ekşi sözlüğün en kaliteli yazarlarından biridir. tam anlamıyla bir tespit manyağıdır.çok efendi çok saygıdeğer bir kişiliğe sahiptir. efendiliği entrylerine yansımıştır. ekşiye geri dönmesinde ufakta olsa bir payım varsa ne mutlu bana...
Yine bir hafta sonuydu ve yine o lanet olası, dötünü eşekler zikesi deneme sınavı gelmişti.her sınav ayrı bir gerginlik, ayrı bir hüzündü.her sınav sonucu ise ayrı bir darbeydi, ayrı bir tekmeydi, ayrı bir tokattı,sayesinde haftanın en az 2 günü kafa göz yarıktı.tabi hepsinin bıraktığı iz başkaydı, bir de olay şiddet içermeseydi çok güzel olacaktı ama o götümüze yediğimiz tekmeler olmasa belki hala deneme sınavına giriyor olacaktım ve hala kopya çekiyor olacaktım.
Dershaneye herkesten önce gider, en rahat kopya çekilecek yeri ayarlar ve sınıfın en başarılısını yanıma oturması için ikna etmeye çalışırdım.onu sağıma alarak görüş açımı genişletirdim.kitapçıklar farklı olurdu, bu yüzden çözdüğü her soruyu arar bulur kendi kitapçığımda ki sırasına göre kodlardım, zor işti lan bazen "buna yorduğum kafayı derse yorsam" ortalığın mına korum diyordum ama nerde bizde o göt.
Yaptığım şeyin, uzun vadede bana zarar vereceğinin farkındaydım ama geçen hafta babamdan beklenilmeyen çeviklikte ve sertlikte bir aparkat yeyince.kendi kendime "acaba bu hafta hangi bölgeye çalışacak, hafta içi yaptığı antrenmanlardan anladığım kadarıyla mideye çalışacak gibi duruyor, ya kafa atarsa ne yaparım Allah'ım" diye konuşarak bu haftayı kurtarmam gerektiğinin farkına varıyordum, "bu hafta çektiğim son kopyaydı, yok yok valla gelecek hafta son" derken dersane bitti mına koyim ve ben tek başına sadece üçgende açıları çözebilen, tek başına sınava girdiğinde, 30 sınıf birden aşağı düşecek biriydim.(otuz sınıf yoktu tabi ki, biraz abartı oldu sanırım)
O seneyi büyük bir başarısızlıkla kapattım ama çok iyi bir ders olmuştu bana, deneme sınavında kopya çekmenin ne kadar aptalca bir şey olduğunu biraz geç anlamıştım.eninde sonunda bu boku kendi kendime yemem gerektiğini de anlamıştım.aslında bazen hiç çalışmadan sınıfta ilk üçe girmek hoşuma gitmiyor değildi.hem sınıfın en piçi hemde sınıfın zeka küpüydüm.kızlar, ortam, partiler hayran hayran bakışlar ahh ahh insan özlemiyor değil.artık sıradan bir öğrenci olmak koyuyor valla.
Erkek cinsel organının farklı isimler alması sanırım yaş göstergesi gibi bişeydir.bu isimler organın büyüklüğü ve organ sahibinin yaşı hakkında bilgi verir, mesela pipi dediğimiz zaman öyle devasa bişey gelmez kimsenin aklına ve pipiye sahip kişinin bir çocuk olması kuvvetle muhtemeldir, örnek olarak pipiyi cümle içinde kullanırsak;
"berke'nin altını temizlerken pipisinde yara olduğunu farkettim."
Bu cümlede küçük berkecikin pipisi yerine "yarrak" dersek anlatmak istediğim kavramlar arasında ki farklar daha net bi şekilde göze çarpar;
-berke'nin altını temizlerken, yarrağında yara olduğunu fark ettim-
yarak ve pipi boyutlandırmada ki iki uç noktadır; biri en büyük penisi, öteki en küçüğü temsilen kullanılır.x large ve small gibi...
birde boyut olarak bunların arasında yeralanlar vardır.mesela; çük ve baş gibi...
