es muss sein
211 (power ranger)
sekizinci nesil silik 1 takipçi 18.80 ulupuan
entryleri
oylamalar
medya
takip

    üç dil bilen alman kurdu

    1.
  1. köpeği çukura düşen vatandaşın , köpeği ancak iğneyle uyuşturarak alabiliriz diyen veterinere ;

    - " o köpek üç dil biliyor. iğne vurdurtmam iğnesiz alın demesi üzerine "

    veterinerin ;

    - abi diplomat mı, köpek mi bu demesi. güldürmüştür.
    2 ...
  2. türkiye de siyaset yapma eşiği

    1.
  3. güzel yurdumda siyaset her alanda yasaktır. camide siyaset olmaz, kışlada siyaset olmaz, okulda siyaset olmaz, iş yerinde siyaset olmaz. elnizi nereye atsanız siyaset konuşmak yasaktır. peki biz bu siyaseti tuvalette mi yapalım arkadaş ?
    0 ...
  4. ramazan ayı için temenniler

    1.
  5. komşusu aç iken (burada ki komşudan kasıt aynı havayı soluduğunuz dünya insanlarıdır. yoksa pekala biliyoruz ki sizin komşularınızın da sizin gibi jeepleri vardır) range rover jeeplerle rixoslarda iftar açmaya gidecek olan yeşil sermaye müslümanlarına ; orucun asıl amacı beden terbiyesi değil, ruh terbiyesidir. 16 saat aç kalıp 16 çeşit yemekle açılan iftarın ne Allah katında ne de her hangi bir katta değeri yoktur. bir ibadetinizi yerine getirmişken bir şeye benzesin bari. ( yaklaşan ramazan ayına peşin isyan)
    3 ...
  6. cumhuriyetçilerin derin çelişkileri

    1.
  7. bir yandan kemalizm nameleri okurken, diğer yandan sabahattin ali'yi, nazım hikmet'i, grup yorum'u, aziz nesin'i, ahmed arif'i sahiplenip aşkla bahsetmeleri enteresandır doğrusu.

    60 ve 70 li yılların hızlı sosyalistlerinin şimdi ulusalcı olmasından mı kaynaklanıyor acaba ?
    2 ...
  8. ülkeyi hıyar sanan zihniyet

    1.
  9. iki kelimesinden biri bölücü, bölündük, delindik, koptuk olan lügat kabızı zihniyettir. korkmayın lan, hıyar değil bu vurunca ortadan ikiye ayrılsın.
    4 ...
  10. ben bu yazıyı şairlere yazdım

    1.
  11. ne güzel koyuyorsunuz cümleleri yan yana, her biri intihar sebebi olan dizeleri ilmek gibi geçiriyorsunuz ya boynumuza düşünmez misiniz hiç bunu okuyan aşık kahrından ölür diye.

    ben aşık olduğum da çok özel hissederim kendimi. derim ki kendime ; arkadaş ! bu nazım hikmet senin için yazmış bütün bu dizeleri, cemal süreya bir kadının boynundan bahsederken beyaz imgelerle, aslında senin kadınını anlatmıştır sana. utanırım sonra. bu güzel adamlar, bu güzel kadınlara, bu güzel şiirleri yazmışken , sen o kadar sevemedin de ondan yazamıyorsun.

    " ben sana mecburum bilemezsin " derken attila ilhan, hiç mi gururuna yenik düşmemiştir acaba. insanın en sevdiğine bile mecbur olması çok zor değil midir ? ve bunu yazıya döküp onca insanı ağlatmak hangi şairin erkeklik şiirlerinde varolmuştur.

    "halbuki korkulacak hiç bir şey yoktu ortalıkta /her şey naylondandı o kadar. " derken turgut uyar, hangi aşka bu kadar kızmıştır.

    siz şairler yok musunuz siz şairler !! kırk dizenizden kırk harf vursam zihnime yazar mıyım sizi gibi aşkımı.
    1 ...
  12. ben bu yazıyı savaş çığırtkanlarına yazdım

    1.
  13. yaşınız ve düşünceniz ne olursa olsun savaş istemenizi anlayamıyorum. hayatı televizyonlardan ve internetten öğrendiğinizden olsa gerek savaşın bir bilgisayar oyunu olduğunu ,ölmeyi de tv dizilerinde ki gibi zannediyorsunuz heralde. ufak bir hatırlatma yapayım dizilerdeki gibi değil hiçbir şey ölünce bir daha geri dönemiyorsunuz, ölmekle bayılmak arasında ciddi farklar vardır ne olur bayılmayla karıştırmayın.

    yeni neslin savaş çığırtkanlarına sorarım. kaç tane savaş yaşadınız. bakın gördünüz demiyorum tv lerde çok savaş görmüşsünüzdür ama kaç kere yaşadınız. savaşı es geçin hadi kaç kere çatışma yaşadınız ? hepsini siktir edin silah gördünüz mü hiç ya da silahın soğuukluğunu hissettiniz mi ? kurşun yarasını, meyve bıçağı kesiğiyle mi karıştırıyorsunuz acep ?

    memleketin ekonomisi öyle gösterdikleri gibi toz pembe değil ki, bugün savaş çıksın yarın ekmeği karneyle almaya başlarız bunu bilmiyor musunuz ? ekmek yemekten vazgeçtik hadi, savaşta abinizin, kardeşinizin ölmesine ne kadar hazırsınız.

    siz hiç türkü dinlemez misiniz. yemen türküsü nü bilir misiniz mesela ? üstünden geçen 90 küsür yıla rağmen hala söyleniyor olmasına şaşmıyor musunuz hiç, nasıl bir acı olduğunu tahmin edemiyor musunuz ? siz hiç kore'ye gitmiş askerleri dinlemediniz mi ? hala uyuyamıyor bir çoğu.

