Kıyaslarsak nusr et ya da etchi gibi mekânlara göre fiyatlar bir tık düşük sayılır. Buna karşılık tat ve çeşit olarak nusr et'e yakın, etchi'den çok daha iyi.
izmir'de steakhouse seçeneğinin çok fazla olmaması sebebiyle cihan et ihtiyaçları fazlasıyla karşılayabilecek bir mekân. Cheddarlı köfteleri, kuzu eti üzerine olan çeşitleri oldukça iyi. Giderseniz tavsiyem her şeyden 2şer 3er çeşit yaptırın. Şato'dan yemeyin çünkü hem çok fazla hem de gereksiz pahalı.
47 yaşındaki amerikalı ressam tyree callahan abimize helâl olsun. Adam 1937 model underwood marka daktiloyu alıp harf tuşlarını renk pedleri ve renk etiketleriyle değiştirmiş, ortaya resim yazabilen daktilo çıkmış. Artık ''resime kabiliyetim yok, çöpten adam bile çizemeyen odunun tekiyim'' gibi sözler duymayacağız. Âlet işleyecek el övünecek yâni.
fikir bu cihetten çok kallâvi olsa da eksikleri var elbet. şeridin elle kaydırılma zorunluluğu, tuşlardaki boyanın sürekli olarak elle yüklenmesi gibi.
Ama zaman içinde şerit sorunu giderilir ve otomatik boya gibi pratikleştirici özellikler gelir mutlaka, görürüz. Hattâ bu konsept, 'sevgiliye farklı hediye' olarak bol bol düşünülür.
bircan yıldırım ın kişisel gelişim üzerine olan ve uzun süredir en çok satanlar listesini işgâl eden kitabı.
Neyle karşılaşacağımı tahmin ettiğim için direndim almaya ama nefsime yenilip geçen hafta edindim de tahminlerim yanılmadı.
Kendini fazlasıyla tekrarladığı gibi, bir süre sonra mesaj vereceğim diye ıkınma seviyesini geçti kitap.
Nasıl bu kadar popüler oldu ve neden bu kadar gündemde anlamış değilim. Yazarın olumlamalarını az çok aklı çalışan herkes düşünebilir. Hayâta uygulamaksa kişisel beceridir, mesaj vermekle kişilik değişmez.
izlerken yutkundum yeminle. Of arkadaş bu nasıl bir şey.
Yok mu sözlükte güney azerbaycan türk'ü olan bir yazar? Tüm malzemeleri alayım, kendisi de bana yapsın. Bu köfteyi yiyebilmek için taaa tebriz'e gitmeyelim şimdi.
içine bütün yumurta girdiğine göre bizim dalyan köfteyi andırıyor ama bu başka bir şey valla. Bana bunu yapacak yazarı 1 günlüğüne yetkili yaparım.*
istanbul olur, izmir olur yiyebileceğimiz bir yer varsa o da olur. Pek umudum da yok hani.
Dünyâda eşi benzeri olmayan bir târihe sâhip olan kırkpınar yağlı güreşlerimizin 658.si bu yıl 5 temmuz saat 18.30'da açılış töreniyle başlıyor. Müsâbakalar dmax kanalından canlı yayınlanacak.
4 kez kırkpınar başpehlivanlığını kazanan recep kara geçen sene haksızlığa uğradığını söyleyerek bu seneki organizasyona protesto amacıyla katılmıyor.
Favorim her zamanki gibi ali gürbüz. 2013te de şampiyon olmuş ama doping sebebiyle kemeri ismâil balaban a verilmişti. Aldığı cezâlar sonrası beklediğim formu tutamadı ama bu sene kendisinden çok ümitliyim. Çok fazla şampiyon adayı olsa da son şampiyon orhan okulu da ali gürbüz kadar iddiâlı olacaktır. balaban ve yeşil yeşil diğer kemer adaylarım. Fâtih atlı da her an bombayı patlatabilir.
