Osmanlı'nın yaşadığı coğrafyayı düşündüğümde dil konusunda çok zengin bir etkileşimin olduğunu rahatlıkla söyleyebilir. Osmanlıca kuruluş ve gelişimde özellikle Farsça ve Arapça'dan son dönemlerinde ise ingilizce ve Fransızca'dan hatırı sayılır kelime almıştır. Bu kelimelerin bazıları bizim tekillik, çoğulluk (-ler, -lar) kurallarına pek uygun değildir. Türk dilinde köke -ler, lar eki getirilerek çoğul yapılmaktadır. Yabancı dillerden geçen çoğul kelimelere çoğul eki ekleyince ise bir anlam kargaşası ortaya çıkmaktadır.
Kanunu yapanlar, uygulayanlar, talep edenler, yargılayan ve yargılananların aynı düzlemde buluşamadığı bir toplumda yaşıyoruz. Mesela kendisi için torpil kovalayanların nerdeyse tamamı bir yandan liyakatı savunuyor. Rüşvet alanda verende rüşvetten şikayetçi. Veren vermek zorunda hissettiği alan da az aldığı için şikayetçi. Trafikte herkes bir yandan hızlı gitmek istiyor bir yandan da trafiğin düzeni için yapılan kuralların nerdeyse hiçbirine uymuyor. Temiz bir çevre isteyen insanların bir çoğu az çok demeden yerlere çöp en iyi ihtimalle sigara izmaritlerini atıyor. bunu sir sür örnekle süslemek mümkün.
bu işin en çirkin tarafları ise istisnasız herkesin her şeyin farkında olması, kurulu düzeni bozulmasın diye susması.
Oturup bir düşünün bakalım hangi şikayetleriniz aslında taleplerinize denk geliyor? Şikayetlerimiz ve taleplerimiz neden mi sonuç mu? Onu da sizlere bırakıyorum.
Bülent köse, hak hukuk adalet kitabının tanıtıma böyle bir metin yazmış. özellikle ikinci paragraf kitabın hatta belki de konunun ve başlığın özeti gibi.
`Hak ve adalete dayanmayan hukuk hiçbir işe yaramaz. Hukukun hak ve adaletten sapması, ne devlete fayda sağlar ne de topluma. Bu çelişkiden tek faydalanacak olanlar, devlet ve toplum arasındaki bir grup mutlu azınlıktır. Hak ve adaletten uzak olarak hazırlanmış hukuk normlarını, ne devlet ne de toplum içselleştiremez. Benimsenmemiş hukuk normları, devletin ve toplumun hem kendi kendilerini hem de birbirlerini kandırmaları anlamına gelir ki, ülke bu durumdan çok büyük zarar görür.
Hukuku talep edenlerin, hukuku yapanların, hukuku uygulayanların ve hukukla yargılayanların tamamı, hak ve adalet esasında buluşmuyorsa, gerçek manada bir hukuk tecelli etmiyor demektir. Hak ve adalet, herkesin arzusu ve ortak amacı olmadıktan sonra, yarım yamalak bir hakkaniyet düşüncesi ve eksik gedik bir adalet duygusu ile hukuk sistemi kurulamaz. insanların, hukuka sahip çıkması ve yine hukuka saygı duyması; hukukun hak ve adaletli olması ile mümkündür.`
Özellikle dün oynanan avrupa ligi maçlarından sonra kendini daha çok belli eden illüzyondur.
Süper ligin kalburüstü takımları olarak nitelendirdiğimiz özellikle son 2 sezonun şampiyonu ve 2. sinin oynadığı takımları arasında maddi imkanların farkı dikkat çekiyor. birileri bizi bir illüzyonla uyutuyor mu, ne dersiniz? Ya da futbol başka bir yere doğru mu evriliyor?
Dün akşam oynanan maçlar;
(9.40 mil. €) FC RFS Rigas - (288.45 mil. €) Galatasaray
(68.78 mil. €) Twente - (228.95) Fenerbahçe
*(139.48 mil. €) Beşiktaş - (248.30 mil. €) Eintracht Frankfurt
Bir önceki gün oynanan maçlar;
(32.30 mil. €) Rapid Wien - (47.35 mil. €) Başakşehir
* Sadece Beşiktaş'ın ilk iki maçında da piyasa değeri olarak kendisinden çok daha değerli takımlarla oynadığı görülmektedir. (Bkz: Ajax (227.55 mil. €))
Dinledikçe içini cız ettiren bir Ozan Sarohan şarkısı.