    savaş bir bilgisayar oyunu değildir, savaş bir tv dizisi de değildir.
    37 ...
  14. sen benim hiçbir şeyim misin

    1.
  15. bu gece gecelerden attila ilhan, ne kadar bestelenmiş şiiri varsa dinliyorum. bir benzetme istiyorsan bu geceye attila ilhan şiirleri rakıdır ve mezesi ahmet kaya'nın müzikleridir. rakı mezesiz, meze rakısız olmaz bilirisin, hatta bunu en iyi sen bilirsin. bu gecenin konusu ; sen benim hiçbir şeyim misin ? bu soruya cevap arıyorum. üstadın dediği gibi "galiba eski liman üzerindesin "

    "içtiğin rakı olup içine ben dolayım
    kimse girmesin yüreğine bend olayım "

    bu gece rakı içiyorsun biliyorum, aslında bu yazı hem sana hem de rakıya yazıldı. neyim olduğunu da çok iyi biliyorum ama çok sanatçıyım bu gece tecahül-i arif yapıyorum.
    2 ...
  16. it baharı görür ama yediği taşı allah bilir

    1.
  17. beynelmilel filminde geçen güzel bir söz.

    aslında dışı seni, içi beni yakar kıvamında bir sözdür. insanlar güzel günler görür, iyi hayatlar yaşayabilirler ama o noktaya gelene kadar çektikleri zorlukları kimse bilmez.
    2 ...
  18. imf ye borcumuzu hesap açık kalsın diye ödemiyoruz

    1.
  19. --spoiler--
    Türkiye'nin dünya standartlarına göre borcu en az ülkelerden biri olduğunu söyleyen bakan, "IMF'ye 2 milyar dolar civarı borcumuz var, onu da her an ödeyebiliriz; hesap açık kalsın diye kapatmıyoruz." dedi.
    --spoiler--

    yukarıdaki cümleyi kim kurmuştur ?

    a-) burhan çaçan
    b-) latif doğan
    c-) idris naim şahin
    d-) kartal tibet

    doğru cevabı tahmin etmişsinizdir heralde. zaten başka bir memleket daha yoktur ki maliye bakanı duruken , ekonomi ile ilgili açıklamalaları içişleri bakanı yapsın. hal böyle olunca ortaya böyle mükemmel açıklamalar çıkıyor.

    şuna artık inanıyorum ki, meclisten bakıldığı zaman çok salak bir halk olarak görünüyoruz, yoksa mümkünatı yok bu kadar izanı şaşmış açıklamalar yapılmazdı bize.
    5 ...
  20. turgut vidinli

    1.
  21. beşiktaş balık çarşısının içinde yer alan nezih mekan , içki olarak sadece rakı içebiliyorsunuz ve duble olayı yok şişe açtırmak zorundasınız.
    2 ...
  22. ben bu yazıyı sigara içme diyenlere yazdım

    1.
  23. anladık sigara sağlığa zararlı, anladık sigara çok pahallı, anladık sigara dediğiniz merette bilmem kaç trilyon tane zehir var, anladık çok pis kokuyor hele ki sabahları hiç çekilmez oluyor ve anladık 2. sınıf insan oluyoruz şu sigarayı içince, hele ki yolda elimizde sigarayla geziyorsak her yönden avrupa standartlarında olan güzide memleketimizin gelişmişik düzeyini düşürüyoruz bir çırpıda. ( ki diğer bir yandan süper ekonomimize vergilerle katkıda bulunuyorum ama bundan bahseden yok hiç)

    ben bu sigarayı pek severim arkadaş, defalarca bırakmaya çalışmama rağmen her seferinde daha bir bağlanarak geri döndüm. aramızda güzel bir bağ var. iyi dosttur aslında sigara, yakarsın ses çıkarmaz, konuşmaz, akıl vermeye kalkmaz sadece yakarsın içine doldurusun ve salarsın güzelim atmosfere. tek pis huyu vardır parasız zamanında pek uğramaz sana, e zaten bütün insanlar böyle değil midir ? parasız adamı kim sevmiş ki sigara sevsin.

    - sigara bütün içeceklerle kardeştir !!

    sorarım sigara içenlere çay içipte sigara içmediğiniz olmuş mudur ? ya da başta bira olmak üzere bütün diğer içkileri sigarasız içmekten zevk alıyor musunuz ? hastayken nane - limon, ıhlamur içtiğinizde canınız sigara istemiyor mu ? pek tabi istiyor. kahvaltıdan sonra yakılan sigaranın hazzını bilmeyen var mıdır ? ne demiş pek muhterem atalarımız ; " ister zengin ol ister fukara, her yemkten sonra yak bir cigara ".

    işimiz muhabbet tabi biz de biliriz sigara sağlığa zararlıdır. içmesek iyi de olur ama ben bu mereti içmeyince mutsuz oluyorum o yüzden de bırakmaya hiç niyetim yok artık.

    son olarak sigara içmeyenlere feryadımdır ;

    herkes içme diyor, niye içiyorsun diye soran yok arkadaş. *
    sigarasız ve bol temiz havalı günler.
    5 ...
  24. zekiye 12 yaşında bir kadın

    1.
  25. 12 yaşında bir kadın zekiye. otuzaltısına değmişken daha yeni, yirmiüçünde üç oğlunun en büyüğü...

    çok hikaye dinlemişliğim vardır, savrulup giden dünyanın bok çukuruna düşen insanlarının hikayeleri. bir hikaye daha dinledim. günlerden salı, 3. kişinin ağzından.

    - orospu zekiye üç oğlundan utanmamış da kaçmış karşı komşunun kocasına, yakalanınca da intihar etmiş geberesice. öleydi de kurtulaydık, öleydi de kurtulaydı 3 oğlanın namusu. öleydi de dünya da kurtulaydı zekiyeden, zekiye öleydi de...

