Evet, Yeni Asya Gazetesi'nde haftada bir yazan yazar. Biraz zorlasa yeni bir hiciv üstadı olacak. ince göndermeleriyle hem keyiflendiriyor hem düşündürüyor. Eğlenerek okuyoruz. Buyrun bu da bir yazısı *http://www.yeniasya.com.t...-boskoltuk-sistemi_386403
Gazete 21 Şubat 1970 tarihinde yayımlanmaya başladı. Gazetenin amblem altı yazısında Said Nursi'nin bir sözü olan Asya'nın bahtının miftahı meşveret ve şuradır ifadesi bulunmaktadır.
Yeni Asya kurulduğu günden itibaren anayasal rejimi ve çok partili demokratik sistemi savunmuştur. Türkiye siyaseti için Demokrat Misyon'un en iyi çözüm olacağını düşünen gazete, kurulduğu günden bu yana siyasi konulardaki istikrar çizgisini korumuştur. Gazetenin yayın politikası tamamen 'sivil' nitelikli olup, demokrasi ve insan hak ve özgürlüklerinden kesinlikle taviz verilmemesi gerektiğini ön planda tutmaktadır. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 müdaheleleri sonrasında defalarca toplatılmış, kapatılmış ve yazarları hapse atılmıştır.
Gazetenin imtiyaz sahibi Mehmet Kutlular, 1999 Marmara Depremi sonrası yaptığı bir açıklamada bu depremin 'ilahi ikaz' olduğunu ifade etmiş ve 312. maddeden yargılanarak 2 yıl 1 gün hapis cezasıyla cezalandırılmıştır.
Gazete, Demokrat Parti, Adalet Partisi, Doğru Yol Partisi ve bugünkü Demokrat Parti'yi aynı geleneğin halkaları olarak görmekte ve destek vermektedir. Bu tutumu dolayısıyla diğer Nur cemaatleriyle zaman zaman polemikler yaşanmıştır. Bu durum 12 Haziran 2011 Milletvekili Seçimlerinde Said Nursi'nin hayattaki talebelerinin bir bildiri yayınlayarak Adalet ve Kalkınma Partisi'ni desteklediklerini duyurmalarıyla had safhaya çıkmıştır. Daha önceleri Anavatan Partisi'ni de eleştiren gazetede partinin Demokrat Partiyle birleşmesinden sonra bu parti ve Turgut Özal hakkında bazı olumlu değerlendirmeler de görülmüştür. Adalet ve Kalkınma Partisi ise Milli Görüş geleneğinin uzantısı olarak kabul edilmekte ve icraatları genellikle eleştirilmektedir.
49 kişilik sınıftan 29 öğrenci ya harfleri hiç tanımıyor, tanıyanlar da birleştirme de problem yaşıyor. 29 öğrenci okuma yazma bilmiyor! ibro, ibrocik, ibrohimo isimli öğrencim (210) olan numarasını 20010 olarak yazıyor.. ibrahim sadece bir örnek Suatlar, Muratlar, Sevgiler... Neden? Halbuki 7 tane bilgisayarları var! Bu çocukların uçuyor olması gerekmez miydi!?
2 yıl önce yazmışız. küme düşürün 1 seferde olsun bitsin diye açıklama yapmışız. tesis(at)çı
başnaın arkasında 10binler yürüdü. azizle fener bir tutuldu. neticede aziz futbol dışındakiişlerine tıkır tıkır devam edecek. olan fenerbahçemize oldu.
bir kişi de yazmamış. Sultan Abdulhamid köprü ve tüp geçit projeleri yaptırmıştır. illa tarihi bir şahsiyetin ismi verilecekse bu ne yavuz'dur, ne m. kemal'dir.. bu isim kesinlikle hamidiye köprüsü olmalıdır. çünkü sultan abdulhamid eserleri hamidiye namıyla bilinir. hatta 3. köprüsünün projesi sultanın çizdirdiği projeler temel alınarak yapılabilir.
denk geldiğinde insanı sinir eden, sinirden deliye çeviren, ekrana dalıp elemanı yakalayıp agız burun girme hissi uyandıran reklamlardır.
cornetto in love reklamında demk yumuşacık bir kalbin var sözüne karşılık tabi diyen çocuk o ses o çocuga uymus mu? çocuk bildigin ayıya dönüşüyor. ama o tabi diyen ses yok mu? gırtlagını sikecem olm senin.
bir de burcu esmersoy'un oynadıgı algida Fruttare reklamı biri şu kadına dondurma yerken mide bulandırdıgını söylesin.
