tablet pc kullanımını kolaylaştırması ve yaygınlaştırması beklenen tablet. samsung çıkardı bir tane bunlardan, ama piyasaya sürmedi henüz. özelliklerini inceleyince yahu biz ipad aldık ama enayiymişiz dedirtiyor. intel core i5, 4gb ram, 64gb ssd belleğiyle öne çıkıyor. şöyle bir şey.
edit: ilgilisi ve meraklısı içün ebayden buldum. fiyatı 3800$. ohş.
samsung galaxy tab 10.1 dünyanın en ince tabletidir an itibariyle. *
tabletlerin benim için harici harddiskleri destekleyene kadar bir hiç olduğu halde * al beni diye cezbedendir aynı zamanda. beyaz renklisi, tasarımı harika.
kadrini kıymetini bilmeyenlere inat android işletim sistemlidir*. bimekste 1399tl idi bugün, gayet güzel. şöyle işte.
twitter ında gözler önüne serilendir. yok millete otobanda çalışan orospu muamelesi yapmalar yok gaysın anan da orospuydu vs demeler... seviyesizliğin böylesi.
hatta şunu da gördük, redd hakkındaatıp tutmasının screen shot unu alan bir sözlükçüye ettiği laf ''x bunu da screenshot alsana< x'in gay olma sebebi,küçükken annesinin pavyonda çaliştiğini öğrenme travmasidır''
kaliteli bir adam olduğunu düşünmüyordum fakat bu kadar seviyesiz olduğunu da bilmiyordum.
hayret yahu benden önce yaşayan olmamış mı? bir daha tırstım aaayh..
halk arasında üç harfli diye de andığımız, rüyada orda burda görünce üç buçuk attığımız bu varlıkları rüyada görmektir. düşman başına, çok fena çok, koru yarebbim.
şimdi ben de hayaletlere vampirlere ne bilim böyle değişik mahlukatlara inanan bi insan değilim tabii ki, eşek kadar olduk sonuçta ama bu öyle değil ki, bunları yalanlayan dinden çıkar maazallah, kuran da yazıyor çünkü.
böyle rüyalar anlatılmaz derler ama gören olursa yapması gerekenler açısından üç beş açıklama olsun diye özet geçeyim dedim. öncelikle şunu söyleyeyim, bu tür mahlukatların kötü huylusu ramazan ayında bağlanır öyle kötü
lük felan yapamaz. böyle bir rüya görürseniz o sizin bilinçaltınızla alakalı bir şeydir kesin, böyle rahatlatın içinizi. her neyse rüyadan bahsedeyim. akıl vermeye gelince çok bilyorum da, başıma gelince tırstım tabi baya.. bi ürperme mi geldi ne..
yatmadan önce bi kaç ses duydum gibi geldi, çok durmadım üstünde, inançlı insanız okudum* yattım. bir kaç afili rüyadan sonra bizim evin balkonuna 2 kişi olmak üzere geldiler, dua ettirmiyorlar felan üstüme üstüme geliyorlar. bi kaç haber verdiler, henüz gerçek mi öğrenemedim ama zannetmiyorum. annemin içine felan girdi bunlar gözler bööyle fincan gibin ühü. tırıs tırıs gittim kuran aldım suratına bastırdım bunun. aldı kitabı, açtı gösterdi. meğerse o kitap kuran-ı kerim değil, bi dua kitabıymış, bakmamışım içine. üstüme yürüdü terbiyesiz, '' bu bize bir şey yapmaz'' diye diye...
daha önceden bu mevzu hakkında bilgim vardı, ezan okuyunca kaçıyorlar kendileri.
rüyamda ezan okumaya başladım, maşallah bana. o an kayboldular ve ben o an bagıra bagıra böyle '' allaaaaaahü ekbeeeerrr allaaaahü ekbeeeerr cıyaaaakkk!! anneeeeey?!??!! ühühühüüü''diye ezan okuyarak uyandım töbe yareppim ya...
mümkün değil uyuyamazsın sonra sabaha kadar, e sabahladık tabi.. allah kimseye vermesin, gittim annemin yatağına yattım küçük veletler gibi...dün gece olyo bu, bu gece de olmaz inşallah.