    öleydi zekiye, namussuz zekiye... onikisine değince kürt köylerinin birinde zekiye, türk köylerinden geldiler gelin almaya. çizdiler zekiye'nin kaderini. kim demiş çizer kaderi yaradan, babası çizdi kaderini zekiye'nin !!! kırkbeşinde sağır dilsiz adama verdiler zekiye'yi kocalık etsin diye, dil olsun, kulak olsun diye. oldu zekiye, kulak oldu, dil oldu, çığlık oldu, öldü zekiye.

    onüçünde doğurdu ilk bebesini, ellisinde baba oldu kocası. onüçünde anadır artık, anasına çocuk olacak vakitte. aldı bebesini kucağına; " ya sağırsa" dedi. gürlediler kulağına ezanı, çimcikleyip ağlattılar. sarıldı bebeğine; " büyü, büyü de konuş benimle... ".

    lohusası bitince girdi sağır kıyamet canına zekiyenin, ondördüne şişti karnı yine, aldı ikinci bebesini kucağına eğildi kulağına ; " olduk mu üç bebek, bir ahraz ".

    dayak baş gösterdi ikinci çocukla beraber. öyle ya nasıl baş etsin iki bebe bir kocayla ondördünde zekiye. günde yedi sefer bebe emzirdi doğurdukça büyüyen memelerinden , yedi sefer de dayak yedi hiç bağıramayan dilsiz kocasından. ne kocası duyabildi sesini, ne bebeleri.

    vardığında onaltısına hiç bir sevişmekten zevk alamazken, doğurdu üçüncü bebesini son olacağından habersiz. büyüdü memeleri daha çok, daha çok süt verdi, daha çok dayak yedi. eğildi bebelerin kulağına hiç kimsenin duymayacağından emin bağırdı avazı çıkmasa da ; " büyüyün, büyüyün, büyüyün !!! "

    yıllar böyle devam etti. dayak yedi, emzirdi ve midesi bulanarak bacaklarını açtı sağır kıyametin orta yerine. kadınlığından habersiz, açtı bacaklarını... kocası yetemez oldu , kalkamaz oldu yerinden hak verdi cezasını. dokunamaz oldu zekiye'ye. baktı gözlerine bir tas su, bir kap yemek versin diye. ömrünü vermişken bir kap yemeği esirgeyecek değil ya zekiye.

    otuzunda sevdi zekiye evli bir adamı hem de. aşkı tattı, adam da sevdi onu gel dedi bana, kafasına koydu zekiye gidecekti. gitmese de ölecekti...

    gidemedi ölmeyi seçti. yuttu kutu kutu hapları, demedi kimseye bir şey. bir akşam üstü buldular evde baygın halde, götürdüler hastaneye. yaşadı zekiye ölmeyi çok isterken. çocuklarının namusu kurtulsun diye yaşattılar zekiye'yi, çocukları öldürsün diye yaşattılar zekiye'yi.

    orospu zekiye, namussuz zekiye... geriye kalan " namusluların " yüz akı olacaksın zekiye. bütün suç senin.

    affet insanlığı zekiye..
    66 ...
  26. gidenin arkasından yazı yazmak

    1.
  27. adettendir her gidenin arkasından bir eylem gerekir. bazen bir metafora, bazen efsaneleşmiş bir şişeye ,bazen bir kadehe, bazen kitaplara, bazen de şarkılara sığınılır. aslında gözden kaçan şudur ; giden henüz gitmek fiilini geçmiş zamanda gerçekleştirmeden, elinizdeki eylemleri şimdiki zamana sığdırmadığımızdan, kalan olmasına izin vermeyişimizin öyküsüdür bütün gidişler.

    giden bir efsanedir... çoğu efsane gibi o da yarı mübalağa, çeyrek hayranlık ve bir çeyrek de gerçekliktem oluşur. kaybedilen değerlidir. değer verilen ise kaybedilmeye mahkûm .

    yazılan yazılar gidenden çok gidenin sizde bıraktıklarını anlatır aslında. özleminiz yaşadıklarınıza değil yaşayamadıklarınızadır çoğu zaman. bir şey insanın içinde kalmaya görsün. çıkarsanız kanatır, kalsa ağlatır. her giden bir parça alır ömrünüzden derler ya, köküyle yalandır işte o. her giden bir parça bıraktığındandır bütün acınız. ve vakit artık orospu hüznünüzün pezevenkliğini yapmaya beş vardır. yazarsınız, yazarsınız, yaz(am)a... her kelime bir diğerine bağlanırken sadece kendinizin seveceği ve anlayacağı kadar yazarsınız.

    hiç bir yazı bilmem ki gideni geri getirsin. kırk tas suyla yıkasanız da her dizeyi bir kırk tasa daha muhtaçtır her harf. sonuza akan nehirlere benzettiğiniz dizeler, denize bile ulaşmayan çaylardır aslında. ne söyleseniz yarım, ne söyleseniz eksik !! hele ki şiir yazıyorsanız ; şiir namussuz, şiir zalım... gelmez acemiliğe, sevmez acemi şairi, namlusu ters dönmüş bir silah gibi vurursunuz da kendinizi damla kanınız akmaz.

    bir tesslli cümlesidir ; yol gidenindir !! kalana ne kalırsa kâr kalır ? gidenin ayak sesleri mi ? varsın ayak sesleriyle çınlayan kulağınızın zihninize işleyen titreşimine sokak köpekleri işesin artık...
    6 ...
  28. ben bu yazıyı borçlarıma yazdım

    1.
  29. ben oldum olası atasözlerini pek sevmem. hele ki bir atasözü beni yiğit bellemek için borçlandırıyorsa onu hiç sevmem. yıllar yılı böyle anlatıldı bize ; borç yiğidin kamçısıdır !! götümüzden kazık, sırtımızdan kamçı eksik olmadı çok şükür.