--
Ahım kalır yarına hatrım
Ruhum yanıyor yine yansın
Sözler verilecek yine olsun
Alıştım düzenine dünyanın
Amanın yandım ufacık kaldım yine söndürmedi yar
Arayıp sordum bi çocuk oldum yine yollar bana dar
Bir adım attım yine başa saydım hani dağlar yine kar
Acısına yandım kana kana içtim bi su vermez misin ah
Gördüm kara gözlerini yarın
Aklım kalır yollarına şaşkın
Kaldım yine kapısında aşkın
Artık acıtmıyor efkarım
Amanın yandım ufacık kaldım yine söndürmedi yar
Arayıp sordum bi çocuk oldum yine yollar bana dar
Bir adım attım yine başa saydım hani dağlar yine kar
Acısına yandım kana kana içtim bi su vermez misin ah
Amanın yandım ufacık kaldım yine söndürmedi yar
Arayıp sordum bi çocuk oldum yine yollar bana dar
Bir adım attım yine başa saydım hani dağlar yine kar
Acısına yandım kana kana içtim bi su vermez misin ah
--
Son zamanlarda ağzıma takılan bir söylemim. Aslında konu, temelinde küfür etkisi yaratan sözlerle eş bir düşünceye sahip. Mesela birine bir söz söylersiniz ama aslında o söylediğiniz söz bazen bir küfürden daha etkilidir ya da bir küfür etkisi yaratır.
Bu benzetmede olaya farklı bir açıdan yaklaşarak küfür etkisi yaratan sözlere farklı bir benzetme, farklı bir bakış açısı ve söylem kazandırmak istedim. Tabi bu söylemin çapı biraz daha geniş. Sadece sözlü yazılı anlatımlar değil aynı zamanda görsel tavırlar ve fiziksel hareketler de dahil.
Dilinize pelesenk olsun.
Not 1: Belki çoğunuzun aklına gelmiş olabilir. Kelimelerin diliyle ve yazılı olarak söylenmeyen her söz ya söylenmemiştir ya da anonim.
Not 2: Örnek yakında!
Hatice hanım Denizli de ikamet eden bir ingilizce öğretmeni. Daha önce 10 serilik engelli çocuklar için kitaplar yazmış. ilk Romanı Köz Sola yayınlarından taze çıktı.
Kendisi 7 yaşında düştüğü bir sevdanın peşinde 40 yaşına gelmiş olmasına rağmen halen yazar olduğu konusunda temkinli cümleler kuruyor. Daha okuyacak ve yazacak çok şey olduğunu ve yazılmış olsa dahi herşey de bir yarımlık yarım kalmışlık olduğunu savunuyor.
Yazar ve kitapları ile alakalı yapılmış bir söyleşi;
Ak kapaklı cam kavanozda sakladığın bal şekerlenmiş,
Grip mikropları soğuk havayla işbirliği etmiş,
Hücrelerini ele geçirmiş…
Telefonun hiç çalmıyor.
Telefonun ne kadar da uzun zaman olmuş ki hiç “gerçekten” ses vermemiş.
Gözlerini faltaşı gibi açtıracak,
Adrenalini tüm vücuduna yayıp çehreni aydınlatacak heyecanı
Ne kadardır sana tattırmamış…
14 Şubat geçmiş, 8 Mart gelmiş, 20’den gün alınmış…
Özel ve güzel günleri, kim özel ve güzel addetmiş?
Dudakların ağlıyor.
Fakat sen üzgün değilsin aslında
Bir çay, bir dost, bir muhabbet
Bir de geçmiş kahkahalar var yüzünde
Üzülmek de ne demek…
Olsun!
Sen yine de üzülme,
Zaten insan hep üzgün olduğunda ağlamaz ki…!
Köli Çor Yazıtı ve anıt mezar kompleksi Moğolistan'ın ulan Batur bölgesine yakın bir yerde eskiden varolan ancak yakın tarihte kuruyan ihh höşot ırmağının yanındadır. Türk tarihi ve Türk dilinin epigrafik olarak incelenmesinde büyük katkıları olmuştur.
baya baya kocaman olan otogar. lakin şöyle bir çelişki var. hani büyük şehirlerde şehrin trafiğini denetlemek için ve ulaşımı kolaylaştırmak için şehrin biraz merkezine uzak yapılan otogarlar da olduğu gibi şehrin dışına tam karşısına inşa edilmiştir. bilecik manzaralı bir otogarımız olacak. bilecik otogar manzaralı bir de bilecik sahibi olacağız. zaten normal şartlarda otogara giren otobüs sayısı maksimum 3 firmanındır. Şehirlerarası yol şehrin dışına alındıktan sonra otogarı da sehir dışına aldılar. yakında sehri de taşırlarsa şaşırmam...