Her bir pehlivanımızın koca yusuf ruhuyla güreşmesini dilerken mevcut kırkpınar ağası seyfettin selim'e de burdan mesaj yolluyor ve bir sonraki ağalık ihâlesine katılıp kendisinden ağalığı alacağımı da haber veriyorum.
bu konuda her kafadan bir ses çıktığını görüyorum ve nice câhilce yorumlar, entryler. beni mecbur bıraktınız anlatmaya.
görünen neden ve perde arkasındaki gerçek nedenler diye ikiye ayırabiliriz olayı.
abd için görünen neden ''ben nato'ya uyumlu patriot üretiyorum, neden benden almıyor da ruslardan alıp nato düşmanına para kazandırıyorsun?'' gibi 5 yaşındaki çocukların bile güleceği bir nedendir.
ufak bir bilgi verelim. rusların ürettiği s 400'e barcelona-real madrid dersek, abd'nin ürettiği patriot leipzig-leverkusen ayarında kalır. Yâni aralarında dağlar kadar fark var. Bu farka s 400 başlığında değiniriz ama en azından şunu belirtelim, s 400 inanılmaz gelişmiş bir savunma sistemi. patriot havai fişek kalır yanında.
abd'nin s 400 almamıza engel olmak istemesinin 2 gerçek nedeni var arkadaşlar.
1-biz nato üyesiyiz ve ruslardan s 400 hava savunma sistemi aldığımızda bunu nato savunma ağına eklemek/kodlamak zorundayız kullanabilmek için. Teknik anlamda yetersizliğimiz olduğu için bunu rus mühendisler yapacak. işte bu da nato savunma ağına rusların sızması ya da nato ile ilgili bilgi sâhibi olması demek. Abd ve nato ülkeleri öncelikle bu yüzden karşı çıkıyor. ingiltere, almanya ve fransa gibi ülkeler ''biz patriot kullanıyoruz, sen de kullan'' diyor.
2-işte abd'yi ilgilendiren ve korkutan çokomelli esas neden burda. Proje ortağı olarak bizim de içinde yer aldığımız f35 hayalet savaş uçağı abd'de üretiliyor. Abd bu savaş uçaklarını ''hiçbir radar sistemi yakalayamaz, hiçbir hava savunma sistemi vuramaz'' diyerek pazarlamakta. evet şu an dünyânın en gelişmiş savaş uçağı durumunda ve abd f35'ten iyi bir para kazanmayı hedeflemekte. Oysa manzara başka. ilk f35leri satın alan isrâil 2013 yılında suriye üzerine sürdü bu uçakları. Suriye'nin elinde olan s 300 füzeleri bu uçağı vurup düşürdü arkadaşlar. Abd ve isrâil tüm dünyâya karşı bu olayı inkâr etti ve ört bas etmeye çalıştı. s 300, s 400'ün bir alt versiyonu. Yâni f35ler bahsedildiği gibi yakalanmaz-vurulmaz bir uçak değil.
Peki bunun, f35lerin bahsedildiği kadar muhteşem olmamasının bizim s 400 almamızla ne ilgisi var derseniz, burası da çokomelli bölüm;
arkadaşlar abd bize bir dirhem güvenmiyor. Adamların en büyük korkusu bizim ruslara f35'in bâzı sırlarını okuma ihtimâlimiz. ''hadi canım olur mu öyle şey'' demeyin çünkü biz f35 sırlarını, yakında çalışmaları başlayacak s 500 gelişmiş hava savunma sistemi ortağı olma karşılığında ruslara okuyabiliriz. evet bu ciddi ciddi ihtimâl dâhilinde çünkü ruslarla perde arkasından bu konuyu görüştük. Gayr-i resmi temas yaptık. ruslar ilerde s 500'e bizi dâhil ederse karşılığında neler ister bir düşünün.
arkadaşlar bu işlerin şakası yok ve abd ile nato'nun haklı olduğu noktalar var. ruslar s 400'ün entegrasyonu sırasında nato'nun savunma ağlarının tüm şifrelerini çözme imkânına sâhip olabilir. Adamlar bu riske niye girsin, adamlar f35'in sırlarını ruslara kaptırma korkusunu neden yaşasın? Ben abd olsam, ben de sonuna kadar engel olmak isterim.
2 detayı hatırlatalım;
1-dünyâda Aynı anda hem s 400'e hem de f35'e sâhip bir ülke yok. türkiye gibi 5000 yıllık devlet geleneğinin temelinde yayılmacılık politikası bulunan ve güçlendiği ilk gün ortadoğu için ''buralar benim ata toprağım'' diyerek işgâl edecek bir ülke için bu ayrıcalık aslâ tanınmaz, son âna kadar karşı olurlar çünkü isrâil'i ortadoğuda araplardan değil, bizden koruyorlar.
