iran lı (!) gitar virtuozu. 3 albümü bulunmakta ve bu albümleri web sitesinden ücretsiz yayınlamakta. mükemmel çalıyor. virtuoz müziğini sevmeyenleri dahi müziğine kattığı etnik öğelerle mest edecektir eminim. şarkıların tamamı enstrumental ve şarkı isimleri de sadece rakamlardan ibaret. cayır cayır heavy metal yapmaktalar..
akp nin yeni tasarılarından biri.
ulan memlekette orman kalmadı, su kalmadı, işsizlik aldı başını gitti siz hala bacak arası derdindesiniz. durmak yok yola devam..
uzaktan balkonu kesmekte olan iki kumru görülür. bu kumrular bir hafta içinde balkona konmaya saksıları yoklamaya başlarlar. akabinde en beğendikleri saksıya kumru hanım yerleşir.
sonrasında her sabah balkona çıkılır, domates saksısına yumurtlayan kumru 15 dakika izlenir. kumrunun eşinin yuvasına çer çöp vs. getirmesi izlenir. bu gözlemler sırasında doğanın bir parçası olmanın ya da en azından bu durumu dışarıdan izlemenin betonlar arasına gömülmüş bir kent insanına verdiği haz muhteşemdir. öyleki yuvaya zarar vermemek için domatesler sulanmaz.
sonra kabuk kırılır. yavrular büyür. uçarlar balkondan. akabinde balkon sahibine çöp ve toz içerisinde bir balkon, yumurta kırıkları ve kuş tüyleri kalır. yeniden beton mezara girer insan. terkedilmişliğin burukluğu; doğayı az da olsa yaşamanın sevinci ve sair..
uykusuz dergisinin bu haftaki sayısında ender yıldızhan ın da bahsettiği çocuk tipi. bir süredir yazayım diyorum, o çizgi öykü hatırlattı bana(atıyor). mehm.. evet..
çok acaip bir çocuk tipi. toplu taşıma aracındasınızdır ve daha gidilecek uzunca bir yol vardır. sıcak bunaltmıştır. ve işte o durakta annesinin elinden tutmuş "koca gözlü izleyen" biner. homeros un bahsettiği tepegözden beterdir bu velet. velhasıl-ı kelam tam önünüze oturur bu anne ve çocuk. "izleyen" daha araca binerken bir sırtlan gibi kestirmiştir avını o dana gözü gibi gözlerine. yerini alır almaz kafası exorcist misali döner size doğru. ve izlemeye başlar...
izleyen :(bakması...)
av : meh hehe.. (ne tatlı çocuksun der gibi göz kırpmak ama bakışların değişmemesi..)
i: (bakmak ifadesizce.. annenin sallamaması)
a: (camdan dışarı bakmak. dikkatini başka yöne vermek) hala bakıyor ipne!..
bundan sonra hiçbişey izleyeni kitlendiği hedeften döndüremez. inene kadar izleyecektir her hareketini. ulan burnumdan ter damlıyor silemiyorum. kıpırdayamıyorum. kurbağa gibi kaldım. eridim. diye düşünürsünüz. şansınız varsa ya siz önce inersiniz ya da "o".. aksi halde stres halinde, ömür törpüsü bir yolculuk olacaktır...
kimse yazmamış. biz yazmasak yazacakları da yok. sözlük metalcilerine sesleniyorum : "nerdesiniz lan?!? o değil de hacı 5 ytl var mı patso alcam.." eah neyse.
taş gibi albümdür. kimin albümü? elbette ki türkiye'nin en büyük death metal gruplarından biri olan false in truth un bebeğim. gerek kaydı gerek kapak tasarımı gerekse müzikalitesiyle türkiyeden çıkan en iyi metal albümlerinden biri olma yoluna girmiştir.
kimileri false in truth un askerliğe karşı duruşundan, anti-militarist oluşundan rahatsızmış, albümlerini almayacakmış. alma! sakın alma sen zaten. ama internetten indirdiğini görürsem de kalbini kırarım haberin olsun.
çarpık ya da değil kent yaşamının günlük kaosundan, tüketimden, vahşetten, iktidar mücadelesinden, kölelikten, kolpa moderniteden bunalmış insanın haykırışı; hafta sonu bütün gücüyle, o koca şirket klimalarının bile psikolojisini kavuran güneşin etkisini engeleyemediği dairelerde, bürolarda kölelik görevlerini yerine getirip; haftasonu "bi yerlere pikniğe kaçıp rahatlayalım" insanı olmak istemeyenin isteği, evine üç kuruş para götürmek için koca demirlerin altında ezilen, bunu söyleyince de mazlum edebiyatı yapmakla suçlanan tersane işçisinin beklentisi.. her neyse..