6 veya 7 yasında vardı, artık haneye ne zaman dahil oldugunu hatırlamıyorum bile o kadar yaslıydı yani. kedi saldırıp mikrop kapınca, her iki ayagının parmakları kopmuştu. abicik, babacık, pis köpek, annecik, askım vs baya baya konuşuyordu lan. birden hastalandı ve ertesi güne öldü. kangren olmus. üzüldüm.
sayın başbakan'ın yıllardan beri dile getirdigi, ve şahitliğini yaptıgı nikahlarda gelin ve damada yüksek perdeden tavsiyede bulundugu üç çocuk meselesi ciddi önem tasımaktadır. eminim ki basbakan istatiski verilere dayanarak türkiye'nin yaklasık 20 yıl içerisinde yaslı ve hantal bir nüfusa sahip olacagını biliyor. bunun içindir ki yıllardan beri üç cocuk, üç çocuk diye feryad ediyor. son kürtaj tartısmasını açmasının sebebini de bu bağlamda değerlendiriyorum. üç çocuk meselesinde olayın ekonomik boyutu önemli tabii ki. en önemli itiraz noktalarında birisi, dogacak üç çocugun masraflarına nasıl yetişecegim sorusu? çocuk doğmakla kalmıyor daha ana rahmindeyken masrafa baslıyor, hastaneydi, ultrasondu, doktor kontorlüydü derken, daha doğmadan ailesine yük olmaya baslıyor (çocugu aileye yük olan birşey olarak görmedigimi belirtmeliyim) bu kadarla kalıyor mu? tabii ki hayır. büyümesinin her bir evresi ayrı bir masraf, kılıgı-kıyafeti, yemesi-içmesi masraf, ee okul çağı geldiginde masrafın en büyüğü baslıyor. ilköğretim çağlarında bu pek hisedilmese de, orta öğretim ve lise çağlarında bu yük iyice agırlaşıyor. ergen olmuş bireyin kişisel ihtiyaclarının artmasının yanı sıra, ailenin çocuktan bekledigi iyi bir öğrenim hayatı geçirmesi için, ek dersler-dershaneler bu masrafı katlıyor maalesef. yüksek öğrenim çağına geldiğinde dananın kuyrugu kopuyor. hele bir de başka bir şehirde okuyorsa bu çocuk, eyvah o ana-babanın haline. bu tek çocuk içişn böyleyken üç çocuk için nasıl bir yük ortaya çıkaracagını varın siz düşünün.
gelelim asıl değinmek istedigim noktaya ,nüfus patlaması yapacak kadar çoğunlukta olan evlilik çağı gelmiş, hatta geçmiş olan işsizler. kendi adıma konuşacagım 30 yasını aşmış atama bekleyen bir öğretmenim, 2 yılı aşkın süredir nişanlıyım. ve işsiz oldugum için, atanamadıgım için evlenemiyorum. haliyle başbakanın bu üç çocuk çağrısına cevap veremiyorum. niye atanmayı bekliyorsun, milli eğitim bakanı'nın dediği gibi devlette çalışmak zorunda değilsiniz, özel okullar var, baska işler var git başka işte çalış diyenlere haklısınız ama onca sene okudum, benim mesleğim bu başka ne iş yapabilirm ki diyorum. torna bilmem ben, kuaförlük bilmem, terzilik bilmem. ayrıca milli eğitim bakanı bana ve benim gibileri bu sözü bir daha söylediginde verecegim cevap, siz de milli eğitim bakanı olmak zorunda dğeilsiniz. gidip baska bir iş yapın diyeceğim. öyle ya " madem herkes uzmanı oldugu işi yapmak zorunda değil" siz de yapmayın. üç çocuk meselesine dönecek olursak. evet benim gibi binlerce insan var bu ülkede hepsi 25-30 yas arası insanlar. çalışıp, üretmesi gerekirken bir umut bekliyorlar - bekliyoruz. bu sayının çoğunlugunu erkeklerin oluşturudugu düşünülürse, ve erkeğin iş sahibi olmadan evlenemeyeceği hesaba katılırsa, başbakanımızın üç çocuk isteğine cevap veremeyeceğimiz aşikar. yine şahsım adına konuşuyorum. çocuk severim, bu yüzden öğretmenlik mesleğini tercih ettim. çocuk sevdigim içinde basbakanın istegine artı bir koyarak dört çocuk hedefliyorum. tek şartım iş sahibi olmak!