şşt sen buraya kadar okuyan cağnım yazar, uyumasak, sabahlasak felan ha olur mu?? korktum ben yaaa...
facebook çılgınlarca paylaşım gönüllülerinin (nasıl beceriyorlarsa yüzbinlerce kullanıcının toplu halde can dündar, can yücel, küçük iskender gibi yazarlara sarmalarından sonra sırayı oğuz atay'ın romanı tutunamayanlar'daki hayali karakterleri olric'e getirmeleridir.
biliyorum yahu biliyorum!
bu olric ve efendisi*'nin arasında geçen ibretlik diyalogları paylaşan arkadaşlarımın neredeyse hepsinin o kitabı okumayı bırak, elleriyle bile tutmadıklarını biliyorum... yapmayın, bahsettiğiniz kitap cin ali değil ki, hepiniz okuyun anlayın sindirin, biz de yiyeyim?
aslında facebooktaki bu örgütleşme sinir bozucu olduğu kadar, insanın gözünü korkutuyor, itiraf edeyim. bu mevzuları atlamayalım artık arkadaşlar, çok rica edicem.
yüzbinlerin aynı anda, aynı yazarlara sarıp, aynı romanları okuması bize aslında çok şey anlatıyor olabilir. *
bir facebook cemiyeti veya örgütü kurmuş olabilirler. ansızın mark zuckerberg'den gelen bir özel mesaj ya da dürtmeyle bu gizli örgüte sorgusuz sualsiz alınıyor olabilir ve insanı romandan şiirden usandırmak olan görevlerini anında hayata geçirmeye zorlanıyor olabilirler.
gündemdeki olaylara hatta günün anlam ve önemine göre hedeflerini ve yöntemlerini değiştirdikleri de aşikar...
-iftara ne kadar var olric?
-sabrınızı ölçecek kadar zaman var efendimiz...
akabinde rezil olmayı getiren durumdur. herhangi komik bir şey izlerken felan da gerçekleşebilir. düşman başına. ühü.
yıllardır arkadaş çevremde ve ailemde kahkahamın ve hapşuruk sesimin desibel rekoru kırabileceği iddiasıyla yaşayan insanlar oldu. ne yalan söyleyim haksız da değiller hani, çoğu mekanda ya da sınıflarda şen kahkahalarım mekanın dört bir yanını çınlatmış, yabancı bakışlara maruz kalmışımdır. fakat bu son mekan otobüs olmamalıydı, olmamalıydı...
tarih geçen ay felan.
yer anadolu turizm izmir-eskişehir seferi, bilmem kaç nolu pencere dibi koltuk.
yanım boş allahtan. zaten 6-7 saat popom düzleşiyor oturmaktan, bir de yanımdakinin uyuyup üstüme yığılmasını çekemezdim. neyse yolculuktayız ama yol bitmek tükenmek bilmiyor. dedim teknolojinin nimetlerinden faydalanalım, şu tv yi açayım. normalde tv hiç izlemem desem yeridir
( tamam tamam itiraf ediyorum, manyak gibin bugün ne giysem izliyorum eheh, o hariç. * ),
fakat mecbur açtım tv yi, belki de en keyif alabileceğim programı yakaladım, komedi dükkanı.
adam o kadar harika oynuyor ki, içimden içimden yarılıyorum. hakikaten çok iyi bir bölümdü, izleyicilerden çağırdığı konuk oyunculara kadar hepsi mükemmeldi kaptırmışım kendimi. o gün de nasıl yorgunum, zaten kulaklıklarla dinliyorum, çevreyi kendimi duyduğum yok... yani rezil olmam için tüm unsurlar toplanmış sanki.
bi süre içimden yarıldım, yarıldım.
