emre aydın'ın son defa adlı şarkısının klibinin finalinde görülmüştür.
emre aydın'la pek ilgilenmediğim için klibin tamamını bilmiyorum. ama yaşlı bir teyzeyle amca var klipte. klibin sonlarında bir uçurum kenarında buluşuyorlar. teyze amcanın kollarından heyecanla kurtulup hop uçurumdan atlıyor. peki nereye havada yüzen bir kayığa. ordan tatlı tatlı el sallıyor bizlere. epey güldüm.
ülkemiz sınırları dahilinde ikisini bir arada bünyesinde barındıran, nadir bulunan kişidir. ama imkansız değil kendimden biliyorum.
kemalizm denince dinsizlik, inançlılık denince şakirtlik anlaşılıyor. namaz kılan kemalist olmazmış gibi davranılıyor. islam konusunda çok güzel ve mantıklı cümleler kurabilen insan söz kemalizme gelince iğrençleşiyor. atatürk'ü savunurken yürekten katıldığım insanlar inancına göre yaşayanlara ağza alınmayacak şeyler söylüyor.
ayrılık taze insanın ağzını yüzünü dağıtan hadisedir.
ayrılıktan sonra çift olan her şey gözüne batar, üzülürsün ya, şarkı dinlemezsin, mobilya katoloğu bile görsen 6 saat kendine gelemezsin. işte bugün de sözlükte bir anormallik var sanki. ben dün ayrıldım diye sevgililik kafamda büyüdü de gözüme çok mu görünüyor anlamadım ama gözüme hep sevgili sözcüğü çarpıyor. sırf dün ayrıldım diye başlıklar hep şöyle olmuş sanki
hepimizin en az bir kere içinde bulunduğumuz ve mutlaka tattığımız anlardır.
içten içe saçma bulduğumuz bir şeyleri o an olması gerektiği için, beyin kalp çatışmasının herhangi bir anında ama en çok da asla yapmam dediklerimizi gün gelip yaparken, mutlu da olsak memnun da olsak bir an durup içimizden "napıyorum lan ben" deriz. mutlaka deriz. bunlarla değişiriz bununla büyürüz.
-4 yaşımdayken kardeşim doğduğunda yerimi alacağından korktuğum halde ona deli gibi şevkat duyarken,
-13 yaşımda ilk kez aşık olduğumda sapanımı, çakımı bir kenara atıp üstüme başıma olması gerektiği gibi özen gösterirken,
-sadece adını bildiğim biri için heyecanlanırken, ağlarken, onun yoldan geçmesini beklerken,
-onu 5 sn gördüm diye deli gibi mutlu olurken,
-berbat geçecek ilk randevum için anneme yalan söylerken,
-ilk biramı aldığımda,
-ilk sarhoşluğumun başında,
-tanımadığım bir sürü insanla gece boyunca içerken,
-sırf birini unutayım diye biri ile buluşmaya giderken,
-lise müdürünün odasında,
-ailemle yaşadığım şehirdeki üniversiteyi tercihlere yazarken,
-o üniversiteyi kazanınca, fakülteden ilk girdiğimde, hiç de alışık olmadığım bir ortama girince,
-ben değişmeyeceğim deyip onlar gibi davrandığım arkadaşlarımla bir çok kez,
-benimle hiç ilgisi olmayan konserlerde en önde dururken,
-sevgilimi olur olmadık şeylerde kıskanıp kıskançlıktan deli olurken,
-sonunda hiç bir bok olmayacağını bile bile, defalarca bana taban tabana zıt insanlarla birlikteyken, gerçekten severken, mutluyken, benimmiş gibi hissederken, özlerken, onlar için bir şeyler yaptığımda çoğu kez üstüne "salaksın"ı da ekleyip,
-babamla tartışırken,
-hiç de sevmediğim halde siyasi bir grupla 5 günlük uykusuz yürüyüşe çıkarken,
-slogan atarken, en çok slogan atarken,
-broşür dağıtırken, halay çekerken, polisten kaçarken, bunu yaparken gerçekten eğlenirken,
-sevgilim varken birinden hoşlandığımda kendimi iyice sorgulayıp kendimi hayal kırıklığına uğrattığımda bunu nasıl yaparım düşüncesiyle,
-bir barın tuvaletinde bilmem kaçıncı biramdan sonra,
-sevmediğim insanlarlayken,
-akşam arkadaşlara diye evden çıkıp ertesi gün öğlen evimde gözümü açınca,
-staj için resmi giysiler alırken, giyinirken,
-ayakkabılar ayağıma vurduğunda,
-kaç yıllık arkadaşımla sarhoşlukla bir akşamlığına sevgili olduğumda,
-çok iyi tanımadığım insanlarla hiç de kısa olmayan yolculuklara çıkarken,
-kısa ama güzel tatillerde,
-bir zamanlar karşı olduğum şeylerin hepsini bünyesinde barındıran sevgilimin hemen hemen her anında,
-bir yalanla herkesi kandırıp sevgilimle tatile çıkarken otobüste,kalacak yer ararken, bulunca,
-gereğinden fazla çok çok çok fazla dokunmuşsam ki artık o sadece dokunmak değilken,
-deli gibi mutlu başka bir canla uyurken yanımda gözleri kapalı yatarken,
-kendi öğretmenlerim gibi öğrencilere bağırırken, hatta aynı şeyleri söylerken hani biz farklı olacaktık diyerek,
-bir kaç gün önce ayrılıktan konuştuğumuz sevgilimin akrabaları ile tanışırken, onlarla oturup çocuklardan konuşurken...
