her seferinde kullanım tarihinin geçmesine ramak kalmış yoğurtları seçip eve geliyor ve aynı günde tüketemiyordu.
sıcak yaz günlerinde bir şekilde yoğurt satın alıp saatlerce güneşin altında tepindikten sonra eve geliyor,
o ağır ekşimiş yoğurt kokusu da yanında oluyordu tabiki.
bir şekilde gelene kadar ambalajını eritiyor ve yoğurdu aldığı 1-tl'lik çarşı torbasında çorba yapıyordu.
işte kendisinin evde yoğurt yapmakla ilgili deneyimleri burada başlar kardeşlerim.
bugün 42. denemesini gerçekleştirdi, her seferinde sütü ya sıcak ya da olması gerekenden soğuk deniyor,
sardığı battaniyeleri ya 1 saat önce açıyor, ya da entry girmeye dalıp 3 4 saat kadar ihmal ediyor yoğurdunu.
umarım 75. denemesinde taş gibi yoğurt yapmayı başaracak.
sana güveniyorum. ayrıca vallaha hoş kadınsın lan neriman.
tam başlık: karşımdaki insan mükemmel olsun, bana her zaman* anlayışlı ve sevgi dolu yaklaşsın ancak ben sırf canım istemiyor diye mesaj atmayım, merak etmeyim, ihmal ediyim şeklinde düşünen kişi.
tanım: saçma bir hal almaya devam eden ilişkilerde mutlaka ama mutlaka bir tarafım kaydığı taraftır.
(bkz: dark side)
başlık: erasmus programıyla yurtdışına giden kızın ülkesine döndüğünde beklediği saygı
neil armstrong'un bile o kadarını beklemediği saygıdır.
yurtdışındayken aldığı nefesi dahi facebook'ta twitter'da paylaşan hanım kızımızın kendini celebrity sanması olayından hemen sonra patlak verir. ona göre bütün kıskanç gözler kendisine dikilmiştir ancak o bunların hakkından gününü gün ederek gelmiştir. halbuki bu süreçte yaptığı şeyler 6 ay boyunca yiyip içip hayatta kalmaktır.
ancak sorsan 2 sene boyunca susmadan o 6 ayı anlatabilir.
bir süredir kesin dönüş yapmış olmasına karşın facebook'ta yaşadığı yer Heidelberg'dir misal.
edit: erasmus öğrencisiyim ve bunlar erasmusçuların saklamak istedikleri gerçekler.
öğrenmesi gereken insandır, öğrenmiyor veya öğrenemiyorsa yazı dilinde bağlaçları, 'şey'i, 'hiçbir şey'i 'birtakım'ı, soru eklerini kullanmadan sığ bir anlatım tercih etmelidir. risk almaya gerek yoktur.
hayatın zorluklarıyla küçük yaşta tanışmaktır. şöyle ki, zaten dünyaya yeni gelmişsinizdir, anneye ihtiyacınızın olduğu o ilk aylarda anne kısa bir süre sonra başka bir bebeğe hamile kalmıştır. aranıza sokmuştur onu. sizle yeterince ilgilenmez sonrasındaki aylarda ve yıllarda. küçük yaşta tek başına kalmışsınızdır. bi de ola ola erkek olmuştur, sonraki yıllarda yaşayacağınız kötü yılların habercisidir. konuşmayı öğrendikten kısa bir süre sonra kendisine 'abi' demenizi mi istemez, 'ilerde kimseyle evlenmeyeceksin' diye sizle kavga mı etmez, üstelik daha da 4 yaşındayken. üstüne bi de siz ciddiye alıp 'bana ne ben evlenmek istiyorum' dediğinizde çıkacak arbedeyi söylemiyorum bile. estarabim şarkısını senelerce 'esra'ya bin' diye söyleyip sinir etmesi de cabası. biz küçükken önemliydi böyle şeyler. geldik 2012 yılına, 'o etek çok kısa değil mi?' sorusunu da babanız yerine size sorabilir. ama kardeş iyi bir şey olsa gerek, özleniyor.
güzide ülkemin izmir hariç diğer güzide şehirlerinden olan birtakım arkadaşlarımızn facebook ve türevlerine memleketi olarak izmir'i yazmaları elbette ki sadece benim dikkatimi çekmiş olamaz. bu insanların ortak özellikleri genellikle şöyle olmakta:
1 - zengin olmak. (aldığı burslarla iphone 5, arabasına benzin vs de alabilir)
2 - güzel bir kızla (insanların görmediği alanlarda küfrede ede de olsa) sevgili olmak.
3 - yakışıklı olmamama ezikliği taşımak.