2-nato savunma ağını çözmüş bir rusya'nın kıtalararası balistik füzeye sâhip olduğunu, sâdece karadan karaya değil, denizin dibinden de karaya kıtalararası füze fırlatabildiğini, ellerinde xaar (çar) bombası gibi insanlık târihinin en büyük yıkım silâhı olduğunu (çar bombasına youtube'tan bakabilirsiniz) unutmamak gerekli.
son olarak s 400'ün gücünden de bahsedelim. Maksimum 184 km irtifâya çıkabiliyor. Bilimsel olarak uzayın 100 km'den itibâren başladığını düşünürsek s 400 uzaydaki uçan kuşu bile vurabiliyor.
minimum 1 km irtifâyı da vurabiliyor ki bu en süper özelliği. Diyelim ki âniden bir savaş uçağını fark ettiniz. S 400 30 sn gibi kısa sürede hazırlayıp 1 km irtifâdaki savaş uçağına kilitlenip vurabiliyor. 0.6 sâniyede 3 tâne ateşlenebiliyor. Yâni aynı zamanda çok pratik ve seri.
''abd ilerde bizi rahatça vurabilme şansını korumak için s 400'e karşı'' diyenler falan var ki komik olmayın. Adamların derdi bu kadar küçük olabilir mi bir düşünün bakalım.
bu bölüm tıkanan tüm damarları açıyor falan ama en büyük başarısı beyindeki anevrizmaları * hâlletmesi.
kasıktaki ana damarlardan girip damarın içinden beyine ulaşıyor ve anevrizmanın içini bir maddeyle doldurup ileride patlamasına engel oluyorlar. eskiden anevrizmalar mandallama yöntemiyle ve kafatası açılarak ağır bir ameliyatla hâlledilirken şimdi en fazla 2 saatlik kapalı operasyonla anevrizmalar kapatılıyor. rahmetli anneme de yapılmıştı bu işlem.
bu cidden bir tıp mucizesi. bugün herkes bt * çektirip beyninde anevrizma varsa tespit ettirebilir ve girişimsel radyoloji bölümüne gidip basit bir kapalı operasyonla bundan kurtulabilir. Beyin kanaması belâsının sayısı da düşmeye başlar.
Lezzetli bir besin bulan işçi karıncalar, havaya kimyasallarını salarak sürünün diğer üyelerini harekete geçiriyor ve karınlarına depoladıkları sıvıyla da ağızdan ağıza diğer karıncaları besliyorlar.
Paylaşım konusunda türümüzden çok daha cömert bir tür.
onbinlerce insan ve onbinlerce kitap standının olduğu, yüzlerce yazarın kitabını imzâladığı bir fuar oluyor bu sene. Geçmiş senelere göre korkunç kalabalık. 3 kişi gidince sayı önce 2'ye düşüyor, sonra da bir başınıza dolaşıyorsunuz çünkü herkes kaybediyor birbirini illâ.
Mutlaka gidin, pazar günü son. Özellikle sahaflar çarşısı bölümünde kendimi kaybettim ya da kendimi buldum da diyebiliriz.
Az sonra dmax kanalında başlıyor efsane boks maçı.
Her iki taraf manyak, her iki taraf nâmağlup.
Klitschko boksu bıraktıktan sonra artık 3 kral var ve bunlardan ikisinin tarihi maçı diyebiliriz bu maça. ikisi de devasa boylarının avantajlarını hep iyi kullandı ama birbirlerine karşı bu sefer farklı olacak.
Wilder için Klitschko, Joshua ve Fury'ye karşı meydan okumadığı için hep eleştiri vardı ve biraz da mecbur kaldı. Kendisi psikopat ruhlu ve maç öncesi Fury'ye defalarca saldırmaya kalktı. Sinirlenip sokak dlövüşçüsü gibi saldıracağı anlar olacaktır.
Fury ise savunma ağırlıklı dönüştüğü için çok beğenilmez ama showmandir, rakiplerinin ayarlarıyla oynar ve çokça dalga geçer. Bunu yine yapacaktır ve Wilder'ı kudurtmayı deneyecektir.