hep ben ne yapıyorum dedim. hep... ama yaptım ve hayatım oldular. bazen nefret etsem de, hayatım ki onlar benim, onlar "ben"im...
yavaş yavaş gerçekleşir. bir anda anlamak çoğu zaman mümkün değildir. farkedildiğindeyse çok geç kalınmıştır.
yıllardır etrafımdaki çiftlerden benim öyle bir ilişkim yok diye midir nedir artık sevgililiği abartıyorlar gibi gelirdi bana. sevgililik alanlarının dışında çift olduklarını sürekli vurgulayanlara içten içe hep kızmışımdır.
annem mahana bulma der başına gelir. olmaz sanmayın gerçekten böyle bir şey bile başına gelirmiş insanın. az önce anladım ki sevgililiği abartmakla suçladığım o sevgililerden biri olmuşum meğer ben. daha doğrusu oldurulmuşum.
özerkliğime düşkün, sevgilikte ölçüyü yakaladığını iddia eden biri olarak buna nasıl düştüm; nasıl oldu ben de anlamadım.
-ilk andan itibaren telefona isimlerimizi nasıl kaydedeceğiz sorunsalı; akabinde uygun kelimelerle sevgililik vurgusu
-daha sonra rehberde ilk onun adının çıkacağı şekilde ayarlamak; rehbere giren eller sevgili görsün
-kaçınılmaz facebook ilişki durumu (bilmem kimle ilişki içinde)
-sürekli arayıp sormalar ama ondan şikayetçi değilim gerçi. olsun o biraz.
-atama tercihlerini beraber yapalım
-alışverişe beraber gidelim
-yemek yiyeceğim seni bekleyeyim
-ben de ondan alayım
-aşkam nerde buluşalım
-yarın kaçta buluşalım
-arkadaşlarının yanına tabiki de ben de gideceğim
-onlara benden bahsetmedin mi
-o niye öyle değil, bu kim gibi sorularla sürekli denetleme
-beraber planlar
-sonu bitmeyen kurallar...
en korkuncu da bugün geldi; zorla bir fırtına kapattığı facebooktan sonra beraber hesap açma önerisi üstü üstüne üstlük numaraları değiştirip bir numara farkla aynı numaraları alma önerisi.
yakında üstlerinde tencere ve kapak yazan 2 tişörtle gelirsen şaşırmayacağım sevgilim. istersen aynı beden al farklılık olmasın şimdi.
ölümü beklemek gibidir. hem bir gün kesin öleceğini bilirsin hem de yaşamaya devam edersin ya, planlar kurarsın ama bir 100 yıl sonrası denince duraksarsın sen o zaman olmayacaksındır. onun gibidir gidecek sevgiliyle yaşadığın her şey. bazen "yarın görüşürüz" demeye bile çekinirsin. her vedan aslında bir elvadadır. kendini buna hazırlamaya çalışırsın. söz konusu bir kaç yıl sonrası ise iki kişinin bildiği bir matem olur sessizlik. arkandan gelecek kişiyi düşünürsün; yaptığın planların asla olmayacağını, onları bir başkası ile yaşayacağını bilirsin. boğazın düğümlenir, başını başka yere çevirirsin; gözyaşların düşmeden kurutursun, en gülümser halinle, gözlerindeki acı görünmesin diye sahteden gözlerini kısarak gülümsersin sevgiline. gidecek sevgiline...
onda baştan beri tuhaf olan ona ilk dair ilk ne düşündüm onu hiç unutmamam. anlık bir şeydi ve ben bir kaç saniyeliğine de olsa gerçekten etkilenmiştim. bu bir hoşlantı,ilk görüşte aşk falan değildi. sadece ona dair güçlü bir şeyler vardı. neyid bilmiyorum sadece ürkmüştüm.