bugün tv'lerde bol bol izledigimiz protesto gösterilerinden de anlasılacagı gibi, birileri tarafından kürtaj "hak" olarak görülmekte.
şimdi arkadaslar, kürtaj suçsa mastürbasyon soykırımdır, kürtaj suçsa regl olmak soykırımdır gibi abuk sabuk espriler yapıldı bu sözlükte, spermn veya yumurtanın tek basına hiçbir şey ifade etmedigini biliyoruz. nasıl bir meyve agacının çekirdeği uygun şartlar meydana gelmeden hiçbir şey ifade etmiyorsa sperm ve yumurta da tek baslarına hiçbir anlam ifade etmiyor, yani mastürbasyon yapıp boşa akıttıgın sperm ve her ay regl yoluyla dışarı atılan yumurta hiçbir anlam ifade etmiyor. çünkü çekirdek hükmündeler, tohum hükmündeler. ancak uygun koşullar meydana geldiginde bu ikisi birleştiğinde işin şekli değişiyor, orada bir canlı meydana geliyor, canlı diyorum çünkü hamileligin yaklasık 2. ayında bebeğin kalp atıslarını uygun aletlerle dinleyebiliyorsunuz!!
kürtaj'ın yasaklanmasını savunuyor değilim, ama kürtaj bir hak değildir. evet kürtaj yasaklanmamalı, ama bu yasağa tepki verirken bir canlının hayatına son vermeyi hak olarak lanse etmek, ve işi çıgırından çıkarıp tecavüzcünün çocugu ne olacak, ensest sonucu doğacak çocuk ne olacak sorularını sorarak, işi ayaga düşürmeyelim. evet kürtaj yasaklanmamalı, ama bir hobi olarakta yapılamamalı. bu işin ahlaki boyutudur bence, hükümetin yanlısı burada baslıyor, insanların bedenleri üzerinde hesap yapmaması gerekirken, kürtajın yanlıslıgıyla ilgili, daha sağlıklı, daha bilinçli, daha sağlam argümanlar ortaya koyması gerekirken, olayı saçma sapan bir duruma getirdiler.
sözüm hem kürtaj taraftarlarına, hem kürtaj karsıtlarınadır. kürtajın gerekli oldugu durumlar olacaktır, olmaya devam edecektir bunu engelleyemezsiniz. ama bunu çocuk oyuncagı gibi yılda bir kere kürtaj olmaya gidenleride kontrol altına almak gerekir. belki daha bilinçli bir şekilde ilişkiye girmeleri telkin edilebilir.
son kürtaj tartışmasındna sonra ulaşılacak noktadır. kürtaj istenilen bir olay değildir. istegi dısında hamile kalanlar bile güle oynaya kürtaj yaptırmaya gitmez. yapılacak olan tek şey ilişki esnasında azami dikkat gösterip bu duruma düşmemektir. bunun en etkili yolu da prezervatif kullanmaktır. çeşitli dogum kontrol yöntemleri olsa da, ilaç kullanımı bünyede daha sonra çeşitli arızalar bırakır.