"pantolondan, takım elbiseden, kravattan öte; bana hayatı verin!"
tuzla tersanelerindeki ölümlerin tüccar kafalı rte ve saz arkadaşlarının beyanatlarının aksine "anormal" bir şekilde devam ettiğini haykıran cümle.
"Tuzla da ölüm gün atlamıyor. Önceki günkü işçi ölümünden saatler sonra, dün bir başka tersaneden acı haber geldi. Desan Tersanesinde gece saatlerinde gemide kaynak çalışması yapan 31 yaşındaki Murat Çalışkan, geminin karanlık güvertesinde yürürken malzeme ambarına açılan boşluğu görmedi ve 20 metre yükseklikten geminin tabanına düşerek yaşamını yitirdi. Bu, Tuzlada beş ay içinde yaşanan 11. ölümdü.
Cumartesi günü Tuzla da artık ölüm kampı diye anılan tersanelerden bir ölüm haberi gelmişti. Selah Tersanesinde çalışan 26 yaşındaki Deniz Kaşıkeman, üzerine sac düşmesi sonucu yaşamını yitirdi. Dünkü gazetelerde sayılarla Tuzla nın ölüm raporu yer alıyordu. Deniz, beş ayda ölen 10. işçiydi. Bu sayının artması sabahı bulmadı. Gece 23.30 sıralarında bu kez Desan Tersanesi nde bir işçi, geminin içine düşerek öldü."*
Jason Popson - Vocals (Mushroomhead, 10,000 Cadillacs, (216), Rape Whistle, State of Conviction, Unified Culture, In Cold Blood, Integrity 2000, Crossfader, AM Factory, Lost Vegas, The Alter Boys) Gene Hoglan - Drums (Dark Angel, Strapping Young Lad, Tenet, The Almighty Punchdrunk, Death, Testament, Devin Townsend, Old Mans Child, Phantasm, Wargod, Daemon, Just Cause, Naphobia, Meldrum, Unearth, Dethklok, Zimmer’s Hole)
Robert Reinard - Guitar
Craig Martini - Bass Randy Blythe - Guest Vocals On so low (Lamb of God, Halo of Locusts)
gibi ustaları bulunduran post thrash/ groove metal grubu. 2008 tarihli absentee diye bir albümleri bulunmaktadır.
"yetmiyor hafız. daha fazla özel gün türetmek lazım para kazanmak için. daha fazla reklam daha fazla tüketim.." düşüncesiyle hareket eden kapitalist bünyelerin anneler, babalar, sevgililer, hedeler, hödöler günleriyle yetinmeyip üretmeye çabalayacakları günlerdir diyebiliriz. *
daha fazla saçmalamadan ortaya yeni özel günler çıkarmak zor gibi görünüyor. bunu kimin yiyeceğiyse ayrı bir konu. düşünüyorum da.. olur mu acaba lan? mesela ;
- 15 mayıs; samimi gibi olunan ancak sadece yolda karşılaşıldığında ayaküstü konuşulan arkadaşlar günü.
- 27 haziran; yolda karşı cinse hava atayım diye kasıla kasıla yürürken ayağı burkulup madara olan ergenler günü.
- 3 temmuz; hızla kelleşmiş ancak bi noktada kelleşmesi durmuş napacağını şaşırmış adamlar günü.
istanbullu thrash metal topluluğu.. henüz cover band olma aşamasındalar ancak beste çalışmaları sürüyor imiş. 13 mayısta gebze yuksek teknoloji enstitusunde izenebilirler...
her konser dvdsinde en az bir kez görülen kadındır. 80'lerde sayıları daha fazlaymış tabi ama günümüzde de hatrı sayılır bir kitle var böyle.
"dur konsere giderken içime sütyen giymeyim de bi kamera falan görürsem açıveririm. böylece dvdnin metal konserlerinde gogsunu acan kadinı olurum ne zekiyim değil mi?" şeklinde iç geçirmelere sahip midir bilemem ama eğer sahipse izleyenlerin; "ooovv adamım karı memesini açtı hadi kafa sallayıp daha fazla içelim" diyeceğini zannetmesin canını yakarım. hayır adam sahnede violent revolution diye bağırıyor sen memeni açıyosun. memenle mi yapıcan devrimi? derler adama..
aslında bence bir tane var bu kadından. her konsere gidiyor; "dur burada da açayım, aha dur biraz da şurda açayım" diye..
burdan kendisine sesleniyorum : " lan bana bak yazın bi dolu konser var, gelip de buralarda açayım deme dayağı yersin. biz konser görüntülerinde senin sarkık, yağlı memeni görmek zorunda mıyız arkadaşım".