ilerleyen günlerde en yakın arkadaşımın sürekli onunla konuşması beni ona yakınlaştırmaktan çok ondan uzaklaştırmıştı. konuşmaya başladıklarında başımı başka yere çeviriyordum. o konuşmaya başlarsa ben susuyordum. özenle ondan uzak duruyordum. neden bilmiyordum.
kaderden ilk kaçamayışım, ortak nöbetlerimize denk geldi. zannettiğim gibi kaba, kendini beğenmiş değildi. aksine; nazik bile sayılırdı. biraz zorlasam kırılgan diyecektim; ona karşı nedensiz bir öfke besleyen ben değilmişim gibi.
kader bir kaç kez daha bir araya getirdi bizi. son nöbette yağan kar, ayrı yerlerde olmamız gerekirken yanımda duran nöbet arkadaşım. soğuk. içimde duyduğum tuhaf sıcaklık, bu sıcaklığı onun gözlerinden okuyuşum... hissetiklerimle bildiklerim farklıydı ama bakışlarından emindim. aklından geçenlerden de.
bakışlarını ilk okuyuşumdan sonra her şey öyle ilerledi ki, birlikte geçen her günün sonunda daha çok emin oluyordum. başlarda kendime bile açıklayamadığım şey; onu seviyordum ve işin güzel yanı onun da beni sevdiğini biliyordum.
yakınlığımızla, duygularımızla başlaması kaçınılmaz bir ilişkiydi bizimki. sıradan sevgililerden farklıydı. coşkunun yanında bolca korku vardı. farklılıklardan kaynaklı. ya yapamazsak endişesi, bolca korku, telaş ama en çok da acı. birbirimize sarılıp saatlerce bunu düşündük ilk gün, ilk anlar. başlamalı mı başlamamalı mı. bir yandan duygular vardı; birbirimize daha fazla yabancı kalamazdık. elini ilk tuttuğumda hiç yabancılık çekmemiştim. ilk gün onu öptüğümde de. yıllardır sevgilim gibi. yıllardır canımdan biri gibiydi. bir yandan da düşünceler, ayrı dünyalarda seyreden iki insan; farklı aileler. zamanla en beteri değiştirilemeyecek gerçek; geçmiş. geçmişi kabullenemeyen sen. ben de pişmanlık, suskunluk. sana hak verirken bencil olamayışlarım; istersen git deyişlerimden sonra pişmanlığım. gitmeyişin. erkeğim demeden saatlerce ağlamak, karşılıklı.
bir ara yokmuş gibi davransak da. bir müddet evimizi hayal etsek de, rüyalar çabuk bitti. gerçeklere döndük. senin ilkelerin; inançların, yapmak istiyorumların, benim olsunlarım kendimce uymaya çalışmam. ikimizin de birbirimize karşı birbirimizi değiştirmekten ötürü duduğumuz acı. şimdi ise kaçınılmaz sonun acı çığlıkları var kulağımda. günlerdir suskunum. bazen olsun diyorum. öyle mutlu olacaksan diye, bensiz mutlu olma ihtimalin bir ayrı, sensiz olma düşüncesi bir ayrı yakıyor canımı. susuyorum kaç gündür. uzak duruşların canımı yakıyor, susuyorum. kendimle senin aranda kalıyorum...
bilgisayarın başına oturup bir saat boyunca bunu yazmam niye sanki. ikimizinde bildiği ama henüz birbirimize itiraf edemediği; biz bitiyoruz sevgili. kayboluyoruz. sana söyleyemiyorum. biliyorum, bekliyorum. deliriyorum günlerdir. bitmesin desem içimden milyonlarca kez istediğim halde neden seni görünce diyemiyorum bilmiyorum. gurur desen değil, özveri desen değil, fedakarlık mı bu yaptığım. sen rahat ol diye. ama bununla daha fazla yaşayamıyorum. ölüyorum ben sevgili. sevgilim bile diyemiyorum.
tutturduğun sen; kendini kaybetmemek için; ilkelerinden, kendinden ödün vermemek için, bazen benim pes edeceğimi düşünerek, bazen sarf ettiğim çabaya üzülerek gitmeye hazırlanışın. gözlerinde okuduğum acı, içinden durmadan sana "en doğrusu bu" diyen ses, hepsi sonumuzu getiriyor. her gün bugün son diyorsun biliyorum. her gün bugün gideceğim diyorsun ama yapamıyorsun. bekliyorum. yaklaştı iyice sanki. bir gün yapacaksın, çok yakında yapacaksın. ben ne yapacağım bilmiyorum. yokluğunda, sırf fikirlerinden ötürü sevgiyi aşkı yakışımızın ardında kalan ben, küllerle bu enkazla ben ne yapacağım bilmiyorum sevgili. gitme diyebilsem, sen gitmeyebilsen...