40/40 gâlibiyet oranına sâhip olan Wilder'ın gücünün sınırlarını net olarak göreceğiz ve benim favorim. 27/27 gâlibiyet oranına sâhip olan Fury'yi Klitschko'ya karşı olan maçından biliyoruz zâten.
Ağırsıklet boksta 3 kemer var. WBA ve WBO kemerleri Anthony Joshua'da şu an. Bu maç ise WBC kemer maçı. Kazanmayı başaran önümüzdeki sene Joshua ile kapışacaktır.
Mutlaka sokak dövüşüne dönecek sahneler olacaktır. Boksun dışına çıkmasını ve sonunda Wilder'ın kazanmasını bekliyorum.
Bu sene 657. kez düzenlenen efsanevi ata sporumuz.
Favorim yine ali gürbüz. 2013 ve 2017 şampiyonu ismail balaban, 2004-2007-2008-2016 yıllarının şampiyonu recep kara, 2009 ve 2010 şampiyonu mehmet yeşil yeşil, 2015 şampiyonu orhan okulu, 2014 şampiyonu fatih atlı ve kariyeri sakatlıklar yüzünden çok etkilenen 2006 şampiyonu osman aynur diğer favoriler. Açıkçası son yılların en büyük kapışması olacak ve favori sayısı çok fazla.
Çeyrek final, yarı final ve final müsabakası pazar günü gerçekleştirilecek. Müsabakalar ntv spor'un yerini alan d-max kanalından yayınlanacak.
Bize de kırkpınar'ın ağalığını almak nasip olur inşallah bir gün.
ünlü din felsefecisi alvin plantinga tarafından geliştirilen, biraz karışık olduğu için anlaşılması zor ama bir o kadar da mükemmel bir argüman.
hepimizin de malûmudur ki ateistler evrimi dinlere karşı bir silah olarak kullanmaktadır. oysa bu argümanda evrim, son derece mantıklı bir şekilde ateizme karşı bir silaha dönüşür.
argümanı iyi anlamak için natüralizmin ne olduğunu hatırlatmakta fayda var. natüralizm çoğu ateistin sahip olduğu dünya görüşüdür.
ne der natüralizm?
*doğa üstü güçler yoktur.
*doğadaki her şeyin bilimsel bir açıklaması vardır.
*insan bilinci maddeyle açıklanabilir.
*her şey doğadan ibarettir ve doğa dışında hiçbir şey yoktur.
*insanlar kör bir sürecin ürünüdür ve tamamen maddeden oluşur.
evrim ise canlıların oluşumunu açıklamaya dayalı bir teoridir ve kısaca doğaya en iyi ayak uyduran canlının hayatta kaldığını iddia eder.
evrimin söylediklerinden yola çıkılırsa; eğer insan evrimleştiyse beyni ve aklı da doğaya ayak uydurarak hayatta kalma adına evrimleşmiş olması gerekir. hatta beynin içindeki zihin de evrimleşmiş olmak durumunda.
Peki bu durumda; bizi hayatta tutmak adına evrimleştiği düşünülen beynin, doğru düşünce üretecek şekilde evrimleştiğine de güvenebilir miyiz?
Alvin plantinga bu noktada biraz karışık da olsa şunu söylüyor : hem natüralizmi hem de evrimi kabul edersek bilişsel yeteneklerimize hiçbir şekilde güvenemeyiz. Eğer natüralizmin doğru olduğuna inanıyorsanız, aynı zamanda bu inancın sizin hayatta kalmanız açısından yararlı bulunduğu için beyniniz tarafından oluşturulduğuna da inanmak zorundasınız, yani doğru olduğu için değil.
Şöyle bir kısırdöngüye takılmamak elde değil :
Natüralizmin doğru olduğuna inanıyorum >>> evrimsel bir sürecin ürünüyüm
Evrimsel bir sürecin ürünüyüm >>> tüm inançlarım hayatta kalmamı sağlayacak şekilde evrimleşmiştir
Tüm inançlarım hayatta kalmamı sağlayacak şekilde evrimleşmiştir >>> natüralizmin doğru olduğuna inanıyorum.