    memur çocuğu olan varsa aranızda iyi bilir bu işleri. memura taksit yap dünyayı alsın. mübarek babamın o kadar çok iyi huyu varken ben gide gele kamçısını örnek almışım. adam daha ölmeden bir miras bıraktı bana ; - borca girmeden bir şey sahibi olamazsın oğlum !!! - he babam he.. !! koç değilim, sabancı değilim. illa ki borca gireceğim.

    borcu olanlarınız çok iyi anlayacaktır beni. bu borç dediğiniz meret kapı eşiğinde asılı duran eşek penisi gibidir. girersiniz kafanıza çarpar, çıkarsınız kafanıza çarpar. uykularınız kaçar, saçlarınız dökülür, düşünürken beyninizde filler harbediyor sanarsınız. her yeni borcunuzu size şu yemini ettirir ; bu bitsin bir daha borca gireni siksinler, arkadaş biriktir paranı al, ne diye ele güne minnet edip sıkışıyorsun ki ? ama bu yeminler borcun bitmesiyle son bulur ve siz yeni bir borca girersiniz çünkü alışkanlık yapmıştır artık. atalarınız sizi bir kez daha kamçılamıştır.

    borçlar iki çeşittir bana göre ;

    1- bir şeye sahip olmak için girilen borçlar.( babamı saygıyla selamlıyorum)

    - bu borç çeşidinin ödemeleri uzun sürer genelde. mesela bir ev almak istersiniz. 10 senelik bir krediye girersiniz o krediyi ödemek için yemeğinizden, giyiminizden ve sosyal hayatınızıdan kısarsınız, ama öyle ya da böyle bitirisiniz bu borcu. borç bittiğinde bir ev sahibi olursunuz ama o kadar sıkıntı ve stresten kaynaklı sağlığınızı kaybetmişsinizdir artık. sahibi olduğunuz evi tez zamanda elden çıkarıp parasını doktorlara yedirme vaktidir artık. e şimdi diyeceksiniz ki ee ne anladım ben bu işten. işte bende tam olarak bunu diyorum ! kirada oturmak candır.

    2- sikimizin keyfine girilen borçlar ;

    - bu borç çeşidine kumardan tutun da, kredi kartına kadar, amaçsızca ve hunharca yapılan harcamaları dahil edebiliriz. bu borç adamı verem de eder, kanser de eder. bu borç çeşidinde boku bokla kapatma yöntemi en geçerli yöntemdir. bir bankadan çeker diğerine yatırısınız, bir arkadaştan alır diğerine verirsiniz. ama ne kadar tırmalarsanız tırmalayın boka batmaktan kurtulamazsınız.

    iş bu yazı bütün borçlulara ve kendi borçlarıma yazılmıştır. buradan borçlarıma seslenmek istiyorum.

    - sizi bitireceğim oğlum !!! ve bir daha da borca girmeyeceğim !!!
    3 ...
  30. hüngür hüngür

    1.
  31. türk dili ve edebiyatı derslerinde öğretilen yansıma sözcüklere bir örnektir.

    yalnız ben oldum olası bu yansımayı anlamış değilim. mesela "şırıl, şırıl" dediğinizde kulakta gerçekten bir tını oluşturuyor(şelaleden akan suyu anımsamaya çalışın) ya da "çıtır çıtır" dediğiniz zaman da bir aşinalık oluyor( çalılara bastığınız zaman ki sesleri anımsayın). yalnız bu "hüngür hüngür" yansıması pek olmamış gibi duruyor. bunca yıllık ahir ömrümde, hüngüüüüürrrr hünnnngüüüüürrr, diye ağlayan bir insana denk gelmedim daha. denk gelen varsa beri gelsin.
    2 ...
  32. nevid müsmir

    1.
  33. tebriz doğumlu halk müziği sanatçısı. kendisini yeni keşfetmiş olduğum için üzgünüm. çok hoş bir nefes. şu eseri ile dinlenesidir.

    3 ...
  34. çok özledim seni

    1.
  35. tanım ; "seni çok özledim" cümlesinin devrik söylenişi.

    henüz, seni seviyorum kadar yavşaklaştırılmamış olsada eski günlerdeki kadar anlam ifade etmemektedir aslında bu cümle, teknoloji öylesine gelişti ki istediğimize istediğimiz an ulaşma rahatlığına eriştiğimizden bu yana özlemlerimiz bile hal değiştirdi, hastalıklı oldu . çok değil daha 15 yıl öncesine kadar "çok özledim seni" demek için bir postaneye ve 1 haftaya ihtiyaç duyabiliyordunuz şimdi ise bir telefon ve bir iletildi mesajı kafi geliyor . işin nostalji kısmını bir kenara bırakıp bu yazıyı yazmam için beni tetikleyen mesajdan bahsetmek istiyorum biraz.

    hiç düşündüzün mü hayatınızda kaç sefer aynı yemeği yediniz , ya da kaç sefer aynı şarkıyı dinlediniz ? oysa hepimiz bir ömür boyu aynı şeyleri yapmaktan sıkıldığımızdan söz ederiz sürekli. ancak önünüze 125. kez konulan kurufasulyeye bir iştahla yumulup, ohh çok güzel olmuş diyip yapanın ellerine sağlık demeyi ihmal etmeyiz hiç bir zaman. zannetmeyin ki bunların hepsinin açlıktan kaynaklandığını bu sadece yemeği yapanın maharetidir. bir şarkı düşünün vücudunuzun tatlı tatlı kaşınması gibi , beyninizi kaşıyan. kaşıdıkça daha çok kaşımak istediğiniz gibi dinledikçe dinlemek istersiniz, aynı şarkıyı daha güzel söyleyen birini bulursanız tekrardan defalarca dinlemeye koyulursunuz . şarkıyı söyleyenin maharetidir işte bu da.