52. Kütüphane haftası resmi sloganı.
Bir dönem popüler olan bir çöp adam sloganına döndürmek istersek eğer, "insan okur, insan olun"
Bu yıl "Kütüphaneler ve Çokkültürlülük" temasıyla 52.si kutlanacak olan Kütüphane haftası her şehir de farklı etkinliklerle kutlanacak. Her sana mart ayının son haftası kutlanan kütüphane haftasının bu yıl 52. si kutlanacak. Herkesin iştirak edebileceği etkinliklere dair bilgiler aşağıda verilmiştir. il ve ilçelere göre değişiklik gösterebilen etkinliklere il ve ilçe halk kütüphanelerinin web sayflarından takip edebilirsiniz.
Bir özlemin peşinde divane olmuşlardandır kendisi. Tanırım kendisini pek de sevmem. Kendini yazar sanan bir adam. Adam dedim Ramazan'cım özür dilerim.*
Lakin her şeye rağmen yüreği kuvvetli, kalemi de gittikçe kuvvetleniyor. Hayal gücü ortalama üstü (şimdilik). ilk romanda bir kaç küçük hatası vardı. yeni baskı da düzeltilecekmiş. Yeni kitabını merakla bekliyoruz. Yakında çıkacakmış.
Yazar Ramazan serkan bozkuş' un ikinci kitabı. ilk kitabı adı bende saklı isimli şiir kitabından sonra ikinci kitabında sizofren bir yazarın hikayesini romanlaştırmış.
Okunası bir roman..
AKP, milletvekillerinin emekli olabilmesi için kendisinden önce en az bilmem ne kadar süre vekil olma şartını ortadan kaldıran kanununu çıkardığından beri, mazbatasını alıp yemin eden her vekil otomatik olarak emeklilik hakkı elde ediyor.
Yani 7 haziran seçimlerinde vekil seçilip meclise mazbata almaya ve yemin etmeye giden en az 50 ye yakın vekil 5 kasım itibariyle emekli olup, senin her boka verdiğin vergiden, asgari ücretliye, hizmetliye, işçiye, madenciye, memura, emekliye verilmeyen paradan payına düşen 8300 TL yi cukka edecektir. Hayırlı olsun.
Ha bir de bunların yeniden vekil olacakları var. Onlar da hem emekli hem vekil maaşı alacak. Onlarında oranı aşağı yukarı 500 vekilin %60'ı civarında. O sayı da nerden baksanız 300 vekil (emekli) ediyor.
Not: Kaba hesap
300+50 vekil X 8300 = 2,905.000.00 TL Aylık maaş ödemesi.
Dün geceki konuşmalarımızın ışığı altında, zatı alinizi memleketin huzur ve istikrarı için alınması lazım gelen tedbir ve kararlar hakkındaki görüşlerimi arz etmeyi milli ve vatani bir vazife bilirim.
Sayın Başbakanın açıklamalarını dinledim ve okudum. Bunlarda, benim düşüncelerimin kabulüne müsait bir zemin henüz mevcut olmadığı aşikar olarak belli ise de, yine de düşüncelerimin sizlere iblağının zaruretine inanıyorum.
Muhterem Vekilim,
Şu hakikati kabul etmek lazımdır ki, Kayseri hadiseleriyle başlayıp son karar ve feci olaylara kadar devam eden vak’alar vatandaş ruhunda derin teessür ve Hükümete karşı telafisi güç hoşnutsuzluklar yaratmıştır. Hele, Ordunun, talebelere karşı akılsızca kullanılması işin vahametini artırmış, Ordu mensuplarında huzursuzluk ve güvensizlik hisleri belirmiş, korkulan şey olmuş, Ordu politikaya karıştırılmıştır.