Natüralizmi kabul etmemiz durumunda, aslında tüm inançlarımız bizi hayatta tutmaya programlanmış oluyor. Yani doğru sandığımız her şey bir çeşit illüzyondan ibaret olmuş oluyor.
Oysa algı, sezgi, hafıza, tefekkur, sempati gibi natüralizmin açıklama getiremediği tüm bilişsel yeteneklerimize her an her saniye güvenilir miyiz? Elbette hayır. Davranışlarımıza yön veren bu bilişsel yetenekleri kabul etmeyen natüralizmi, yine aynı bilişsel yeteneklerimiz ile kabul edip ''natüralizm doğrudur'' dersek bir kısırdöngüye girmiş olur ve aslında natüralizmin doğruluğuna değil, bilişsel yeteneklerimizin doğruluğunu sorgulamış oluruz.
Belki biraz karışık görünebilir ama aslında son derece basit ve güzel argüman. Hem natüralizmi çökerten hem de ateizmi sarsan.
Köşesinde sadece Seks üzerine yazmayı âdet edinen Ayşe arman a verdiği röportajı okudum.
Rayka ''oral şöyle yapılır, ön sevişme böyle olur'' minvalinde konuşmamış gerçekten. Türkiyedeki seksolog algısı bu çünkü.
türk insanın cinselliğe karşı duruşu üzerine iddialı açıklamalarını görünce ister istemez bu kadının yatakta nasıl olduğunu düşündüm. Trollleme amacında değilim, rayka yatakta nasıldır, sekste iyi midir yoksa hayal kırıklığı mı merak ettim. Vurucu tespitler yaptığına inanıyor ve iddialı konuşuyor seksoloji üzerine. Bir yer edinme mücadelesini anlayışla karşılıyorum çünkü yurtdışında ciddi eğitim almış ama ataerkil bir toplum yapısının anaerkil uzantılarına da sahip türkiyede özgürce ve bilinçli bir şekilde seks yaşanması gerektiğini ve bekaretin önemsiz olduğunu savunmak ancak istanbul ve izmirde tutar.
Raykacım, bebeğim. Sen bu sözleri orta ve doğu anadoluda ya da karadenizde de kullanır mısın lütfen.
Ayrıca orgazm olamayan kadınlara da değinmişsin. Bak ben 1 yıl kadar evvel orgazm olamayan kadınlara yönelik şu tavsiyeleri girmiştim. (#34999852) baktım sen de farklı bir şey söylemiyorsun? Kaldı ki sen bu işin okulunu okudun ve profesyonel olarak para da kazanıyorsun. Görüyorsun teoride sen, pratikte de ben farklı şeyler söylemiyoruz. Allayıp pulladığın mesleğin için pratiğe sahip olmak ve biraz da aklını çalıştırmak yeterliymiş gibi geldi bana.
Ha bak, seksin hastalıkları üzerinden konuşup kendini süsleyeceksen hatırlatırım ki sen bir ürolog değilsin zaten.
Türk insanın korunma yöntemi diyerek geri çekilme yönetimini 'geleneksel' şeklinde isimlendirmek de biraz komik olmamış mı rayka bebeğim? Bu evrensel bir korunma yöntemi canım biliyorsun sen de.
instagram hesabını da şöyle bir inceledim de tamamı seks üzerine paylaşımlar. Anlıyorum seksologsun ama sen bir mühendisin, bir manavın, bir tornacının mesleğini instagramda insanların gözüne soktuğunu gördün mü?
Sonuç olarak ben senin yatakta nasıl olduğunu merak ettim gerçekten. Tanışırsak sevişelim seninle ki bakalım o çok iddialı olduğun mesleğin senin özel yaşantına ne katmış görelim.
Çocukluğumda olan döneme bak, bir de şu döneme bak. Ne istanbul ne de izmirde eskileri göremiyorsun artık.
Benim çocukluğum izmir konak devlet hastanesinin yani şimdiki kadın doğum hastanesinin arkasındaki eski rum evlerinin olduğu bir mahallede geçti 9 yaşına kadar. Tüm evler müstakil 2 katlıydı.