    zaman zaman eski dostlarım arar beni, bir zaman gecemizin gündüzümüzün, yediğimizin içtiğimizin ayrı gitmediği , "yoksulluğu beraber yaşayıp , tokluğumuzu kendi başımıza yaşadığımız arkadaşlarım ." uzun telefon konuşmalarının ortasında gayet samimiyetsiz duyarım "çok özledim seni " cümlesini . çok özlememiştir aslında beni, çok özlese daha sık arar , daha çok sorar ya da hiç olmadı çıkıp yanıma gelir . yani öyleki bu "çok özledim seni" ler içi boş bile gelmez bana , dışı bile yoktur esasında . asıl özlenen yaşanmışlıklardır. ve yine söylüyorum ; hayatı anlamlı kılan tek şey yaşanmışlıklardır !!!

    bir mesaj aldım bu akşam, kısa ve öz ; - çok özledim seni !!

    ben bu cümleyi çok kişiden çok sefer duydum ama bir şarkı misali duydukça duyasım geldi bu akşam. içi bir doluydu ki bilemezsiniz. tam 4 tutam yaşanmışlık vardı içinde . söyleyen öyle bir anlamlandırmıştı ki, zihnim tasavvur etmekte hiç zorlanmadı bu özlemi . cevabı kendi içinde olan bir soru gibi karşılık vermek geldi içimden . ben de seni özledim , hemde çok olanından !!

    ve bir doldum ki bu gece özlemim dağ başlarında bir gelincik olsa, krizantem kesilir kafa tutardı beyaz örtüye...
    9 ...
  36. ermeni soykırımını kürtlerle bağdaştırmak

    1.
  37. bu gece çok duygusalım aslında, dokunsanız ağlayacak gibiyim. yüzlerce yıllık kardeş kavmim benim varlığımı tanıdı. şimdi siz ; "aman sende çok safsın ha , bak seni anca bir soykırımla anıyorlar" diyeceksiniz. ama boşuna uğraşmayın hiç oyuna gelmem bu saatten sonra , yıllar önce kaybettiği öz kardeşini bulmuş insanlar kadar şenim bu gece. ben çok severim aslında kardeşlerimi, vallahide billahide istediğiniz şey üzerine yemin edebilirim ki benim kardeşlerimle hiç bir sorunum yok gel gör ki kardeşlerimi gaza, beni oyuna getirdiler. ben bu oyunun bütün bölümlerini hatırlıyorum mesela biraz geriye gidersek kardeşlerimin nasıl gaza getirildiğini hatırlayabilirim.

    1910 lu yıllar ; bir savaş var ortada. çağırdı kardeşlerim beni ; " kardeş !! gel bakayım buraya, bak görüyorsun ki düşman kapıya dayandı, biz kadim kardeşliğiz hayde bir el verde def edelim başımızdan bu belayı, sonrasında yaşarız vatanda kardeşçe. bak!! ne kadar büyük ve güzel bir vatan hepimize yeter nasılsa. "

    savaş kazanılır ve sonra...

    1920 li yıllar ; kurun bakalım istiklal mahkemelerini, çıkarın takrir-i sükunları. dincilik var, gericilik var !! vuralım kelleleri her kim ki rejime karşı gösterin bakalım ona yeri arşı. sadece kürtleri değil arada dincileride götürün onlar da rejime karşı...

    1920 li yılların sonlarına doğru ; ölen öldü artık, kalanları nasıl asimile ederiz bilinmez ki şimdi. haydi bakalım bir el verin de kardeşlerimizi gerçek kimliklerine kavuşturalım, onlar biçare yaşıyorlar, haberleri bile yok türk olduklarından bir an önce yasal yollarla türk olduklarını hatırlatmalı. dilden başlamalı, ne o öyle bilinmeyen dillerde konuşmalar falan, " vatandaş türkçe konuş !!!! " gelsin "şark ıslahat planları" , kimi niye ıslah ediyorlar hala anlamamış olsam da , kardeşlerimi çok seviyorum.

    1930 lu yıllar ; yasal yollar kar etmedi bu kardeşlerde amma kalın kafalı ama hiç anlamıyorlar laftan en iyisi biz bunları anadolu'nun çeşitli yerlerine sürgün edelim oralarda nasılsa mecburi uyum sağlarlar, ama bu dersim yaman bölgeye benziyor oraya ayrı bir plan lazım biz şimdi bu adamları katledelim iyisi mi nasıl olsa 80 yıl sonra birileri kalkar özür diler o mesele de böylece hallolur.

    1940 lı yıllar ; menderesin gelişiyle beraber din kardeşi olur gibi olduk bir ara öz be öz kardeşlerimizle ama bu da çok uzun sürmedi ağalar el sıkışırken biz marabalar hala ezilmekteydik.

    1950 li yıllar ; kardeşlerimiz bizi çok sıkboğaz edince biraz bunaldık galiba, bir hareketlenme başladı kendimizi tanımaya yeltendik yeniden ama bu seferde yargılanmaya başladık 49 lar davasını hatırlarsınız az çok , kim var kim yok hapislere zindanlara gönderildi.

    1960 lı yıllar ; yeni bir anayasa yapılmıştı, hemde adına " devrim " denilerek. kabul ediyorum kısmen yenilikçi tarafları olan bir anayasaydı ama devrim derseniz gülerim size içten içe. bu yenliklerle beraber tip li kardeşlerimizle beraber ( ki tip te kürt, türk beraber hareket etmiştir) kürtlerin kendilerini tanıma aşamasına geçmeye çalışılmıştır ki bu gün bir nebze aydınlanmışsak o günlerin hatırı çok büyüktür. e tabi kardeşlerimiz bu duruma içerlenmiştir günler günler geçmiştir bir darbe daha kapıyı çalmıştır.