o arada bir yerde içimde biriktirdiğim, bir şekilde ağzımdan ve diğer müsait yerlerimden fışkırırcasına çıkan şen kahkahalarımı farkedinceye kadar her şey ziyadesiyle eğlenceliydi, tabii benim için.. *
ağızımı yaya yaya '' aaayyyhhhhh ahahahaha hihohhahahayyttt!!! '' diye kahkahalara boğulduğumu farketmemde
'' nolyo lan manyak?!? '' bakışıyla arkaya doğru sert bir dönüş yapan ön koltuktaki kaşları çatık amcanın büyük bir etkisi oldu tabii...
amcam nası bi dönüş yaptıysa 1-2-3 tıp diyince götü tutuşan çocuklar gibi ani bir refleksle ağzımı ellerimle kapayıvermişim.
utandırmasan olmazdı, şerefsiz...
hareket ve davranışlarımın çevremdeki etki ve aldığı tepkileri önemsemeyen bir insan olduğum halde sağ tarafımda 2 koltuğa sıkışmaya çalışan 2 küçük çocuk ve annesinin bana bakıp yarıldığını görünce, ne yalan söyleyim kulaklarımdan enseye doğru bir kızarma ve sıcaklık hissetmedim değil...
en son, yolculuğun sonuna kadar tv yi açmadığımı ve anormal sesler çıkarmamak için dişlerimi dudaklarımla örterek sıktığımı hatırlıyorum... ( burada bu dudak sıkma hareketimi denedin itiraf et, tebrikler yapabiliyorsun)
peşin edit: yazımı sonuna kadar okuyup acımı paylaşan sözlükdaşlara sevgiler. lütfen dalga geçmeyiniz.
utandım, anlıyor musun? *
hödük gibi bir adam olduğu halde paradır, aşktır, şanstır bir şekilde ivana sert gibin taş bir hatuna sahip olan yurdal sert'in takvim gazetesinin bi haberine göre bodrum da bir mankenle ikoncan ı aldatmasıdır.
bu kadar mı doyumsuz bu erkek milleti? aradığı neyse fazlasıyla bulması lazım ivana'da ya da yetmiyorsa bir aynaya bakmalı bence.
finallere, sınavlara hatta o son muafiyete dair tüm umutlar tükenmiş bir haldeyken, notlar kontrol edilip sınıfın geçilmiş olduğunu gördüğünde verilen ilk tepkidir. geçmişim laaaaaaan diye nara atmak ister insan.
geçmişim laaan sözlük tililililili.
(bkz: oha lan kaldım) versiyonu var bir de, evlerden ırak.
greenpeace akdeniz in barbie bebek üreticisi Mattel in Barbie paketleri için ihtiyacı olan kağıt ürünlerini tam bir orman düşmanı olan Asia Pulp and Paper (APP) adındaki şirketten satın almasına duyarlılık oluşturmak için oluşturduğu kampanyadır.
o barbie çok kevaşe duruyordu zaten. aldatmış bile olabilir.
Yağmur ormanlarıyla ilgili bir skandal, dünyanın en ünlü ve ikonik çiftlerinden birinin ilişkisine son noktayı koydu. Dünyanın en ünlü oyuncak bebeği Barbie'nin, aslında yağmur ormanlarının baş düşmanı olmasının ortaya çıkması üzerine uzatmalı sevgilisi Ken, resmen Barbie'den ayrıldığını ve orman katili kızlarla çıkmayacağını söyledi.
Barbie'nin herkesten gizlediği bu kötü alışkanlığının sorumlusu, Barbie'yi üreten firma Mattel.
Mattel ne yazık ki Barbie paketleri için ihtiyacı olan kağıt ürünlerini tam bir orman düşmanı olan Asia Pulp and Paper (APP) adındaki şirketten satın alıyor. APP ne acıdır ki iklim değişikliğinin korkutucu sonuçlarına, Sumatra kaplanı gibi nesli tükenen hayvanlara ve yerel halka rağmen yağmur ormanlarını hiç durmadan katlediyor.
Değeri başka hiçbir şeyle kıyaslanamayacak yağmur ormanları ve pek çok canlı türü yok oluyor. Bütün bunlar sırf Barbie daha az maliyetli, sonunda çöpe atılacak bir pakete girebilsin diye.