1. For the Revolution
2. Dead Man's Shadow
3. Holy Symphony of War
4. Wings of Blackening
5. Ready for Salvation
6. Towards the Sky
7. Outremer
8. Coward
9. Like a Slave
bir aralar iyice suyu çıkarılmış durumdu. Şu sıralarda yine görülmeye başladılar.
kral tv ekolünde yetişen şarkıcı abiler, ablalar muhtemelen prodüktörlerinin verdiği "rock müzik trend oldu, moda oldu yiğidim hemen senin klibe de bi bateri bi elektro attıralım" gazıyla rock orkestrasıyla salına salına arabesk - pop tarzını icra etmekteler.
hayır arkadaşım; trend haline getirilen, içi boşaltılıp ticarileştirilmeye çalışılan rock zaten popa,arabeske benzetilmeye başladı yurdumda ve dünyada.. hal böyle içler acısıyken bir de senin; müziğinde zerre kadar bateri yokken klibe davul seti yerleştirmen oldu mu şimdi?
tabi amaç siyah giyinen, siyah makyaj yapan, okumayan, müzik bilgisi olmayan ve inadına edinmek istemeyen 13 - 16 yaş grubuna müdahil olan kızların, erkeklerin cebini boşaltmak olursa gayet normal...
bir de arabesk söyleyip de özellikle çıkış şarkılarında * elektroyu, davulu abartı kullananlar var ki onlara hiç girmeyim en iyisi. ya da dur gireyim.. uğur ışılak vardı bi aralar.. hani şu faşizan arabeskçi.. o ne lan öyle ? vermiş iki tane parasız metalcinin eline 3-5 kuruş para; çaldırmış şarkıları. hayır işin kötüsü iyi de çalıyor çocuklar. arabesk şarkının içine sweep solo.. oha! ben o gitaristin yerinde olsam utancımdan sokağa çıkamam be..
(bkz: #3171343) açıklama güzel. şu var ki ilk entrym de edindiğim haber üzerinden yorum yaptım ve bu açıklamayı yapabilecek zihniyeti eleştirdim. yukarıda da belirtildiği gibi ; umarım dememiştir. ama şu var ki ibrahim öztürk'ün açıklamasında "böyle birşey söylemedim" demesi bile güzel ve sevindirici bir haberdir. keza demiş olsa bile kamu oyundan ve alevi halkından özür dileme çabaları taktire değer..
the battle of los angeles in en gaz parçası. *
şarkı yavaştan başlayıp, sonrasında ağzınızı kıran cinsten bir öfkeye sahiptir. basit ama vurucu rifflere eşlik ederek bağırırsınız o gazla :
my fear hunts me down
capturing my memories
the frontier of loss
they try to escape across the street where
jesus stripped bare
and raped the spirit he was supposed to nurture
in the name of my in the name of my
born of a broken man but not a broken man
born of a broken man never a broken man
like autumn leaves
his sense fell from him
an empty glass of himself
shattered somewhere within
his thoughts like a hundred moths
trapped in a lampshade
somewhere within
their wings banging an burning
on through endless nights
forever awake he lies shaking and starving
praying for someone to turn off the light
born of a broken man but not a broken man
born of a broken man never a broken man
Aşağıdaki konuşmalar tamamen gerçek olup,
Deniz Navigasyon kanalı 106 (Finisterra / Galicia) tarafından kayıt edilmiştir.
ispanyollar:
"Burası A-853, çarpışmadan kaçınmak için lütfen rotanızı 15 derece
güneye çevirin. su anda 25 deniz mili uzaklıktasinız ve tam üzerimize
dogru gelmektesiniz. "
Amerikalılar:
"Asıl siz kendi rotanızı 15 derece kuzeye çevirin."
ispanyollar:
"Negatif ! Tekrarlıyoruz. Rotanızı 15 derece güneye çevirin."
Amerikalılar:
"Sizinle ABD gemisinin kaptanı konuşuyor.
Kendi rotanızı derhal 15 derece kuzeye çevirin."
ispanyollar:
"Öneriniz mümkün görülmedi. Bize çarpmak istemiyorsanız rotanızı 15
derece güneye çevirin."