Hatırlıyorum, kimse evinin kapısını kapatmazdı. Herkes birbirine güvenir, kimse kimsenin namusuna yan gözle bakmaz, herkes birbirine yardımcı olur ve birbirini korurdu. Kan bağının olmadığı bu insanlar akşamları birbirlerine yemek ikram ederdi.
Akşamları herkes evinin önünde oturur ve biz çocuklar 10'a 11'e kadar sokakta oynardık. Çaylar demlenir, çiğdem çitlenir ve şen kahkahalı sohbetler olurdu.
Hatırlarım, gün içinde herkesin evine girer çıkardım çünkü komşularımızın elinde büyüyordum diğer çocuklar gibi. Salçalı ekmekler elimizden düşmezdi ve bunu sadece kendi annelerimiz değil, mahalledeki tüm teyzeler verirdi.
Kaç cam kırdığımı bilmem, yine de şikayete gelmezlerdi rahmetli anneme. Bakkaldan çaldığım sakızların dayağını annemden yerken beni gelir bakkal kurtarırdı.
Ben 5-6 yaşlarındayken komşumuzun lisede okuyan bi kızı vardı, aysel abla. Okuldan eve gelirken peşine takılan adamı mahallenin abileri nasıl da dövüp kovalamıştı. Çünkü komşunun namusu kendilerinin namusuydu. Çünkü herkes birbirine sahip çıkardı, dedim ya kimse kimsenin ne cebine ne de karısına-kızına yan gözle bakmazdı.
Hatırlarım, komşulardan birisinin bankaya borcu vardı da bütün mahalle para toplayıp ödemişti. Kimse yalnız sahipsiz değildi, kimse tek başına ölmezdi.
9 yaşına geldiğim dönemlerde apartman'lı hayata geçtik ve bir daha öyle bir komşuluk görmedim ben.
3 yıl kadar evvel o mahalleye gittim, eski evimizi ve o mahalleyi gördüm. Ne çocukluğumun kokusu kalmıştı ne de o eski sıcak yüzler. Tamamı kürt olmuş mahallenin ve tamamı da buz gibi gözlere sahipti. Erik ağaçlarının tepesinde dolaştığım çocukluğumu aradım, o komşulara bakındım ama yoktu hiçbiri.
Bu yüzden hem istanbuldayken hem de izmirdeyken eski mahallelerde, ara sokaklarda arabanın girmediği yerlerde dolaşmayı severim. Çocukluğumdaki komşuluk izlerini pek göremesem de samimi birçok yüz görüyorsun arada.
Çünkü bu 2 takım 2010-11 sezonunda fenerbahçe nin hiç şike yapmadan aldığı haklı şampiyonluğu karalamış ve fethullah gülen mahkemeleriyle birleşip her türlü iftirayı atmış, uefa yı bile yanıltmıştır.
olmayan bir şikeyi var gibi gösterip feto mahkemelerinden de güç alıp türlü pisliklerle fenerbahçenin 2 defa gitmesi gereken şampiyonlar ligine haksızca gitmişler ve Fenerbahçenin hak ettiği parayı allahtan korkmadan, kuldan utanmadan yemişlerdir.
ve işte bugün bu 2 takım sürünmektedir çünkü 25 milyon fenerbahçelinin ah'ını almış ve acısını çekmektedir.
daha da beter olacaksınız inanın. Fenerbahçeden zorla çalıp yediğiniz haklar sizden bin beter şekilde çıkacak. Bugünler iyi günleriniz.
çok güvendiğiniz fethullah gülen mahkemeleri kalmadı ve adil yargılamada fenerbahçenin suçsuzluğu anlaşıldı, fenerbahçe aklandı. iftiralarınız ile bizden çaldığınız haklarımız kör yanlarınızdan çıkacak. Bunlar iyi günleriniz.
Çıktım arabaya doğru ilerledim ki bi baktım arabanın üstünde 2 tane kedi yatıyor. ''pisst'' yaptım biri fırladı gitti ama diğeri hiç bozmadı keyfini. arabanın içinde pisst yaptım, elimle cama vurdum ama nafile. başını çevirip gözlerime bakıp ''bi dur la keyfimi bozma'' bakışı atıp uyuşuk uyuşuk caddeyi seyretmeyi sürdürdü. kornaya bastım kuvvetli bir şekilde, ''gürültü etme be'' bakışı fırlattı. patisi silgeçlerin üzerinde olduğu için silgeçleri çalıştırdım ama patisini kaldırarak silgeçleri iplemedi bile. tekrar kornaya basıyordum ki 45-50 yaşlarında bir kadın geldi bağırdı bana.