Sayın Vekilim,
Bu ahval küçümsenecek, cebir ve şiddetle geçiştirilecek şeylerden değildir. Memleket, Hükümet ve Partinizin düştüğü bu müşkül vaziyeti kurtarmak için sükunetli, fakat ciddi ve cezri tedbirler almak lazımdır. Bu tedbirler şunlar olmalıdır:
1-Cumhurbaşkanı istifa etmelidir. Çünkü bütün fenalıkların bu zattan geldiği hakkında memlekette umumi bir kanaat vardır.
2-Kabinede iyi kabul edilmeyen ve suihalleri bütün memlekette yayılmış bulunan zevat çıkartılmalı, yeni Kabine mutlak dürüst, makul, zorcu değil, adalet ve şefkat hissi taşıyan zevattan kurulmalıdır.
3-Istanbul, Ankara Valileri, Emniyet Müdürleri süratle değiştirilmelidir.
4-Ankara Örfi idare Kumandanı derhal değiştirilmelidir.
5-Son çıkarılan ve tahkikat komisyonları ihdas eden kanun kaldırılmalıdır.
6-Mevkuf gazeteciler af kanunu ile kısa zamanda tahliye edilmelidir.
7-Son hadiselerde tevkif edilen talebeler serbest bırakılmalı, ilim müesseseleri yeniden faaliyete geçmelidir.
8-Şimdiye kadar çıkarılan bütün antidemokratik kanunlar tedricen kaldırılmalıdır.
9-Vatandasın hürriyet ve eşit muamele hakkına mutlak surette riayet edilmelidir.
10-Ordunun meseleleri süratle halledilmelidir.
11-Din istismarcılığından vazgeçilmelidir.
12-Suiistimaller oluyor mu, bilmiyorum, fakat olduğu hakkında umumi bir kanaat mevcuttur ve milletin hükümete itimatsızlığına sebep olmaktadır. Bu gibi kötülüklerin süratle bertaraf edilmesi lazımdır.
13-Müstesna zamanlar ve günler haricinde Hükümet büyüklerinin memleket gezilerinde suni büyük vatandaş toplulukları ile karşılanmaları usulü terk edilmelidir.
Muhterem Vekilim,
Bu yazdıklarım asla bir parti ve politika mülahaza ve tesiriyle yazılmamıştır. Memleketin durumunun bu tedbirlerin alınmasını zaruri kıldığına inandığım için arz edilmiştir.
Sizlerin vatanperverlik ve vicdanlarınıza hitap ediyorum. iyi düşününüz. iyi yapınız. Memlekette çok şeyler yaptığınız muhakkaktır. Fakat, bu asla kafi değildir. Bu yapılan işleri müstemleke idarecileri de yapar, yapıyor ve yapmıştır. Asıl mühim olan toplumun ruhunda yaşama zevk ve azminin geliştirilmesi hak ve hürriyet aşkının kökleştirilmesi ve vatandaş idrakinin yüksek ve necip hislerle donatılmasıdır. Olaylar bu yolda olmadığınızı göstermektedir. Talebelerin hürriyet duygusu ile yaptıkları masumane tezahürata karşı, kıtalar sevk edilmesi ve onların desteği ile emniyet kuvvetlerinin ilim yuvalarının içine kadar girerek talebeleri, profesörleri ile beraber coplarla ve kurşunlarla tedip etmesi, dünyada
görülmemiş feci bir şeydir. Bu hengamede kız talebelerin yürekler parçalayan çığlıklarının analar, babalar ve halk ruhunda onulmaz yaralar açacağını ve açtığını anlamamak memleketin huzuru bakımından büyük bir hata ve hazin bir gaflet olduğuna kaniim.
Bizim gençlerimizde hak, adalet ve hürriyet duygularının gelişmesinden ve kemalinden memnun olmamız lazım gelmez mi?
istikbali, hissiz, duygusuz, müstemleke ruhlu, yalnız maddeci bedbaht insanlara mı bırakmak istiyoruz?
Sayın Vekilim,
Maruzatım muhakkak ki çok mühim ve hatta çok cüretkâranedir. Fakat memleket için, Milletin selameti için, Hükümet ve hatta Partinizin kurtarılması için dikkate alınması lazımdır ve hatta çok lazımdır.
Herkesin mutlaka üye olduğu bu topluluk ya da herkesin mutlaka içinde bulunduğu bu durumun sebeplerinin bir cinsyeti yoktur. olmamalıdır da. Neden derseniz herhangi bir cinsiyete büründüğünde somut bir gerçek olmaktan uzaklaşır.