Mattel, APP ürünlerini kullanmaktan acilen vazgeçerek Barbie'nin yağmur ormanlarını yok eden bu kötü alışkanlığına bir son vermeli.
`
Orman katillerini ele veren Ken'e siz de kulak verinve Mattel'e mesaj gönderin.`
Yardımlarınız sayesinde geçen yıl Nestlé tedarik zincirinden orman katillerini çıkarmaya ikna olmuştu. Şimdi Endonezya yağmur ormanlarının korunması için bir kez daha sizin desteğinize ihtiyaç duyuyoruz.
hbbia 2 hesabı da farklı tarayıcılardan açıyor, yazdığı entry i yanlış hesaba yapıştırıyor. evet olabilir.
yalnız benim bildiğim hbbia saniyesinde fark eder ve entry i siler? silmediğine göre bi bit yeniği olabilir, benim gibi bi sazan farketsin de başlığı açsın diye bekliyorlar olabilir.
amaaan sözlüğün dedektifliği bana mı kaldı be naparsanız yapın. *
edit: aa bu hbbia nın saklamadığı bi gerçekmiş zaten. tuh ben de sobeledim sandım.
dün yediğin hurmaların yarın tırmalaması durumu. tabii bu troll geçinenler ve yediği haltları sözlükte paylaşanlar için geçerli bir durum.
o değil hbbia'nın bir entrysinde gece üstünü örten bir entrysinde yatalak olan valideciği yazar olsa ya.
- oğlum bunlar ne biçim entry he? sen bizi ele güne rezil mi edeceksin? beni arkadaşlarına böyle mi anlatıyosun tüüü sana verdiğim emeklere!
- şey, annecim onlar hikaye hikaye, troll üm ben aslın...
- suuus rezil seni. ben seni troll ol diye mi doğurdum sütüm haram olsun sana tüüüü. yatalak demiş bir de benim için, yatalak mı olayım onu mu istiyorsun hee?
- olur mu öyle şey valideciğim ay aman anneciğim yahu ben öyle güzel entry olsun diye şeyett...
- sus! şu karma puanına bak rezil seni adı bile ''küçükken çok ezilmiş'', böyle mi yetiştirdik seni he?! komşunun oğlu 300 karma yapmış duydum geçen. utanıyorum söyleyemiyorum elaleme bizim oğlanda -1800lerde sürünüyor diye, boynum bükük geziyorum. biri nickini soracak diye ödüm kopuyor. bakkal ramiz öğrenmiş geçen, önünden geçemez oldum dükkanın.
- ama anne ben selebiritiyim öyle deme yaaa. gizli modum ben.
- hadi ordan gizli modmuş hem ne selebiritisi anlamam ben selebiriti felan. çabuk odana o karma düzelmeden çıkmıcaksın odandan utanmaz senii!
facebook da bile 1 buçuk milyon hayranları varken niçin bizin sözlük yazarları bu adamın sesini, bu grubu ve harika parçalarını keşfedememişler diye şaşırdığım train isimli grubun solistidir. sesi aşkın heyecanıyla dolu sanki, öyle hissediyorum ben. aşk dolu parçalarına çok yakışır.
algida'nın bu sezon çıkardığı çikolata-brownie ve badem-karamelli olamak üzere iki çeşidi olan yeni ürünüdür.
gördüğüm en şık dondurma kabına sahip bu ürün. gözlük kabı gibin içindeki lezzeti merak ediyor insan. an itibariyle çikolata brownie olanı yiyorum ohş. ama itiraf edeyim o gözlük kabı gibin kutuyu açınca bu ne lan tepkisini verdim.
kutuyu ilk açtığınızda bu tester olmalı diye düşüneceksiniz. magnumların en pahalısı (3tl) ve en küçüğü!
lezzeti güzel, ben sevdim ama kutusu daha güzel valla. hem de 240 kalori minicik şey! diyeti bozduğuma değmedi valla. ama belçika çikolatası lezzeti felan çokoş. tadın canım aklınızda kalmasın.