+napıyorsun sen be adam? görmüyor musun kediyi?
-kedi gitsin diye yapıyorum abla. napayım kediyle mi yola devam edeyim?
+sizin gibi hayvan düşmanları yüzünden neler çekiyor bu kediler.
-alla alla naaptım ne dedim ben şimdi. benim de kedim vardı eskiden.
kadın ''gel oğlum sen'' diyerek kediye uzandı ama keyfi bozulan kedi kadını tırmıklayıp intikamımı alınca kahkahayı basıp indim aşağıya.
sonuç; hem kadından laf hem de kediden 2 pati darbesi yiyen, 15 dakika kediyle uğraşan ben.
Henüz 21 yaşında genç bir üniversite öğrencisiyken geçirdiği trafik kazası sonucu göğüsten aşağısı felç olan, 8 yıl yatalak vaziyette ömrünü sürdürüp yarım kalan kök hücre tedavileri ile bir parça duyularını kazanan, maddi imkansızlıklar nedeniyle tedavisini yaptıramayan ama buna karşılık hayattan hiç kopmayan kocaman güzel yürekli insan.
''sevgi damlaları'' isimli bir şiir, zor geçen hayatını anlattığı ''zoru başarmak'' isimli biyografi ve çocuklar ile bedensel engelliler için çıkardığı ''umudun renkleri'' isimli boyama kitabı olmak üzere 3 kitabı bulunmaktadır. tedavi bütçesine katkı amacıyla lütfen bu kitaplara ilgi gösterelim.
hepimiz birer engelli adayıyız, unutmayalım bunu sakın. hayata küsmeyip yeniden yürümek için umudunu yitirmemiş bu güzel insana verdiği mücadelesinde destek olalım.
Rabbim inşallah yürümeyi nasip eder sana Sibel kula..
Daha düne kadar ''başkan aponun heykelini dikeceğiz'' diyen selahattin demirtaşın seçim yaklaşınca dansöz gibi kıvırıp ''pkk bizim temsilcimiz değildir'' diyerek kahkaha attıran yavşaklaşmadır.
Diğer eş başkanın ''biz gücümüzü pkk dan alıyoruz, sırtımızı onlara yaslıyoruz.'' sözleri hepimizin kulağında çınlıyor hâlâ.
Son seçimde hdp ye oy verenler, görün artık bu vatan haini teröristlerin gerçek yüzünü.
Sinemamızın en iyi 5 filmi. Her yazara göre değişiklik gösterebilir tabiki. Mesela eşkıya ve s.b.a.y. bende asla yok.
1-sevmek zamanı (1965)
Sinemamızın efsanesi, medar-ı iftiharı. Çekildiği dönemde ''bu filmden cacık olmaz'' diyen çok bilmişlerin torunları şimdilerde verecek ödül bulamamakta bu filme. Yönetmen metin erksan ın dahice çekim açıları ve istanbul görüntüleri eşsizdir. Sema özcan ın camdan bakarken cama yansıyan istanbul görüntüsü harikadır. Olağanüstü senaryosuna filmin kendi başlığında çok daha önceleri değinmiştik zaten. Tabi bir de akıllarda kalan 1965 türkiyesinde çok basit kalmış mastürbasyon ve orgazm sahnesi. Filmin tek kötü çekilmiş sahnesidir diyebilirim ama o yıllarda sema özcandan bir berlin in berlin hülya avşar performansı beklenemezdi.
2-züğürt ağa (1985)
Olağanüstü senaryoya olağanüstü oyunculuk eklenince efsane bir film çıkması zor olmuyor ortaya. Haşmetli bir köy ağasının en sonunda yırtık terliklerle çiğ köfte satmasıyla sonuçlanan bu filmde şener şen in istanbula karşı adaptasyon süreci, temiz kalbinin en sonunda nasıl bozulmaya başladığı, çorak tarlasında allaha seslenişi, şahsına münhasır babası gibi sahne ve karakterlerle eşsiz bir filmdir. Satılık köy tabelası bile değişik bir tebessüm oluşturur insanda.