3 yıllık ilişkimizde 1 yılı geçen uzaklaşmanın ardından ortak bağlarımız kitle iletişim araçları ile sınırlıydı.
ve 1 yıldır da o olmadığı için her gün sinirliydim, üzgündüm, bitkindim en çok da.
aklımda hep bir gelecek hayali vardı, hep beyazlı bir evde uyanılan bir sabah; yanımda o yanımda ondan her şey, yanımda gelecek, yanımda çocuklar.
o zamandan onun olduğu zamanlara yaşıyordum. şimdiyi yok sayıyordum. yaptığı her kötü şeyde sinirlenip aman olsa da olur olmasa da derken aslında en önemli bağı hiç koparmıyordum. hep o oluyordu hayatımın gelecek kısmında. içten içe önümdeki bütün delillere rağmen, iyi olan şeylerin azlığına rağmen ne olursa olsun ayrılmayız diyordum. neye güvendiysem.
diploma almaya gelişinden sonra biteceğini biliyordum aslında. onu son görüşümün o dolmuştaki umursamaz tavrı ile dayanılmaz güzelliği olduğunu biliyordum. kurduğum hayallerin, planların beni bir yere götürmeyeceğini biliyordum. şimdi yaşadığım bu acının bir gün geleceğini biliyordum ama bu temelli ayrılığın facebook gibi boktan bir yerde gerçekleşeceğini hiç düşünmemiştim. hem de facebook un arkadaşlarımdan çıkar özelliği sayesinde.
bir gün nedense rüyamda gördüm bunu ben. bildiğin kabus görmüş gibi irkildim uyandım falan rüyamda çıkarıyormuş ben de gerçekten artık bitti diye üzülüyormuşum.
(bkz: görülen rüyanın aynısının yaşanması)
uzağız ya a. koyim internete, telefona üzülüyorum zavallılık burda başlıyor işte.
rüyadan 2gün sonra da korka korka nedense ilk onun sayfasını açtım arkadaş olarak ekle yazıyordu. bilirsiniz beyin hücrelerim aynı anda aynı yere toplanıp aynı anda bölünüyordu sanki, garip şeyler oluyordu.arkadaş olarak ekle mi dedim, kaç arkadaşlık günlerimiz geçti onunla biliyor musun feysbuk. ama şimdi arkadaş bile olamayız onunla.
nefret ediyorum lan her şeyden, sevgiliye(!) bak, içimde yaşadığım acıya bak olana bak, ayrıldık deyince ben millete ne diyeceğim şimdi face ten çıkarmış mı diyeceğim çok saçma ya. allah belanı versin e mi. beni düşürdüğün hallere bak. hiç sevmedin zaten. finali de ananın... neyse. adam akıllı, onurlu, güzel, duygusal falan ne bileyim düzgün bir ayrılığı bile haketmezmiş 3 yıl iyi mi. allah o üç yılın belasını çoktan vermiş zaten. ben kimle vakit geçirmişim kimle uyumuş uyanmışım meğer. kiminle yaşamışım. ayrıntıya giremeyeceğim ama;
canım çok yanıyor... dedim.
olaydan bir kaç gün sonra eski hesabım aklıma geldi. dondurulmuş olduğu için onu çıkaramamıştır dedim. büyük bir heyecanla açtım ve evet haklıymışım. benimle aynı isme sahip biri ile ilişkisi var yazıyordu. her şey bitiyor işte o an. her şey. bu sefer benim içimde temelli. sevgi bitiyor, aşk bitiyor, özlem bitiyor. ne geçmişi ne de hayal ettiğimiz geleceği özlüyorum. kanım donuyor sanki. gözlerim kuruyor. kalbim sessizleşiyor. ne yapacağımı bilemiyorum ağlamak geliyor ilk aklıma. saçmalama diyorum ya bunun için mi, bak onun için mi. üzerimden bir yük kalkıyor. sevmek, üzülmek için bir neden yok şimdi. işin iç yüzünü öğrendim. karşımdakinin ne kadar adi ne kadar gereksiz ne kadar şerefsiz olduğunu öğrendim. ve bitti. koca bir geçmiş ve uzun bir gelecek artık yok. ölü.
edit: söz konusu ilişki nette başlamadı, üniversitede başlayan, bildiğin normal ciddi bir birliktelik görünümündeydi. o yüzden ilginç.