Gördüğü ve çok beğendiği bir hatuna olan aşırı cinsel tepkisini, bir fantezi ve mecazi anlamlarla bütünleştirip piyasa sürmüş bir erkek benzetmesidir. Bir erkeğin diğer bir erkeğe serzenişidir aslında.
Geçenlerde nerde olduğunu net hatırlamıyor olsam milli bir bayramımızda, memleketimin nadide insanlarından birine sorulan soruya müteakip verdiği cevaptır.
48. Kütüphane Haftası etkinlikleri kapsamında 26 Mart Pazartesi günü 12.30-13.00 saatleri arasında 81 ilde şehir merkezlerinde, büyükşehirlerin ilçelerinde toplumun kitap ve kütüphaneye ilgisini çekmek, toplumda okuma alışkanlığı konusunda farkındalık yaratmak için; kütüphaneciler, bilgi ve belge yönetimi bölümü öğrencileri, akademisyenler, yazarlar, çizerler, yayıncılar, okurlar hep birlikte kitap okuyacaklar.
KiTAP OKUNACAK DiĞER MEYDANLAR
Yarın saat 12.30-13.00 arasında kitabınızı alıp okumaya gidebileceğiniz diğer şehirlerimizdeki meydanların listesi ise şöyle;
Adana- Hacı Ömer Sabancı Kültür Merkezi Bahçesi,
Ağrı-il Halk Kütüphanesi önü,
Ankara-Abdi ipekçi Parkı-Sıhhiye,
Artvin-Çokkatlı Otopark ve Spor Kompleksi Binası Boğa Heykeli yanı,
Aydın-il Halk Kütüphanesi Karşısı/Turistik Park yanı,
Balıkesir-Valilik Hizmet Binası önü/Dinlenme Alanı,
Bartın-Bartın Orman işletme Müdürlüğü bahçesi,
Bursa-Uludağ Üniversitesi Mediko Sosyal Merkezi önü,
Bingöl-Kültür Merkezi Binası önü,
Bitlis-Şehir Merkezi,
Burdur-Cumhuriyet Meydanı Anıt Alanı,
Çanakkale-Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Anafartalar Kampusu,
Çorum-Çorum Kültür Sitesi Meydanı,
Denizli-Denizli Belediyesi önü,
Diyarbakır-il Halk Kütüphanesi bahçesi,
Edirne- Saraçlar Caddesi,
Erzincan-Cumhuriyet Meydanı,
Erzurum-Yakutiye Medresesi önü,
Eskişehir-il Halk Kütüphanesi bahçesi,
Gaziantep-Kırkayak Parkı/il Halk Kütüphanesi karşısı,
izmir-Konak Meydanı Saat Kulesi önü-Konak ve Bornova Cumhuriyet Meydanı, Karabük-Halk Eğitim Merkezi önü,
Karaman-Piri Reis Kültür Merkezi önü,
Kırıkkale-Cumhuriyet Meydanı,
Kocaeli-Sabancı Kültür Sitesi önü,
Malatya-il Halk Kütüphanesi önü-Kernek Meydanı,
Manisa- Manisa il Halk Kütüphanesi (KiTAPSARAY) bahçesi,
Muş- Ceylan Alışveriş Merkezi önü,
Osmaniye- Park 328 AVM,
Sakarya- Atatürk Bulvarı AKM önü,
Sinop-Valilik önü,
Şanlıurfa-Cengiz Topel Meydanı.
27 Mart 2012 Salı Günü ise: Afyonkarahisar- Hattat Ahmet Karahisari Kültür ve Sanat Merkezi/Uydukent, izmir-Konak Meydanı Saat Kulesi önü; 28 Mart 2012 Çarşamba Günü ise: Bolu- Abant izzet Baysal Üniversitesi Kütüphanesi. 31 Mart 2012 Cumartesi Günü: Kıbrıs/Lefkoşa- Uluslararası Kıbrıs Üniversitesi Büyükhan/Lefkoşa-saat: 11.00de
bir demiri ısıtıp soğuk tarafını birinin müsait bir tarafına sokmak...
işin sırrı demiri elle tutmamak, zaten esprisi de orda.
-ahmet abi,
* ne var lan..
-ne bağırıyon abi yahu.
* lan deli etme beni demiri kızdırır soğuk tarafını sokarım götüne...