-çük- dediğimiz olay pipinin biraz gelişmiş halidir, ergenliğe girmeye başlamış ama gelişimini tamamlamamış erkek cinsel organı olarak tanımlanabilir.bunun karşılığı ise mediumdur . çük ve pipi nin kişiye göre zihinde uyandırdığı büyüklük farklı olabilir ama ikisi de çocuk yaştaki kişiler için kullanılır, bu noktada yarrak onlardan farklılık gösterir.çünkü yarak gelişimini tamamlamış penistir.yanlış yerde korunmadan kullanılınca başa büyük belalar açar.halbuki pipi zararsız ve savunmasızdır, ayrıca çocukların pipilerine sempatik isimler konulduğu da aşikardır.mesela benim pipim için babam -baliç- benzetmesini yapardı.-baliç nasıl olum, bozdu mu gol orucunu?- falan diye sorduğu da olurdu.konuyu dağıtmadan gelelim boyutlandırmanın en önemli parametrelerinden birine.evet sikten bahsediyorum...
-sik- dediğimiz şey ise her yaş ve her büyüklük için kullanılan bir olgudur.aslında her yaşta kullanıldığı görülür ama genelde ergenlik çağına giren ve yavaş yavaş malzemenin büyüdüğünü fark eden ve artık ona çük yada pipi demek istemeyen bünyenin bir ihtiyacı olarak ortaya çıkmıştır.yavaş yavaş büyüyen ve gelişen vücuduyla etrafına gösteriş yapan ergen için en önemli şey penisinin büyüklüğüdür.onun büyük olması erkekliğin şanındandır ve karşı cinsi büyük penisiyle doyuma ulaştıracağını zanneder.karşı cinsi altına alıp, onunla eziyet eder gibi ilişkiye girmek ve eşinden -inanamıyorum şevket çok büyük, mahvettin beni erkeğim, altında kedi gibi inledim- laflarını duymak ister.bunları duymak için en önemli şart ise malzemenin büyüklüğüdür!aslında bunu bir ironi olsun diye yazdım ama kimse penisinin küçük olmasını istemez sanırım...
gelelim -yarrak- ve -sik- arasında ki ilişkiye.bu ikisi türk argosunun vazgeçilmez unsurlarıdır, yarrak daha kabadır ve karşı tarafa söverek rahatlama yolu seçilmişse kesinlikle sarfedilmesi gerekir.bazen Türkçe konuştuğum için çok şanslı olduğumu düşünüyorum, ingilizce fuck you, muck you denilmesi ile bastıra bastıra bir yarrrraaaaaammm denmesi arasında ne kadar büyük fark var.hele o ağzı dolduran yapısı ile gırtlaktan söylendiğinde insan boşalmış gibi rahatlıyor.
Bu ikisi akıl almaz yerlerde kullanılırlar.cümleden o kelimeyi çıkarıp, yerine bi alternatif bulmanız imkansızdır.örnek olarak; -yarrak kafalı- diye bir küfür vardır ki bunun yerine -pipi kafalı- dersek cümlenin de amına koymuş oluruz.yerine başka kelime koyamayacağımız birkaç örnek olarak; sikimin antifirizi yada yarağımın kırma kolu örneklerini de verebiliriz.
inşaat mühendisliği bölümü, hesapladığım kadarıyla her yıl 3300 civarında öğrenci alıyor.bunların 3000'i mezun olsa ortalama her yıl 3000 inşaat mühendisi ortalıkta kolpa kolpa gezmektedir...zaten bi üniversitenin mühendislik fakültesinde ilk olarak ya ziraat mühendisliği ya da inşaat mühendisliği açılır.bu yüzden nerdeyse bütün üniversitelerimizde vardır bu iki bölüm...
final programnda, asena'nın partnerinin müslüman olacağını açıklamasıyla, sema çelebi'nin "bakın işte buzda dansın faydalarına" demesi televizyon başında yarılma sebebim olmuştur.ulan sanki cemaat adına çalışan bi programmış gibi adamın müslüman olmasına nasıl sevindiler.özellikle asena'nın partnerine sarılması "artık evlenmemiz için aramızda bi engel kalmadı" havasındaydı...bu arada jan'ın müslüman olması olayı bariz bi şekilde asena'nın oy toplama stratejisidir, yoksa adam boynunda ki haçla hiç müslüman olacakmış gibi durmuyordu...