3-uçurtmayı vurmasınlar (1989)
Annesinin işlediği suç yüzünden hapiste doğan ve hapisteki yaşamdan başka bir hayatı görmemiş/bilmemiş 5 yaşındaki barış'ın gözünden dünyayı anlatan mükemmel bir fimdir.
5 yaşındaki barış inciye sorduğu sorularla hapis dışındaki hayatı tanımaya ve hayâl etmeye çalışır. ikili arasında efsane dialoglar geçer bu süreçte. Muadili olmayan muhteşem bir filmdir.
+burası dışarısı mı?
-evet.
+babam buralarda mı?
hiç unutulur mu bu replik.
4-hababam sınıfı serisi 1-2-3-4 (1975-76)
türk sinemasının komedi dalındaki başarısıdır. film o kadar tutar ki 2 yılda 4 tane çekilmiştir. seri bazı aydın kesimlerce ''gençlere kötü örnek olma'' yolunda eleştiri alsa da film kendi içinde kendisine eleştiri getirebilmekte ve sorumsuz gençlerin durumundan ailelerin ilgisizliğine dem vurmaktadır. ilk 4 filmde bu sorumsuz gençlerin gerektiğinde toplumsal sorumluluğu nasıl edinebildiğine de değinir.
bu seri hepsinin ötesinde ''bel altı'' esprilere ihtiyaç duymadan insanların gene güldürülebildiğinin ispatı olup kendisine has müziğiyle de efsaneleşmiştir. herkesin kendi okul yıllarından bir anı bulabildiği hababam sınıfı olmadan türk sineması olmaz.
bu filmin ne olduğuna ve neden bu listede yer aldığına dair entrim yukarda.
klasik gibi gözüken böyle bir konudan harika oyunculuklar ve senaristin mükemmel oluşturduğu karakterler sayesinde ortaya çıkan özel insanlar ile filmin içinde barınan muhteşem dialoglar/replikler sonucu efsane bir filmdir. izlemeye insanların s.b.a.y. gibi yurtdışından ithal edip çektiğimiz bir filmde geçen replikleri replik sanması ne kadar da üzücü.
-----------
günümüzde ne hababam sınıfı gibi bir komedi ne uçurtmayı vurmasınlar gibi toplumsal sorun filmi ne züğürt ağa gibi adaptasyon filmi ne de sevmek zamanı gibi kült bir film çekilmiyor artık.
biz ülkücüler sizin gibi degiliz, vatan hainleriyle asla saf tutmadik tutmayacagiz. ilk gunden beri pkklilarin oldugu yerde olmayiz diye net soyledik.
akp ile olan derdinizi gidin kendiniz cozun lan, mabadinizin her zora girmesinde mhp den medet umuyorsunuz. mhp sizin oyuncaginiz mi lan?
haddinizi bilin, mhp nin adini agziniza desturla aldirmasini biliriz. biz ne akp nin usagi ne de chp nin oyuncagi oluruz.
bizler vatan ugruna firat nehrinde, dicle irmaginda abdest almis insanlariz. kendinize gelin, haddinizi bilin chp liler. once vatan haini kopeklerle ayni safta yurumeyi birakin.
tum bu sozlerimiz akp denen hain ortagi icin de gecerlidir.
çocukluğumda 8-9-10 yaşlarındayken ''iftarlııııık piiideleeerr'' diye pide satardım lan. O günlerimi düşünerekten ramazanın ilk iftarında çocuklardan pide alıcam dedim ama 1 tane pide satan çocuk kalmamış. Oysaki çocuk olmanın ramazandaki en büyük özelliğiydi pide satmak benim için. Hatta pideden kazandığım parayla gidip bisikletimi tamir ettirmiştim kendi başıma. Şimdiki çocuklar sokağa bile çıkmaz olmuş. Ne top oynayan var ne saklambaç.
Ulan biz akşam karanlığında babalarımız işten gelinceye kadar eve girmek bilmezdik. Bu devrin çocukları malesef pısırık büyüyor, çocukluğunu yaşamadan.
Kağıttan oyuncak gemi bile yapmamıştır bunlar, yüzdürmemişlerdir yağmur sularında.