şu sıralar sözlüğün istisnasız en marjinal ve en komik olan yazarı ezik man'in farklı üslubuyla döktürdüğü entyrlerinin görmeyen kalmaması adına yapılması gerekendir. tabii önce onun cümle kurgusu bilerek o şekilde işlediğini freshman'lere anlatmak gerekecek.
çekmediği kalmadı yavrucağın, çekip alacağım onu bu hayattan.
bir şekilde evinden barkından olmuş, sokaklarda yaşam savaşı veren evsizlere yardım etmektir. maddi durumunuz çok müsait olsa bile sayıca fazla olduklarından hepsine tek başınıza yardım edemeyeceğiniz aşikardır. bu yüzden bir çoğumuz üzülüyoruz fakat elimizden bir şey gelmiyor deyip çekiliveririz kenara. düşünmek veya üzülmek bu konudaki insanlık görevimizi yaptığımız anlamına gelmiyor ne yazık ki. kenara çekilmek yerine onları yaşayabilecekleri bir yer temin edebilecekleri kurumlara yönlendirebiliriz. bunu için sizden ekstra bir masraf talep edilmez, cebinizden para bile çıkmaz. sadece bu güçsüz vatandaşları bu kurumlara yönlendirerek yaşama tutunmaları için bir el vermiş olursunuz. bu insanlık görevidir.
eğer soğukta sokaklarda uyumaya , yaşamaya çalışan evsiz biriniz görürseniz izmir'deki bildirimler için;
izmir büyükşehir belediyesinin 0232 441 05 20 0232 293 13 14 numaralı telefonu arayabilirsiniz.
eğer yardım edilecek vatandaş 60 yaş üstü ise sosyal hizmetler il müdürlüğü ilgileniyor.
0232 446 33 52 - sosyal hizmetler il müdürlüğü
not: diğer şehirler için mutlaka bu tip çalışmalar vardır. küçük bir araştırmayla bu kurumların telefonlarına ulaşabilir, bir yardım muhtaç vatandaşa yardım elini uzatma mutluluğuna erişebilirsiniz.
adından da anlaşılabileceği üzre alman üsülü harcamaları yönetebileceğiniz bir sitedir. misal hepimiz öğrenci adamlarız evde kalıyoruz harcamalarımız oluyor. bu siteyle bunun takibi kolaylaşıyor. ilginç ve oldukça yaralı bir şey olmuş. herhalde pek yeniler ki daha önce bir yerde göremedik, başlığı da açılmamış. kendilerini de söyle anlatmışlar;
--spoiler--
uçsuz bucaksız olmamakla birlikte, başlıca işlevi şudur :
x sayıda arkadaş kafa kafaya verip demişler ki : haydi eve çıkalım. harala gürele evi kurmuşlar, sonra ev masrafları malum. genelde şöyle gördük biz, buzdolabına (ya da evin herhangi bir gözönündeki düzlemine) asılı bir kağıt ve buraya ev arkadaşlarının yazdığı bazı harcamalar. ay sonunda o kağıttakiler toplanır bölünür, sonra kim kime ne kadar para verecek hesaplanır. almanusulu bu noktada yardımınıza koşuyor. yeter artık bu çile, ne çektik öğrenciyken yahu! diye düşündük, yukarıda anlatılanı yapabileceğiniz bir site kuralım dedik.
olay şöyle olacak aslında, evden biri siteye üye olacak, üye olunca bir hesap açacak. sonra evin diğer üyeleri de sisteme üye olacak. hesap açan bu arkadaş, sonradan üye olan arkadaşlarını da bu hesaba davet edecek. sonrası malum işte, harcadıkça sisteme yazacaksınız. her yeni eklemede hesaba ait döküm hesaplanacak. kim kime ne kadar borçlanmış, hepsi dökülecek ortaya. özetle bu. bunların dışında siteyi bu sığ amacından saptırmamak için mesajlaşmadır, video paylaşmadır vb. öyle şeyleri koymadık. koymayı da düşünmüyoruz.
--spoiler--