-Oha!!! herşeyi anladım da neden soğuk tarafı..
* Elin yanarsa çıkaramazsın da ondan..
aşağıda sayacağımız durumlardan birine bir kaçına maruz kalmış olan nsan tiplerinden biri..
terkedilmiş olabilir, zaten yalnız ama yalnızlıktan sıkılmış olabilir, uzun zamandır en büyük aşkı sol eli olabilir, karanlıktan korkuyor olabilir, birileri tarafından korkutulmuş ya da tehdit edilmiş olabilir, daha dün ilk kez sevişmiş olabilir, karanlıkta başına bir şey gelmiş olabilir, parasız olabilir, sabah iş görüşmesine gidecek olabilir, sabah öss ye girecek olabilir, evlenecek olabilir, askere gidecek olabilir, en sevdiğine kavuşacak olabilir, uzun bir yola gidecek olabilir, van gölüne canavarlama atlayacak olabilir vs.. he bir anasının gözü var onu görmüş olabilir...
aslında çok uzun zamandır bilinen bir şey olsa da özellikle son seçimlerde bariz bir biçimde uygulanan bir politika.
Ancak önceleri bunu uygulayan parti ya da düşünce grupları daha dar bir kapsamdaydı. şimdi ise neredeyse evrensel bir boyut kazanmaya başladı. öyle ki her partinin mutlaka ki mahkum birini aday göstermek gerekliliği duyduğunu hissetmeye başladım. bağımsız adayları bu kategoriye sokmuyorum. lakin bir partinin ki düşünce tarzı ne olursa olsun bu ülkeye ya da bu ülkede yaşayan insanlara yaptıklarından ötürü ceza çekecekkken onu kendi egemenliğinin ya da partinin egemenliğini olduğu bir yerden uygun bir sırada aday göstererek onu vekil seçtirmek şahsi kanaatimce mahkum olan kişiliksizin kişiliksizliğinden daha büyük kişiliksizliktir. Bu kısımda örnek olarak verilmesi gerektiğini düşündüğüm bir durum var. hakkında açılan davanın saçmalığı, olayın boyutu ve cezası düşünüldüğünde yasaların ve ysk'nun 2002 genel seçimlerinde rte için neden böyle duruma izin vermediğini şimdi daha iyi yorumlamak gerek. Kimse kusura bakmasın, ya da s.ktiret ediniz nereye bakarsa baksın. ben bu memlekette bakkaldan sakız çaldığı için bile mahkum edilen birinin vekil olmasına karşıyım. bugün bakkaldan sakızı çalan yarın neler çalmaz..
şimdi şöyle bir bakıyorum parlamentoya da farklı suçlardan mahkum olan insanlar olacak. en azından ysk bunun yolunu seçim öncesinde kapatmadı. öyle ki içlerinde vatana ihanettten yargılananlar var...
bu nasıl bir çelişkidir ki vatana ihanet suçlaması yaptığın birinin o ülkede vekillik yapıp nasıl hizmet etmesini beklersin. bölücü diye yaftaladığın birinin seni o meclis içinde temsil edebileceğini nasıl düşünürsün. ya dane bileyim şimdi aklıma gelmeyen ama kendi içinde saçmalık olan bir sürü şey var.
Ama bu olayların güzel yanları da yok değil tabiki.. seçilen bağımsız ya da bağımlı adayların yargılanmasını sağlama yeteneği gene akp de olacak.. öyle ki seçim vaatleri içinde neredeyse tüm partiler iktidar olmaları halinde dokunulmazlıkları kaldıracaklarını beyan ediyorlardı. ben şahsım adına şimdi rte'den bir atak bekliyorum. elinde öyle bir koz var ki, bir riske girerek diğer tüm rakiplerini ve toplumun siyasete ve siyasetçiye inancı kalmamış olan seçimlere katılmayan %10-15 lik bölümünün de oyunu alma fırsatı doğdu. Dokunulmazlıkları kaldır değil 2023, 2123 planları bile yapabilirsin o zaman...
bekleyip göreceğiz. bakalım neler olacak. ama dün o.rospu çocuğu diye hakaret ettiğim birine bugün saygı göstermek zorunda kalmaktan ve buna t.c. anayasaları ve seçim kanunlarının sebep olmasından dolayı ülkemden tiksindim. yalnız yanlış anlaşılmasın tiksindiğim insanlar daha vekil olamadılar ama uğraşıyorlar...