artık nasıl bir fakirlikse, insanımız hamurun içine yağda kavrulmuş un doldurup bu çöreği icat etmişler. kalorisi yüksek. acaip güzel bir lezzeti olan yiyecektir.
kemalist bekir coşkun'un paşa'ya köpek demesi gibidir. hasip kaplan bekir coşkun'un kahverengi olanındandır. ikisi de aynı kafa yapısına sahiptir. fikir olarak demiyorum bak kafa yapısı olarak diyorum.
ibadet değildir. zaten kimse kandil ibadettir dememiştir zannımca, sadece ibadete vesiledir. bilgi kıt olunca, bazı aklı evveller kandil'i de ibadet zannediyor.
ülke çapına yayılması düşünülen kentsel dönüşüm projelerinde okul binalarının yeri ve önemi sorgulanmalıdır.
şimdi şöyle oluyor. kentsel döünüşüme alınmış alanlarda bolok blok 8-10 katlı binalar dikiliyor. evvelinde buralar geniş alana yayılmış büyük mahallelerdi, bu mahallelerde bir bilemedin iki okul binası mevcuttu. dönüşüm esnasında okul binalarına dokunulmuyor fakat yapılan binalar eskiye oranla daha çok insanı barındıracagı için ileride oluşacak okul ihtiyacını karsılayamayacak hale geliyor. ben mecburmuyum ilköğretim 1. kademede okuyan çocugumu servisle ebesinin nikahına göndermeye. hele ki okula baslama yasının 66 ay'a düşürüldügü bu dönemde. oturdugum yere yakın okulları tercih ederim. her bin dairelik alana en az 40 derslikli bir okul yapılması lazım. ihaleyi alan firmalar okul masraflarının bir bölümünü karşılayabilir hem devletin yükü azalmıs olur hem de bu şirketler kar etmelerinin yanı sıra topluma faydalı bir iş yapmış olurlar. hep bana hep bana demesinler. ilgili makamlar ufak bir ayarlamayla bu işi halledebilirler.
ankara'da yaptım askerligimi, spor salonu sorumlusu olarak. belim agrımasına ragmen hemen her gün emirle eksik olan takımı tamamlayıp basketbol oynuyordum. belimin agrımasının nedeni sofbende su kalmamasıydı, asker baskı yap, asker koş, asker vıcık ter olsun ama yıkanacak su bırakma askere, bütün ter üzerimde soğuyunca bir türlü geçmeyen bir bel ağrısı basladı. askerliğimin son bir ayı bu bel agrısı ile geçti, revirde yedigim onca kas gevseticisine ragmen geçmedi. terhis oldum iki ay sonra geçti. neyse işte böyle bel agrısı çektiğim bir gün yine emirle eksik takımı tamamlamısken bir binbasının gözüne parmağımı soktum. aha yarragı yedim dedim içimde. bagırdı, çağırdı, ben doldum doldum az daha bagırsa kafadan ucup askerligi yakacam allah'tan beni seven iki albay araya girdi de sakinleşti adam yoksa çok pis dalacaktı.
leyla ile mecnun dizisinde erdal bakkal'ın bir dönem ortaklığını yapmış olan, hali hazırda çırağı olarak çalışmaya devam eden ergendir. evet bir iki bölümde ses tonuyla ilgili ergen sesine bak piii replikleri geçse de, artık bir ergen gibi davranmanın vakti gelmiştir. o ne lan öyle ergen mi olur saçlar 1960 model jön gibi taramıs, deli çağlar bunlar böyle apaçi falan olmalı, bir kıza tutulmalı, ismail yk ve halil sezai falan dinlemeli.
burak aksak tez zamanda kendisine bir adet kız yazmalı ve ergen isyanını ekranlara yansıtmalıdır. ne bileyim mesela kaan'ın göbek adı tahir'miş (niye sedef'in leyla oluyorda kaan'ın neden olmasın). 8 c'de ki zühre'ye asık olsun. ayrıca iskender'e de bulun bitane ayıptır ulan.