    1970 li yıllar ; artık kürt diye bir şey yoktur, her ne kadar " etmeyin tutmayın kardeşlerim, bakın bir dilimiz var, bir kültürümüz var" desek bile kardeşlerimiz bizim yeniden türk olmamız gerektiğine karar vermişlerdir artık. ve büyük tespitler siznciri başlamıştır.

    " siz aslında dağlı türklersiniz, karda yürüdüğünüz zaman kart- kurt diye ses çıkardığınız için size kürt demişler, gelin kavminize geri dönün, yanlış yola sapmayın"

    yok diyecek halimiz yok ki yasa türksünüz demişse bize bok yemek düşer.

    1980 li yıllar ; kocaman harflerle yazmış kardeşlerimiz diyarbakır cezaevinin duvarlarına ;

    " türkçe konuş, çok konuş"!!! yahu kardeş vallahi, billahi, tillahi anam avradım olsun ki bilmiyorum türkçe demişiz(bunu kürtçe söylediğimiz için anlamadılar herhalde) kimse dinlememiş, pek bir sevmişler bizi o kadar sevmişler ki, kalası birimizden çıkarıp, diğerimize sokmuşlar.

    1990 lı yıllar ;( ki bu dönemi çok net hatırlarım o sebebptendir ki fazla bahsetmeyeceğim içim kanıyor çünkü kardeşlerim)
    faili meçhul bir halk düşünün, başka da bir şey diyeceğim yok !!!

    gelmişiz 2000-2011 dönemine , kardeşlerim bana ; "sen 100 yıl öncede vardın, üstüne üstlük bir de katliam yaptın diyor." ulan ben sevinmeyeyim de kim sevinsin...
    10 ...
  38. 2011 türkiye sinde insan hakları ve özgürlükler

    1.
  39. konuşmayı yapacak hocalar adına gerçekten çok üzüldüğüm konferanstır. insan hakları ve özgürlüklerin olmadığı bir ülkede olumsuz konuları, insan hakları mahkemesinde ki davaların istatistiksel verilerini, uzun gözaltı sürelerinin, gözaltında kaybolanları konuşmak yerine, olumlu örnek ve uygulamaları anlatabilselerdi keşke.

    umutsuzluk yok yine de, bir gün bizde insan olacağız ve insan gibi yaşayacağız...
    2 ...
  40. her insanın bir iç yarasının olması

    1.
  41. yıllar olur ki dönüp arkanıza bakmaya fırsat bulamadan yaşayıp gidersiniz. çok kurban bırakırsınız arkanızda her birinin boğazı oluk oluk kanamıştır, siz doyamamışsınızdır içmeye o kanı. her sevgi yeni bir başlangıç olarak düşer bedeninize, baharın toprağa düşüşü gibi filiz filiz olur içiniz, sevda kokar nefesiniz, yitirdikleriniz anlamlarıyla beraber yiterken zihninizde.

    mevsimler gibidir sevmek, her sevmek bir mevsim evresidir. dört döner dört parçadan dörde bölünerek. sevmenizin baharında bir ağacın en güzel hali olursunuz dağ kovuklarında, yazı gelir sevmenizin havanız güzel dallarınız kurak , sonbaharında gazel döker sevdanız, eti koparılmış insan gibi içiniz görünür. öyle çok yüzsüzleşirsiniz ki ar damarınız çelik olsa çatlar. kışına gelince sevdanız kapatırsınız üstünüzü beyazlıklarla, altınız katilleri kıskandıracak kadar kirlidir oysa artık.

    bir hikaye vardır bizim oralarda dillendirilir ara ara, çokça savaş, üç tane darbe görmüş yaşlılar tarafından ;

    bir çobanı vardı köyümüzün uslu başlı akıllı adamdı, bir gece nasıl olduysa dellendi çocuk. sürüdeki 100 kuzunun 99 unu tek tek kesip attı uçurumlardan aşağıya. sabahına muhtar buldu çobanı kayalıklarda elinde ki bir tek kınalı kuzuyla. üstüne oturmuş ağlıyordu. usulcana yanaştı muhtar yanına sordu sessizce çobana ; " neden öldürmedin bu kınalı kuzuyu da" ? kala kaldı çoban, ağzından bir tek cümle çıkabildi ; - "acıdım" !!!

    geride bıraktığınız yığınla enkazın altındakiler sebepsiz öldüler hiç acımadık onlara ya neden acıdık bir kişinin içerimizde bıraktığı yaraya.

    herkesin içinde bir çoban var ölüdürüp ölüdürüp uçurumlara attığı kuzularıyla beraber ve herkesin içinde taşıdığı bir kınalı kuzusu var neden ölüremediğini çözemediği.
    8 ...
  42. idris naim şahin in mükemmel cevabı

    1.
  43. bir (h)iç işleri bakanının düştüğü durum iç- ler acısıdır. buyurun link.

    &feature=youtu.be
    6 ...
  44. saçların bir haftada ağarması

    1.
  45. kadir inanırın bir filmi vardı. filmin ismini anımsayamıyorum ama çok sevdiği bir insan hastanede ölüm kalım savaşı verirken, ameliyat odasının önünde bekliyor ve bir gece de saçları beyazlıyor.

    yeşilçamın saçma sahnelerinden biri olarak hafızamıza kazınmış olsa da bu durum aslında hiç de öyle değil, tamam bir abartı var, bir gece de bembeyaz olmaz saçlar ancak bir haftada saçta onlarca tel beyaz çıktığına şahit olmak ne acıdır bilemezsiniz.

