bir gerçek var üçünün beşinin değil hepimizin de hemfikir olduğu... lanet etsek de bazen, yine de olduğu..
ne mi?
pis bir dünyada yaşıyoruz hem de çok. bazen isyan etsek de yine de yaşıyoruz.
nerden mi çıktı?
bi zımbırtı icat ettiler;
böyle ciğerine kastedermiçcesine çekiyorsun ohhlarmışcasına, önce bi mutlu oluyorsun, sonra da pufflarmışcasına geri üflüyorsun o dumanı. *. o halde nedir bu kasıt?
pislik!
bir yandan medeniyet taslayıp öte yandan dünyayı sömürüp insanlığın çoğunu yoksullaştırmak, gark etmek ve açı açına süründürmek iki yüzlülüğüne ne denir?
pislik!
kan davaları bitmiyor
terör almış başını gidiyor
emperyalizm savaşlarınıysa hiç sorma!
peki ya bunlar?
pislik!
zaten dünya pis olmasaydı,insan sabunu icat etmek zorunda kalmazdı..
tuvalet sabunu, beyaz sabun, yeşil sabun, killi sabun, katranlı sabun * neyi temizlemek için üretiliyor?
pisliği!
dünya pis olmasa sabuna, deterjana gereksinim mi duyacaktık ki..
kızım ellerini yıka
oğlum burnunu sil
pis pis sırıtma
evi b.k götürüyor
kes şu pis lakırdıyı bu düzen leş kokuyor...
dünya öyle pistir ki hatta olayı şöyle bi deşelersek;
hastalanırsın, bazen hastanede yer bulamazsın,
lokantaada yemek tabağından saç, tüy vs. çıkar,
otobüste yeni ayakkabılarının üstüne basarlar hemen,
banyoya girersin sular kesilir,
uçsuz bucaksız göklerde uçaklar çarpışı,
düz yolda arabalar birbirine girer...
dünyanın pisliğiyle başa çıkamayız yani. özellikle böyle aşmış bi yüzyılda bu işin dibini bulmadık mı?
o zaman bu pisliklere bi nokta koymalı artık. nihayetinde;
pis dünyanın pis huylu,pis ağızlı insanları pisi pisine konuşup sözde medeniyet taslıyorlar,
pisi pisine yaşayıp pisi pisine ölüyorlar...
ümitsiz yürümekteydim kısa bir süre önce ölürengi bir alacakaranlığın içinden, ümitsiz, durgun ve yüzümde katı bir ifadeyle, dudaklarım da sımsıkı kapanmış. benim için batmış olan yalnızca bir güneş değildi.
güvendim, inandım ve sınır tanımadım ben de yürüdüğüm o bir zamanlar bütün renklerden gökkuşağı yaptığımız her yağmurlu havadan sonra güneşle beraber üzerimizde açan ve yalnız bırakmayan, her renginden binbir dilek tutarak içinden geçtiğimiz o yoldan. güvendim çünkü ben sanıyordum benimle beraber beslediğim, uyuttuğum yılların katlayarak verdiği tutkuyla, gözlerinden düşen tek bir damlaya kıyamadığım sevgiyle, özenle, hasretle büyüttüğüm içimdeki o sen kişisine.
zaman derlerdi ya hani paramparça, tuzla buz olan bir kalbe iyi gelen tek şeye. aldırmazsın, inanmazsın ve kulak asmazsın zamanın o derinden gelen sesine. ama o gün en sessiz zamanda zemin kayıp gitti ayaklarımın altından ve sonsuzluğa açılan bir düş başladı. yelkovan olmadığı kadar çabuk ilerledi, yaşamımın saati derin bir soluk aldı. baktım, içerde mutluluk, güven ve sevgi vardı cıvıldaşan taa derinden. düşündüm de yok daha kısa bir süre önce oynamıştım böyle hem de baş rolde ama yazdığım sonla bitmeyen bir düş sahnesinde. ürkek, biraz da çekindendi kalbim ama cesur. düşündüm ve araladı mutluluğu arayan zihnimle bir zamanlar avuçlarımda paramparça edip kırıklarını toplamaya cesaret edemediğin ve kanattığın ellerim düş sahnesinin perdelerini. ve şimdi yorgun belki ama orda da rolü hazır.
sense kayboldun çoktan içtiğin sigaranın dumanıyla yalan ve riyakar masallarda. içime çekerdim seni de dumanla beraber hiç çıkarmamak üzere. ama artık arta kalan ne varsa sahteliklerden, arındırıyorum kendimi ve geri üflüyorum nefretle içimde kalan ne varsa.
bizi yüce kılan erdemlerimizdir nihayetinde. ama sahteliklerden arınmak zorundasın çünkü sen onlar yüzünden yıkılacaksın.
