım bak bakalım nasıl düşürüyolar fiyatları hemen.
b: doğru söylüyosun aslında. diğer yeni gelen ne kadar?
k: 3,5 lira.
b: başkan ne anladık biz o işten. sen red-bull ver yine.
k: ben hep bu yeni gelenden satıyorum. herkes çok memnun. bunu içen bir daha red-bull almıyor. benim de çok hoşuma gitti. evde de bunu içiyo bizim çocuklar.(dolap, olduğu gibi yeni enerji içeceği dolu, red-bull'lar az kalmış kimi kandırıyon sikik)
b: yok başkan sen yine red-bull ver bana.
k: vodka ne vereyim?
b: vodka var evde sen şunların parasını al şurdan.
k: bana sorarsan bir şişe daha al derim. ankara'da benden daha ucuzunu bulamazsın. geçen gün metro'ya gittim, allah seni inanadırsın adamların toptan satışından daha ucuza satıyorum. ordaki elemanlara ben bunu 45 tl'den satıyorum dedim çok şaşırdılar, "abi müdürlerle görüştüreyim seni bize de al fiyattan" dediler. veriyim mi bir şişe?(yalanını sikiim senin)
b: yok başkan sen benim red-bull'ların parasını al ben gideyim.
k: bu ibne red-bullcular böyle işte içildiğini bildiği için yüklüyolar fiyatı. valla biz millet olarak tepki vermesini bilmiyoruz abicim. halbuki ne var şunu 1 liradan versen de herkes içse. böyle giderse bunlar 10 lirada yapsa alır bu millet bu red-bull'u.(ya dallama herif, satma o zaman bu siktimin red-bull'unu amk ya. amma sorun yaptın la. başlıca içeceğimiz mi ki red-bull herkes içsin. dinime küfreden müslüman olsa bari. sen de 10 liraya aldığın vodkayı 45 liradan satma da herkes içsin o zaman. iki yüzlü pezevenk)
b: neyse bi dahakine deneriz artık başkan diğerlerini.
k: tamam abicim yarın sana ben bi paket hazırlayım. kampanya yaptım. 5 enerji içeceği 1 şişe vodka 60 tl'ye veriyorum, kapış kapış gidiyor.(ee kampanya bunun neresinde hacı?)
b: olur.
k: 1 liran var mı 5 lira vereyim ben sana.
götüne girsin emi o dolapta satmaya çalıştığın enerji içecekleri.
içinde bulunduğumuz mevsimde üretim faaliyetlerini maksimum düzeye getiren böcekler topluluğu.
az da olsa penceden gelecek bir esintiye muhtaç olduğumuz şu yaz gününde, bahse konu sineklerin saldırıya geçip iğne deliğinden bile girdiği evimiz yetmezmiş gibi burun deliklerimize, kulaklarımıza ve ağzımıza girmeye çalışmaktadır. dar iç çamaşırı tercihi göt deliğini de koruması açısından şiddetle tavsiye edilir.
ayrıca elektrik süpürgesiyle çektiğiniz bu böcekler ordusu bir süre sonra torbadan sızıp tekrar tacize kalkışabiliyorlar. isviçreli bilim adamlarını bu konuda çözüm bulmaları için araştırmaya davet ediyorum. lütfen.
2 hafta boyunca plan yapıp iyi organize olan polis teşkilatı; hiç beklenmedik bir zamanda düğmeye basar. başlarına gelecekten bi'haber çalışan, hazırlıksız yakalanan tekel işçileri, olaya bir anlam veremezken polise fırlattıkları taşların da ellerine kimin tutuşturduğu anlaşılamamış.
anasını satayım sanki polis toplandı da bunlara baskın yaptı. iyice işin bokunu çıkardınız. yattığınız yerden aldığınız tomarlarca parayla kaç memur geçinir haberiniz yok. hükümetin yerine olsam; kaldırırım 4/c haklarını da, veririm ellerine tazminatı, basarım götlerine tekmeyi
yoğun, gergin, bir o kadar da sinir bozucu kişilerle muhattap olmanın vermiş olduğu bunalımla geçen günün ardından patronun israilli arkadaşını yemeğe götürmek tam bir yahudi işkencesi olur diye düşünürken, bunu kendi lehine çevirmek için biçilmiş kaftandır.
ilk başlarda nezih bir yere götüreyim de hem şeklimiz olsun hem de ankara'yı istanbul kolpalarından duydukları gibi bir yer olmadığını düşünmesi amacıyla seçilmiştir kaliteli mekanın harman olduğu filistin caddesi. mekan seçiminden sonra yemek siparişleri verilir. hafif tebessümle ortama baktıktan sonra gelir "çok hoşuma gitti, neresi burası?" sorusu. işte hasretle beklenen, bir an önce sorsun diye ağzının içine bakıp cevabını sabırsızlıkla verilmek istenen soru. bağırarak belki de bir kaç damla yaş dökerek; "burası filistin","caddesi".