    konusu önemli değil son bir haftadır öyle bir sıkıntı var ki başımda ne yana vursam kendimi bir sonuç alamıyorum, dönüp dönüp kendime çarpıyorum, hallederiz lafından tiksiniyorum, merak etme bir şey olmaz cümlesi beni çileden çıkarıyor. allah kimseyi derde düşürmesin. nasreddin hoca misali "eşekten düşenin halini ancak eşekten düşen biliyor", herkes sizi anlar görünüyor, hatta anladığını kanıtlamak için bir sürü dil döküyor, bildiği bütün "kara gün" atasözlerini söylüyor ,"her işte bir hayır vardır", "böylesi daha hayırlı olur belki"," sabredin biraz her şey düzelecek" gibi klasik ve etkisiz teselli cümleleri kuruyor.

    simsiyah saçlarım vardır benim, bu sıralar bahtım saçlarımdan kara. işte bu son bir haftada o siyah saçların içinde yemyeşil çimlerin arasında güneşten veye hastalıktan sararmış çimler gibi sırıtan beyazlar görmek inanın çok acıtıyor beni, ruh halim o kadar karmaşık ki o beyazlar hiç bir şey olmadan belirseydi saaçlarımda belki de beni daha karizmatik göstereceğini düşünüp sorun etmezdim ama şimdi zoruma gidiyor.

    tanım ; fiziksel yada psikolojik nedenlerden dolayı saçların 1 hafta gibi kısa bir sürede beyazlaması.
    2 ...
  46. dersim den sivas a bir yol gider

    1.
  47. yıllar yılı var ki, dersime bir ateş düşmüş. "gayrı resmi" bir şekilde katledilenlerin sayısı yine yıllar yılı sonra "resmi" rakamlarla açıklanmaya başlamış. bu ateş daha önceleri de düşmüş alevilerin canına aslında. hemde , gittiği yerlerde hoşgörüyü yayan, kiliseleri yıkmayan, herkesin inancına saygı duyan, nam-ı diğer "600 yıllık cihan hakimi" imparatorluk tarafından.

    uzak bir tarih üzerine yorum yapmak çok kolaydır, hele ki türkiye'de yaşıyorsanız, 30 yıl önce yapılmış bir darbe bile hala aydınlatılamıyorsa 73 yıl önce yapılmış bir katliamın aydınlatılması ya da belgelerin adam akıllı ortaya çıkarılması mümkün değil. diyelim ki arşivlerden bir kaç (tozlu dersem ayıp olur) "kanlı belge" buldunuz ve onların da sadece kendi işinize gelenlerini ayıkladınız, dokunulamayan tabulara laf söyle(ye)meden, bir partiyi ve bir kaç ezik adamı hedef gösterdiniz , üstüne bir de özür dilediniz ve bizde bu özrü kabul ettik siz rahatlamış oldunuz. değişen ne olacak ?

    hadi gelin biraz daha yakına gidelim, 18 nisan 1978 malatya katliamı mesela. katilleri hala aramızda, dersim'de olduğu gibi ölü değil bir çoğu, hatta ve hatta yöneticidirler kemik kadrolarınızda bazıları.

    biraz geçelim çoruma gidelim, cami bombalandı diyerekten katolikler tarafından linç edilmedi bu insanlar, hepsi aramızda. hadi gelin onları da bulalım ve hepsine özür diletelim pişkin pişkin.

    maraşa gidelim bir de , bir türkü çığıralım ;

    "maraş maraşta derler uy amman amman
    bu nasıl maraş bu nasıl maraş
    al kızıl kan içinde can veren kardaş
    kardaş kalk gidelim yoldaş kalk gidelim
    bizim eller gırçıllıdır geçilmez
    yollar çamur kurusunda gidelim, burdan gidelim."

    muhsin yazıcıoğlu' nu yad edelim orada katliamı yapan diğer arkadaşlarıyla beraber. ama sonra kahraman ilan edelim halkı öldüren halk çocuklarını.

    varıp sivasa gidelim, hasret gültekin 'in sesi çınlasın kulaklarımızda, sazı yansın pir sultan deyişleriyle. 'oy sivas sivas/ havar !! sen nasıl yarasın canların canında.

    dönelim ankara'ya yargılayalım sivas'ın, çorum'un, malatyanın faillerini, dokunalım kutsalların mahremine. ben de diyeyim ki o vakit size ; özrünüz kabahatinizden küçüktür artık, inandım samimiyetinize.
    4 ...
  48. kıl dönmesi hastasının ibretlik durumu

    1.
  49. belediye otobüsleri vazgeçilmez seyehat aracımdır, sağolsun belediyemiz bizim ev istikametinde çalışan bütün otobüsleri mercedesten almış, o yüzdendir ki alışmışım mercedese, araba alacağım alamıyorum. mercedesten aşağısına binmem diye prensip edinmişim kendime bir kere.

    işten çıktığım bir akşam vakti (biraz geç çıkarım ben işten o da rensip işte), durağa doğru koyuldum, bizim semte giden otobüsler biraz sık geçer. bu yüzden genelde pek dolu olmazlar. zaten durağa vardığımda benden başka bir kişi daha vardı, sıkı giyinmiş elinde röntgen filmleri olan bir adam.

    çok beklemedik 6-7 dakika sonra geldi otobüs, hem de bomboş. ben muhabbet canlısı adamımdır, otobüse binmeden aklımdan geçirdim, şu adama bir "geçmiş olsun" diyeyim de derdini, halini, ahvalini sorayım diye.

    otobüsün orta yerindeki boşluğun gerisindeki koltuğa oturdum, adam da tam o boşluğa dikildi. kendi kendime düşünüyorum şimdi, " bu adam senet alacaklısı gibi niye dikildi başıma da bunca boş koltuktan birine oturmadı". içim içimi yiyiyor soracağım ama tersler diye bir şey de soramıyorum. adamın dikilmesi dert oldu bana, ter bastı, sağa sola bakınmaya başladım, zemheri soğukta camı bile açtım. yol yarılanmıştı ki adam da anladı huzursuzluğumu, ben de de artık dayanacak takat kalmamıştı zaten, içimde ne varsa bütün cesaretimle bir kerede söyledim.