hem faregillerden, hem de kedigillerden olan, ülkemizde henüz pek bilinmeyen ama yetiştiriciliğinde çok paralar kırılan, dünyanın en yumuşak tüyüne sahip bir hayvandır. kürkü çok değerlidir. bıyıkları da ressamların kullandıkları fırçaların yapımında kullanılır. tanesi 30 40 dolara satın alınabilen ve bakana masrafı sadece 4 5 dolar olan sevimli hayvan çinçilya, almanya, hollanda gibi pek çok ülkede ihraç edilir. fakat malesef pek çok değerli hayvan gibi onlar da nesli tükenen hayvanlararasındadır.
ayrıca (bkz: çinçilya kürkü)
tırnakları daha bakımlı ve daha doğal gösteren bir çeşit manikürdür.
beyaz ojenin 3 çeşit tonuyla yapılır. ilk adımda tırnağın beyaz kısmına istenilen kadar düz bir şerit halinde rakı beyazı sürülür. biraz kurumaya bırakılır ve ardından beyazın bir açık tonu sürülür. o da kuruduktan sonra olay parlatıcı sürdükten sonra biter.
bunların bi de setleri vardır. tek fark sürerken taşmaması için kullanılan bantın olmasıdır. ayrıca frençte tırnağın çok da uzun olmasına gerek yoktur. beyazı görünsün yeter.
çoban salatasının birkaç malzeme daha zengin halidir. bütün malzemeler küçük küçük küp küp doğranır ve üzerine ceviz serpilir. güzel olur, lezzetli olur.
2 orta boy pancar, soyulup rendelenmiş
Yarım kilo (orta boy) ince doğranmış lahana
2 diş sarımsak
1 demet maydonoz, ince doğranmış
1 orta boy patates
1 büyük havuç, temizlenip rendelenmiş
2 orta boy kuru soğan
2 adet defne yaprağı
2 orta boy domates
1'er tatlı kaşığı biber ve domates salçası
1lt et suyu
ile yapılan aslında ukraynaya özgü olup diğer slav, türk ülkelerine de yayılan bir çorba çeşididir. içinde pişmiş sebze olduğu için ben içmedim ama içenlerin yalancısıyım.
katolik ve ortadoks ülkelerinde, özellikle isveç, norveç, rusya,ukrayna gibi ülkelerde insan isimlerinin yılın her bir gününe yayılarak kutlanan bir gelenektir.
(bkz: xvi carl gustaf), natali günü, olga günü, thomas günü vs.
otelde yemek ve içki servisi yapılan lüks ve özel servis bölümleridir.bu restaurantlara günlük ama belli saatler arasında rezervasyon yapılır.burada:
misafirlere akşam yemek ve içki servislerinde bulunulur.
masalar göze hitap eder ve çeşitli şekillerde süslenir.
kimisi denize nazırdır, kimisi bahçelidir, kimisi de kapalıdır ama terası vardır.
özelikle bilgili, güleryüzlü ve becereikli personel burada çalıştırılır.
yiyecekler açık büfe değildir, menü usulü çalışır ve her menüde ustalar tarafından bir ana menü vardır.diğer yemekler isteğe göre seçilir.
siparişler tek tek alınır ve mutfağa kişi sayısıyla birlikte bildirilir.servis herkese aynı anda yapılır.
otellerde lobide resepsiyonun karşısında bulunan, yerli ve yabancı misafirlerin her türlü şikayet, istek, soru ve sorunlarını dile getirebilecekleri, en az iki dil bilmenizi gerektiren,özellikle balayı ve evlilik yıldönümü için gelen misafirleri karşılayan ve aynı zamanda da repeat guest,vip1,2,3 misafirleri tespit ederek onlarla özel olarak ilgilenen ve konaklakladıkları süre boyunca onlara küçük jestler yapan,bir kaç kere telefonla nezaket görüşmeleri düzenleyen, a la carte restaurantlara günlük rezervasyon yapan, otelin her tarafını gezen ve nerede ne olup bittiğini bilmek zorunda olan, diğer personelden farklı olarak misafirlerin kullandığı ana restoranları kullanma hakkına sahip olan, kısacası misafir memnuniyetini en üst düzeye çıkarmak için çalışan departmandır.
antalyada bir oteldeyseniz, gelen turist yoğunluğuna göre yazın ingilizce ve rusça, kışın ise yine ingilizce, almanca ve fransızca bilmek zorunda olduğunuz departmandır.beli bir süre sonra artık her misafiri tanıyorsunuzdur.departmanın diğer bir önemli görevi de misafir memnuniyet anketi dolumunu üst düzeye çıkarmak ve toplanan anketleri her gün düzenli olarak sisteme girmek,onları haftalık yorum ve departman yüzdelik raporlarına göre ayırmak,ayrılan yüzdelik raporları ve yorumları da tek tek otelin her departmanına mail atmaktır.bu kadarla da kalmayıp,anketleri tek tek inceleyerek otelden memnun ayrılanlara teşekkür ve seneye yine bekleriz mektubu, memnun ayrılmayanlara da kişisel bilgi kartlarından ulaşıp memnun kalmadıkları noktaları tespit etmek ve haklılarsa özür mektubu yazmaktır.velhasıl yorucu ama bir o kadar da zevkli departmandır.