Amerikalılar:
"(Artik sesini yükselterek) Sizinle ABD Deniz filosunun büyüklükte ikinci
uçak geisi USS Lincoln'un Kaptanı Richard James Howard konuşuyor.
Beraberimizde iki kruvazör, avcı uçakları, dört denizaltı var. Ayrıca
bizi hücumbotlar destekliyor. Size TAVSiYE etmiyorum, EMREDiYORUM!
Rotanızı 15 derece kuzeye çevirin, aksi halde filomuzun emniyeti için
tedbir alacağız. Derhal rotamızdan çekilin gidin."
ispanyollar:
"Sizinle Juan Manuel Salas Alcantara konuşuyor. Burada iki kişiyiz.
Beraberimizde bir köpek, akşam yemeğimiz, iki şişe bira ve bir de
kanaryamız var. Kanarya şu anda uyuyor. Ayrıca bizi radyo istasyonu
Cadena Dial La Coruna destekliyor. Şu anda ispanya'nın Finisterra
Galicia kıyısında veA-853 numaralı Deniz fenerinde olduğumuzu göz
önünde bulundurarak, buradan hiçbir yere gitmeye niyetimiz olmadiğını
söyleyelim.
Deniz fenerimizin ispanya'daki deniz fenerleri arasında büyüklük
açısından kaçıncı sırada olduğu konusunda hiç bir fikrimiz yok.
Kayalık sahillerimize kafadan geçirmek üzere yönlenmiş boktan
geminizin emniyeti için istdiğiniz boktan tedbiri alabilirsiniz. Ama
yine de israrla tavsiye ediyoruz. Rotanızı 15 derece kuzeye çevirin."
tam başlık : uludağ sözlük moderatörlerinin taraflılığı meselesi.
Son günlerde kendileri ne kadar kabul etmese de iyice göze batmaya başlamış durumdur. En son yaşadığım ve beni sözlükle kopma noktasına getiren olayı, kendim dışında kimsenin kimliğini açıklamadan , bu duruma örnek olarak göstermek istiyorum :
X kişisi bir başlık altına bir ideolojiye bağlı insanları rencide edecek bir takım şeyler yazar. Ben de dayanamayıp bu x kişisinin rencide olacağı bir dille sert bir yazı yazarım. Buraya kadar her şey tamam. X de ben de hatalıyız ama hata başladı bir kere..
Neyse efenim benim sert yazımın üzerine x kişisi sert bir üslupla cevap verir. Bu karşılıklı ayarlaşmanın boyutları x kişisi tarafından bir çıta daha yükseltilir. Zira kendisi bana it, köpek, acur, nası girdi ama tarzında hakarete varan cümlelerle saldırır. Ben bu işin böyle olmayacağını anlayıp dalaşmaktan vazgeçerim. Ama vazgeçerken "ulan nası terbiyesizmiş bu" mantığıyla değil, olaydaki hatamı da kabul ederek ve cezamı razı olarak vazgeçerim. Arkasından bir derdim var kısmına bu kişinin hakarete varan entrylerini gönderir ve silinmesini isterim. Bu durumda kendi entrylerimin de silineceğini bildiğim halde...
Bir süre sonra bir derdim var a yaptığım şikayeti bu x kişisi nasıl haber aldıysa artık, aynı başlığa hakkımda: beni annesine şikayet etmiş gibilerinden bir cümle yazar. Bu durum x kişisi ve modlar arasındaki ittifak ihtimalini aklıma getirir hatta bir derdim vara yaptığım şikayetlerde moderatörlerin alaycı notlarıyla da perçinlenir. Keza moderatörler bana entrylerin silindiğini alaycı bir dille haber verir. Ancak yazıya baktığımda x kişisinin entrylerinin silinmediğini görürüm. Aksine kısa bir süre sonra kılıfına da uydurularak benim bu başlıktaki bir takım entrylerim silinir ve silik kısmına moderatörler tarafından yazılan uyarılarda alaycı dil kullanılmaya devam edilir.
Bu durum ben dahil başkalarını da rahatsız eder ancak modlarla girilmeye çalışılan diyaloglar sonuçsuz kalır.
Şimdi, dün başıma gelen bu olayda kendime düşen ceza payını da göze alarak beklediğim moderatör yaptırımının tek taraflı ve taraflı bir şekilde gerçekleşmesi; son birkaç seferdir tanık olduğum ve bizzat yaşadığım olayların da birikimiyle sözlükten kopmama ve bu son yazıyı yazmama sebebiyet verir.
Uludağ sözlük moderatörlerinden son ricam bu yazıyı silmemeleri ve en azından eleştiriye açık olmalarıdır.