    - kardeşim yanlış anlamazsan( halbuki neyi yanlış anlayacak ki, sanki sevgilim ol diyorum) bir şey soracağım.( adamın sor demesini beklemedim.) bomboş otobüste ayakta kaldın böyle , hastaneden geliyorsun galiba bir rahatsızlığın mı var ?

    adam başını aşağı yukarı salladı , ama bayağı acıklı ve acılı bir sallamaydı bu.

    - arkadaşım hiç sorma bu kıl dönmesi denen meret böyle bir şey işte, boş otobüste ayakta gidiyorsun. bir haftadır ağız üstü uzanıp yemek yiyiyorum , yiyiyor muyum, kusuyor muyum sen hesap et artık. tuvalet desen tam ızdırap oldu, inan allaha doktor çok ye dedi etin çabuk kaynasın diye, ama tuvalete gidece diye yemeye bile korkuyorum. yüz üstü yatmaktan boynum deve boynuna döndü, çengel gibi duruyor artık. allah kimsenin başına vermesin. hayır ismi de çok itici, hani şöyle biri sorduğunda neyin var diye " reflü", "gastrit" falan dedin mi azdan çok karizmatik oluyor ama, götten karizma mı olur muş...

    daha bir sürü derdini anlattı da inanın ben onu dinleyemedim bile " benim başıma gelirse ne bok yerim diye düşünmekten" ineceğim durağı bile kaçırdım.

    kılı dönenlere sevgilerle.
    2 ...
  50. her fakir türk asker doğar

    1.
  51. talihi kara yurdumun benzi kara insanlarının makus kaderidir fakirlik. bu ne 20 yıl öncenin, ne 50 yıl öncenin kaderidir. cumhuriyet kurulmadan önce de, kurulduktan sonra da, içimizi kurşun kurşun delen dizelerimiz vardır bizim. cumhuriyetten önce yakmışız türkümüzü ;

    " zenginimiz bedel verir, askerimiz fakirdendir " göç göç, olmuş içimizdeki yaralar, giden gelmemiş yıllarca yemen ellerinden. ağalarımız , beylerimiz, zenginlerimiz, göz dikmişler kadınlarımıza kızlarımıza, "çocuklarımızın kardeşleri" olmuş isimlerini bilmediğimiz, ama bükmüşüz boynumuzu çekmişiz içimizi, ne diyelim ağam ; " fakirlik bizde kalsın". ve anadolu'nun çocukları şimdi olduğu gibi o zaman da paraları olmadığı için, rezil, namussuz ve boynuzlu olmuşlardır.

    ağalar !! kapınız da köpek olalım size, siz ölmeyin biz ölürüz, canımız satılıktır emrinize, çok etmez zaten ama bedelini siz verin. tarlalarda çalışmaya gelmişiz, servetinize servet katmaya, düşmandan canınızı korumaya ;

    - yemen "sizin" neyinize, şivan düşsün evimize !!!

    cumhuriyet ilan edilmiş, kore yolları görmüş bizi. çok uzaktan selam göndermişler, hadi gelin ölün diye. fakir adam ölmesinde neylesin, "köleliğiniz ölümdür zaten bize" demişiz, düşmüşüz yollara. çok ölmüşüz, kalanlarımız topal ölmüş, her köye bir topal düşmüş topraklarımızda. siz bu sefer köylerinizde çıkıp holdinglerinizin başınıza geçmişsiniz, gözlerimiz kör olmuş dokuma tezgahlarında , bayrak dokumuşuz o dokuma tezgahlarında sizlere, bayrağın parasını size, bedelini bize uygun görmüşler. her gidişimiz ölüm olmuş, ve sizler sağolun bizi "bedel"siz bırakmamışsınız, biz canımızı, siz verginizi eksik etmemişsiniz.

    haydin ölelim dostlar paramız kadar ölelim !!!

    iş bu yazı, anadolu toprakların da sefil olduğu için ölenlere yazılmıştır.
    18 ...
  52. ben bu yazıyı eski dostluklara yazdım

    1.
  53. nicemizin vardır eski dostları ve dostlukları. ve yine nicemiz işsiz, parasız,sigarasız kalmıştır. kastım kimseyi yermek ya da benim ak dediğime kara diyeni haksız ilan etmek de değil. mesela size "tatlı yermisiniz" desem, tok olanlarınıza ziyafet, aç olanlarınıza eziyet gelir, insanların bakış açılarını "açlık- tokluk" olarak niteleyebiliriz. benzetmemizin ardından esas konuya geçelim.

    26 yıllık ahir ömrümden çok insanlar geldi geçti, gitmeleri çok zor olmadı çoğunun ama gelmeleri zordu, insanın muhabbetle sarılacağı dostlarının olması bir ihtiyaçtan öte zorunluluktur, her zorunlulukta olduğu gibi onları kazanmak için de fedakarlıklar yapıldı. gitmeleri çok kolay oldu, ya onalara açken tatlı verildi, ya da bana.

    o dostlarla çok eziyet çektik, genelde hepsi kötü gün dostuydu, "garip" ve duygusal insanlarız, kötü günde yan yana olmayı meziyet bilişimizden terk edememişiz birbirimizi.bize cazip gelen belki bir araya toplanıp işsiz ve sigarasız fikirler türetmekti, bu sebeptendir ki işimizin olduğu, sigaramızın tüttüğü zamanlarda bir birimizi arayıp sormaz olmuşuz, çünkü bize cazip gelen gelecek kaygısı üzerine atışmalar yapmakmış.

    o dostlara yüreklerinde hissedebilecekleri bir merhaba yolluyorum.

    dostlarım !!! - biz açlığı beraber yaşamışız ama şimdi herkes kendi tokluğunu yaşıyor...
    2 ...
  54. daha fazla entry yükleniyor...
    © 2025 uludağ sözlük