- garson bakar mısın? arkadaşa bir bardak su ve bol salçalı gazze usulü yemek getir.
sırf yarım saat daha fazla uyku uyumak* için kavga dövüş aileden ayrı, üniversitenin dibinden 3 arkadaş ev tutan, rahatına düşkün, sabah uykusu için her türlü fedakarlığa razı bezgin bekirin; üniversite biter bitmez askere gitme kararıyla başlar herşey.
sıkıntılı geçen acemilik döneminde, bölük yazıcısı olmak için kıçını yırtan poşet*'in, hedefine ulaştıktan sonra bölük astsubayını dahil siklemeyip, bırak mıntıka temizliğine inmeyi, her sabah kişisel temizliği sadece el yüz yıkamaktan ibaret olan, sabah içtimasına 10 dakika kala kalkıp, her gece yatarken "vay amına koyim ne güzel askerlik yapıyorum hehe" deyip, her sabah 400 askerden küfür yiyen erbaş'ın, yazıcı olmasından 1 hafta sonra, poğaçanın kokusuna dayanamayıp koşar adım kantine giderken bölük komutanın; "şu bizim yazıcının boyu uzun, onu da yazın tören bölüğüne" şeklindeki sobesiyle başlamıştır işkence.
4,5 ay içinde; generallerin harman olduğu 3 kara kuvvetleri denetlemesi, 1 tabur komutanı değişikliği, 1 tugay komutanı değişikliği, 1 30 ağustos töreni, 1 4 eylül* törenlerine katılıp, dönüşte 15 kiloyu kışlada bırakıp dönmekle sonuçlanmıştır.
not: tören başına prova süresi 1 hafta olup, gölgedeki sıcaklık 45 derecedir.
halbuki her asker gibi 40 dakika önce kalkıp, mıntıka temizliğinden sonra kahvaltıda çamur gibi çayı içip yazıhanede oturacaktı.
kutu kutu parol içirip, insanı madde bağımlısı yapacak iş arkadaşıdır.
öğlen arası yemek yemek için dışarıya çıkmak yerine, bu hakkını telefon görüşmeleriyle geçiren, şimdiden yaz tatili programını telefondaki arkadaşına anlatan, yılbaşı için aldığı çam ağacını nasıl süslediğini bağıra bağıra anlatan, ağzı koli bandıyla bantlanması gereken bayan çene.
(bkz: kes lan artık)
şu meşhur 444'lü numaralardan birine sahip burgerci.
öğle zamanı evde yiyecek bir lokmanız yokken, internette o sürekli reklamını yapıp ağzınızı sulandıran, bir yerlerinizin şişmesine neden olup hemen telefona sarılarak bir menü ve tatlı siparişini; daha önceden sisteme kayıtlı olan telefon numaranızla birlikte veriyosunuz. 5 dakika sonra çalan telefondaki bayanın, bulunduğunuz yere sipariş alamadıklarını, daha önce gelen siparişlerin adresi öğrenmek için olduğunu belirtip, açlığınıza çözüm olamayacaklarını belirten bir görüşme yapıyorsunuz. siparişi verilen adres kuş uçmaz kervan geçmez bir yer olsa hak veresi gelir insanın ama şehrin göbeğindeyim be kardeşim. buraya da gelmeycekse nereye gönderiyorsunuz bu siparişleri?
neyse ki aç kalmadım. rakip firma imdadıma yetişti çok şükür. helikopterden iple sarkan şapkalı bir genç camıma tıklayarak getirdi burgerimi.
aşık olduğu adama karşı, başta gözleri olmak üzere bütün uzuvları dış dünyaya kapatan, mantığını sadece günlük ihtiyaçlarını giderebilecek düzeyde çalıştıran hatundur. bu tür hatunlar genelde bunalımın doruğunda, çevresindeki arkadaşlarına içinde bulunduğu durumu anlatarak "ayyy canım yaa! bunların hepsi aynı" demesini bekleyip, yanına yandaş bulma çabasında olan hatunlardır. hatun olsun erkek olsun bir müddet uzak durulması şiddetle tavsiye olunur.
öyle şuursuz hareketlerde bulunurlar ki baştada söylediğim gibi bütün uzuvları görevlerini bir müddet yap(a)mazlar.
geçenlerde bahse konu olan hatunlardan birisi bana dert yanıyor;
- canım geçen gün cafenin birinde otururken erkeğim arabayla ışıkta durdu ve yanında bi kız vardı. telefon ettim okuldayım hocayla görüşemeye gidiyorum dedi. bende akşam seni hedehöde caddesinde arabada bir kızla gördüm seni dedim, o da "araba hödehede arkadaşımdaydı yanlış görmüşsün dedi". günahını almışım çocuğun, arkadaşıymış arabadaki.
+ ee şimdi ilişkiniz ne durumda?
- ne olsun canım devam ediyoruz işte haftaya beni arayacağını belki 15dk. görüşebileceğimizi söyledi.*
+ haa tamam o zaman bi problem yok gibi.
- acaba gerçekten seviyo mu beni neden bööle yapıyo?
+ sevmez olur mu güzelim, hemde deli gibi aşık sana.
- biliyodum yupiiii.
+ biz bi şöyle keriz bulamadık.*